21 Ekim, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    49.60
  • EURO
    55.72
  • ALTIN
    6569.6
  • BIST
    11797.7
  • BTC
    82591.760$

Dem Bu Demdir, Saat Bu Saat

21 Ekim 2026, Çarşamba 14:26
Dem Bu Demdir, Saat Bu Saat

Bir düstur bir hayat felsefesi.. 

Zaman en büyük öğretmen bizlere ve geleceğimize. Bununla birlikte insan yaşamını tehdit eden 'en tehlikeli düşman'. Ve yenilmesi mümkün olmayan bir düşman. O halde bu düşmanı yenmemiz mümkün değilse oturup konuşmalı ve bu büyük öğretmenden alınabilecek tüm dersleri almalıyız. İşte o zaman en azından yenilmemişte oluruz.
Peki nerden çıktı bu zaman?

Başta bizim koyu puntoyla yazdığımız aslında herkesin evlerinde baş köşede altın harflerle yazılması gereken bu düstur maalesef günümüzde zihinlerden tamamen silinmiş gibi görünüyor. 

Bunun en büyük kanıtı artan antidepresan kullanımları desem. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Şöyleki artan gelecek kaygısı, sosyal medyanın çizdiği yapay hayatlara ulaşma arzusu 'ben yarın ne yapmalıyım, nasıl bende öyle olabilirim?'' sorularını beraberinde getirirken bir yandan da 'ben asla öyle olamam bu çok zor' düşüncesiyle birlikte çaresizlik hissini ve bitmeyen kaygıları beraberinde getiriyor. Sonuç randevu bulmanın eskiye göre birkaç kat fazla zorlaştığı psikiyatrist odaları. 

Dipnot olarak şunu belirtmeliyim ki ihtiyaç hasıl olan durumlarda psikiyatriste gitmek kişisel bir sorumluluk olmakla birlikte toplumsal bir sorumluluktur. Burada söylediğim şey ruh sağlığını korumanın korkunç düzeyde zor olduğu şu zamanlarda bizlerde kendi kişisel psikologlarımız olabilir; belirli hayat felsefeleri edinerek, kişisel gelişimimizi artırarak, kendimize dışardan gelebilecek her türlü olumsuz durum ve söylemlere karşı bir bariyer oluşturabiliriz. 

Bu bariyeri nasıl oluşturacağımızı konuşmadan önce ilk iş zihinlerimizi ele geçiren kaygıların, obsesyonların farkına varmalıyız. Zihnimiz geleceğe dair kaygılarla mı meşgul, yoksa geçmişin karanlıklarında kaybolmuş aradığı şeyleri bulmak uğruna bugünü unutmuş durumda mı.

Dedim ya önce biz kendi psikoloğumuz olmalıyız ve tanıyı koyup yola öyle devam etmeliyiz. Ki bu İlk kısım iyi oluş sürecinin yüzde ellisi. Kulağa zor, kolay ve müthiş gelen çelişkilerle dolu bu ilk adımın doğru ve sağlıklı atılması geri kalan sürecin seyrini tamamen kontrol eden en önemli değişkenimiz.

Bu ilk adımın en büyük destekçisi kendimizi tanıma düzeyimiz. Acaba kendimizi ne kadar tanıyoruz? Daha önce bu soruyu kendinize sorup sormadığınızı düşünmenizi istiyorum. İsteklerimiz, hayallerimiz, umutlarımız acaba gerçekten bize mi ait yoksa çevremizin, anne-babamızın veya popüler kültürün bize dayattıkları mı? 

Rogersın bu konuda ortaya attığı müthiş bir kavram var:Organizmik değerlendirme. Rogers bu kavramı şöyle tanımlamakta; kişinin deneyimlerini kendi içsel potansiyeline ve ihtiyaçlarına göre süzerek neyin iyi, neyin kötü ve neyin geliştirici olduğuna karar verdiği sürekli çalışan içsel bir mekanizma, pusula. Kaçımız böyleyiz. Aldığımız kararların vardığımız yargıların kaçı gerçekten bizi yansıtıyor. İşte sanırım kilit nokta burası. Kendimizi tanıdığımız gerçek beni keşfettiğimiz anda yakıcı fakat bir o kadar müthiş keyifli bu süreci tamamlayıp o zaman hayatımızın kontrolünü elimize alma gücüne sahip oluyoruz ve kendi bariyerimizi en sağlam şekilde oluşturuyoruz. Geçmişizi kabul edip geleceğe dair gerçekçi ve bize ait bir rota oluşturup ANI kaçırmadan ZAMANLA barışarak doyumu yüksek bir yaşam sürmek sanırım ancak bu yollarla mümkün olacaktır. O zaman birde sizinle içinde hayat barındıran bu cümleyi tekrar edelim: 'DEM BU DEM SAAT BU SAAT'.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.