<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Malatya Haber, Malatya Haberi, Malatya Son Dakika Haberleri</title>
        <link>https://www.malatyatime.com/</link>
        <description>Malatya haberleri, son dakika Malatya haberleri, Malatya bölgesel ve yerel haberler, Malatya Time&#039;da</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>36 Saatte Sadece 1 Saat Uyudum</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/36-saatte-sadece-1-saat-uyudum-116457</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/36-saatte-sadece-1-saat-uyudum-116457</guid>
                <description><![CDATA[Bir telefonla başlayan ve hayatla ölüm arasına sıkışan saatler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gece yarısını çoktan geçmişti.</p>

<p>Hastanenin koridorlarında yorgunluk hâkimdi ama kalp cerrahisi için zamanın bir anlamı yoktu.</p>

<p>Telefon çaldığında gelen haber nettir: Bir insanın hayatı dakikalar içinde elinizden kayıp gidebilir.</p>

<p>Bazen saatler süren bir ameliyatın sonunda tek bir dikiş, tek bir karar, tek bir saniye her şeyi değiştirir.</p>

<p>İşte Prof. Dr. Cengiz Çolak, yaklaşık 25 yıldır bu gerilimin tam merkezinde çalışıyor.</p>

<p>Binlerce ameliyat…</p>

<p>Sayısız nöbet…</p>

<p>Ve hafızasından hiç silinmeyen yüzlerce yüz…</p>

<p>Kalp ve damar cerrahisi, tıbbın en ağır sorumluluklarından birini taşıyor.</p>

<p>Çünkü burada hata payı küçüldükçe yük büyüyor.</p>

<p>Dakikalar önem kazanıyor.</p>

<p>Bazen saniyeler…</p>

<p>Bazen de milimetreler…</p>

<p>Bir insanın yeniden hayata tutunup tutunamayacağı çoğu zaman bu ince ayrıntılara bağlı oluyor.</p>

<p>Röportajımızın ilk bölümünde çocukluk yıllarından kalp ve damar cerrahisine uzanan yolculuğunu konuşmuştuk.</p>

<p>Bu bölümde ise ameliyathanenin kapısını aralıyor; ölümle yaşam arasındaki mücadeleyi, yıllar içinde değişen cerrahi teknikleri ve bir kalp cerrahının omuzlarındaki ağır sorumluluğu konuşuyoruz.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/babam-cerrahin-en-iyisi-kalp-cerrahidir-derdi-1781263532.jpg" style="height:450px; width:760px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“KALP CERRAHİSİNDE AMELİYATI YARIDA BIRAKAMAZSINIZ”</span></strong></p>

<p><strong>Cerrahlar çoğu zaman hastaların hayatındaki en kritik dakikalarda sahneye çıkar. Meslek hayatınız boyunca size en önemli dersi veren şey ne oldu?</strong></p>

<p>Kalp cerrahisi insana çok şey öğretiyor.</p>

<p>Bu branşın diğer cerrahi alanlardan ayrılan yönleri var.</p>

<p>Örneğin bazı ameliyatlarda ihtiyaç duyulduğunda kısa süreliğine dışarı çıkabilirsiniz.</p>

<p>Fakat kalp cerrahisinde böyle bir lüksünüz yok.</p>

<p>Ameliyat başladıysa sonuna kadar oradasınız.</p>

<p>Beş saat sürüyorsa beş saat…</p>

<p>Altı saat sürüyorsa altı saat…</p>

<p>Bazen daha da fazla…</p>

<p>Aynı dikkatle, aynı hassasiyetle ameliyatın başında kalmanız gerekir.</p>

<p>Çünkü karşınızda bir insanın hayatı vardır.</p>

<p>Kalp cerrahisi bana sabrı, dikkati ve sorumluluğu öğretti.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_12-6-2026_135159_www_instagram_com.jpeg" style="height:305px; width:565px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“2000 YILIYLA BUGÜN ARASINDA ÇOK BÜYÜK FARK VAR”</strong></span></p>

<p><strong>Uzmanlık yıllarınızla bugünü kıyasladığınızda sizi en çok şaşırtan değişim ne oldu?</strong></p>

