09 Eylül, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Sarper SAN / Adamların Tuvaletleri Bile.... Bunlar mı Düzeysiz, Mizah mı?

Sarper SAN / Adamların Tuvaletleri Bile.... Bunlar mı Düzeysiz, Mizah mı?
Sarper SAN yazdı.

Mizahta düzey aranır mı derseniz, alacağınız yanıtlar kişinin durduğu yere, kültürel bagajına ve estetik anlayışına göre değişir elbette. 
Geçenlerde sosyal medyada önümüze düşen bir video, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Memleketimizin yeni nesil stand-up’çılarından biri Paris’e gitmiş. Paris sokakları heykel ve fıskiyelerle doluymuş, lafı buradan açıyor. Her yerde fıskiye var ama tuvaletlerde yok! İşte o an şovun "zirvesi" geliyor ve malum uzva değiniyor. Fırsat bu fırsat, "Yıkayamamış, taharetlenememiş" nakaratı... Her yere fıskiye yapanlar neden tuvalete yapmamış? Malum kelimeyle açılan cümle, aynı kelimenin etrafında dönüp duran bir seviyesizlikle devam ediyor. Salon ise kendinden geçmiş, kahkahalarla gülüyor.
Beyimiz durmuyor tabii, tam gaz devam ediyor.
Yani işin içine biraz akıl, biraz tarih, en azından minimal bir mizah katıp "Eski sarayları gezdim, meğer Fransızlar devasa saraylar yapmışlar ama tuvaleti unutmuşlar" gibi tarihsel bir ironi üzerinden yürüse, belki bir kültürel eleştiri çıkacak ortaya. Yok ne anlam var ne tutarlılık. Sadece o kaba kelimeyi defalarca tekrarlayarak salonu manipüle etmekten ibaret bir performans.

Adamın kültürü bu; yüzyılların alışkanlığı, yaşam biçimi. Senin kültüründe ise taharet var, temizlik hassasiyeti var. Sen adamı, kendi kültüründe olmayan bir unsur üzerinden küçümser bir dille eleştiriyorsun. Lakin asıl trajikomik olan şu: Senin kendi kültürünün içinde yaşayıp da bu temizliği es gezen, "Nedir bu fıskiye merakı?" kafasında dolaşan binlerce insan sosyal medyada cirit atıyor. Kendi insanındaki o hijyen ve kültür erozyonuna ses edemeyenler, sıra Fransa sokaklarında gariplik aramaya gelince mi aslan kesiliyor? Ayakta durarak yaptığın gösteriye stand up diyorsun. Oysa senden iki nesil öncesi Meddahlarımız vardı. Onlar da oturdukları yerden mizahın en hasını yapar, hiciv, yergi, taşlama gibi mizah örnekleri ile en üstten en alta herkesi eleştirirlerdi. Sen Nasreddin Hoca’nın bugün de güldüğümüz ve yarın da gülünecek olan fıkralarında hiç seviyesiz bir söz duydun mu? Seviyesiz olan mizah mı, mizah yaptığını zannedenler mi? 
Küfür veya tabu kelimeleri tek başına bir komedi unsuru değildir; sadece kolaya kaçma yöntemidir. Seyircinin o an kahkaha atması ise derinlikten değil, şok etkisinden ve bildik bir mahremiyetin aniden orta yere saçılmasından doğan refleksif bir gülmedir demek istiyoruz ama o kadar da masum olduğu görülmüyor. Kendi medeniyetinin, kendi coğrafyasının pratiklerini bile alaya alan ya da bundan bihaber yaşayan kitlelerin, yabancı bir kültüre kendi alışkanlıkları üzerinden kibirli bir şaşkınlıkla yaklaşması ise ironiden başka bir şey değil.

Cenaze Törenlerimiz ve Batı Özentisinin İkiyüzlülüğü 
Musalla Taşındaki Keşmekeş

Gerek camilerdeki gerekse mezarlıklardaki cenaze törenlerimiz için olumlu bir şeyler söylemek maalesef mümkün değil. Ortada bir sükûnetten ziyade tam anlamıyla bir keşmekeş, kalabalık ve kontrolsüz bir kargaşa söz konusu. Saygı, nezaket ve o anın ruhuna yakışır bir sükût erdemi, ne yazık ki en son arayacağımız şeyler arasında kalıyor. Üstelik bu konu maalesef kendi başına bırakılmış, insanların sadece cenazeden cenazeye fark ettikleri, yakınıp geçtikleri ama kalıcı bir çözümün ucundan tutmadıkları kronik bir duruma evrilmiş durumda.

