18 Temmuz, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Rıdvan SAÇU / Mabedin İşgali: Bataklıkta Son Çıkış

Rıdvan SAÇU / Mabedin İşgali: Bataklıkta Son Çıkış
Rıdvan SAÇU yazdı.

Değerli okurlarım, Şanlıurfa ilimizde yüreklerimizi yakan, tarifi imkansız acı bir olay yaşandı. 19 yaşında bir şahıs, uzun namlulu silahla girdiği okulda evlatlarımızı ve kıymetli öğretmenlerimizi hedef aldı, 17 canımızı yaraladı. Geleceğimizin teminatı çocuklarımıza ve onları yetiştiren fedakar öğretmenlerimize sıkılan her kurşun, hepimize, tüm milletimize sıkılmıştır. Bu elim hadisede yaralanan evlatlarımıza ve öğretmenlerimize acil şifalar diliyorum. Öylesine bir adli vaka olarak görülmemesi gerektiği için derin düşüncelerle yazımı kaleme aldığım esnada, benzer bir olayın Kahramanmaraş ilimizde de gerçekleştiğini okuduğumda artık ülkemizin bir beka sorunu yaşadığını net şekilde söyleyebilirim. Ancak en derin üzüntüm ve acım şudur ki; maalesef öğretmen ve öğrencilerimizi kaybettik. Hayatını kaybeden her bir canımız için yüreğim kanıyor.

Kaybettiğimiz kıymetli öğretmenlerimize ve sevgili yavrularımıza Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve tüm eğitim camiamıza başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Okullarımıza kadar sıçrayan bu şiddet sarmalı, sadece adli vakalar değil, topyekun mücadele edilmesi gereken, ülkemizin geleceğini tehdit eden derin bir beka sorunudur…

Sınıfın ortasında patlayan o silah sesi aslında bir okulun koridorlarında yankılanmadı. O ses, topyekûn bir medeniyetin, ahlakın ve insanlık tasavvurumuzun çatırdama sesidir.

ugün okullarımızın bahçesine düşen kan, sadece bir "asayiş" vakası değil; günden güne içine çekildiğimiz o devasa, karanlık ve pis kokulu bataklığın yüzümüze sıçrayan ilk balçığıdır. Eğer bugün bu balçığı temizleyemezsek, yarın o bataklık hepimizi, evlatlarımızı ve geleceğimizi yutacak.

Peki, ne oldu da kalem tutması gereken eller namluya uzandı? Neden şiddet, bir virüs gibi yeni neslin ruhuna sızdı?

Bakın etrafınıza; ekranlardan sızan mafya özentisi karakterler, "kısa yoldan köşeyi dönme" hırsı, emeğin değil zorbalığın alkışlandığı dijital arenalar... Gençlik, bir anlam boşluğunun içinde savruluyor. Ahlakın "zayıflık", nezaketin "pısırıklık" olarak pazarlandığı bu çağda, suçun ve şiddetin estetik bir ambalajla sunulması en büyük cinayettir.

Utanma duygusunu yitirmiş bir toplumun çocukları, kahramanlığı tetikte arıyor.

Şimdi durup o can yakıcı soruları sorma vaktidir:

Bu meselenin kökenindeki asıl tehlike, okulun bir "güvenlik sorunu" haline gelmesi değildir. Asıl tehlike, öğretmenin bir rehber bir yol gösterici rolunun toplumda yok olması okulun bir "şefkat ve emniyet kalesi" olma vasfını yitirmesidir. Okul artık bir "mabed" değil, sadece diploma veren bir soğuk beton yığını, öğretmen ise bir çocuk bakıcısı olmuştur. Ruhunu kaybeden her yapı gibi okul da çürümeye mahkumdur. 

Toplumdaki en büyük yanlış inanç ise şudur: "Kapıya metal detektörü koyarsak, polisi artırırsak çocuklarımız güvende olur." Hayır! Demir parmaklıklar ve detektörler sadece hapishane inşa eder. Bir çocuğun kalbine "merhamet" ve "sorumluluk" detektörü yerleştiremediğiniz sürece, hangi cihaz o içteki şiddeti engelleyebilir? 

