08 Haziran, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Bölgemizdeki Göç Olaylarının Arka Planı ve Suriyeli Mülteciler

08 Haziran 2026, Pazartesi 12:23
Bölgemizdeki Göç Olaylarının Arka Planı ve Suriyeli Mülteciler

Bu yazımızda yakın tarihte bölgemizde din, etnik köken, ideoloji, kötü yönetim, savaş, işsizlik, düşünce ayrılığı, adalet ve insan haklarının ihlali gibi göç hareketini arka planda   tetikleyen problemler ile Suriyeli mültecilerin son durumu üzerinde duracağız.  

Hicret veya Göç Hareketleri

Hicret/göç, insanın doğup yaşadığı bir yerden bedenen ve kalben ayrılmasıdır.  Bu ayrılığın özünde hasret, hüzün, zorluk ve çile olduğu için “hicran” da denilmiştir. İnsanlık tarihinde dini baskı ve mağduriyetten kaynaklanan ayrılığa” hicret” denir. Irk, renk, İdeoloji, kötü yönetim, savaş, işsizlik, hürriyet ve insan haklarının ihlali gibi nedenlerle insanların vatanlarını terk etme olayı ise “göç veya mülteci” olarak ifade edilmektedir. Tarihi kaynaklardan da anlaşıldığı üzere peygamberler, gönderildikleri toplumlara ilahi emirleri tebliğ ederken karşılaştıkları sıkıntılardan dolayı yurtlarını bırakıp uygun yerlere hicret etmişlerdir.  Bu bağlamda Hz. İbrâhim, kavminin kendisini ateşe atma girişiminden sonra (Enbiya 21/69); “doğrusu ben rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum” diyerek önce Filistin’e, ardından Mısır’a göç etmiş ve daha sonra Ken‘an diyarına yerleşmişti. (Ankebût 29/26)  Aynı şekilde Hz. İbrahim’in kardeşinin oğlu Hz. Lût da ısrarlarına rağmen ahlâksız davranışlarını terk etmeyen kavminin taşkınlıklarından dolayı Allah’tan aldığı emirle bir gece vakti inananlarla birlikte arkasına dönüp bakmadan yurdundan çıkmış ve istenilen yere gitmişti. (Hûd 11/80-81)  Hz. Şuayb de ölçü ve tartılara hile karıştırmayı adet edinen kibirli/inkârcı kavmi tarafından tehdit edilince iman edenlerle birlikte hicret etmek zorunda kalmıştır.  (A‘râf 7/88) Zulmüyle ilahlık iddiasında bulunan Firavun ise, Hz. Mûsâ’yı ve taraftarlarını  Mısır’dan çıkartmak için peşlerine düşmüş ve  ordusu ile birlikte denizde boğulmuştur. (Tâhâ 20/77-78) Bu örneklerden de anlaşıldığı gibi hicret ve meşakkat, bir bakıma gelip geçmiş bütün peygamberlerin ortak paydası olmuştur.   Ancak İslam tarihinde kurumsal sonucu bakımından en büyük hicret olayı; insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav)’in ilk Müslümanlarla birlikte yaklaşık 53 yıl yaşadığı ve çok sevdiği hatıra yüklü Mekke’den Medine’ye gelmiş olmasıdır. Bu kutlu yolculuğun son bulduğu Medine’de ilk mescidin yapımı, İslam anayasasının hazırlanması, devletin kurulması, muhacir ve ensar kardeşliğinin tesisi, İslam dinin yayılması ve hicri takvimin yürürlüğe girmesi gibi önemli kararlar alınmıştır.       

Bölgemizde Yaşanan Göçler

Aslında göç problemi, insanlığın ortak bir sorunudur. Öyle ki göçlerin lokal sebepleri farklı olsa da insan onurunun zedelenmesi ve mağduriyeti aynıdır. Son çeyrek yüzyılda bölgemizde dikkat çeken göç hareketliliğinde, Afganistan, Pakistan, Irak ve İran’dan gruplar halinde ülkemize gelen genç bir nüfusla karşılaşılmaktadır. Bunlara 15 yıl önce Suriye’den gelen mülteciler de ilave edildiğinde 5-6 milyon gibi bir potansiyel oluşmaktadır. Diğer bir ifade ile bu rakam, birçok ülkenin nüfusundan daha fazladır.  Türkiye adeta yeniden 1900’ lü yıllarda Osmanlı Yönetiminin geri çekilmesiyle Balkanlar ve Kafkasya’dan gelen göçmenler gibi büyük bir insan kitlesine ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Dikkat edilirse göçmenler rotalarını, güçlü ekonomilere sahip körfez ülkelerine değil Batı ülkelerinin güzergahındaki Türkiye’ye çevirmişlerdir. Bu tercihin birinci sebebi körfez ülkelerinin de  diğer İslam ülkeleri gibi birbirine benzemesi ve göçmen/ mülteci kabul etmemesi, ikinci sebebi ise Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine geçiş umudunu taşımalarıdır.

