Prof.Dr. Fikret BİRDİŞLİ / Dünden Bugüne Ortadoğu

Prof.Dr. Fikret BİRDİŞLİ yazdı.
Son yıllarda Ortadoğu Türkiye’nin dış politikasında her zamankinden daha fazla yer tutuyor. Özellikle Arap Baharı sonrası ve Suriye’nin bir türlü “özgürleşememe” sürecinde Ortadoğu ile olan ilişkimiz ilginin ötesine geçti. Bu gelişmelere rağmen Ortadoğu’yu okuma becerimizi oldukça sorunlu. Şunu da belirtmekte fayda var ki, Dünyanın geri kalanı tarafından biz de Ortadoğu’nun bir parçası olarak görülüyoruz. “Görülüyoruz” dedim çünkü İkinci Dünya Savaşı sonrası süreçte, yani iki kutuplu yapılanma sırasında kendimizi bu coğrafyadan olabildiğince soyutlamaya çalışmıştık.
Ortadoğu denilince evvelden beri düşünce ve sözlerimizin merkezini, enerji kaynakları nedeniyle büyük devletler tarafından sömürülen bir coğrafya oluşturuyor. Fakat, eskiden Ortadoğu coğrafyası doğrudan sömürüye maruz iken, artık bölgeye yönelik emperyalist politikalar üretim, dolaşım, fiyatlandırma ve siyasal düzenin kontrolü üzerinden yürütülmektedir. O nedenle klasik anlamda “sömürgeci dış güçler” söylemi içerik olarak bir nostaljiden ibaret kaldı.
Büyük güçlerin Ortadoğu’ya olan ilgisinin petrol ve doğal gaz kaynaklarından kaynaklandığı dediğim gibi herkesin malumu. Fakat biliniz ki, bu bölgedeki tüm ülkeler, eskiden İngiliz, Fransız, Amerikan ve benzerleri tarafından çıkartılan petrol yataklarını tamamen millileştirdi. Örneğin İran bunu 1951’de; Irak 1972’de; Suudi Arabistan ise 1980 de yaptı. Tüm bu millileştirmeler anti-emperyalist söylemlerle yapılırken aslında otoriter rejimler bu yolla kendilerini meşrulaştırdılar, halkları nezdinde “itibarlarını” artırdılar. Böylelikle devam eden rejimlerine kitlesel destek sağladılar. Fakat unutulmaması gerekir ki;
Küresel enerji piyasaları kapitalist üretim ilişkilerinin dışında değildir,
Enerji fiyatları, ulusal karar alma süreçlerinin ötesinde belirlenmektedir
Teknoloji, finans ve sigorta gibi kritik alanlar hala Batılı ve Çinli aktörlerin kontrolündedir.
Ortadoğu’da petrol zengini olan ülkeler, millileştirdikleri bu petrolün gelirini halklarına aktarmak yerine genellikle rejimlerini berkitecek askeri teknolojilere aktarmışlardır. Yani bu paralar küresel silah sanayi üzerinden yeniden Batılılara döndü. İran ve Suudi Arabistan gibi ülkeler kaynaklarının bir kısmını bölgesel nüfuzlarını artırmak amacıyla da kullandılar. Bunun için varlıkları ve amaçları tartışmalı bir takım vekalet güçlerini finanse ettiler. Örneğin İran’ın Hizbullah’ı, Suudilerin Rabıta’sı gibi.
Bu nedenle enerji kaynakları üzerindeki rekabet artık sahiplikten ziyade erişim ve denetim üzerinedir. ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki askerî varlığı, Rusya’nın Suriye’deki askeri konuşlanması ve Çin’in enerji koridorlarına yönelik yatırımları, enerji güvenliğini hangi düzlemde yürütüldüğünün açık göstergesidir.
Dolayısıyla, Ortadoğu üzerindeki küresel enerji rekabeti doğrudan sömürü ve askeri araçlardan daha fazla, piyasa araçları üzerinden sürdürülmektedir. Örneğin; İran’a yönelik yaptırımlar, petrol fiyatları üzerinden fiyat manipülasyonu; bölgedeki ülkeler üzerinde finansal bağımlılık ve borçlandırma; enerji yatırımları üzerinden nüfuz kurma gibi. Bu konuda Çin için konuşulan meşhur “borç tuzağı” (Depth trap) erbabının malumu. Türkiye ise bölgesel bir güç olmakla birlikte küresel piyasa araçlarını kontrol edecek bir durumda olmadığından ne yaparsak yapalım bölgedeki etkimiz Türk dizilerinin ötesine geçemez.
...
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Osman Timurtaş Ak Parti Dış İlişkiler Başkan Yardımcılığına Atandı
- Yavuz Bingöl'den Gelen Kötü Haber Sonrası Festivalde Sahne Alacak Yeni İsim Belli Oldu
- Buhara Bulvarı Üzerinde Üç Araç Birbirine Girdi! Yaralılar Var
- Malatya'nın Altın Değerindeki En İyi Kayısıları Dünya Sahnesine Çıkmak İçin Yarıştı
- LGS Türkiye Birincileri Başarılarının Sırrını Vali Seddar Yavuz'a Anlattı
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.