21 Ekim, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    49.60
  • EURO
    55.72
  • ALTIN
    6569.6
  • BIST
    11797.7
  • BTC
    82591.760$

Tenasuh/ Reenkarnasyon İnancı ve Zihinlerde Oluşan Şüpheler, Boşluklar

21 Ekim 2026, Çarşamba 17:28
Tenasuh/ Reenkarnasyon İnancı ve Zihinlerde Oluşan Şüpheler, Boşluklar

Bu çalışmamızda reenkarnasyon/tenasuh konusu ile buna bağlı olarak halk arasında ruh göçü, ruhçuluk, iyi veya kötü ruh şeklinde algılanan anlayışı okuyucularımızla paylaşacağız. Zira yapılan bir araştırmada sekiz milyar civarındaki dünya nüfusunun bir milyardan fazlasının ölümden sonra ruhun, başka bir bedende yaşayacağına inanmaktadır. Bu rakam, Müslümanlar açısından da hayati önem arz etmektedir.  Bir an için   reenkarnasyon var kabul edilirse kişinin hayat boyu birlikte yaşadığı ruhu ölümünden sonra başkasının bedenine geçecektir. Bu durumda aynı ruhun, kıyamete kadar kaç bedene hayat vereceği ve ahirette yaşadığı bedenlerden hangisiyle buluşacağı belli değildir. Daha da önemlisi bu yaklaşıma göre ruhların sayısının bedenlerin sayısından daha az olacağı gibi bir garabet de ortaya çıkmaktadır. Bu belirsizliklerle zihinlerde şüphelerin/boşlukların oluşması ve yanlış bir inanca dönüşmesi kaçınılmazdır.   

 Reenkarnasyon/Tenasuh İnancı

Reenkarnasyon (reincarnation) Fransızca bir kavram olup yeniden bedenlenme manasına gelmektedir. Bu sözcüğün Arapçadaki karşılığı olan tenasuh ise; insan şahsiyetini oluşturan ve gözle görülmeyen ruh, can, nefes gibi manevi unsurun ölümden sonra bu âlemde başka bir bedene geçmesi” şeklinde tanımlanmıştır.  Reenkarnasyonun geçmişi, eski Hint kültüründe M.Ö. 4800 yıllarında   yaşayan Krişna’’ya kadar gitmektedir. Bu inanca göre insanın ruhu ölümsüzdür, kişi ölse bile onun ruhu bu dünyada yahut başka bir âlemde varlığını devam ettirecektir. Hint filozofları ise, ruhun evreni kuşatan objelerin çeşitliliğini anlayabilmesi için tek bir hayat yeterli değildir. Ruhlar ölümden sonra başka varlıkların bedenlerine girmeli ve yeni bir hayat sürdürmelidirler. Öyle ki kimi Hintli Müslüman bile, hem Allah’a hem tenasuhun varlığına inanmaktadır. Aynı düşünce eski İranlılar, Mısır, Mezopotamya ile Yahudi Kabala geleneğinde de benimsenmiştir. 19. Yüzyıldan itibaren   İslam ülkelerinde yaşayan Nuseyrilik, İsmailiyye, Dürzilik ve Yezidilik gibi dini fırkalar tarafından da sahiplenilmiştir. Ülkemizde yakın geçmişte   muhabir sadettin Teksoy bazı gençlerle yaptığı röportajda öldükten sonra ruhun   başka bir bedende dünyaya geleceğine inandıklarını, bir TV programında dile getirmişti. Ayrıca bu inancı kabul edenler, Türkiye’de kurdukları “Ruh ve Madde Derneği” adına “Metapsişik Terimler Sözlüğü” hazırlamışlardır.  Sözlükte Osmanlıca “tecessüd’ü mükerrer” şeklinde ifade edilen reenkarnasyon, tekrar doğuş, tekrar bedenlenme, tekâmül aracı ve evrensel bir yasa şeklinde açıklanmıştır. Buradan hareketle kimi güçler,   İslam coğrafyasında gizli veya açık olarak ruh göçü, iyi ruh, kötü ruh gibi konular fantezi, masum ve umursamaz bir tavırla gündemde tutularak melek ve ahiret inancı gibi gayba dayalı inancı tartışılır hale getirmektedir.  Hemen belirtelim ki İslam dini ölümden sonra ruhun başka bir bedende yaşadığı şeklindeki inancı onaylamamıştır.

