Bayramlaşma Vardı... Malatya Yoktu
01 Haziran 2026, Pazartesi 09:08
Ali Bakan bayramlaşma düzenledi.
Salon doldu.
Teşkilat geldi.
Muhtar geldi.
Dernek geldi.
Partili geldi.
Çay geldi.
Simit geldi.
Bir tek Ak Partinin Malatyalı vekilleri gelmedi.
Şimdi hakkını teslim edelim.
Bülent Tüfenkci Mekke’de.
Adam hacda.
Allah kabul etsin.
Onu bu fotoğrafın dışında tutalım.
Ama diğerleri…
İşte orası Malatya’nın özeti gibi.
Abdurrahman Babacan belli ki Malatya siyasetini aşmış.
Bir ayağı televizyon stüdyosunda.
Bir ayağı ulusal gündemde.
Bir bakıyorsun Habertürk’te.
Bir bakıyorsun Ankara kulislerinde.
Malatya ise ekranda alt yazı kadar yer bile bulamıyor.
İnanç Siraç Kara Ölmeztoprak’a gelince…
Kulisler diyor ki…
Bayramlaşma saati uyku vaktine denk gelmiş.
Doğrudur.
Sonuçta herkesin bir önceliği vardır.
Kiminin mitingi.
Kiminin yayını.
Kiminin yastığı.
Malatya beklemiş.
Saat beklememiş.
İhsan Koca mı?
Allah rast getire…
Bu cümleden sonra zaten herkes ne demek istediğimi anlıyor.
İşin garibi şu.
Bayramlaşma dediğin yılda iki kere.
Ne seçim var.
Ne propaganda.
Ne adaylık yarışı.
Ne koltuk hesabı.
Sadece şehirle aynı kareye girmek.
O kadar.
Ama görünen o ki…
Malatya’da aynı fotoğrafın içine girmek bile zorlaşmış.
Eskiden milletvekilleri bayramda vatandaşın elini sıkardı.
Şimdi vatandaş bayramlaşmada milletvekilini arıyor.
Ve galiba fotoğrafın en acı tarafı şu:
Salonda AK Parti vardı.
Salonda teşkilat vardı.
Salonda Malatya vardı.
Bir tek Malatya’nın vekilleri yoktu.

BAYRAMLAŞAMAYAN ODA
Malatya Ticaret ve Sanayi Odası…
Tam 12 bin üye.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Şehrin ekmeği orada.
Sanayisi orada.
İhracatı orada.
Atölyesi orada.
Fabrikası orada.
Yani Malatya’nın ticari kalbi orada atıyor.
Ya da atması gerekiyor.
Bayram geldi geçti.
Koskoca oda…
bir bayramlaşma yapamadı.
Mesele çay değil.
Mesele şeker değil.
Mesele protokol fotoğrafı hiç değil.
Mesele aynı masada buluşabilmek.
Çünkü ticaret güven ister.
Güven temas ister.
Temas istişare ister.
İstişare hareket doğurur.
Hareket bereket getirir.
Şimdi insan ister istemez soruyor:
12 bin üyeyi aynı çatı altında buluşturamayan bir yapı, şehrin ticari enerjisini nasıl bir araya getirecek?
Daha ilginci şu.
Malatya deprem yaşamış.
Esnaf yorgun.
Sanayici temkinli.
Piyasa kırılgan.
Tam da böyle zamanlarda odaların daha görünür olması gerekir.
Daha fazla kapı çalması gerekir.
Daha fazla insanı bir araya getirmesi gerekir.
Ama ortada garip bir sessizlik var.
Sanki oda büyümüş…
ruh küçülmüş.
Sanki bina yerinde duruyor…
ama heyecan başka yere taşınmış.
Oysa bayramlaşma dediğin şey bazen bir çaydan daha fazlasıdır.
Bir masada oturan iki insanın kurduğu cümle…
bazen milyonluk yatırımdan kıymetlidir.
Bir tokalaşma…
bazen aylarca çözülemeyen problemi çözer.