<p>Kalp cerrahisi son 25 yılda çok büyük değişim geçirdi.</p>

<p>Bizim ilk yıllarımızda ameliyat süreleri çok daha uzundu.</p>

<p>Sabah saatlerinde başlayan bir ameliyat bazen öğleden sonra üçe, dörde kadar sürerdi.</p>

<p>Hatta bazı hastalarda kalbi yeterince koruyamadığımız için ödem gelişebiliyor, göğsü tamamen kapatmadan yoğun bakıma almak zorunda kalabiliyorduk.</p>

<p>Ertesi gün yeniden ameliyata alıp göğsü kapatıyorduk.</p>

<p>O yıllarda bir hastayı on gün içinde taburcu edebilmek ciddi bir başarı olarak görülürdü.</p>

<p>Bugün ise teknolojinin, anestezinin ve kullanılan malzemelerin gelişmesi sayesinde aynı ameliyatları çok daha kısa sürede gerçekleştirebiliyoruz.</p>

<p>Bir zamanlar saatler süren operasyonlar artık çok daha güvenli ve kontrollü şekilde yapılabiliyor.</p>

<p>Ameliyat sonrası yaşam kalitesi de önemli ölçüde arttı.</p>

<p>En önemlisi ise ölüm oranlarının ciddi şekilde düşmesi oldu.</p>

<p>Eskiden yüzde onlara yaklaşan oranlardan bahsedilirken bugün çok daha düşük seviyelerdeyiz.</p>

<p>Türkiye, kalp cerrahisi alanında Avrupa’nın ve dünyanın önemli ülkelerinden biri haline geldi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_16-6-2026_964_www_instagram_com.jpeg" style="height:455px; width:374px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“AMELİYATHANE BİR İBADETHANEDİR”</strong></span></p>

<p>Prof. Dr. Çolak’ın meslek hayatında iz bırakan isimlerden biri de hocası Prof. Dr. Ali Telli.</p>

<p>Yıllar geçmesine rağmen unutamadığı bir öğüt var.</p>

<p>“Ameliyathaneyi bir ibadethane gibi göreceksiniz.”</p>

<p>Bu cümle onun meslek anlayışının temel taşlarından biri olmuş.</p>

<p>Konuyla ilgili şunları söylüyor:</p>

<p>“Bizim hocalarımız ameliyathaneye girerken son derece dikkatli olmamızı isterdi. Nasıl insan bir ibadethaneye girerken davranışlarına dikkat ediyorsa, ameliyathanede de aynı hassasiyetin gösterilmesi gerektiğini söylerlerdi.</p>

<p>Çünkü burada size bir insanın hayatı emanet ediliyor.</p>

<p>Ben bugün hâlâ ameliyathaneye bu anlayışla giriyorum.”</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_16-6-2026_9156_www_instagram_com.jpeg" style="height:309px; width:571px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“36 SAATTE SADECE 1 SAAT UYUDUM”</span></strong></p>

<p><strong>Meslek hayatınız boyunca unutamadığınız dönemlerden biri hangisiydi?</strong></p>

<p>Yakın zamanda yaşadığımız bir olay hâlâ hafızamda çok canlı.</p>

<p>Arka arkaya iki aort diseksiyonu vakası geldi.</p>

<p>Biri genç bir hastaydı.</p>

<p>Diğeri daha ileri yaşlardaydı.</p>

<p>Her ikisi de son derece acildi.</p>

<p>Aort diseksiyonu zamanla yarışılan bir hastalıktır.</p>

<p>Gecikme olduğunda sonuçları çok ağır olabilir.</p>

<p>Bu nedenle hastaları bekletme şansınız yoktur.</p>

<p>Üst üste ameliyatlara girdik.</p>

<p>Neredeyse iki gün boyunca hastaneden çıkamadık.</p>

<p>Toplamda yaklaşık 36 saatlik bir süreç yaşadık.</p>

<p>Bu süre içerisinde yalnızca bir saat kadar uyuyabildim.</p>

<p>Ama bugün o hastaların hayatta olduğunu görmek bütün yorgunluğu unutturuyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_16-6-2026_9432_www_instagram_com.jpeg" style="height:355px; width:544px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“AORT DİSEKSİYONU DAKİKALARLA YARIŞTIR”</span></strong></p>

