KALDIRILSIN MI KALDIRILMASIN MI? Serbest Kartın Serbest Hikâyesi
21 Ekim 2026, Çarşamba 12:57
Memlekette 65 yaşını dolduranlar belediye otobüslerine bedava biniyor, uçak ve tren biletleri de indirimli. Güzel. Ama hatırlarsınız, bir vatandaş bu kartı bir günde otuzdan fazla kullanarak otobüse binmişti. Tam otuz defa otobüse bin, bir yerden bir yere git sonra in. Tekrar bin. Sivas’ta gerçekleşen bu akıl almaz olayda bir insan evladı neden otuz defa otobüse biner iner, keskin bir sorguya ihtiyaç var. Yani bu yolcumuzda prostat yok, romatizma yok, cambaz gibi otobüsten otobüse zıplayıp duruyor.
İlk bakışta bu kartlar, “vatandaşa destek” niyeti ile İlk bakışta popülizm kokan bir düzenlemenin ürünü gibi gözüküyor. Üstelik, kanunla da garantiye alınmış. Fakat tıkanan belediye başkanlarının da uykusunu kaçırmaya başlamış. İptal edilsin mi, sınırlandırılsın mı diye tartışılıyor. Bebek bezine hâlâ yüksek KDV uygulanırken, doğurganlık azalıyor diye sızlanılırken, 65 yaş üstüne böyle kıyak geçersen sonuç bu olur: kart israfa dönüşür.
Lakin işin diğer yönü ise kafa karıştırıcı ve düşündürücü. Neden 65 yaş üstü amca ve teyzeler sabahın köründe neden kendilerini sokağa atıyor? Otobüs meraklısı oldukları için değil. Bir kısmı parklara gidiyor, bir kısmı sadece sosyalleşmek için yollara düşüyor. Yani mesele sadece “bedava biniş” değil; sosyolojik bir gerçek var: yaşlılarımızı evden çıkaran, sokaklara iten bir ihtiyaç. Semt semt dolaşıyor, şehrin nabzını tutuyor, kalabalığa katkı sağlıyorlar.