Göçmenlere Eşlik Eden Felaket ve Riskler

Gerçekten bir insanın doğup büyüdüğü vatanını, kültürel değerlerini, anne, baba, kardeş ve arkadaşlarını bırakıp ucu görünmeyen bir yolculuğa çıkması kolay değildir. Üstelik çağımızdaki göçmenlerin umut yolculuğunun riskleri daha da artmış ve ağırlaşmıştır.  Bu insanlar ellerindeki kıt harçlıklarla hudut geçişlerinde, kamyon/tır kasalarında, nehir/deniz kayıklarında adeta tabutlarını satın almayı göze almaktadırlar. Veya insan tacirlerinin eline düşerek yakalanmak ve aç kalmak gibi birçok risk ve felaketle yüz yüze gelmektedir.  Kaldı ki bu insanlar, bir an için menzillerine ulaşsalar bile kaliteli bir iş ve meslek sahibi olmaları da garantili değildir. Öyle ki dün olduğu gibi bugün de göç denildiğinde akla gelen ilk şey hüzün, çile ve göz yaşıdır. Yeri gelmişken bir asır önce yaşanan Balkan göçlerini tasvir eden şairin “Acıklı Ana” isimli şiirinden bir bölümünü dikkatinize sunmak istiyorum.   

“Yüce Balkanları duman bağlamış,

Gene mi gurbetten kara haber var?

Seher vakti burada kimler ağlamış?

Çemenzar üstünde taze çiğler var!

 Ufukta iz gördüm kızıl bayraktan,

Dumanlar ağlıyor nemli topraktan;

Tekbir sedaları gelir uzaktan

Hudut boylarında sanki mahşer var.

Bu müthiş manzara nedir yarabbi?

Cilve-i kahrının nedir sebebi?

-Mahşere muntazır bir mevta gibi-

Karşımda yıkılmış bir de minber var

Suriyeli Göçmen ve Mültecilerin Durumu 

15 yıl önce Suriye’den dalgalar halinde ülkemize gelen göçmen veya mültecilerin durumu ise bu makale ile anlatılamayacak kadar karmaşık bir olaydır. Zira bugüne kadar Suriye politikasıyla   ilgili nice yazlılar yazıldı, yorumlar yapıldı. Bu nedenle olayı yeniden tartışmanın ve başa dönmenin pratikte bir yararı yoktur. Yaşananları tarihin objektif sahifelerine havale etmek en isabetli olanıdır. Bununla birlikte bu ayrıklıkların ilk günlerinden itibaren yollara düşerek Avrupa’ya gitmek için nehir ve denizlerde kaç aile parçalandı, kaç kişi hayatını kaybetti tam olarak bilinmemektedir. Çarpıcı bir örnek olarak 2 Eylül 2015 yılında Muğla yakınlarında denizden kıyıya vuran Aylan bebeğin kumlar üzerindeki görüntüsü her şeyi özetlemektedir.  Görünen o ki Suriye nüfusunun yarıdan fazlası peş peşe Türkiye ve çeşitli ülkelere göç etmiştir. Uzun bir aradan sonra göçü tetikleyen iç olaylar bitmiş, eski yönetim devrilmiş yerine Türkiye, ABD ve Avrupa ülkelerinin de desteğini alan yeni bir yönetim ve hükumet tesis edilmiştir.  Buna göre, o gün için zaruret karşısında vatanlarını terk eden Suriyeli vatandaşların konumu yeniden değerlendirilmeli ve zaman kaybetmeden memleketlerine dönüşleri sağlanmalı ve desteklenmelidir. İsrail’in bölgedeki yayılmacı politikası dikkate alındığında bugün daha güçlü bir Suriye’nin inşası şarttır. Aksi halde nüfusu azalmış   güçsüz bir Suriye’den en çok İsrail memnun kalacaktır.   

Bugün Avrupa Ülkelerinin Gümrük Kapıları Açılırsa… 

Görüldüğü üzere 21. Asrın ilk çeyreğinde gençler başta olmak üzere insanlar daha huzurlu, mutlu iş ve meslek sahibi olmak için bir arayış içindedir. Altmışa yakın İslam ülkesinin, stratejik coğrafyalarına, ekonominin kanı olan petrol ürünlerine, kıymetli madenlere, denizlere ve nice tabiat güzelliklerine sahip olmalarına rağmen topraklarında yaşayan nüfusunu memnun edememesi düşündürücüdür. Olayı basit bir örnekle açıklamak gerekirse; un var, şeker var, su var, kap kacak var, fakat bunları bir araya getirip helva yapacak mahir usta yok denirse haksızlık yapılmış sayılmaz. Bunun için Müslüman   yönetici ve sorumluların makam tutkularını, saltanatlarını, mal ve servet hırslarını gözden geçirmeleri gerekiyor. Özellikle adalet, eğitim, sağlık, iş ve meslek edinme, eşit paylaşım, insan hakları, hürriyet ve hak ihlali gibi hususlarda güven ortamı sağlanmalıdır.   Aksi halde bugün olduğu gibi dinleri, kültürleri farklı da olsa Avrupa gümrük kapıları açıldığında ülkemizdekiler dahil doğudan batıya göç dalgaları devam edecektir. Nitekim bunun canlı bir örneği Şubat 2020 yılında kısa bir süre için yaşanmıştır. Bu nedenle AB ülkeleri, değişik yerlerden gelen göçmen ve mültecilerin önünü keserek kendi havuzunda tuttuğu için Türkiye’ye teşekkür ve memnuniyetini ifade etmektedirler.       
 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.