Bir selam…
bazen yeni bir ortaklığın kapısını açar.
Onun için mesele bayramlaşma değil.
Mesele şehrin ticari nabzının neden bu kadar zayıf attığıdır.
Ve galiba asıl soru da burada başlıyor:
Malatya’nın 12 bin üyeli odasında ses bu kadar az çıkıyorsa… şehir ekonomisinin kalbi gerçekten nerede atıyor?
.jpeg)
SESSİZLİĞİN BİTTİĞİ YER
Malatya’da yıllardır bir İhsan Koca profili vardı.
Sakin.
Sessiz.
Geri planda.
Şehir konuşur…
sessizlik.
Esnaf konuşur…
sessizlik.
Çiftçi konuşur…
sessizlik.
Sanayici konuşur…
sessizlik.
Derken bir torba yasa çıktı.
Bir baktık…
İhsan Koca imzanın altında.

İşin garip tarafı burada başlıyor.
Çünkü tartışılan şey vergi değil.
Yol değil.
Köprü değil.
Baraj değil.
Tartışılan şey doğrudan bir fikir meselesi.
Bir anlayış meselesi.
Bir dünya görüşü meselesi.
Ve tam burada muhafazakâr seçmen dönüp vekiline bakıyor.
Diyor ki:
“Bunca meselede görmediğimiz gayreti burada mı görecektik?”
Siyaset bazen çok acımasızdır.
Yıllarca yaptığınız konuşmalar unutulur.
Ama attığınız bir imza kalır.
Çünkü seçmen kulağıyla değil…
hafızasıyla oy verir.
Bugün sosyal medyaya bakıyorsun.
Kimse yeni yatırım konuşmuyor.
Kimse yeni fabrika konuşmuyor.
Kimse yeni istihdam konuşmuyor.
Konuşulan tek şey şu:
“İhsan Koca neden bu meselenin içinde?”
İnsan ister istemez düşünüyor.
Malatya’nın çözülmeyi bekleyen onlarca meselesi dururken…
vekili görünür kılan şey neden bu oldu?
Belki de siyasetin en ağır yükü budur.
Bazen yaptığın iş değil…
nerede durduğun konuşulur.
Ve galiba bugün tartışılan da bir yasa maddesinden çok…
o maddenin altındaki imzanın neyi temsil ettiği.
.jpeg)
CESUR VELİ’NİN EN PAHALI KUMARI
Malatya’nın cesur adamı derler.
Doğrudur.
Veli Ağbaba gerçekten cesur çıktı.
Ama bazen cesaret…
insanı zirveye çıkarmaz.
Masaya oturtur.
Hem de bütün sermayesiyle.
Veli Ağbaba yıllardır siyaset biriktirdi.
İlmek ilmek.
Oy oy.
Kriz kriz.
Yüzde 38’e kadar taşıdı hikâyeyi.
Bu rakam CHP için sadece rakam değildi.
Bir yatırım dosyasıydı.
Bir gün Büyükşehir’e yürümenin avansıydı.
Sonra ne oldu?
Masaya bütün fişlerini sürdü.
Kılıçdaroğlu gitti.
Özgür Özel geldi.
İmamoğlu yükseldi.
Veli Ağbaba da tercihini yaptı.
İşte hikâye tam burada başladı.
Çünkü siyasette yanlış tarafta kalmanın faturası bazen seçimi kaybetmek değildir.
Yılların yatırımını kaybetmektir.
Bugün CHP’ye bakıyorsun.
Parti değil.
Parçalı aile toplantısı.
Bir köşede Kılıçdaroğlucular.
Bir köşede Özgür Özelciler.
Başka tarafta İmamoğlucular.
Bir başka masada bölgesel güç odakları.
Aynı binadalar.
Ama aynı partide gibiler mi?
Orası muamma.
Ve şimdi en büyük tehlike ortaya çıkıyor.
Çünkü Veli Ağbaba yıllardır rakipleriyle kavga etmedi.
