NATO Zirvesi Yaklaşırken
25 Haziran 2026, Perşembe 08:03
Malumunuz, 7 Temmuz’da Ankara’da bir NATO zirvesi gerçekleştirilecek. Türkiye bunun hummalı bir hazırlığını yapıyor. Böyle bir zirvenin Türkiye’de gerçekleşmesi ikinci defa olacak, fakat bu defaki zirve hem Türkiye’nin bölgesel çatışmalardaki rolü, hem de NATO hakkındaki son tartışmalar açısından oldukça önemli.
NATO şu an dünyanın en büyük organize savunma gücüdür. Türkiye’nin NATO’ya katılım başvurusu CHP döneminde yapıldı, ancak NATO’ya kabul edilmek Demokrat Parti döneminde nasip oldu. Haliyle bu artı DP’ye yazıldı. Bu arada, Başbakan Menderes’in Kore’ye meclis kararı olmadan asker göndermesi hep tartışıldı ve bu tavizin NATO’ya kabul edilmek için verildiği ileri sürüldü. Fakat gerçekte bu ikisinin ne kadar birbiriyle ilişkili ve ikna edici olduğu konusunda doğrudan bir bağlantı bulunmuyor. Ama bilinen o ki, Türkiye Sovyetler Birliği’nin toprak talep etmesi nedeniyle kendisini güvenceye almak için NATO’ya girmek istedi; NATO’da Sovyetler Birliği ile Avrupa arasına bir tampon bölge olarak Türkiye’nin yer almasını faydalı buldu. Netice de bu çıkarlar uyumu yetmiş seneyi aşan bir ortaklığı beraberinde getirmiş oldu.
Bu uzun ortaklığa rağmen Türkiye’nin NATO’ya bakışı hep tereddütlü oldu. NATO’nun meşhur 5’inci maddesi olarak bilinen “bir NATO ülkesine saldırmanın tüm NATO üyelerine yapılan bir saldırı olarak kabul edileceği” tehdidi Türkiye’de çoğu kimse için ikna edici gelmedi. Bunca zamanlık NATO tarihi boyunca da herhangi bir devlet için bu maddenin işletilmesini gerektirecek bir durum da hiç yaşanmadı (11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin Afganistan operasyonu hariç). Bir anlamda bu durum 5’inci maddenin fiilen caydırıcı olduğunu da gösteriyor.
NATO’da ikinci büyük sorun ABD hegemonyasıdır. Avrupa kendinden tevlid eden ABD’nin kendisine bu şekilde tahakküm etmesini oldum olası kaldıramıyor. Fakat Avrupa, ABD’nin NATO’nun masraflarını omuzlamasının sağladığı konfordan da vazgeçmek istemiyor. Sonuç ne yardan, ne serden vazgeçme.
ABD ise uzun yıllar NATO’yu kendi hegemonik çıkarları doğrultusunda biçimlendirdi, sevk etti. Köyün ağası olarak da masrafların çoğunu omuzladı, fakat artık karşısında korkulu rüyalara neden olan Çin var ve ABD enerjisini Çin ile olan rekabete yöneltmek istiyor. O nedenle ABD, Avrupa devletlerinden savunma masraflarına daha çok katılmalarını ve ABD’nin yükünü azaltmalarını istiyor. Bu nedenle ABD Başkanı Trump her NATO üyesinden savunma harcamalarını artırmasını beklemekte. Aksi durumda NATO’dan çıkmakla tehdit etti. Tabii, Avrupalılar için ABD’siz NATO hayal ettikleri fakat arzulamadıkları bir durum. Zira ABD olmaksızın NATO’nun konvansiyonel yükünü kim çekecek?