Bu satırları yazarken merhum Nurettin TOPÇU’nun mesleğine duyduğu derin saygıyı ifade eden o sarsıcı ve mana yüklü sözü aklıma geldi; "40 yıl öğretmenlik yaptım, mabede nasıl girdimse sınıfa da öyle abdestli girdim" 

Bizim bu yazıdaki asıl aydınlanmamız, tetiği çeken parmağa değil, o tetiği çektiren "anlam yitimine" odaklanmak olmalıdır. Mesele bir güvenlik zafiyeti değil, bir "insan inşa etme" iflasıdır.

Farabi, yüzyıllar öncesinden "Erdemli Şehir" (Medinetü'l-Fazıla) idealiyle bize seslenmişti. Ona göre eğitim, ferdi saadete ve toplumsal huzura ulaştıran bir ahlak yolculuğudur.

Eğer okul, "kalbi tasfiye" edip insanı kendi nefsinin zorbalığından kurtaramıyorsa; orada sadece bilgili canavarlar yetişir. Biz bugün bilgiyi yücelttik ama hikmeti-hakikati toprağa gömdük. Hikmetsiz bilgi, sahibinin elinde bir silaha hakikatsiz okul vicdansız ruhlar yetiştiren bir beton yığınına dönüşür.

Eğitim zihinleri bir özgürleşme pratiğidir eğer biz eğitimi sadece sınav başarılarına, rakamlara ve rekabete indirgersek; çocukları birbirinin kurdu haline getiririz. Rekabetin olduğu yerde haset, hasedin olduğu yerde şiddet vardır. Gerçek eğitim, insanın içindeki "öteki"ne karşı sorumluluk duymasını sağlayan akılcı bir uyanıştır.

İtibarını Yitirme Tehlikesinde Bir Meslek…

Hepsinden öte, bu toplumsal yangının asıl müsebbibi nedir biliyor musunuz? Maarif ordusunun komutanını, yani öğretmeni sarsılan tahtından indirip, onu ruhsuz bir "çocuk bakıcısına" dönüştürmemizdir. Bugün özellikle ilkokul kademesinde öğretmeni sadece çocuk oyalayan, vakit dolduran bir teknisyen sanmak; medeniyetin kendi temeline dinamit koymasıdır.

Bertrand Russell’ın o muazzam uyarısını kulaklarınıza küpe yapın: "En büyük zihinler, en küçük zihinleri eğitmelidir." Peki, biz ne yapıyoruz? En parlak beyinlerimizi paranın, teknolojinin ve bürokrasinin odalarına hapsederken; geleceğimizi, yani o körpe ruhları, sistemin değersizleştirdiği, itibarsızlaştırdığı ve "basit bir iş" olarak kodladığı bir cendereye teslim ediyoruz. Oysa bir ana sınıfı veya ilkokul öğretmeni, bir toplumun atom mühendisinden daha stratejik bir mimardır. Birincisi maddeyi, ikincisi geleceğimizi şekillendirir.
Bir paradigma değişimi artık tercih değil, hayatta kalma meselesidir. Öğretmenlik; geçim derdiyle boğuşan, veli kaprisine hapsedilen veya bürokrasinin çarkları arasında ezilen bir "bakıcılık" hizmeti değildir. O, bir haysiyet, gelecek davasıdır bir beka meselesidir. Öğretmenin vakarını haysiyetini koruyamazsak, o sınıftan bir kahraman değil, sadece sonuç ekranında birer "numara" çıkarırız. Unutmayın; öğretmenin itibarının bittiği yerde, sokağın şiddeti başlar. Mektebi ibadethane yapan, o mabed içindeki rehberin dehasıdır.

Çözüm Reçetesi Net:

-Okulu Mabed Kılmak: Okul, sokağın kirliliğinden korunan, estetiğin, sanatın ve vicdanın nefes aldığı bir sığınak olmalıdır. Burası bir test çözme merkezi değil, bir şahsiyet atölyesidir.

-Öğretmen Değil, Muallim: Sadece bilgi aktaran memurlar değil, karakter inşa eden "mimar"lar yetiştirmeliyiz. En zeki ve en vicdanlı insanlarımızı, en küçük yaş gruplarının başına göndermeliyiz.

...

YAZININ DEVAMI BURADA

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!