<p><strong>Bugün sizi en çok heyecanlandıran cerrahi alan hangisi?</strong></p>

<p>Aort cerrahisi.</p>

<p>Özellikle aort diseksiyonları.</p>

<p>Çünkü bu hastalarda zaman çok kritik.</p>

<p>Hasta ilk saatler içerisinde ameliyata alınabilirse başarı şansı son derece yükseliyor.</p>

<p>Doğru teknik uygulandığında hastaların önemli bir kısmı kısa sürede normal hayatlarına dönebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle hem en riskli hem de en fazla dikkat gerektiren alanlardan biri.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_16-6-2026_9622_www_instagram_com.jpeg" style="height:459px; width:393px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“ASIL KAZANÇ HASTANIN DUASIDIR”</strong></span></p>

<p>Kalp ve damar cerrahiliği uzun ameliyatlardan, ağır nöbetlerden ve büyük sorumluluklardan oluşuyor.</p>

<p>Fakat Prof. Dr. Cengiz Çolak’a göre bütün bunların sonunda kalan şey çok daha farklı.</p>

<p>Bir hastanın yeniden ayağa kalkması…</p>

<p>Ailesine kavuşması…</p>

<p>Kontrole gelirken yanında küçük bir hediye getirmesi…</p>

<p>Ve ardından kurduğu o kısa cümle:</p>

<p>“Allah razı olsun hocam.”</p>

<p>Belki de yıllardır süren bütün emeğin özeti tam olarak burada saklı.</p>

<p><em>Röportajımızın son bölümünde Prof. Dr. Cengiz Çolak ile Malatya’nın sağlık geleceğini, Turgut Özal’ın kalp hastanesi idealini, gençlerin neden cerrahiden uzaklaştığını ve sağlık sisteminin yarınlarını konuşacağız.</em></p>

<p><em><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_12-6-2026_135422_www_instagram_com.jpeg" style="height:559px; width:470px" /></em></p>

<p><strong>Röportaj: Murat Çetin</strong></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/babam-cerrahin-en-iyisi-kalp-cerrahidir-derdi-116389"><strong><span style="color:#c0392b">İLGİLİ BÖLÜMÜ OKUMAK İÇİN LÜTFEN BURAYA TIKLAYINIZ.&nbsp;</span></strong></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 08:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/36-saatte-sadece-1-saat-uyudum-1781590423.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>&quot;Babam, Cerrahın En İyisi Kalp Cerrahıdır Derdi&quot;</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/babam-cerrahin-en-iyisi-kalp-cerrahidir-derdi-116389</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/babam-cerrahin-en-iyisi-kalp-cerrahidir-derdi-116389</guid>
                <description><![CDATA[Çocukluk hayalinden ameliyathaneye uzanan yolculuk...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı meslekler vardır, seçilir.</p>

<p>Bazıları ise daha çocukluk yıllarında insanın kaderine yazılır.</p>

<p>Prof. Dr. Mehmet Cengiz Çolak’ın hikâyesi biraz da böyle bir hikâye.</p>

<p>Malatya’da başlayan hayat yolculuğunda, doktorluk yalnızca kendi hayali değildi. Annesi ve babası da onu beyaz önlüğün içinde görmek istiyordu. Hatta babasının hedefi daha da netti:</p>

<p>“Doktor olsun… Cerrah olsun… Cerrah olacaksa da kalp cerrahı olsun…”</p>

<p>Yıllar sonra dönüp bakıldığında, bu sözlerin bir baba temennisinden çok daha fazlası olduğu görülüyor.</p>

<p>Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan genç doktor, Mardin’in Dargeçit ilçesinde göreve başladı. Sonrasında yolu yeniden Malatya’ya düştü. Ancak onu kalp ve damar cerrahisine götüren süreç sanıldığı kadar doğrudan olmadı.</p>

<p>Önce anestezi ihtisasını kazandı.</p>

<p>Sonra ameliyathanede gördükleri hayatının yönünü değiştirdi.</p>

<p>Malatya Time olarak İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Cengiz Çolak ile gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ilk bölümünde; çocukluk yıllarını, mesleğe adım atışını ve kalp ve damar cerrahisine uzanan yolculuğunu konuştuk.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_12-6-2026_135334_www_instagram_com.jpeg" style="height:505px; width:349px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“ÇOCUKLUKTAN BERİ BÖYLE BİR HAYALİM VARDI”</span></strong></p>

