Murat ÇETİN / Bayramlaşma Vardı... Malatya Yoktu

Murat ÇETİN yazdı.
Ali Bakan bayramlaşma düzenledi.
Salon doldu.
Teşkilat geldi.
Muhtar geldi.
Dernek geldi.
Partili geldi.
Çay geldi.
Simit geldi.
Bir tek Ak Partinin Malatyalı vekilleri gelmedi.
Şimdi hakkını teslim edelim.
Bülent Tüfenkci Mekke’de.
Adam hacda.
Allah kabul etsin.
Onu bu fotoğrafın dışında tutalım.
Ama diğerleri…
İşte orası Malatya’nın özeti gibi.
Abdurrahman Babacan belli ki Malatya siyasetini aşmış.
Bir ayağı televizyon stüdyosunda.
Bir ayağı ulusal gündemde.
Bir bakıyorsun Habertürk’te.
Bir bakıyorsun Ankara kulislerinde.
Malatya ise ekranda alt yazı kadar yer bile bulamıyor.
İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak’a gelince…
Kulisler diyor ki…
Bayramlaşma saati uyku vaktine denk gelmiş.
Doğrudur.
Sonuçta herkesin bir önceliği vardır.
Kiminin mitingi.
Kiminin yayını.
Kiminin yastığı.
Malatya beklemiş.
Saat beklememiş.
İhsan Koca mı?
Allah rast getire…
Bu cümleden sonra zaten herkes ne demek istediğimi anlıyor.
İşin garibi şu.
Bayramlaşma dediğin yılda iki kere.
Ne seçim var.
Ne propaganda.
Ne adaylık yarışı.
Ne koltuk hesabı.
Sadece şehirle aynı kareye girmek.
O kadar.
Ama görünen o ki…
Malatya’da aynı fotoğrafın içine girmek bile zorlaşmış.
Eskiden milletvekilleri bayramda vatandaşın elini sıkardı.
Şimdi vatandaş bayramlaşmada milletvekilini arıyor.
Ve galiba fotoğrafın en acı tarafı şu:
Salonda AK Parti vardı.
Salonda teşkilat vardı.
Salonda Malatya vardı.
Bir tek Malatya’nın vekilleri yoktu.

BAYRAMLAŞAMAYAN ODA
Malatya Ticaret ve Sanayi Odası…
Tam 12 bin üye.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Şehrin ekmeği orada.
Sanayisi orada.
İhracatı orada.
Atölyesi orada.
Fabrikası orada.
Yani Malatya’nın ticari kalbi orada atıyor.
Ya da atması gerekiyor.
Bayram geldi geçti.
Koskoca oda…
bir bayramlaşma yapamadı.
Mesele çay değil.
Mesele şeker değil.
Mesele protokol fotoğrafı hiç değil.
Mesele aynı masada buluşabilmek.
Çünkü ticaret güven ister.
Güven temas ister.
Temas istişare ister.
İstişare hareket doğurur.
Hareket bereket getirir.
Şimdi insan ister istemez soruyor:
12 bin üyeyi aynı çatı altında buluşturamayan bir yapı, şehrin ticari enerjisini nasıl bir araya getirecek?
Daha ilginci şu.
Malatya deprem yaşamış.
Esnaf yorgun.
Sanayici temkinli.
Piyasa kırılgan.
Tam da böyle zamanlarda odaların daha görünür olması gerekir.
Daha fazla kapı çalması gerekir.
Daha fazla insanı bir araya getirmesi gerekir.
Ama ortada garip bir sessizlik var.
Sanki oda büyümüş…
ruh küçülmüş.
Sanki bina yerinde duruyor…
ama heyecan başka yere taşınmış.
Oysa bayramlaşma dediğin şey bazen bir çaydan daha fazlasıdır.
Bir masada oturan iki insanın kurduğu cümle…
bazen milyonluk yatırımdan kıymetlidir.
Bir tokalaşma…
bazen aylarca çözülemeyen problemi çözer.
Bir selam…
bazen yeni bir ortaklığın kapısını açar.
Onun için mesele bayramlaşma değil.
Mesele şehrin ticari nabzının neden bu kadar zayıf attığıdır.
Ve galiba asıl soru da burada başlıyor:
Malatya’nın 12 bin üyeli odasında ses bu kadar az çıkıyorsa… şehir ekonomisinin kalbi gerçekten nerede atıyor?
.jpeg)
SESSİZLİĞİN BİTTİĞİ YER
Malatya’da yıllardır bir İhsan Koca profili vardı.
Sakin.
Sessiz.
Geri planda.
Şehir konuşur…
sessizlik.
Esnaf konuşur…
sessizlik.
Çiftçi konuşur…
sessizlik.
Sanayici konuşur…
sessizlik.
Derken bir torba yasa çıktı.
Bir baktık…
İhsan Koca imzanın altında.