Geleceğe yatırım yaptı.
Ama insan bazen rakibine yenilmez.
Yatırım yaptığı masanın dağılmasına yenilir.
Bugün Malatya’da konuşulan CHP’nin geleceği değil.
Aslında konuşulan şey şu:
Veli Ağbaba yıllardır çıktığı merdivenin hâlâ duvara yaslı olup olmadığı.
Çünkü siyasette en pahalı kayıp seçim değildir.
Yanlış masaya yatırılan ömürdür.

VELİ GİDERSE SAMİ KAZANIR MI?
Malatya’da bazıları erkenden bayram hazırlığı yapıyor.
CHP karışmış.
CHP bölünmüş.
CHP kavgalı.
Veli Ağbaba’nın siyaseten zor günler yaşayabileceği konuşuluyor.
Ve hemen ardından aynı cümle geliyor:
“Bu iş Sami Er’e yarar.”
Hakikaten mi?
Bir dakika.
Biraz yavaş.
Biraz hesap.
Biraz matematik.
Selahattin Gürkan seçildiğinde aldığı oy yaklaşık yüzde 67-68.
Sami Er seçildiğinde?
Yaklaşık yüzde 45.
Yani ortada zafer kadar konuşulmayan başka bir rakam daha var.
Yirmi puandan fazla eriyen bir oy.
Ama o günlerde başka bir şey vardı.
Bir anlatı vardı.
Bir vitrin vardı.
Bir itibar yönetimi vardı.
Sami Er anlatılıyordu.
Sami Er pazarlanıyordu.
Sami Er parlatılıyordu.
Aradan zaman geçti.
Broşür kapandı.
Sunum bitti.
Perde kalktı.
Ve geriye yönetim kaldı.
İşte hikâye tam burada başladı.
Çünkü CHP’nin problemi ne olursa olsun…
Sami Er’in problemi yerinde duruyor.
Vekillerle problem.
Teşkilatla problem.
Basınla problem.
İl başkanıyla problem.
Ekip kurma problemi.
Koordinasyon problemi.
Ve hepsinden önemlisi…
“Bildiğim bildik.”
“Dediğim dedik.”
“Çaldığım düdük.”
siyaseti.
Bazıları Veli Ağbaba’nın küçülmesini kendi büyümesi sanıyor.
Halbuki siyaset çocuk parkı değil.
Karşı salıncağın kırılması…
senin yükseldiğin anlamına gelmez.
Rakibin tökezleyebilir.
Muhalefet dağılabilir.
Partiler bölünebilir.
Ama içeride düzen yoksa…
dışarıdaki karmaşanın pek faydası olmaz.
Çünkü bazı siyasetçiler seçimi rakibine karşı kazanır.
Sonra dönüp…
kendi yönetim tarzına karşı kaybetmeye başlar.
Ve galiba bugün sorulması gereken soru şu:
Veli Ağbaba giderse Sami Er kazanır mı?
Yoksa…
Sami Er’in asıl rakibi hâlâ Sami Er midir?
.jpeg)
KIRK BEŞ YILLIK BETON MU, KIRK YILLIK HİZMET Mİ?
Takvim 1980.
Daha internet yok.
Cep telefonu yok.
Sosyal medya yok.
Bugün ahkâm kesenlerin bir kısmı dünyada bile yok.
Bir bina yapılıyor.
Aradan yıllar geçiyor.
On yıl.
Yirmi yıl.
Otuz yıl.
Kırk yıl.
Sonra deprem geliyor.
Ardından mahkeme.
Ve bir isim yeniden gündeme düşüyor:
Ahmet Münir Erkal.
Şimdi insan ister istemez düşünüyor.
Bu şehir Ahmet Münir Erkal’ı neyle hatırlayacak?
Kırk beş yıl önce dökülen betonla mı?
Yoksa kırk yıl boyunca bıraktığı izlerle mi?
Çünkü bazı insanlar makam işgal eder.
Bazıları koltuk eskitir.