Aile Bakanlığı bu konuda serin ve derin bir araştırma yapmış mıdır, bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şu: serbest kart, sadece bir ulaşım hakkı değil; yaşlılığın yalnızlığını, toplumun popülizmini ve belediyelerin baş ağrısını aynı anda gösteren bir küçük ironidir. Bugün yaşlılarımızın önemli bir kısmı, geniş aile yapısının çözülmesiyle yalnız kalıyor. Çocuklar işte, torunlar okulda, evde ise sessizlik. Serbest kart, aslında bir kaçış bileti: evin dört duvarından çıkıp kalabalığa karışma fırsatı. Otobüs durağı, bir sosyalleşme mekânına dönüşüyor. Veya veya aile içi geçimsizliklerle sokağa itiliyorlar.
Doğurganlık Ölürken
Öte yandan bebek bezine hâlâ yüksek KDV uygulanırken, doğurganlık oranı düşüyor. Çocuk sayısı azalıyor, yaşlı sayısı artıyor. Devletin genç nüfusu teşvik etme konusunda yetersizliği ve korkaklığı, yaşlı nüfusun hızla büyümesine yol açıyor. Serbest kart gibi küçük destekler, bu demografik dönüşümün yükünü hafifletmeye yetmiyor.
Sağlık Sistemi ve Gelecek
Sayısı ger geçen yıl artan yaşlı nüfusumuz hastanelerin kapısında kuyruk olacak ciddi bir sağlık sorunu yaşanacak gibi gözüküyor. Sağlık sistemimiz bu artışa yanıt verebilecek mi?
Sosyolojik Gerçek
Otobüs merakı değil, sosyolojik zorunluluk: yaşlılarımız evde yalnızlığa mahkûm olmamak için sokaklara çıkıyor. Kartı kullanmak, bir ihtiyaçtan doğuyor. Bu yüzden tartışma “kart iptal edilsin mi” değil, “yaşlı nüfusun artışıyla nasıl başa çıkacağız” sorusu olmalı. Serbest kart, yaşlılara verilen bir ayrıcalık değil; toplumun aile yapısındaki çözülmenin, doğurganlıktaki düşüşün ve sağlık sistemine yaklaşan yükün küçük bir göstergesidir. Bugün belediye otobüslerinde görünen kalabalık, yarın hastane koridorlarında yankılanacak.
HAYAT ARKADAŞI DOKUNULMAZLIĞI
Sanatçı Evlenmez, Evlenirse Boşanamaz!
Sahnenin En Yaygın Rolü
Memleketimizin en kayda değer özelliklerinden biri: sanatçılar arasında “hayat arkadaşlığı” modası. Resmi nikâh mı? O, sahneye çıkmadan önce yapılmış bir talihsizliktir. Ünlü olduktan sonra evlenmek zaten yasak gibidir; boşanmak ise imkânsız. Sonuç: hayat arkadaşı. Diğer tarafta da resmi nikahlı eşi.
Aforizma Tadında Gerçek
Sanatçı evlenmez. Evlenirse boşanamaz. Boşanamazsa hayat arkadaşı edinir. Hayat arkadaşı edinirse toplum alkışlar.
Toplumsal Dokunulmazlık
Halk, sanatçının sahnedeki büyüsünü özel hayatına da taşır. Çarpık ilişkiler bile “sanatçıya yakışır” diye kutsanır. Normal vatandaş aynı şeyi yapsa mahalle baskısı yerden yere vurur. Ama sanatçı yapınca “romantik özgürlük” olur.
Hukukun İronisi
Geçtiğimiz günlerde iki sanatçımız vefat etti. Biri miras kavgası bıraktı: yeğenler sahneye çıktı. Diğeri cenaze tartışması: yıllardır boşanmadığı resmi eş ve çocuklar “mezar yeri” konusunda ağırlığını koydu. Hayat arkadaşı ise sahnenin kenarında kaldı.
Sözün özü, Hayat arkadaşlığı romantik bir masal değil; hukuki boşlukların ve toplumsal dokunulmazlıkların ironik aynasıdır.
Benden Sonra Tufan
Sanatçı toplumun gözü önünde. Özel hayatı örnek alınır. Ama resmi nikâhı düzenlemekten kaçınır. Hayat arkadaşını da ölümünden sonra zora sokar. Bu biraz “benden sonra ne olursa olsun umurumda değil” tavrı değil midir?
Kültürün İronisi
Sanatçının sahne ışıkları altında parlayan bu ilişki biçimi, aslında toplumun değişen aile yapısının en ironik göstergelerinden biri. Yalnızlığın panzehri mi, bireyselleşmenin maskesi mi? Belki de ikisi birden. Ama en doğrusu değerlerin nasıl değersizleştirildiğinin tipik bir örneği. Sanatçıların “hayat arkadaşı” kavramı, mizahın en acı yansıması. Sahnede alkışlanan özgürlük, mezarlıkta kavga çıkarıyor.
Hayat arkadaşı, sanatçının yalnızlığını gideren bir dostluk gibi görünse de ölüm anında miras davalarıyla, cenaze tartışmalarıyla toplumun en sert gerçeklerine çarpıyor. Bu yüzden “hayat arkadaşı” kavramı, romantik bir masal değil; hukuki boşlukların ve toplumsal dokunulmazlıkların ironik bir aynasına dönüşüyor.
RÖGAR TEMİZLEMEK FETHETMEKTEN DAHA ZOR
İstanbul’un imtihanı
Fatih gemileri karadan yürütmüş. Torunları ise İstanbul’u havuza çevirmiş. Ama bu havuz öyle sıradan değil; İtalya’da geçtiğimiz aylarda yaşanan sel felaketinde arabalar gondol gibi sokaklarda süzülürken, İstanbul’da apartman çatılarından şelale akıtmak yeni bir turizm trendi oldu. Roma’da insanlar metro istasyonlarında yüzmeye çalışırken, İstanbul’da turistler “Şelale Turu”na katılıyor.
İspanya’da Valencia sokakları Amazon ormanına dönmüş, insanlar botlarla işe gitmişti. İstanbul’da ise vidanjör sahipleri Ferrari sürücüsü gibi havalı oldu. “Kim erken kiraladıysa hayatta kaldı” mottosu, Avrupa’nın “selden kaçan botçularına” taş çıkartıyor.
Hollywood yönetmenleri Roma’daki görüntüleri izleyip “Bu sahneyi çekelim” demişti; İstanbul’daki şelaleyi görünce “Bizim efekt departmanı bunu yapamaz” diyerek pes etti. Yapay zekâ programları da “Biz bile bu senaryoyu yazamazdık” diye itiraf etti.
Devlet baba yine sahnede. Zarar ziyan ödenmeye başladı bile. Daha birkaç gün önce borsadaki fon mağdurlarına ödeme söz konusu olduğunda “benim vergilerimle ödeyemezsiniz” diyenler pek ortaya çıkmadı ama hatırlatalım sel zararları maalesef sizin vergilerinizle ödenecek. İtalya’da zarar görenlere fon ödemeleri tartışılırken, İstanbul’da “vergilerinizle ödenecek” gerçeği bir kez daha hatırlatıldı. Vatandaş vergi diyor, dere yatağını çalıp bina diken ve diktirenler ise kıs kıs gülüyor.
İstanbul’da olanları Konstantin görse kahrından ölürdü, Fatih bilse torunlarını İstanbul’a yaklaştırmazdı. Meğer rögar temizlemek, çağ açıp kapatmaktan daha zormuş.
Belediyelerden laf açılmışken binlerce örnekten birini daha sunalım okuyucularımıza:
.jpeg)
Görüntüler Ankara'dan. Büyük şehir Belediyesi Bahçelievler’deki yaya kaldırımlarını yeniliyor. Görüntüde gördüğünüz gibi Büyük bir çoğunluğu sağlam ve daha yıllarca kullanılabilecek taşlar sökülüyor ve yenileri döşeniyor. Oysa bozuk satıhlar tamir edilebilirdi. Diğer görüntü ise Keçiören'den. Caddenin orta refüjü daha birkaç ay önce yeni asfalt dökümü nedeni yenilenmişti. Yenilenen taşlar bugün bu durumda.
KÜTÜPHANEMDEN
ASYA TARİHİ
A. ZEKİ VELİDİ TOGAN

İsenbike Togan’ın yayına hazırladığı eserde büyük tarihçi Zeki Velidi Togan Çin, Japonya ve Hindi-Çini’yi geçmişten günümüze derinlemesine anlatıyor. Özellikle bu ülkeler ile Türklerin ilişkilerine farklı ve nitelikli değerlendirmeler yapılan eseri tavsiye ediyoruz.
Haftaya yine burada buluşabilmek ümidiyle.



Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.