Türk Genciymiş!
17 Ağustos 2026, Pazartesi 08:27
Yıl 1947.
Malatya fakir.
Memleket de öyle.
Dönemin Valisi Ahmet Kınık’ın başkanlığında bir komite kuruluyor.
Halkın kapısı çalınıyor.
Bağış toplanıyor.
Atatürk ve Gençlik Anıtı için 130 bin lira harcanıyor.
Bugünün parasıyla hesabını yapmaya kalksanız, heykelden önce tansiyonunuz yükselir.
Anıtın merkezinde Atatürk var.
Normal kıyafetiyle.
Yanında ise…
çırılçıplak bir erkek.
Kim?
Malatyalı bir kahraman mı?
Yok.
Şehit mi?
Yok.
Tarihî bir şahsiyet mi?
O da yok.
Türk gençliğiymiş!
İşte seksen yıllık tartışma burada başlıyor.
Türk gençliğini temsil edeceksiniz…
Üzerinde Türk gençliğini temsil edecek bir pantolon dahi bulunmayacak!
Elinde bayrak var.
Üzerinde yaprak bile yok.
O yaprak meselesi sonradan çıkıyor.
Üstelik bu tasvir Atatürk’ün talimatıyla yapılmış bir çalışma da sayılamaz.
Atatürk 1938’de vefat etti.
Anıtın yapımına 1945’te başlandı, 1947’de tamamlandı. Kaynaklarda Hakkı Atamulu’yla birlikte Nejat Sirel’in adı da geçiyor.
Arada dokuz yıl var.
Dolayısıyla bugün,
“Heykele itiraz eden Atatürk’e itiraz ediyor”
diye ayağa kalkanların önünde küçük bir tarih problemi duruyor:
Atatürk’ün görmediği…
Sipariş vermediği…
Tasarlamadığı…
Yanındaki çıplak figürü Atatürk’e nasıl mal ediyoruz?
Bu, dönemin sanat anlayışı.
Bu, heykeltıraşın tercihi.
Bu, dönemin idaresinin tercihi.
Türk gençliğinin ise haberi bile yok!
Üstelik Malatya daha o yıllarda rahatsız olmuş.
Kaynaklarda Hamit Fendoğlu ve beraberindeki heyetin, halktan para toplanmasına karşı Vali Kınık’a tepki gösterdiği aktarılıyor.
Çıplak figürün mahrem bölgesine sonradan yaprak eklendiği de yıllardır anlatılıyor.
Düşünün…
Sanatçı:
“Türk gençliği.”
Malatyalı bakıyor:
“Bari üstünü örtün!”
Heykelin ilk restorasyonunu halkın haya duygusu yapmış anlayacağınız.
Aradan 79 yıl geçti.
Kavga hâlâ aynı.
Muhafazakâr kesim:
“Kaldırın.”
Karşı cephe:
“Dokunamazsınız.”
İyi de kardeşim…
Atatürk’e dokunan kim?
Atatürk zaten giyinik!
79 yıldır tartıştığınız kişi, yanındaki çıplak arkadaş.
Atatürkçülüğün altı oku belli.
Cumhuriyetçilik.
Milliyetçilik.
Halkçılık.
Devletçilik.
Laiklik.
İnkılapçılık.
Hangisinin dipnotunda,
“Türk gençliği çıplak tasvir edilir”
yazıyor?
Ben bulamadım.
Bu sebeple bu heykele ilk itirazı belki de Atatürkçülerin yapması gerekirdi.
Çünkü bir sanatçının estetik(!) tercihini Atatürkçülük zannetmek…
Atatürk’ü büyütmez.
Heykeltıraşın zevkini ideolojiye dönüştürür.
Netice ortada.
Vali toplumu okuyamamış.
Sanatçı gençliği başka türlü okumuş.
Halk parasını vermiş.
Malatyalı 79 yıldır tartışmış.
Atatürk ise bütün bu hengâmenin ortasında sessizce duruyor.
Trajikomik tarafı da bu zaten:
Heykelde Atatürk giyinik.
Türk gençliği çıplak.
79 yıldır örtemediğimiz ise heykelden çok…
Tartışmanın ayıbı.

KAYISI 1000 LİRA OLSUN… ALICISI KİM?
Kırgızistan’dayım.
Oş’tan Nokat’a geçerken Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan’ı aradım.
