Prof.Dr. Fikret KARAMAN / Bölgemizdeki Göç Olaylarının Arka Planı ve Suriyeli Mülteciler

Prof.Dr. Fikret KARAMAN yazdı.
Bu yazımızda yakın tarihte bölgemizde din, etnik köken, ideoloji, kötü yönetim, savaş, işsizlik, düşünce ayrılığı, adalet ve insan haklarının ihlali gibi göç hareketini arka planda tetikleyen problemler ile Suriyeli mültecilerin son durumu üzerinde duracağız.
Hicret veya Göç Hareketleri
Hicret/göç, insanın doğup yaşadığı bir yerden bedenen ve kalben ayrılmasıdır. Bu ayrılığın özünde hasret, hüzün, zorluk ve çile olduğu için “hicran” da denilmiştir. İnsanlık tarihinde dini baskı ve mağduriyetten kaynaklanan ayrılığa” hicret” denir. Irk, renk, İdeoloji, kötü yönetim, savaş, işsizlik, hürriyet ve insan haklarının ihlali gibi nedenlerle insanların vatanlarını terk etme olayı ise “göç veya mülteci” olarak ifade edilmektedir. Tarihi kaynaklardan da anlaşıldığı üzere peygamberler, gönderildikleri toplumlara ilahi emirleri tebliğ ederken karşılaştıkları sıkıntılardan dolayı yurtlarını bırakıp uygun yerlere hicret etmişlerdir. Bu bağlamda Hz. İbrâhim, kavminin kendisini ateşe atma girişiminden sonra (Enbiya 21/69); “doğrusu ben rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum” diyerek önce Filistin’e, ardından Mısır’a göç etmiş ve daha sonra Ken‘an diyarına yerleşmişti. (Ankebût 29/26) Aynı şekilde Hz. İbrahim’in kardeşinin oğlu Hz. Lût da ısrarlarına rağmen ahlâksız davranışlarını terk etmeyen kavminin taşkınlıklarından dolayı Allah’tan aldığı emirle bir gece vakti inananlarla birlikte arkasına dönüp bakmadan yurdundan çıkmış ve istenilen yere gitmişti. (Hûd 11/80-81) Hz. Şuayb de ölçü ve tartılara hile karıştırmayı adet edinen kibirli/inkârcı kavmi tarafından tehdit edilince iman edenlerle birlikte hicret etmek zorunda kalmıştır. (A‘râf 7/88) Zulmüyle ilahlık iddiasında bulunan Firavun ise, Hz. Mûsâ’yı ve taraftarlarını Mısır’dan çıkartmak için peşlerine düşmüş ve ordusu ile birlikte denizde boğulmuştur. (Tâhâ 20/77-78) Bu örneklerden de anlaşıldığı gibi hicret ve meşakkat, bir bakıma gelip geçmiş bütün peygamberlerin ortak paydası olmuştur. Ancak İslam tarihinde kurumsal sonucu bakımından en büyük hicret olayı; insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav)’in ilk Müslümanlarla birlikte yaklaşık 53 yıl yaşadığı ve çok sevdiği hatıra yüklü Mekke’den Medine’ye gelmiş olmasıdır. Bu kutlu yolculuğun son bulduğu Medine’de ilk mescidin yapımı, İslam anayasasının hazırlanması, devletin kurulması, muhacir ve ensar kardeşliğinin tesisi, İslam dinin yayılması ve hicri takvimin yürürlüğe girmesi gibi önemli kararlar alınmıştır.
Bölgemizde Yaşanan Göçler
Aslında göç problemi, insanlığın ortak bir sorunudur. Öyle ki göçlerin lokal sebepleri farklı olsa da insan onurunun zedelenmesi ve mağduriyeti aynıdır. Son çeyrek yüzyılda bölgemizde dikkat çeken göç hareketliliğinde, Afganistan, Pakistan, Irak ve İran’dan gruplar halinde ülkemize gelen genç bir nüfusla karşılaşılmaktadır. Bunlara 15 yıl önce Suriye’den gelen mülteciler de ilave edildiğinde 5-6 milyon gibi bir potansiyel oluşmaktadır. Diğer bir ifade ile bu rakam, birçok ülkenin nüfusundan daha fazladır. Türkiye adeta yeniden 1900’ lü yıllarda Osmanlı Yönetiminin geri çekilmesiyle Balkanlar ve Kafkasya’dan gelen göçmenler gibi büyük bir insan kitlesine ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Dikkat edilirse göçmenler rotalarını, güçlü ekonomilere sahip körfez ülkelerine değil Batı ülkelerinin güzergahındaki Türkiye’ye çevirmişlerdir. Bu tercihin birinci sebebi körfez ülkelerinin de diğer İslam ülkeleri gibi birbirine benzemesi ve göçmen/ mülteci kabul etmemesi, ikinci sebebi ise Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine geçiş umudunu taşımalarıdır.
Göçmenlere Eşlik Eden Felaket ve Riskler
Gerçekten bir insanın doğup büyüdüğü vatanını, kültürel değerlerini, anne, baba, kardeş ve arkadaşlarını bırakıp ucu görünmeyen bir yolculuğa çıkması kolay değildir. Üstelik çağımızdaki göçmenlerin umut yolculuğunun riskleri daha da artmış ve ağırlaşmıştır. Bu insanlar ellerindeki kıt harçlıklarla hudut geçişlerinde, kamyon/tır kasalarında, nehir/deniz kayıklarında adeta tabutlarını satın almayı göze almaktadırlar. Veya insan tacirlerinin eline düşerek yakalanmak ve aç kalmak gibi birçok risk ve felaketle yüz yüze gelmektedir. Kaldı ki bu insanlar, bir an için menzillerine ulaşsalar bile kaliteli bir iş ve meslek sahibi olmaları da garantili değildir. Öyle ki dün olduğu gibi bugün de göç denildiğinde akla gelen ilk şey hüzün, çile ve göz yaşıdır. Yeri gelmişken bir asır önce yaşanan Balkan göçlerini tasvir eden şairin “Acıklı Ana” isimli şiirinden bir bölümünü dikkatinize sunmak istiyorum.
...
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!
BUNLARA DA BAKABİLİRSİNİZ
- Sınava Sayılı Günler Kala Yeni Konu Çalışma Hatasına Düşen Öğrencileri Uzman İsim Uyardı
- Malatya'da Çikolata ve Kek Diye Zehir Satacaklardı!
- Bükreş’te Çifte Şampiyonluk Yaşayan Genç Sporcular Avrupa Biletini Kaptı
- MAGİNDER Başkanı Karademir Deprem Sonrası Sessizliğe Gömülen Kervansaray İçin Harekete Geçti
- Bakan Yumaklı Rakamları Paylaştı: Türkiye Genelinde Seksen İki Binden Fazla Gıda Denetimi Yapıldı
- 0SEVDİM
- 0ALKIŞ
- 0KOMİK
- 0İNANILMAZ
- 0ÜZGÜN
- 0KIZGIN


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.