İşte bu noktada Türkiye bu durumun kendisi için bir fırsat oluşturduğunu düşünüyor. Zira ABD’den sonra NATO’nun en büyük konvansiyonel askeri varlığı Türkiyedir. Fakat Avrupa NATO’da Türkiye’nin ağırlığının artmasına hazır değil. Zira Yunanistan ve Kıbrıs sorunu Avrupa ve Türkiye arasında ciddi bir engel. Bu ikilemi fark eden Polonya birden atağa geçerek NATO içinde en büyük askeri güç olmayı ve böylelikle Türkiye’yi adeta by-passlamayı planlıyor. Avrupalılar bundan memnun olabilir, fakat bu iş zaman alır.
Bu anlattıklarım kapsamında Türkiye’de gerçekleşecek olan zirvenin ardından kamuoyunda bir süredir NATO aleyhinde esen rüzgârın tersine dönmesi bekleniyor. Pew Research Center’ın yaptığı araştırmaya göre Türkiye kamuoyunda NATO lehinde düşünceler önceki yıllara göre bir hayli artmış durumda.
Son zamanlarda Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki ardı arkası kesilmeyen iltifatları ise dikkat çekici. Hani derler ya “Bayram değil, seyran değil……”.
Trump, İsrail-İran savaşında tüm çabalarına karşın NATO’yu ve Avrupa’yı işin içine sokmayı başaramadı. Batılı devletlere yük paylaşımını kabul ettiremedi. Türkiye ise bu savaşta arabulucu rol oynamaya, olaya karışmamaya çalıştı. Bu durum ABD tarafından olumlu not edildi. Haliyle, ABD NATO’dan bütünüyle çekilmek yerine Türkiye’yi NATO içinde kendisi için konvansiyonel bir vekil güç olarak kullanmak isteyebilir mi sorusu hatıra geliyor. Eğer bu zirvede F-35, CATSA yaptırımları ve F-16'lar konusunda sürpriz gelişmeler yaşanırsa, bu söylediklerimi yabana atmamak lazım. Tabii ki bu olasılık en çok Yunanistan’ı rahatsız ediyor. Bu nedenle son zamanlarda Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik agresifliği oldukça arttı.
Bir konu daha kaldı. NATO Türkiye için yararlı mı? Eğer sıkışık bir durum olsa, NATO Türkiye’nin yardımına koşar mı? Bu sorunun tam anlamıyla cevabını Allah göstermesin, böyle bir durum yaşayana kadar tam olarak bilemeyeceğiz. Fakat şu kadarını söylemek lazım: Günümüzde NATO bir savunma ve güvenlik örgütü olmasının ötesinde bir organizasyon. Zira NATO üyesi olmakla dünyanın en gelişmiş 32 ülkesinin oluşturduğu bir formun üyesi olarak normalde erişmeniz imkânsız olan savunma teknolojileri, askeri hazırlık derecesi ve askeri uzmanlık alanında geniş bir networkün parçası oluyorsunuz. Askerlerimiz diğer ülke askerleri ile birlikte eğitim yapıyor, yeni doktrinleri ilk elden öğreniyor ve hazırlık derecemiz en üst düzeyde tutuluyor. Yapay zekânın yaygınlaşmasıyla artık askeri alan ve savaş teknolojileri de giderek daha fazla bilgiye bağımlı hale geldi. Dolayısıyla NATO üyesi olmakla önemli bir askeri kütüphaneye erişim olanağınız bulunuyor. Ayrıca Avrupa’nın kendisini normatif bir güç olarak konumlandırdığı dikkate alındığında, yeni savaş usullerinin kitabını da Avrupa’nın yazacağını söyleyebiliriz. Bu durumda Türkiye’nin NATO’da kalması demek, geleceğin güvenlik kitabının editörlerinden birinin de Türkiye olması demek. Bu nedenle uluslararası ilişkilerde duygusal değil pragmatik davranmak gerekir. Dolayısıyla Türkiye’nin NATO’dan ayrılmayı düşünmesi değil, NATO’da ağırlığını artıracak tedbirleri alması yerinde olur.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.