İşin garip tarafı burada başlıyor.
Çünkü tartışılan şey vergi değil.
Yol değil.
Köprü değil.
Baraj değil.
Tartışılan şey doğrudan bir fikir meselesi.
Bir anlayış meselesi.
Bir dünya görüşü meselesi.
Ve tam burada muhafazakâr seçmen dönüp vekiline bakıyor.
Diyor ki:
“Bunca meselede görmediğimiz gayreti burada mı görecektik?”
Siyaset bazen çok acımasızdır.
Yıllarca yaptığınız konuşmalar unutulur.
Ama attığınız bir imza kalır.
Çünkü seçmen kulağıyla değil…
hafızasıyla oy verir.
Bugün sosyal medyaya bakıyorsun.
Kimse yeni yatırım konuşmuyor.
Kimse yeni fabrika konuşmuyor.
Kimse yeni istihdam konuşmuyor.
Konuşulan tek şey şu:
“İhsan Koca neden bu meselenin içinde?”
İnsan ister istemez düşünüyor.
Malatya’nın çözülmeyi bekleyen onlarca meselesi dururken…
vekili görünür kılan şey neden bu oldu?
Belki de siyasetin en ağır yükü budur.
Bazen yaptığın iş değil…
nerede durduğun konuşulur.
Ve galiba bugün tartışılan da bir yasa maddesinden çok…
o maddenin altındaki imzanın neyi temsil ettiği.
.jpeg)
CESUR VELİ’NİN EN PAHALI KUMARI
Malatya’nın cesur adamı derler.
Doğrudur.
Veli Ağbaba gerçekten cesur çıktı.
Ama bazen cesaret…
insanı zirveye çıkarmaz.
Masaya oturtur.
Hem de bütün sermayesiyle.
Veli Ağbaba yıllardır siyaset biriktirdi.
İlmek ilmek.
Oy oy.
Kriz kriz.
Yüzde 38’e kadar taşıdı hikâyeyi.
Bu rakam CHP için sadece rakam değildi.
Bir yatırım dosyasıydı.
Bir gün Büyükşehir’e yürümenin avansıydı.
Sonra ne oldu?
Masaya bütün fişlerini sürdü.
Kılıçdaroğlu gitti.
Özgür Özel geldi.
İmamoğlu yükseldi.
Veli Ağbaba da tercihini yaptı.
İşte hikâye tam burada başladı.
Çünkü siyasette yanlış tarafta kalmanın faturası bazen seçimi kaybetmek değildir.
Yılların yatırımını kaybetmektir.
Bugün CHP’ye bakıyorsun.
Parti değil.
Parçalı aile toplantısı.
Bir köşede Kılıçdaroğlucular.
Bir köşede Özgür Özelciler.
Başka tarafta İmamoğlucular.
Bir başka masada bölgesel güç odakları.
Aynı binadalar.
Ama aynı partide gibiler mi?
Orası muamma.
Ve şimdi en büyük tehlike ortaya çıkıyor.
Çünkü Veli Ağbaba yıllardır rakipleriyle kavga etmedi.
Geleceğe yatırım yaptı.
Ama insan bazen rakibine yenilmez.
Yatırım yaptığı masanın dağılmasına yenilir.
Bugün Malatya’da konuşulan CHP’nin geleceği değil.
Aslında konuşulan şey şu:
Veli Ağbaba yıllardır çıktığı merdivenin hâlâ duvara yaslı olup olmadığı.
Çünkü siyasette en pahalı kayıp seçim değildir.
Yanlış masaya yatırılan ömürdür.

VELİ GİDERSE SAMİ KAZANIR MI?
Malatya’da bazıları erkenden bayram hazırlığı yapıyor.
CHP karışmış.
CHP bölünmüş.
CHP kavgalı.
Veli Ağbaba’nın siyaseten zor günler yaşayabileceği konuşuluyor.
Ve hemen ardından aynı cümle geliyor:
“Bu iş Sami Er’e yarar.”
Hakikaten mi?
Bir dakika.
Biraz yavaş.
Biraz hesap.
Biraz matematik.
Selahattin Gürkan seçildiğinde aldığı oy yaklaşık yüzde 67-68.
Sami Er seçildiğinde?
Yaklaşık yüzde 45.
Yani ortada zafer kadar konuşulmayan başka bir rakam daha var.
Yirmi puandan fazla eriyen bir oy.
Ama o günlerde başka bir şey vardı.
Bir anlatı vardı.
Bir vitrin vardı.
Bir itibar yönetimi vardı.
Sami Er anlatılıyordu.
Sami Er pazarlanıyordu.
Sami Er parlatılıyordu.
Aradan zaman geçti.
Broşür kapandı.
Sunum bitti.
Perde kalktı.
Ve geriye yönetim kaldı.
İşte hikâye tam burada başladı.
Çünkü CHP’nin problemi ne olursa olsun…
Sami Er’in problemi yerinde duruyor.
Vekillerle problem.
Teşkilatla problem.
Basınla problem.
İl başkanıyla problem.
Ekip kurma problemi.
Koordinasyon problemi.
Ve hepsinden önemlisi…
“Bildiğim bildik.”
“Dediğim dedik.”
“Çaldığım düdük.”
siyaseti.
Bazıları Veli Ağbaba’nın küçülmesini kendi büyümesi sanıyor.
Halbuki siyaset çocuk parkı değil.
Karşı salıncağın kırılması…
senin yükseldiğin anlamına gelmez.
Rakibin tökezleyebilir.
Muhalefet dağılabilir.
Partiler bölünebilir.
Ama içeride düzen yoksa…
dışarıdaki karmaşanın pek faydası olmaz.
Çünkü bazı siyasetçiler seçimi rakibine karşı kazanır.
Sonra dönüp…
kendi yönetim tarzına karşı kaybetmeye başlar.
Ve galiba bugün sorulması gereken soru şu:
Veli Ağbaba giderse Sami Er kazanır mı?
Yoksa…
Sami Er’in asıl rakibi hâlâ Sami Er midir?
...
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Osman Timurtaş Ak Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcılığına Atandı
- Yavuz Bingöl'den Gelen Kötü Haber Sonrası Festivalde Sahne Alacak Yeni İsim Belli Oldu
- Buhara Bulvarı Üzerinde Üç Araç Birbirine Girdi! Yaralılar Var
- Malatya'nın Altın Değerindeki En İyi Kayısıları Dünya Sahnesine Çıkmak İçin Yarıştı
- LGS Türkiye Birincileri Başarılarının Sırrını Vali Seddar Yavuz'a Anlattı
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.