Bazıları belediye yönetir.
Ama çok azı şehir hafızasına karışır.
Ahmet Münir Erkal o azlardan biri.
Malatya’nın büyümesine tanıklık etmiş bir isim.
Şehrin dönüşümünde imzası bulunan bir isim.
Sokağında izi olan.
Meydanında hatırası olan.
Bugün dönüp bakıyorsun.
Bir tarafta yarım asra yaklaşan bir bina.
Diğer tarafta yarım asra yaklaşan bir hizmet hikâyesi.
Hayat bazen garip muhasebeci.
Kırk yıllık emeği toplamaz.
Tek dosyayı önüne koyar.
Kırk yıllık hatırayı açmaz.
Tek başlığı büyütür.
Oysa şehirler mahkeme tutanaklarıyla yaşamaz.
Hatıralarla yaşar.
İzlerle yaşar.
Eserlerle yaşar.
Bugün Malatya’da Ahmet Münir Erkal denildiğinde insanların aklına önce bir dosya mı geliyor?
Yoksa bir dönem mi?
Bir karar mı?
Yoksa bir belediyecilik anlayışı mı?
İşte mesele burada.
Çünkü bazı isimler hakkında hüküm vermek kolaydır.
Ama onları birkaç sayfalık dosyaya sığdırmak zordur.
Hem de çok zordur.
Beton yaşlanır.
Binalar yıkılır.
Dosyalar kapanır.
Ama bazı isimler vardır…
Onları mahkeme salonları değil,
şehirlerin hafızası saklar.
.jpeg)
KALEM HAKKI: DESTEK VAR, KALABALIK YOK
Sözcü yazmış:
“Veli Ağbaba’ya büyük destek.”
Fotoğrafa bakıyorsun…
Destek var mı, tartışılır.
Ama kalabalık olmadığı kesin.

İnsan merak ediyor:
Manşeti yazan fotoğrafa mı baktı,
yoksa nüfus sayımına mı?
Çünkü bazen haberde en büyük kalabalık,
başlığın içindedir.

LAF EBESİ: “SÖZÜN RAF ÖMRÜ”
“Müteahhitten para almam.”
Güzel sözdü.
Alkış da aldı.
Sonra zaman geçti…
Yeni Malatyaspor’da günah olan,
Yeşilyurtspor’da sevap oldu.
Müteahhit aynı müteahhit.
Değişen ne?
Demedi deme Sami…
FIKRA GİBİ MEMLEKET
Adamın biri gece evine gelmiş.
Kapıyı çalmış.
Kapıyı açan çocuğu olmuş.
Demişler:
“Bu çocuğu kim dünyaya getirdi?”
Adam:
“Doktor.”
“Evi kim yaptı?”
“Usta.”
“Ekmeği kim verdi?”
“Fırıncı.”
“Parayı kim verdi?”
Adam durmuş.
Hayatta ne varsa…
Herkes bir sebep bulmuş.
Geçen gün deprem oldu.
Birisi fay dedi.
Birisi levha dedi.
Birisi gerilim dedi.
Birisi kırılma dedi.
Herkes sebebi anlattı.
Sebepler tamam.
Ama insan merak ediyor:
Bu memlekette sebeplerin de bir sahibi var mı?
Yoksa onlar da kendi kendine mi çalışıyor?
FİSKOS MASASI:
Malatya’da kulislerin sesi yükseliyor…
Bir yanda hafriyat, bir yanda trafik, bir yanda siyaset.
Şehir yeniden kuruluyor deniyor ama vatandaşın sabrı da yeniden test ediliyor.
-Mahallede Alarm Saatine Gerek Kalmadı!
Mahalle aralarına giren iş makineleri ve hafriyat kamyonları sayesinde Malatyalılar artık alarm kurmuyormuş. Sabahın erken saatlerinde başlayan gürültü, gün boyu devam eden toz ve çevre kirliliği mahalleliyi canından bezdirmiş. Kulislerde şu cümle dolaşıyor: “Depremden çıktık, hafriyattan çıkamadık.”