Dünyanın öbür ucundayız.
Bizim gündem yine kayısı.
Malatyalı nereye giderse gitsin…
Kayısı peşinden geliyor.
Çünkü şehir bugün aynı şeyi konuşuyor:
Fiyat düştü.
Üretici ne kazanacak?
TMO niçin almıyor?
İhracatçı fiyatı mı bastırıyor?
Ben de lafı dolandırmadım.
Sordum:
“Başkanım, kayısının ihracat değeri yükselirken üreticinin elindeki ürünün fiyatı niçin geriliyor? Aradaki para nereye gidiyor?”
Özcan rakamları sıraladı.
Kayısının uzun yıllar ihracat ortalaması yaklaşık 3 dolar.
Son yıllarda 5 dolar civarı.
2025’te 7–7,5 dolar seviyeleri.
2026’nın başında 9,3 dolara kadar çıkmış.
Ama geçen yıl mahsul çok azdı.
Bu yıl ise Malatya için açıklanan resmi kuru kayısı rekolte tahmini:
67 bin 418 ton.
Çevre illeri de katınca piyasadaki ürün miktarı daha da büyüyor.
Hâliyle geçen yıl mal azdı…
Fiyat uçtu.
Bu yıl mal geldi…
Fiyat aşağıya yöneldi.
Arz-talep dedikleri şey bazen çiftçinin hoşuna gitmeyen bir matematik.
İkinci soruyu sordum:
“Üretici maliyetinin altında sattığını söylüyor. Bir kilo kayısının maliyeti kaç lira?”
Cevabı:
“100 ile 150 lira arasında.”
“Dört numara ihracatlık ürün?”
“260–280 lira.”
“Fiyat baskılanıyor mu?”
“Hayır.”
Kavganın düğümü burada.
Üretici:
“Kazanamıyorum.”
Borsa Başkanı:
“Rakama bakalım.”
Fakat Özcan’ın söylediği daha önemli bir husus var.
Kayısının dolar bazındaki fiyatı yükseldikçe ihracat miktarı daralıyor.
Yani fiyatı artırıyorsunuz…
Müşteri geri çekiliyor.
Kayısıya fiyat biçmek kolay.
O fiyata dünyaya kayısı yedirmek zor.
TMO’yu da sordum.
“Millet TMO gelsin, fiyat yükselsin diyor. Niçin müdahale etmiyor?”
Özcan’ın yaklaşımı özetle şöyle:
TMO piyasayı izliyor.
Üretim maliyetiyle satış fiyatı arasında hâlâ ciddi fark görüyorsa müdahale için şartların oluştuğu kanaatine varmıyor.
Fiyat üreticiyi zarara sürükleyen seviyeye inerse tablo değişebilir.
Yani Malatya:
“TMO nerede?”
diye soruyor.
TMO hesap makinesine bakıyor.
“Henüz sıra bana gelmedi”
diyor.
Vali Seddar Yavuz’un ihracatçılarla yaptığı görüşmeleri de sordum.
Özcan, Valinin ihracatçıları hedef alan bir tavır sergilediği yorumuna katılmadı.
Tam tersine, ürünün mümkün olan en yüksek değerle pazarlanması yönünde bir yaklaşım bulunduğunu anlattı.
Sosyal medyada anlatılan hikâyeyle masada konuşulanların tonu her zaman aynı olmuyor.
Sonra Özcan sözü daha sert bir yere getirdi.
Kayısı 500 lira olsun diyenlere…
750 isteyenlere…
1000 lira diye bağıranlara…
Özetle şunu söyledi:
“Kooperatif kursunlar. Sermayeyi koysunlar. Üreticiden 500’e, 750’ye, 1000’e alsınlar. Sonra yurt dışına satsınlar.”
İşte orada sustum.
Çünkü fiyat söylemenin sermayesi yok.
Mikrofon yeter.
Kayısıyı o fiyattan satın almaya gelince…
çek defteri gerekiyor.
Malatya’da kayısının fiyatını yükseltmek isteyen çok.
Ramazan Özcan’ın ortaya koyduğu soru ise daha kıymetli:
“Kaça satılsın?”
kolay soru.
Asıl soru şu:
“O fiyattan kaç ton almaya hazırsınız?”
ADAY OLMAYAN İLK ADAY!
Salih Karademir açıkladı:
“TSO’ya aday olmayacağım.”
İlginç.
