dore okulları
Malatya
23 Temmuz, 2024, Salı
  • DOLAR
    32.88
  • EURO
    35.72
  • ALTIN
    2540.9
  • BIST
    11102.16
  • BTC
    66360.170$

Ömür Dediğin!..

12 Mart 2024, Salı 05:47
Ömür Dediğin!..

 

“Bir insan ömrünü neye vermeli
Harcanıp gidiyor ömür dediğin.
Yolda kalan da bir yürüyen de bir
Harcanıp gidiyor ömür dediğin.”

Dünya tarihi açısından kısa bir döneme karşılık gelen ve ortalama 80 yıllık bir yaşam serüvenine sahip olan insanoğlunun diğer canlılara kıyasla aslında oldukça sınırlı bir yaşam süresi bulunmaktadır. Ancak bu kadar kısa bir yaşam süresi içerisinde insanoğlunun ne kadar yaşadığı ve ne yaşadığından daha ziyade neden yaşadığı ve nasıl yaşadığı önem arz etmektedir. Her ne kadar kemiyetin keyfiyet üzerindeki etkisinden bahsedilse de kemiyete nazaran yaşam kalitesini belirleyenin keyfiyet olduğu bir gerçekliktir. Nitekim bir canlının kısacık ömrü, bir cansız varlığın uzun süreli mevcudiyetinden daha değerli olabilmektedir. Her şeyden habersiz bir taş parçasının dünyadaki varlığının, bir kelebeğin ömründen daha uzun olması ne kadar anlamlı… Benzer şekilde anlam dünyasından uzak doyumsuz bir yaşam, anlam yolculuğunun mutluluğu karşısında ne kadar tatminkâr… Tüketilen ömrün kalıcılığını, yaşam sermayesinin tüketim kalitesi şekillendirmektedir. Bu bakımdan nerede, nasıl, ne zaman, kim(ler)le ve niçin sorularıyla tükettiğin ömür, ne kadar sorusunun önüne geçebilmektedir. Ayrıca ömür sermayesinden tüketilen her bir dakika amaçlara ve hedeflere ulaşabilmenin heyecanını taşıdığı gibi amaçları ve hedefleri ıskalayabilmenin korkusunu da uyandırmaktadır. Zaten yaşam(ak) da bu heyecan ve korkunun bileşiminden meydana gelmiyor mu?


Her geçen günü heyecan ve korkularla geride bırakırken bir diğer güne benzer şekilde yeni heyecan ve korkularımızla uyanıyoruz. Amaç ve hedefler doğrultusunda şekillendirdiğimiz çalışmalarımız ve ümitlerimiz heyecanlarımızı oluştururken, karşı tarafta onları tehdit eden belirsizlikler ve değişimler korkularımızı meydana getirmektedir. Çünkü yaşamak, bir doğru düzlemi üzerinde yol almak değil, inişleri, çıkışları, düzlükleri olan bir coğrafyada yol alırken her manzaranın farkına varabilmektir. Nitekim Fransız düşünür Jean Paul Sartre’ın da şiirinde belirttiği gibi “yol değildir yaşamak, yolda olmaktır. İçinde ben varsam bu yolun, bir anlamı vardır.” Dolayısıyla yaşamak; tüm benliğin ile yolda olmak, her şeye rağmen yürümeye devam etmek, düzlükte yürürken bile düşebilmek, düştüğün yerde kalmamak, ayağa kalkmak ve daha sağlam adımlarla tekrar yürümek, bazen yorulduğunda yolda durmak ve dinlendikten sonra tekrar yürümek, gerektiğinde korkularının üstüne üstüne yürümek ve ömür yürüyüşünü en güzel şekilde tamamlayarak hedefe varmaktır. Zaten kalmak için değil, gitmek için dünyaya gelen insanoğlunun yürümesinin bir gereklilik olduğu aşikardır. Ancak gitmek için yalnızca yürümenin yeterli olmadığı ve kalmak için diretmenin de anlamsız kaldığı bir dünya burası…

Sonlu bir dünyada sonsuz bir yaşam arzusu içinde olan ve bu çelişkiyi bir arada yaşayan insanoğlu, kalıcılığın yolunu hep ölümsüz olabilme hayalinde aramıştır. Simyacılar çalışmalarında bu konu üzerine eğilirken, Lokman Hekim bulduğu iksiri köprüden geçerken kaybetmiş ve günümüzde ise transhümanizm çalışmalarıyla insanoğlunun biyolojik sınırlılıklarının ötesine geçilerek yaşamın sonsuza kadar uzatılması adına insan ömrüne müdahalelerin yolları aranmaktadır. Tarih boyunca bir varlığın canlılığının nihai sınırını belirleyen ölüm, insanoğlunun da en önemli açmazını oluşturmuş ve bu açmazın öncelikli sorunsalını bilinmezlik meydana getirmiştir. Ancak nerede, nasıl, kimlerle ve ne zaman son bulacağı bilinmeyen yaşam sermayesinin tüketimi konusunda yapılan tercihler ve eylemler, aslında tüm bilinmezliğin mahiyetini ortadan kaldıracak kadar değerlidir. Bu açıdan bir ömrün neye verildiğinin anlık farkındalığı, ömrü ziyadeleştirerek yüzlerce ömre sığacak kadar sonuçlar ortaya çıkarabildiği gibi bir ömrün heba edilerek harcanmasının en basit yolu bir günün muhasebesini dahi yapmamaktan geçmektedir. 

Niçin yaşadığının farkına varabilmek aslında silinmez izler bırakabilmenin ve kalıcılığa ulaşabilmenin ilk adımıdır. Neden dünyaya geldiğini ve öldükten sonra nereye gideceğini anlamakla başlayan bu farkındalık, ömür sermayesinin ne kadar uzun olduğu sorusunu ve endişesini anlamsız bırakmaktadır. Bir insanı sevmek, yolda kalana yardım etmek, öğrenmek ve öğretmek, bir canlıya su vermek, helal kazanmak, gönül almak, eser üretmek, adil olmak, zulmün karşısında durmak, dost kalmak, gülümsemek, paylaşmak, vefalı olmak, haksızlık karşısında ses olmak, bir davayı sahiplenmek, mücadele etmek, onurla yürümek ve namuslu yaşamak… Bedenlerin ölümüyle bile dünya üzerindeki yürüyüşün son bulmadığı, ömür yürüyüşünü anlamlı kılan kalıcılığın tezahürleri… Ancak şu da var ki; kalıcılık nimeti nasibe bağlı olduğu gibi nasibin ise çabaya bağlı olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Cahit Zarifoğlu’nun da dediği gibi “bir ömür boyu koşarsın, yetiştiğin sadece nasibindir.” Çünkü yetişmek için adımlarının hızlandığı hatta koşmaya başladığı zamanlarda bile terlediği ve yorulduğuyla kalabiliyor bazen insan. 
Her neye verirse versin, verdiği kadar alacak olan insanoğlunun her geçen dakika ömür sermayesi tükenmekte ve nasibi nispetinde dünya üzerindeki yürüyüşü devam etmektedir.

Yolda olmak dileğiyle..
 

Yorumlar

  • yorum avatar
    Emrah
    17-03-2024 09:14

    Kıymetli Hocam yüreğine sağlık...

  • yorum avatar
    Metin Kırımhan
    12-03-2024 10:20

    Eline sağlık. Kendi hayatımın özeti gibi okudum. Ama düşünen düşünebilen her insana hitap eden bir yazı olmuş. Başarılarının devamını diliyorum. Selam ve sevgilerle...

  • yorum avatar
    Emrah Ertunan
    12-03-2024 09:19

    Eline ağzına emeğine düşüncelerine kaleminden dökülen güzel sözler için teşekkürler. Ömrün boyunca böyle güzel yazılar yazman dileklerimle..

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.