Üç
Şehir merkezindeki daralan yollar, düzensiz parklar ve bitmeyen yıkım alanları nedeniyle trafikte geçirilen süre rekor seviyeye ulaşmış. Eskiden beş dakikalık mesafe şimdi yarım saat sürüyormuş. Vatandaşın ironisi hazır: “Malatya küçük şehir değilmiş, biz yeni öğreniyoruz.”
-Gençlerin Gidecek Yeri Kalmadı mı?
Deprem öncesinin parkları, kafeleri, sosyal alanları birer birer ortadan kalkınca özellikle gençler ve çocuklu aileler alternatif bulamaz hale gelmiş. Şehirde sıkça duyulan söz şu: “Ev var, sokak yok; bina var, hayat yok.”
-CHP Kulislerinde Sular Durulmuyor
38. Olağan Kurultay soruşturmasının Malatya ayağı siyaset kulislerini hareketlendirmiş durumda. CHP Milletvekili Veli Ağbaba’nın yakın çevresinden bazı isimlerin adli süreçlere konu olmasıyla birlikte parti içinde eski hesapların yeniden açıldığı konuşuluyor. Karşı kanatların ses yükselttiği, genel merkezin Malatya dosyasını yakından takip ettiği fısıldanıyor. Şehirde herkes aynı soruyu soruyor: “Bu iş nereye varacak?”
-Fenerle Duvar Gezenler Çoğaldı
Son 5.6’lık depremden sonra daha önce “az hasarlı” denilen evlerde yeni çatlaklar oluşmaya başlamış. Ev sahipleri geceleri duvar kontrolü yapıyormuş. Kulislerde yükselen serzeniş oldukça ağır: “İlk depremde ayakta kaldık ama güven duygumuz yıkıldı.”
Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…
Çünkü Malatya’da bazen en büyük deprem,
yerin altında değil, insanların zihninde yaşanıyor.
(1)(1).jpg)
Selam ve dua ile
Fiemanillah
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
OSMAN ARSLAN
08-06-2026 10:28Tebrikler. Çok güzel bir yazı stili ve bir şehrin kırcal damarlarını anlatma olayı. Karikatürlerle süper olmuş. Türkiyede bu tarz karikatürlü makale görmüyorum. Farklılığı yakalamışsınız. Bunu bir şehir gazetesinden ayrıştırıp ulusal yayın yapan büyük gazetelerde yaparsanız çok kısa sürede büyük ses getirirsiniz. Tekrar tebrikler
Mustafa Kaya
01-06-2026 11:56Ahmet Münir Erkal konusunda biraz vicdanlı olmak lazım. İnsanlar bir ömrü tek dosyayla değerlendirmemeli. Hata varsa hukuk gereğini yapar. Ama bu şehirde Ahmet Münir Erkal denince insanların aklına önce hizmet geliyor. Park geliyor, yol geliyor, belediyecilik geliyor. Kırk yıllık hatırayı bir mahkeme kararına indirgemek bana doğru gelmiyor. Şehir hafızası bazen evraklardan daha güçlüdür.
Hasan Çelik
01-06-2026 11:56Veli Ağbaba ile ilgili bölüm bence düşündürücüydü. Siyasette bazen rakibin değil, yanlış tarafta durmak kaybettiriyor. CHP’nin kendi içinde yaşadığı tartışmaların Malatya’ya da yansıdığı ortada. Fakat ben Veli Ağbaba’nın tamamen bittiği kanaatinde değilim. Yılların birikimi var. Ama şu da gerçek ki siyaset artık eskisi kadar öngörülebilir değil. Bir yanlış hesap bazen yılların emeğini götürebiliyor.
