© Malatya Time

Murat ÇETİN / Türk Genciymiş!

Murat ÇETİN yazdı.


Yıl 1947.

Malatya fakir.

Memleket de öyle.

Dönemin Valisi Ahmet Kınık’ın başkanlığında bir komite kuruluyor.

Halkın kapısı çalınıyor.

Bağış toplanıyor.

Atatürk ve Gençlik Anıtı için 130 bin lira harcanıyor.

Bugünün parasıyla hesabını yapmaya kalksanız, heykelden önce tansiyonunuz yükselir.

Anıtın merkezinde Atatürk var.

Normal kıyafetiyle.

Yanında ise…

çırılçıplak bir erkek.

Kim?

Malatyalı bir kahraman mı?

Yok.

Şehit mi?

Yok.

Tarihî bir şahsiyet mi?

O da yok.

Türk gençliğiymiş!

İşte seksen yıllık tartışma burada başlıyor.

Türk gençliğini temsil edeceksiniz…

Üzerinde Türk gençliğini temsil edecek bir pantolon dahi bulunmayacak!

Elinde bayrak var.

Üzerinde yaprak bile yok.

O yaprak meselesi sonradan çıkıyor.

Üstelik bu tasvir Atatürk’ün talimatıyla yapılmış bir çalışma da sayılamaz.

Atatürk 1938’de vefat etti.

Anıtın yapımına 1945’te başlandı, 1947’de tamamlandı. Kaynaklarda Hakkı Atamulu’yla birlikte Nejat Sirel’in adı da geçiyor. 

Arada dokuz yıl var.

Dolayısıyla bugün,

“Heykele itiraz eden Atatürk’e itiraz ediyor”

diye ayağa kalkanların önünde küçük bir tarih problemi duruyor:

Atatürk’ün görmediği…

Sipariş vermediği…

Tasarlamadığı…

Yanındaki çıplak figürü Atatürk’e nasıl mal ediyoruz?

Bu, dönemin sanat anlayışı.

Bu, heykeltıraşın tercihi.

Bu, dönemin idaresinin tercihi.

Türk gençliğinin ise haberi bile yok!

Üstelik Malatya daha o yıllarda rahatsız olmuş.

Kaynaklarda Hamit Fendoğlu ve beraberindeki heyetin, halktan para toplanmasına karşı Vali Kınık’a tepki gösterdiği aktarılıyor.

Çıplak figürün mahrem bölgesine sonradan yaprak eklendiği de yıllardır anlatılıyor.

Düşünün…

Sanatçı:

“Türk gençliği.”

Malatyalı bakıyor:

“Bari üstünü örtün!”

Heykelin ilk restorasyonunu halkın haya duygusu yapmış anlayacağınız.

Aradan 79 yıl geçti.

Kavga hâlâ aynı.

Muhafazakâr kesim:

“Kaldırın.”

Karşı cephe:

“Dokunamazsınız.”

İyi de kardeşim…

Atatürk’e dokunan kim?

Atatürk zaten giyinik!

79 yıldır tartıştığınız kişi, yanındaki çıplak arkadaş.

Atatürkçülüğün altı oku belli.

Cumhuriyetçilik.

Milliyetçilik.

Halkçılık.

Devletçilik.

Laiklik.

İnkılapçılık.

Hangisinin dipnotunda,

“Türk gençliği çıplak tasvir edilir”

yazıyor?

Ben bulamadım.

Bu sebeple bu heykele ilk itirazı belki de Atatürkçülerin yapması gerekirdi.

Çünkü bir sanatçının estetik(!) tercihini Atatürkçülük zannetmek…

Atatürk’ü büyütmez.

Heykeltıraşın zevkini ideolojiye dönüştürür.

Netice ortada.

Vali toplumu okuyamamış.

Sanatçı gençliği başka türlü okumuş.

Halk parasını vermiş.

Malatyalı 79 yıldır tartışmış.

Atatürk ise bütün bu hengâmenin ortasında sessizce duruyor.

Trajikomik tarafı da bu zaten:

Heykelde Atatürk giyinik.

Türk gençliği çıplak.

79 yıldır örtemediğimiz ise heykelden çok…

Tartışmanın ayıbı.

KAYISI 1000 LİRA OLSUN… ALICISI KİM?

Kırgızistan’dayım.

Oş’tan Nokat’a geçerken Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan’ı aradım.

Dünyanın öbür ucundayız.

Bizim gündem yine kayısı.

Malatyalı nereye giderse gitsin…

Kayısı peşinden geliyor.

Çünkü şehir bugün aynı şeyi konuşuyor:

Fiyat düştü.

Üretici ne kazanacak?

TMO niçin almıyor?

İhracatçı fiyatı mı bastırıyor?

Ben de lafı dolandırmadım.

Sordum:

“Başkanım, kayısının ihracat değeri yükselirken üreticinin elindeki ürünün fiyatı niçin geriliyor? Aradaki para nereye gidiyor?”

Özcan rakamları sıraladı.

Kayısının uzun yıllar ihracat ortalaması yaklaşık 3 dolar.

Son yıllarda 5 dolar civarı.

2025’te 7–7,5 dolar seviyeleri.

2026’nın başında 9,3 dolara kadar çıkmış.

Ama geçen yıl mahsul çok azdı.

