18 Temmuz, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Murat ÇETİN / Kurtulamadığın Güç... Seni Yönetir


Murat ÇETİN / Kurtulamadığın Güç... Seni Yönetir
Murat ÇETİN yazdı.

Türkiye’de bir sahne var.

Bir tarafta Özgür Özel.
Diğer tarafta Ekrem İmamoğlu.

Genel başkan var…
ama gölge daha büyük.

Kurtulmak istiyor.
Kurtulamıyor.

Çünkü bazen mesele rakip değildir.

yanındaki güçtür.

Aynı sahne…

Malatya’da oynandı.

Ama burada hikâye farklı bitti.

Sami Er geldi.
Seçim oldu.
Kampanya yapıldı.

Rakamlar konuşuldu.

10 milyon.

Ve ardından bir iddia:

Bu yükün…

Esenlik üzerinden ödendiği iddia ediliyor.

Altını çizelim:

iddia.

Ama siyaset bazen gerçekle değil…

iddialarla şekillenir.

Ve o iddia büyüdükçe…

sessizlik büyür.

Çünkü bir isim vardı:

Veysel Tay.

Resmî konumu belliydi.
Ama etkisi daha büyüktü.

Herkese karşı dik.

Kimseye eyvallahı yoktu.

Arkasında ne vardı…

merak konusu.

Ve asıl soru burada başlıyor:

Neden kimse dokunamadı?

Neden kimse ses çıkaramadı?

Neden her şey görülüyor ama konuşulmuyordu?

Çünkü siyaset bazen sandıkla değil…

bağla kurulur.

Ve o bağ çözülmeden…

hiçbir şey çözülmez.

Sonra ne oluyor?

Bir olay.

Bir kriz.

Bir kırılma.

Kamuoyu devreye giriyor.

Ve bir anda…

istifa geliyor.

Kendi kendine.

Kimse görevden almıyor.

Kimse “git” demiyor.

Ama gidiliyor.

İşte buna şans derler.

Sami Er için saadet güneşi.

Çünkü yapamadığını…

olay yaptı.

Söyleyemediğini…

gündem söyledi.

Dokunamadığını…

kamuoyu götürdü.

Ve şimdi tablo net:

Dün dokunulamayan bir isim…

bugün yok.

Ama soru hâlâ ortada:

Bu bir temizlik mi?

Yoksa…

zorunlu bir boşalma mı?

Çünkü eğer bir yönetici…

yanındaki etkiye karşı
kendi iradesiyle duramıyorsa…

orada başarı yoktur.

bağımlılık vardır.

Ve bütün hikâye tek cümlede biter:

Kurtulamadığın güç… seni yönetir.

ODASI VAR… SİYASETİ YOK

Bir şehir düşün.

Siyaset meydanda yapılmıyor.

odada yapılıyor.

Kapı açık değil.

Anahtarlı.

Herkes giremiyor.

Referans lazım.

İçeri giren giriyor.

Çıkan?

belli değil.

İddialar konuşuluyor.

Kimin kaldığı…
kimin ağırlandığı…
kime “buyur” denildiği…

Hepsi kulaktan kulağa.

Resmi yok.

Ama hikâye çok.

Ve ilginç olan şu:

Bu hikâyeler hep aynı yerden çıkıyor.

Aynı çevre.
Aynı isimler.
Aynı ilişkiler.

İnsan ister istemez düşünüyor:

Bu kadar tesadüf fazla değil mi?

Çünkü siyaset dediğin şey…

gizli yapılmaz.

Perde arkasında kurulmaz.

Kayıt altına hiç alınmaz.

Ama eğer bir şehirde…

siyaset konuşulurken oda numarası geçiyorsa…

orada başka bir şey vardır.

İşletmecilik değil.

etki kurma sanatı.

Ve o etki büyüdükçe…

siyaset küçülür.

Çünkü güven azalır.

Şeffaflık kaybolur.

Ve en sonunda…

herkes susar.

Ama fısıltı artar.

Ve bu işlerin en kötü tarafı şu:

Bir gün herkes unutulur.

Ama o odalar…

hatırlanır.

“PARA YOK” DEDİ… KULÜBE AKITTI

Göreve gelir gelmez kürsüye çıktı.