    Ruh ve Mahiyeti

Ruh terim olarak   insanın manevi cevherini ve özünü oluşturan, diğer bütün varlıklardan ayıran soyut bir varlıktır. İslam’ın ilk yıllarından itibaren Mekkeli Müşrikler ile Medineli Yahudiler Hz. Muhammed (sav)’e, ruhun mahiyetiyle ilgili soru sorduklarında Allah elçisi onlara, ruh hakkındaki gerçek ilmin Allah katında olduğunu ve ondan çok az bir bilginin insanlara verildiğini açıklamıştır.  (İsra 17/85) Bu husus Kur’an’ın birçok yerinde açıklanmış ve Allah’ın yarattığı her şeyi güzel yaptığını, başlangıçta insanı da çamurdan yarattığını, sonra onun neslini bir özden, basbayağı bir sudan var ederek düzelttiğini, ona bizzat kendi ruhundan üflediğini bildirmiştir. (Secde 32 /7-9) Evet, ruh Allah’ın yarattığı en mükemmel işlerinden biridir. Öyle ki meleklere ve peygamberlere bile onunla ilgili tam bilgi verilmemiştir. Çünkü ruh, canlılara hayat veren bir özdür.  Canlıları üreten, maddelere enerji veren ve bitkileri yeşerten, ruhtur. Kendisi görünmez fakat eserleri görünür. Bu nedenle ne ruh, ne eserleri inkâr edilemez. Ona inanmayanlar bile sıkıldıklarında “ruhsuz ve taş gibi” ifadelerle dolaylı olarak kabul etmektedirler.   Kur’an ve hadislerde insan sözcüğü yerine kullanılan “abd” kelimesi de “ruh ile bedeni birlikte” ifade etmektedir. Nitekim İsra olayında Hz. Peygamber (sav) için “abd ve isra” kelimelerinin kullanılması bu yolculuktaki ruh ve beden bütünlüğüne işaret etmektedir. (İsra 17/1) İnsanın sorumluluğu da ruh ve beden bütünlüğü ile tanımlanmıştır.   

Reenkarnasyon İddiasının Geçersizliği

  Reenkarnayon öğretisini savunanların düşünceleri oldukça karışıktır. İnançlarına göre, Tanrı ruhları eşit ve adaletli olarak dünyaya göndermediği için doğuştan itibaren aralarında eşitlik söz konusu değildir. Ruhların eşit ve adil bir tekâmül seviyesine ulaşması için tekrar bedenlenmeleri gerekir.  Bu haksızlık ancak reenkarnasyon yasası ile giderilir. Az önce ifade edildiği üzere Hint filozoflarının ruhun evrendeki zenginlikleri   anlayabilmesi için tek bir hayat yeterli değil, ölümden sonra başka varlıkların bedenlerine tekrar girmeli ve yeni bir hayat sürdürmeli şeklindeki görüşleri de doğru/geçerli değildir.  Aynı şekilde ruh çağırma, ruh göçü, iyi ruh, kötü ruh, rüya ve gaybten haber vermek gibi görüş ve reklam mahiyetindeki söylentiler de şüphe ve boşluklardan ibarettir.  Allah’ın ilahi düzeniyle yarattığı beden, tek ruha emanettir. Diğer bir ifade ile bir ruh ancak tek bedene taalluk eder ve yönetir. Çünkü birey ancak beden ve ruh bütünlüğü ile kimlik kazanmaktadır. İradeli davranışların karşılığı olan ödül veya ceza da o kimliğe göre gerçekleşir. Dolayısıyla insan ruhunun ölümden sonra başka bir varlığın bedeniyle canlanması akli ve nakli delillere aykırıdır.

 Allah insanı en güzel şekilde yaratarak şan ve şeref sahibi kılmıştır. Onu beden güzelliği yanında iki göz, bir dil, iki dudakla konuşma melekesi gibi kabiliyetlerle donatmıştır. (İsra, 17/70;  Beled 90 / 8-9;  Tin, 95/4) Kimin daha güzel davrandığını tespit emek için ölümü ve hayatı bir imtihan olarak yaratmıştır. (Mülk, 67/2).Erkek olsun kadın olsun, çalışan hiç kimsenin  iş ve emeği boşa gitmeyecektir. (Necm 53/39-40) Çünkü bilinçli ve iradeli hareketler ruhun akıl kuvvetiyle meydana gelmektedir. Ruhun baygın, uyku ve anestezik bir ilaçla geçici süre ile beden üzerindeki etkisi hafifleyebilir. Doğal olarak bu geçiş anında ruh beden üzerinde tam işlevsel olmayabilir. Örneğin uyuyan insan canlıdır fakat uykusu esnasında temyiz, idrak ve tasarruftan mahrumdur.  Bununla birlikte Allah insanı, ruh ve beden bütünlüğüyle kendisine halife olarak yaratmıştır. (Bakara 2/30) Bu özelliğinden dolayı ona, dağların, yerin ve göğün bile çekindiği emaneti ve sorumluğu vermiştir. (Ahzab 33/72) Hz. Ali’ye ait olduğu söylenilen şu beyitte, insanın yaratılışındaki sır ve derinlik çok güzel ifade edilmiştir: “Küçük bir cisim mi sanırsın seni sen; İçinde bir cihan saklı olduğu halde”

Gerçekten insan bedeniyle küçük bir cisim olmasına rağmen ruhun ona bahşettiği sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve rutubet ile   dört unsuru bünyesinde taşıyan özgür bir varlıktır. Bu nedenle kâinata “büyük âlem” onun küçültülmüş hali olan insana da “küçük âlem” denilmiştir.    

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.