Bu yıl ise Malatya için açıklanan resmi kuru kayısı rekolte tahmini:

67 bin 418 ton.

Çevre illeri de katınca piyasadaki ürün miktarı daha da büyüyor.

Hâliyle geçen yıl mal azdı…

Fiyat uçtu.

Bu yıl mal geldi…

Fiyat aşağıya yöneldi.

Arz-talep dedikleri şey bazen çiftçinin hoşuna gitmeyen bir matematik.

İkinci soruyu sordum:

“Üretici maliyetinin altında sattığını söylüyor. Bir kilo kayısının maliyeti kaç lira?”

Cevabı:

“100 ile 150 lira arasında.”

“Dört numara ihracatlık ürün?”

“260–280 lira.”

“Fiyat baskılanıyor mu?”

“Hayır.”

Kavganın düğümü burada.

Üretici:

“Kazanamıyorum.”

Borsa Başkanı:

“Rakama bakalım.”

Fakat Özcan’ın söylediği daha önemli bir husus var.

Kayısının dolar bazındaki fiyatı yükseldikçe ihracat miktarı daralıyor.

Yani fiyatı artırıyorsunuz…

Müşteri geri çekiliyor.

Kayısıya fiyat biçmek kolay.

O fiyata dünyaya kayısı yedirmek zor.

TMO’yu da sordum.

“Millet TMO gelsin, fiyat yükselsin diyor. Niçin müdahale etmiyor?”

Özcan’ın yaklaşımı özetle şöyle:

TMO piyasayı izliyor.

Üretim maliyetiyle satış fiyatı arasında hâlâ ciddi fark görüyorsa müdahale için şartların oluştuğu kanaatine varmıyor.

Fiyat üreticiyi zarara sürükleyen seviyeye inerse tablo değişebilir.

Yani Malatya:

“TMO nerede?”

diye soruyor.

TMO hesap makinesine bakıyor.

“Henüz sıra bana gelmedi”

diyor.

Vali Seddar Yavuz’un ihracatçılarla yaptığı görüşmeleri de sordum.

Özcan, Valinin ihracatçıları hedef alan bir tavır sergilediği yorumuna katılmadı.

Tam tersine, ürünün mümkün olan en yüksek değerle pazarlanması yönünde bir yaklaşım bulunduğunu anlattı.

Sosyal medyada anlatılan hikâyeyle masada konuşulanların tonu her zaman aynı olmuyor.

Sonra Özcan sözü daha sert bir yere getirdi.

Kayısı 500 lira olsun diyenlere…

750 isteyenlere…

1000 lira diye bağıranlara…

Özetle şunu söyledi:

“Kooperatif kursunlar. Sermayeyi koysunlar. Üreticiden 500’e, 750’ye, 1000’e alsınlar. Sonra yurt dışına satsınlar.”

İşte orada sustum.

Çünkü fiyat söylemenin sermayesi yok.

Mikrofon yeter.

Kayısıyı o fiyattan satın almaya gelince…

çek defteri gerekiyor.

Malatya’da kayısının fiyatını yükseltmek isteyen çok.

Ramazan Özcan’ın ortaya koyduğu soru ise daha kıymetli:

“Kaça satılsın?”

kolay soru.

Asıl soru şu:

“O fiyattan kaç ton almaya hazırsınız?”

ADAY OLMAYAN İLK ADAY!

Salih Karademir açıkladı:

“TSO’ya aday olmayacağım.”

İlginç.

Ortada adaylık ilanı yok.

Liste yok.

Seçim takvimi henüz önümüzde.

Ama aday olmama açıklaması var.

Şaka bir yana…

Bunun Salih Karademir açısından güzel tarafı da bulunuyor.

MAGİNDER’i kurdu.

Kısa zamanda ses getirdi.

Sahada göründü.

Şehir meselelerine girdi.

Adı konuşulmaya başlandı.

Demek ki birileri kendisini TSO Başkanlığı koltuğuna yakıştırmış.

Bir insanın adaylığı konuşuluyorsa yaptığı iş karşılık bulmuş demektir.

Eyvallah.

Karademir de kamuoyunda konuşulan adaylık ihtimalini kapattı. 

Fakat Malatya açısından asıl merak bundan sonra başlıyor.

Çünkü TSO’ya aday olabilecek yüzlerce iş insanı var.

Yarın Ramazan Özcan çıkıp:

“Ben de aday olmayacağım.”

desin.

Ertesi gün başka biri…

Sonra öteki…

Yüzlerce kişiyi sırayla dinlersek başkanı eleme usulüyle bulacağız!

Karademir’in asıl önemli cümlesi şuydu:

Bütün taraflara eşit mesafede duracaklarını söyledi.

İşte siyasetin başladığı yer de burası.

Aday olmayabilirsiniz.

Peki neyi savunuyorsunuz?

Nasıl bir TSO istiyorsunuz?

Hangi projeye yakınsınız?

Kimin programını güçlü buluyorsunuz?

Çünkü “aday olmayacağım” bir bilgi verir.

“Şurada duracağım” ise tavır gösterir.

Salih Karademir’in yarışmayacağını öğrendik.

Güzel.

Şimdi seçim açısından daha kıymetli soruya geldik:

Karademir sandığa girmeyecek…

Peki sandık kurulurken nerede duracak?

...

YAZININ TAMAMI BURADA

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER