Felaket ve Helaket Asrı
19 Ekim 2026, Pazartesi 11:47
"Hak bela yazmaz kul azmayınca "diye bir kadim söz vardır. İşte tam bu zamana bakıyor.
Peşpeşe gelen depremler,cinayetler,zulüm gören masumlar ve son sel felaketi birer ikazı ilahi bence.
Anlayana tabi.
Esbabperestler gibi tabi tabi vb deyip geçmek yeni bela ve musibetlere yol açar. Ve açıyor.
Feteemmel.
13.Asrın başında asrın imamı Bediüzzaman ra hazretlerine "rü'ya da bir hitabede;
Bir cum'a gecesinde nevm ile âlem-i misale girdim. Biri geldi dedi:
-Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem, seni istiyor.
Gittim gördüm ki, münevver, emsalini dünyada görmediğim, selef-i sâlihînden ve a'sarın meb'uslarından her asrın meb'usları içinde bulunur bir meclis gördüm. Hicab ettim, kapıda durdum. Onlardan bir zât dedi ki:
-Ey felâket, helâket asrının adamı, senin de re'yin var, fikrini beyan et! Ayakta durup dedim:
-Sorun cevab vereyim.
Biri dedi:
-Bu mağlubiyetin neticesi ne olacak, galibiyette ne olurdu?
Dedim:
-Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Eskiden beri i'la-yı kelimetullah ve beka-yı istiklaliyet-i İslâm için farz-ı kifaye-i cihadı deruhde ile, kendini yek-vücud olan âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilafete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telafi edilecektir.
Zira şu musibet, mâye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde ta'cil etti. Biz incinir iken, âlem-i İslâm ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır. Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üçyüz dirileceğiz. Hârikalar asrındayız. İki-üç sene mevtten sonra meydanda dirilenler var. Biz bu mağlubiyetle bir saadet-i âcile-i ـ﴿عَاجِلَهءِـ﴾ muvakkata kaybettik; fakat bir saadet-i âcile-i ـ﴿اٰجِلَهءِـ﴾ müstemirre bizi bekliyor. Pek cüz'î ve mütehavvil ve mahdud olan hali, geniş istikbal ile mübadele eden kazanır.
Birden meclis tarafından denildi:
-İzah et!
Dedim:
-Devletler, milletler muharebesi, tabakat-ı beşer muharebesine terk-i mevki ediyor. Zira beşer esir olmak istemediği gibi, ecîr olmak da istemez. Galib olsa idik, hasmımız ve düşmanımız elindeki cereyan-ı müstebidaneye belki daha şedidane kapılacak idik. Halbuki o cereyan hem zalimane, hem tabiat-ı âlem-i İslâma münafî, hem ehl-i imanın ekseriyet-i mutlakasının menfaatine mübayin, hem ömrü kısa, parçalanmaya namzeddir. Eğer ona yapışsa idik, âlem-i İslâmı fıtratına tabiatına muhalif bir yola sürükleyecek idik.
Şu medeniyet-i habîse ki, biz ondan yalnız zarar gördük. Ve nazar-ı şeriatta merdud ve seyyiatı hasenatına galebe ettiğinden; maslahat-ı beşer fetvasıyla mensuh ve intibah-ı beşerle mahkûm-u inkıraz, sefih, mütemerrid, gaddar, manen vahşi bir medeniyetin himayesini Asya'da deruhde edecektik.
Birden o meclisten tasdik emareleri tezahür etti.
Dediler:
-Evet ümidvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı olacaktır!..
-Neden geldin geleli siyasete karışmıyorsun? Dedim:
اَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَ السِّيَاسَةِ
Evet İstanbul siyaseti, İspanyol gibi bir hastalıktır. Fikri hezeyanlaştırır. Biz müteharrik-i bizzât değiliz. Bilvasıta müteharrikiz. Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz. O tenvim ile telkin eder. Biz kendimizden hayal edip, esammane tahribimizde eser-i telkini icra ederiz. Mademki menba' Avrupa'dadır. Gelen cereyan, ya menfî veya müsbettir. Menfîye kapılan, harf gibi
دَلَّ عَلٰى مَعْنًى ف۪ى نَفْسِ غَيْرِه۪
yahut
لَا يَدُلُّ عَلٰى مَعْنًى ف۪ى نَفْسِه۪
tarif edilir. Demek bütün harekâtı, bizzât haric hesabına geçer. Çünki iradesi hükümsüzdür. Hulus-u niyeti faide vermez. Bâhusus menfî iki cihet-i za'fla, haric cereyanın kuvvetine bir âlet-i lâya'kıl olur.
Diğer müsbet cereyan ise ki, dâhilden muvafık şeklini giyer. İsim gibi,
دَلَّ عَلٰى مَعْنًى ف۪ى نَفْسِه۪
dir. Hareketi kendinedir. Tebaî haricedir. Lâzım-ı mezheb mezheb olmadığından, belki muahez değil. Bâhusus iki cihetle kuvveti, haric cereyanın müsbet ve za'fına inzimam etse, harici kendine âlet-i lâyeş'ur edebilir.
Dediler:
-Dinsizliği görmüyorsun, meydan alıyor. Din namına meydana çıkmak lâzım.
-Evet lâzımdır. Fakat kat'î bir şart ile ki, muharrik aşk-ı İslâmiyet ve hamiyet-i diniye olmalı. Eğer muharrik veya müreccih, siyasetçilik veya tarafgirlik ise, tehlikedir. Birincisi hata da etse, belki ma'fuvdur. İkincisi isabet de etse, mes'uldür.
Denildi:
-Nasıl anlarız?
Dedim:
-Kim fâsık siyasetdaşını, mütedeyyin muhalifine, sû'-i zan bahaneleriyle tercih etse, muharriki siyasetçiliktir. Hem umumun mal-ı mukaddesi olan dini, inhisar zihniyetiyle kendi meslekdaşlarına daha ziyade has göstermekle, kavî bir ekseriyette dine aleyhtarlık meyli uyandırmakla nazardan düşürmek ise, muharriki tarafgirliktir.
(Sünuhat/Rü'yada Bir Hitabe)
Evet o zamana göre şimdi dünya hususan alem-i islam dehşetli zulüm,isyan ve tuğyan ile doldu.
Kur'an'j kerimde Lanetli kavim olarak geçen yahudi milleti israil zulmü abd,İngiltere gibi batılı emperyalist ve zalimlerin desteği ile arşı titretir hale geldi.
Koca iki milyara yakın sözde islam alemi sessiz, çaresiz,cılız.
Türkiye olarak biraz sesimiz çıkıyor.
Lakin yalnız kurt gibi.
İçerde ve dışarda binbir dolap dönüyor.
Ahir zamandayız.
Kıyamet yakın.
Ondan evvel bir asrı saadet misillü islamiyet hakim olacak.
Beşaret ve müjdeler var
Lakin ekser olarak buna layık olmak lazım.
Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umûr-u hayriyenin çok muzır manileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu manilere ve bu şeytanlara karşı, ihlas kuvvetine dayanmak gerektir. İhlası kıracak esbabdan; yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz.
(Yirmibirinci Lem'a)
İhlas Risalesi - 32
İhlas ve uhuvvet risalesindeki düsturlar tatbik edilse, kadın,makam,para gibi fitnelerden uzak durulsa bu beşaretler vücud bulur.
Vesselam.
Selam ve dua ile saygılar.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.