Ortada adaylık ilanı yok.
Liste yok.
Seçim takvimi henüz önümüzde.
Ama aday olmama açıklaması var.
Şaka bir yana…
Bunun Salih Karademir açısından güzel tarafı da bulunuyor.
MAGİNDER’i kurdu.
Kısa zamanda ses getirdi.
Sahada göründü.
Şehir meselelerine girdi.
Adı konuşulmaya başlandı.
Demek ki birileri kendisini TSO Başkanlığı koltuğuna yakıştırmış.
Bir insanın adaylığı konuşuluyorsa yaptığı iş karşılık bulmuş demektir.
Eyvallah.
Karademir de kamuoyunda konuşulan adaylık ihtimalini kapattı.
Fakat Malatya açısından asıl merak bundan sonra başlıyor.
Çünkü TSO’ya aday olabilecek yüzlerce iş insanı var.
Yarın Ramazan Özcan çıkıp:
“Ben de aday olmayacağım.”
desin.
Ertesi gün başka biri…
Sonra öteki…
Yüzlerce kişiyi sırayla dinlersek başkanı eleme usulüyle bulacağız!
Karademir’in asıl önemli cümlesi şuydu:
Bütün taraflara eşit mesafede duracaklarını söyledi.
İşte siyasetin başladığı yer de burası.
Aday olmayabilirsiniz.
Peki neyi savunuyorsunuz?
Nasıl bir TSO istiyorsunuz?
Hangi projeye yakınsınız?
Kimin programını güçlü buluyorsunuz?
Çünkü “aday olmayacağım” bir bilgi verir.
“Şurada duracağım” ise tavır gösterir.
Salih Karademir’in yarışmayacağını öğrendik.
Güzel.
Şimdi seçim açısından daha kıymetli soruya geldik:
Karademir sandığa girmeyecek…
Peki sandık kurulurken nerede duracak?
.jpeg)
KÜLTÜR YOLU… HANGİ KÜLTÜR?
Dokuz gün festival yaptık.
Adı:
Türkiye Kültür Yolu Festivali.
8–16 Ağustos tarihleri arasında Malatya festival programına alındı.
Hakan Altun geldi.
Simge geldi.
Kıraç geldi.
Serkan Kaya geldi.
Derya Uluğ geldi.
Ceza geldi.
Oğuzhan Koç geldi.
Sefo geldi.
Ferhat Göçer geldi.
On binlerce insan da meydanlara geldi.
Güzel.
Benim merak ettiğim başka.
Bunların hangisi Malatya’nın kültürü?
Ceza iyi rapçi olabilir.
Sefo milyonlarca dinlenebilir.
Simge alanı doldurabilir.
Ferhat Göçer alkış alabilir.
Sanatçılarla hesabım yok.
Tabelaya bakıyorum.
“KÜLTÜR YOLU.”
Peki Malatya’nın yolu nereden geçiyor?
Arguvan nerede?
Malatya musikisi nerede?
Bu şehrin türküsü…
İrfanı…
Hafızası…
Mahallî sanatçıları…
Edebiyatı…
Geleneksel kültürü ana sahnenin neresinde?
Sonra deniliyor ki:
“Kalabalığı gördünüz mü?”
Gördük.
Malatyalının kalabalığına yabancı sayılmayız.
2015’te İnönü Stadı’nda Kur’an Ziyafeti düzenlendi.
On binlerce insan tribünleri doldurdu.
Demek ki ölçünüz kalabalıksa…
Bu şehir Kur’an için de stadyum dolduruyor.
Hem sahne şovuyla…
hem pop yıldızıyla…
hem rapçiyle sınırlı bir şehir değil Malatya.
Sami Er’e gelelim.
Festival Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın organizasyonu.
Buna itirazımız yok.
Ancak Büyükşehir Belediye Başkanı olarak festivalin tarihinden organizasyonuna kadar sürecin içinde görünüyorsunuz.
Programlara katılıyorsunuz.
Kalabalığı paylaşıyorsunuz.
Festivalin şehre kattığı canlılığı anlatıyorsunuz.
O hâlde şu soru da gayet makul:
Sayın Başkan…
Bu festival Malatya’nın hangi kültürünü ana sahneye taşıdı?
“Bakanlık yaptı”
derseniz…
Alkışın tamamını toplamak güçleşir.
“Biz de içindeydik”
derseniz…
Repertuvarı konuşmak hakkımız olur.
İkisinin ortası ise hayli kullanışlı.
Kalabalık sizin.
Sanatçı Bakanlığın.
Alkış sizin.
Tercih başkasının.
Belediyecilikte ortak yapımın böylesi de enteresan.
Festival olsun.
Konser olsun.
Gençler eğlensin.
Şehir nefes alsın.
Bunların hepsine eyvallah.
Fakat tabelaya “Kültür Yolu” yazınca insan ister istemez o yolun geçtiği memleketten iz arıyor.
Dokuz gün geçti.
Sahneler kuruldu.
Işıklar yandı.
Şarkılar söylendi.
Festival bitti.
Sahne söküldü.
Geriye bir soru kaldı:
Kültür Yolu Malatya’ya geldi…
Peki Malatya bu yolun neresindeydi?
.jpeg)
SEÇİMİ KAZANAMAZSA, ADAYLIĞI KAZANIR!
Malatya TSO’da seçim yaklaşıyor.
Şimdilik yarışın en çok konuşulan iki ismi var.
Mevcut Başkan Oğuzhan Ata Sadıkoğlu.
Mahmut Boyraz.
Boyraz adaylığını temmuz ayında resmen açıkladı.
Açık söyleyeyim.
İkisini terazinin iki kefesine koyduğumda benim tercihim Oğuzhan Ata Sadıkoğlu olur.
Kendisini çok eleştirdim.
Yarın yine eleştiririm.
Fakat bugün önümüzdeki iki ismi mukayese ettiğimde, Mahmut Boyraz için TSO Başkanlığı sıkletinin ağır geleceği kanaatindeyim.
Geçtiğimiz günlerde bir masada aynı şeyi söyledim:
“Mahmut Bey bana güçlü aday görüntüsü vermiyor. Peki niçin aday oldu?”
Masada bu işleri bilen bir isim vardı.
Cevabı enteresandı:
“Kredibilite için.”
Bu onun yorumu.
Durup düşündüm.
Siyasette ve iş dünyasında hiç de yabancı bir ihtimal sayılmaz.
Çünkü seçim kazanmanın bir yolu sandıktan geçiyor.
Bir başka yolu kartvizitten!
Bugün:
“Mahmut Boyraz.”
Yarın:
“Malatya TSO Başkan Adayı Mahmut Boyraz.”
Seçim biter.
Unvan hafızada kalır.
Toplantıya gidersin:
“TSO Başkanlığına aday olmuştu.”
İş görüşmesine gidersin:
“Başkan adayı.”
Ankara’ya gidersin:
“Malatya iş dünyasının yakından tanıdığı isim.”
Sandıktan başkan çıkmayabilir.
Adaylıktan tanınırlık çıkar.
Fena yatırım sayılmaz.
Üstelik Mahmut Boyraz’la Oğuzhan Ata Sadıkoğlu için,
“Aynı aplikasyonun parçaları”
diyenler de var.
Olabilir.
Ancak aynı kumaştan çıkan her elbise aynı durmuyor.
Birinde takım elbise çıkıyor.
Ötekinde terzi ölçüyü tutturamıyor.
TSO bu şehrin ticaretinin…
sanayisinin…
ihracatının…
iş dünyasının temsil makamı.
Deneme kabini hiç değil.
Mahmut Boyraz seçimi kazanabilir mi?
Sandık kurulmadan hüküm verilmez.
Siyasetin matematiği bazen en iddialı hesabı bile bozar.
Benim kanaatim şu:
Oğuzhan Ata Sadıkoğlu’nun alternatifi olacak isim, yalnızca karşısına çıkan kişi olmamalı.
Ondan daha güçlü bir iddia…
daha geniş bir çevre…
daha somut bir proje…
daha ağır bir profil koymalı.
Yoksa seçim gecesi bir kişi başkan olur.
Öteki de tamamen eli boş dönmez.
Kartvizitine yazmasa bile insanların hafızasında ömür boyu kullanabileceği bir unvan kalır:
“Eski TSO Başkan Adayı.”
LAF EBESİ: GÖBEK BAĞI
Partinin adı:
YENİ Parti.
Başkan yeni.
Tabela yeni.
Rozet yeni.
Teşkilat yeni.
İlk büyük fotoğraf nerede?
İsmet İnönü’nün heykeli önünde.
Barış Yıldız da özellikle orayı seçtiklerini anlatıyor.
Eyvallah.
İsmet Paşa Malatyalı.
İkinci Cumhurbaşkanı.
Tarihî şahsiyet.
Buna da sözümüz yok.
Lakin siyasette semboller bazen konuşmadan konuşur.
CHP’den ayrılıp “YENİ” diye yola çıkacaksınız…
İlk aile fotoğrafını yine İsmet Paşa’nın önünde çektireceksiniz.
İnsan ister istemez soruyor:
Ev ayrı mı oldu…
yoksa sadece kapının tabelası mı değişti?
Demedi deme Barış…
Parti doğmuş.
Göbek bağı hâlâ eski evde.
KALEM HAKKI: SORU SORMADAN ÖNCE DİLEKÇE VERİN!
Gazeteci, halkın seçtiği belediye başkanına mikrofon uzatıyor.
Soru soruyor.
Karşılık geliyor:
“Kimden izin aldınız?”
Demek ki Malatya’da basın hürriyeti var.
Mikrofon serbest.
Gazeteci serbest.
Soru da serbest.
Yalnız küçük bir şartla:
Önce soracağınız kişiden…
soru sorma izni alacaksınız!
Basın hür.
İzin makamının mesai saatleri içinde.
FIKRA GİBİ MEMLEKET: HOCASI KİMDİ?
Yaşlı profesöre takılmışlar:
“Hocam, talebeleriniz sizi geçti.”
Profesör tebessüm etmiş:
“Normal…”
“Benim onlar gibi hocam yoktu.”
Malatya bir zamanlar…
Cumhurbaşkanı çıkardı.
Başbakan çıkardı.
Bilim insanı çıkardı.
Sanatçı çıkardı.
Fikir adamı çıkardı.
Devlet adamı çıkardı.
Bugün ise eğitimde eski başarılarını arayan bir şehir konuşuyoruz.
Talebe yine burada.
Sınıf yine burada.
Okul yine burada.
Fakat sonuç aynı yerde durmuyor.
Profesörün sözü dönüp dolaşıp Malatya’nın kapısına dayanıyor:
Eskiden bu şehir talebesini yetiştirirdi.
Şimdi…
hocasını arıyor.
FİSKOS MASASI:
Malatya’da bu hafta kulisler yine kaynıyor…
Partide soğuk rüzgâr, sokakta çukur, hastanede randevu, çarşıda geçim derdi konuşuluyor. Herkesin başka bir şikâyeti var ama fiskos aynı masada buluşuyor!
-AK Parti’de Er–Bakan Hattı Gerildi mi?
AK Parti İl Teşkilatı ile Büyükşehir arasındaki soğukluğun artık Ankara’ya kadar uzandığı fısıldanıyor. İl Başkanı Ali Bakan’ın, sahadaki aksaklıklar ve vatandaş memnuniyetsizliği üzerinden Sami Er’i genel merkeze bildirdiği iddiası kulisleri hareketlendirmiş. Şimdi herkes aynı şeyi merak ediyor: “Bu sadece şikâyet mi, yoksa ipler gerçekten gerildi mi?”
-Vekil Yasayı Anlatıyor, Vatandaş Çukuru!
Cumhur İttifakı milletvekilleri sahaya çıkıp Meclis’ten geçen yasaları ve reformları anlatıyor. Muhalefet ise mikrofonu altyapıya, geciken hizmetlere çeviriyor. Vatandaşın fiskosu daha kısa: “Yasayı sonra anlatırsınız, şu sokağı ne zaman yapacaksınız?”
-Okul Açılmadan Velinin Cebi Açıldı!
Yeni eğitim yılı yaklaşırken nakil, adres, okul tercihi derken velilerin kafası iyice karışmış. Bir de servis, forma, kırtasiye masrafı eklenince okul zili çalmadan bütçe alarmı çalmaya başlamış. Kulislerde veliler aynı hesabı yapıyor: “Çocuğu okula mı yazdırıyoruz, masrafa mı?”
-MHRS’de Randevu Avı!
Özellikle bazı branşlarda uzman doktora ulaşmak vatandaş için ayrı bir mesaiye dönüşmüş. Günlerce MHRS’den randevu kovalayanlar var; özel hastanenin kapısını çalan ise fiyatı görünce geri dönüyormuş. Şehirde yeni temenni şu: “Allah hastalık vermesin, randevu hiç vermiyorlar zaten!”
-Altın Kuyumcuyu, Kayısı Üreticiyi Güldürmüyor!
Altın fiyatları yükselmiş, kuyumcuda yaz hareketliliği bekleneni vermemiş. Kayısı üreticisinin cephesinde de yüzler asık; maliyet yüksek, alım fiyatı beklentinin altında. Çarşıda iki ayrı tezgâhtan aynı ses geliyor: “Mal pahalı ama kazanan kim?”
-Malatya’da Trafik Değil, Sabır Akıyor!
Daralan yollar, bitmeyen inşaatlar, otopark sıkıntısı, yoğun saatlerde aksayan otobüsler… Şehir içinde birkaç kilometrelik yolculuk bile sabır sınavına dönmüş. Fiskos masalarında artık mesafe kilometreyle değil, dakikayla ölçülüyor: “Malatya büyüdü mü, yollar mı küçüldü?”
Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…
Çünkü Malatya’da kulis başka konuşsa da, vatandaşın derdi dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyor: Hizmet ne zaman hissedilecek?
(1)(1).jpg)
Selam ve dua ile
Fiemanillah
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Necati Ateş
17-08-2026 10:28Şehirin genel durumuna bakınca ortadaki zaafiyeti,vatandaşın ve esnafın seçmen kültürünü gören yanına bir fotoğrafçı alıp "Nasılsınız" diye sorup köşe bucak gezince ortaya bir isim çıkıyor. Biraz sermaye biriktiren bu şehirde bir yerlere yürümeye iştahlanıyor. Proje,nitelik ve tecrübe zaten gozetilmiyor şehirde. Güçlü isimler zaten piyasada yok. Ne siyasette ne diğer örgütlerde. Ve maalesef sizin gibi güçlü kalemler bile bu isimleri konu edinebiliyor.
Furkan
17-08-2026 10:22Salih Karademir'in bence esnafta karşılığı yok önünde vekillik şansı var onu değerlendireceğini düşünüyorum.
Hasan Basri Aksu
17-08-2026 09:12Hocası kimdi fıkrasından yola çıkarak yapılan eğitim kıyası Malatya’nın en acı gerçeğidir. Biz İnönü’lerin, Özal’ların çıktığı lise kültüründen, bugün MHRS randevusu kovalayan ve LGS'de okul arayan bir şehre evrildik. Eğitimdeki nitelik kaybını bundan daha yalın ve vurucu özetleyen bir köşe yazısı az bulunur
MURAT ŞAHİN
17-08-2026 09:10Yollarda çalışma bitmiyor, otobüsler tıklım tıklım. 'Malatya büyüdü mü, yollar mı küçüldü?' sorusu tam olarak her gün otobüs beklerken kurduğumuz cümle. Yetkililer artık toplantı yapmayı bırakıp şu yolları açsın
Ayşe Tan
17-08-2026 09:08Şehirde aylardır tek bir kültürel etkinlik yoktu, festival geldi diye sevindik ama sahnede Arguvan türküleri yerine pop ve rap dinledik. Gençler eğlensin, ona lafımız yok ama adı 'Kültür Yolu' olan bir organizasyonda Malatya'nın kendi köklü ruhunu görememek büyük eksiklikti. Belediyenin bu eleştiriyi dikkate alması gerekir
Veli Doğan
17-08-2026 09:08Sandıktan çıkamayacağını bile bile adını konuşturan çok isim gördük bu şehirde. Oğuzhan Başkan’ı biz de eleştiriyoruz ama karşısına içi dolu, projesi hazır bir profil çıkmadığı sürece bu işler sosyal medya balonu olmaktan öteye geçmez
Ali Vural
17-08-2026 09:07Köşe yazısının heykel kısmına dair tespitler nokta atışı olmuş. Seksen yıldır şu anıtı siyasete malzeme yapmaktan bıkmadılar. Atatürk’ün giyinik, gencin çıplak olması tamamen heykeltıraşın o dönemki minimalist anlayışı ama gel de bunu iki tarafa anlat! Bir taraf 'Atatürk'e saldırı var' diye bağırır, diğer taraf 'ahlakımız bozuldu' der. Tarihi bilmeden, belgesine bakmadan bağıran iki kesime de güzel bir ders verilmiş. Kaleminize sağlık.