Mehmet Yıldırım
01-06-2026 11:55Yazıyı okuyunca en çok bayramlaşma meselesine takıldım. Mesele bir salona gidip çay içmek değil. İnsanlar vekillerini görmek istiyor. Bayram dediğin zaten yılda iki defa geliyor. Vatandaşın arasına karışmayacaksan ne zaman karışacaksın? Sonra kızıyoruz insanlar siyasetçiye güvenmiyor diye. Güven dediğin televizyona çıkmakla değil, aynı masada oturmakla oluşur. Bu yüzden yazının bu kısmını oldukça yerinde buldum.
Abdullah Baysal
01-06-2026 11:03Herşeye rağmen güzel bir bayram geçtiKüllerinden doğan yeni ve güçlü bir Malatya İnsanların eksikleri kadar iyi taraflarınıda yazarsanız daha güzel olurİnsanların bulundukları mekan kadar Malatya ve Türkiye ye yaptıkları faydalı işlerde önemli değilmi ?
Mlx 44
01-06-2026 10:24Malatya da partisine muhalif olan başkan Sami Bey.Gürkan dönemini kötüleyerek partisine zarar verdi.Veli Ağbaba ile olan iletişimiyle zarar verdi.
Yılmaz
01-06-2026 10:21İhsan Koca nın şu memlekete katkısını bilen var mı?Başarısız bir vekil olduğuna dair Malatya nın kanaati var.Sokak röportajı yapılsa tanıyan sayısı da az çıkacaktır,denenebilir.Halk arasında dolaşan biri değildir,bu tescillidir.
Bulut
01-06-2026 10:01Yazı, Malatya'nın sadece siyasi değil, sosyal ve ekonomik kırılganlığını da tam kalbinden vurmuş EMEĞİNİZE SAĞLIK
Zeytin
01-06-2026 10:01Son 5.6'lık depremden sonra her gece evde çatlak arıyoruz. İlk depremde evimiz yıkılmadı ama yazarın dediği gibi, bizim güven duygumuz yıkıldı. Psikolojimiz bitti
Müteahhit
01-06-2026 10:00%67’lerden %45’e düşen oyları kimse konuşmuyor. Veli Ağbaba’nın zayıflaması Sami Başkan’ı dev aynasında göstermesin. Herkesle kavgalı bir yönetim anlayışı var. Dediğim dedik siyaseti Malatya gibi yaralı bir şehre merhem olmaz. Sami Başkan'ın en büyük rakibi kendi egosu
Partili Hasan tecde
01-06-2026 10:00CHP içindeki o parçalı yapı Veli Başkan’ı da aşağı çekiyor. Kurultay soruşturması, fırtınalar derken olan Malatya’daki muhalefet gücüne oluyor. Duvar yıkılırsa merdiven de boşa çıkar
Ferhat
01-06-2026 09:5912 bin üyeli Ticaret Odası bir bayramlaşma organize edemiyorsa bu şehirde ticaretin başı boş kalmış demektir
Murat Akpınar esnafı
01-06-2026 09:59İhsan Koca meselesi çok derin. Adam yıllarca sustu Malatya’nın onca derdi varken sesini duymadık. Gidip bir torba yasanın altına imza atarak manşet oldu.
Nilüfer
01-06-2026 09:58İnanç Hanım için 'uyku vaktine denk gelmiş' kısmı beni hem güldürdü hem düşündürdü. Biz çadırlarda, konteynerlerde tozun toprağın içinde uykusuz kaldık onların önceliği yastık olmuş demek ki
Ramazan
01-06-2026 09:57Biz vekilleri sadece seçim zamanı kapı çalarken göreceksek niye seçiyoruz? Deprem geçirmiş, her sokağı enkaz olan memlekette bayramlaşmaya gelmeyeceksiniz de ne zaman geleceksiniz? Bülent Bey Hacdaymış, lafımız yok. Ama diğerleri nerede? Ankara stüdyoları Malatya sokaklarından daha mı tatlı geliyor?
Zülküf
01-06-2026 09:51Malatya siyaseti kendi kendisiyle kavgalı bu yüzden hizmet yapmaya düşünmeye fırsatları olmuyor. Biri kibirli biri uykucu biri küskün diğeri zaten hiç yok.