İşin en ironik ve acı tarafı ise, o kargaşaya bizzat yol açanların, konu bir şekilde açıldığında hemen sinema ve dizilerdeki sahneleri referans göstererek "Adamların cenaze törenleri bile..." diye başlayan cümleler kurarak her konuda olduğu gibi bu konuda da batı dünyasına duydukları hayranlığı dile getirmeleri

Sinema Perdesindeki Hayal, Gerçek Hayattaki İzdiham

Batı’yı sadece izledikleri sinema ve dizi filmlerden ibaret sayan o sığ anlayış, ekranda gördüğü üç beş dakikalık estetik uğurlama sahnelerine adeta baygınlık düzeyinde beğeni gösteriyorlar. Öykündükleri o sakin, düzenli ve saygılı cenaze törenleri için neredeyse din değiştirecek düzeydeler. Siyah takım elbiseler, arkada kısık sesle çalınan viyolonsel tınıları, herkesin sırasını bildiği o asil mezarlık atmosferi, bir ilahi memleketimizin özellikle okumuş elitlerini büyüler.
Fakat mesele kendi coğrafyamıza, kendi gerçekliğimize geldiğinde o hayran olunan sinematografik düzenin zerresi kalmaz. Musalla taşının etrafı mahşeri bir kalabalıkla sarılır, tabuta omuz verme yarışı bir bedava döner dağıtım alanına döner, hatta bırakın saygıyı, merhumun tabutu başında hatıra fotoğrafı veya video çekenlere bile rastlanır. Tabut bazen ellerden kayar, bazen tabuta omuz verenler yolunu şaşırır. Ekran başında eleştirdikleri o yerli ve milli dağınıklığın başrol oyuncusu, aslında aynaya baktıklarında kendilerini gören insanlardır.

Elit ’in "Medeni Uğurlama" Özlemi

Yaşadığı coğrafyanın yaşam kültürüne, özellikle bu kültürü oluşturan dini yaşama dair ne varsa sorgusuz çöpe atan sözde elitlerde ara sıra depreşen bir uygar cenaze töreni özlemi de dikkat çekicidir. Bu konuda konuşan, yazan bazı elitlerden, örneğin Ertuğrul Özkök, yazılarına taşıdığı o gözlemlerde; Batı'daki cenazelerin sükûnetini, insanların kimseyi itip kakmadan, sessizlik içinde son görevini yapmasını bizim cami avlularındaki izdihamımızla kıyaslamıştı. 
Özkök'ün dile getirdiği cenaze hayalleri ve vasiyet niteliğindeki arzuları ise aslında konunun hangi düzeyde bir soruna dönüştüğünü gösteriyordu. Öncelikle cenazesine gelecek olan sevdiklerinin ve dostlarının mat, aşırı yas havasından ziyade kravatlarını takmış, takım elbiselerini giymiş, şık bir şekilde gelmelerini istiyor, tören sırasında arkada klasik batı müziği eserlerinin özellikle Mahler çalmalarını arzuladığını belirtiyordu. Ayrıca, cenazesinin cami avlusundaki o kalabalık ve kaotik ortamlardan ziyade bir kilisede (ya da estetik açıdan sakin bir ortamda) kaldırılmasını, kendisini anlayacak ve kabul edecek bir imamın da gelip orada dua okumasını, sonrasında ise Urla'da sakin bir Müslüman mezarlığına gömülmek istediğini, mezar taşının da son derece sade olmasını anlatıyordu.
Sükûnet, şıklık, sessizlik, saygı gibi köşelerin içine sıkışan bu konu bugün hâlâ kanamaya devam ediyor. Çünkü sorun sadece bir organizasyon eksikliği değil; zihniyetin kökten kopukluğu ve maalesef bu böyle.

Kendi Toprağına Yabancılaşmanın Kronik Hastalığı

Bizdeki temel sıkıntı, içinde yaşadığı coğrafyayı var eden değerlere karşı konumlanmak ve o coğrafyayı hafife almak. Kendi toprağının taziye kültürüne, komşuluk hukukuna ve uğurlama adabına burun kıvıranlar; körü körüne benimsedikleri o dışarıdan ithal yaşam tarzının sadece "şekilsel" kusursuzluğunu severler ama işin özündeki disiplini ve saygıyı asla içselleştiremezler.
Osmanlı’nın son yüzyılında başlayan bu Batılılaşma/modernleşme yanılgısı, ne yazık ki asırlardır artarak sürüyor. Kendi değerlerimize yabancılaşarak başka kültürlerin vitrinine imrenmek ama o vitrinin arkasındaki emeği ve adabı bilmemek. Kendi kültürünü ise toptan çöpe atıp, sonuçta da musalla taşında birbirini ezen ne ölüye ne diriye saygısı kalmış modern bir kalabalığa dönüşmek.

...

YAZININ DEVAMI BURADA

 

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Başka haber bulunmuyor!