Dedi ki:
“Ben müteahhitten para almam.”
“Spora böyle harcama olmaz.”
“Gerekirse amatöre, okula veririm.”

İddia büyüktü.

Cümleler sertti.
Duruş netti.

Sonra ne oldu?

Bir kulüp bulundu.

Yeşilyurt Belediyespor.

Adı değişti.
Malatya Yeşilyurtspor oldu.

Ve bir anda…

para akmaya başladı.

Ama öyle böyle değil.

Hesapsız.
Sınır tanımaz.
Kontrolsüz.

Sanki Süper Lig kulübü.

Ama ortada…

amatör bir yapı.

Ne değişti?

Ne oldu?

Dün “olmaz” diyen adam…

bugün “olur” demeye başladı.

Sebep?

Basit.

Yapamadığını…

gizlemek.

Eksikleri…

örtmek.

Çünkü bazıları hizmet üretemez.

Ama sahne kurar.

Bazıları yol yapamaz.

Ama kulüp büyütür.

Bazıları şehirle uğraşamaz.

topla uğraşır.

Zanneder ki…

kulüp yükselince,
alkış yükselecek.

Hayır.

O tribünde kaç kişi var?

Bin?
İki bin?
Üç bin?

Onun da yarısı…

işin içinde olanlar.

Yönetici kazanır.
Futbolcu kazanır.
Çevresi kazanır.

Ama şehir?

bakar.

Çünkü mesele spor değil.

Mesele şu:

Devletin parası…

kimin için harcanıyor?

Memleketin hali ortada.

Ama kaynak…

tek bir kulübe.

Üstelik dün karşı çıktığın şeye.

İşte asıl trajedi burada.

Söz başka…

icraat başka.

Dün kürsüde konuşan adamla…

bugün karar(!) veren adam aynı değil.

Ve herkesin aklında tek soru:

Kim fikrini değiştirdi?

Yoksa…

fikri hiç yok muydu?

ASFALT YOK… FATURA ÇOK

Malatya’da direksiyon tutan herkes aynı yolu biliyor.

Sanayi.

Çünkü şehirde yol yok.

Köstebek yuvası var.

Asfalt diye dökülen şey…

ilk yağmurda kayboluyor.
ilk frende dağılıyor.

Her çukur…

bir fatura.

Her darbe…

bir masraf.

Sonra ne oluyor?

Araç sanayiye gidiyor.
Usta bakıyor.
Liste uzuyor.

Parça değişiyor.
Fiyat şişiyor.

Çünkü iş çok.

Talep yüksek.

Arz sınırlı.

Ve sonuç:

Katlı fiyat.

O yüzden Malatya’da sanayinin yeni adı var:

Kafiristan.

İroni değil.

Gerçek.

Çünkü giren yanıyor.
Çıkan eksiliyor.

Ama mesele sadece sürücü değil.

milli servet.

Her gün eriyor.
Her gün buhar oluyor.

Bir çukur açılıyor…

on araç giriyor.

On araç giriyor…

yüz parça değişiyor.

Yüz parça değişiyor…

binler gidiyor.

Ve kimse şunu sormuyor:

Bu işin çözümü ne?

Cevap basit.

Yama.
Asfalt.
Bakım.

Üç kelime.

Ama yapılmıyor.

Çünkü burada çözüm zor.

ihmal kolay.

Yol yapılmaz.

Ama sanayi çalışır.

Çukur kapanmaz.

Ama hesap büyür.

Ve şehir alışır.

Sarsıntıya.
Masrafa.
Kayba.

Sonra bir gün…

herkes aynı cümleyi kurar:

“Bu şehir neden pahalı?”

Çünkü yol yok.

çukur var.

Ve o çukur sadece asfaltı değil…

cüzdanı da yutuyor.

KOMŞU KOŞUYOR… BİZ BAKIYORUZ

Elazığ’da masa kurulmuş.

Fırat Kalkınma Ajansı var.
TSO var.

Plan var.
Program var.

2026 hedefi konmuş.

Kadın istihdamı.
Genç girişimci.
Yeşil dönüşüm.

Üstüne bir de rakam:

7 milyon 500 bin lira.

Üstelik faizsiz.

Yani laf değil…

destek.

Şimdi dönelim Malatya’ya.

TSO ne yapıyor?

YAZININ DEVAMI BURADA

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!