<p><strong>Hocam, Malatya’da doğup yine Malatya’da insanların hayatına dokunan bir cerrah oldunuz. Çocukluğunuzdaki Mehmet Cengiz Çolak’a bugün dönüp baktığınızda ne görüyorsunuz?</strong></p>

<p>Çocukluğumda çok hareketli ve yaramaz bir çocuktum. Ama ileride doktor olmak gibi bir hayalim vardı. Aslında bu sadece benim hayalim değildi. Annem ve özellikle babam da doktor olmamı çok isterdi. Hatta babam, “Doktorun en iyisi cerrahtır, cerrahın en iyisi de kalp cerrahıdır” derdi.</p>

<p>Çocukluk yıllarından beri böyle bir hedefimiz vardı. Allah da nasip etti. Bugün kalp ve damar cerrahisinde ülkemizin önemli merkezlerinden birinde görev yapıyoruz. Şükürler olsun.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_12-6-2026_13515_www_instagram_com.jpeg" style="height:447px; width:590px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“ANESTEZİYİ BIRAKIP YENİDEN SINAVA GİRDİM”</span></strong></p>

<p><strong>Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan genç bir doktorun yolu nasıl oldu da kalp ve damar cerrahisine çıktı?</strong></p>

<p>Mezuniyet sonrasında Mardin’in Dargeçit ilçesinde görev yaptım. Daha sonra Malatya’ya döndüm ve uzmanlık sınavına girdim. Beş arkadaş hemen hemen aynı puanlarla anestezi bölümünü kazandık.</p>

<p>Anesteziye başladıktan sonra hayatımın yönünü değiştiren bir süreç yaşadım.</p>

<p>O yıllarda rahmetli hocamız Prof. Dr. Rıza Türköz öncülüğünde üniversitemizde kalp ameliyatları yeni yeni yapılmaya başlanıyordu. Ben de anestezi tarafında görev alıyordum.</p>

<p>Kalp ameliyatlarını yakından görmeye başladım.</p>

<p>Bypasslar…</p>

<p>Kapak ameliyatları…</p>

<p>Aort yırtılmaları…</p>

<p>Kalp krizleri…</p>

<p>Sürekli bir hareket vardı.</p>

<p>Bir yanda ölümle yaşam arasındaki mücadele, diğer yanda birkaç gün sonra yürüyerek taburcu olan hastalar…</p>

<p>Anestezide hastayla ilişkiniz sınırlıdır. Ama kalp cerrahisinde hastanın gözünün içine bakarsınız. Taburcu olurken duasını alırsınız.</p>

<p>Bir süre sonra kendi kendime dedim ki:</p>

<p>“Ben kalp cerrahı olacağım.”</p>

<p>Anesteziyi bırakıp yeniden sınava girdim.</p>

<p>Kalp ve damar cerrahisini kazandım.</p>

<p>Ve yolculuk böyle başladı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_12-6-2026_135010_www_instagram_com.jpeg" style="height:555px; width:469px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“HASTANIN DUASINI ALMAKTAN DAHA BÜYÜK MUTLULUK YOK”</span></strong></p>

<p><strong>Binlerce ameliyat, yüzlerce öğrenci ve uzun bir akademik kariyer… Geriye dönüp baktığınızda ‘iyi ki bu yolu seçmişim’ dediğiniz an hangisidir?</strong></p>

<p>Aslında bunun tek bir cevabı yok.</p>

<p>Bazen bir diyaliz hastasına yaptığınız damar ameliyatı bile onun hayatını tamamen değiştirebiliyor.</p>

<p>Boynundaki kateterlerden kurtuluyor.</p>

<p>Rahat hareket ediyor.</p>

<p>Normal hayatına dönüyor.</p>

<p>Sonra sizi gördüğünde:</p>

<p>“Hocam Allah razı olsun” diyor.</p>

<p>Bazen de gece yarısı gelen bir kalp krizi hastasını ameliyata alıyorsunuz.</p>

<p>Ya da aort damarı yırtılmış bir hastayı…</p>

<p>Saatler süren mücadeleden sonra hasta hayata dönüyor.</p>

<p>Kontrole gelirken elinde bir kutu çikolata ile çıkıp geliyor.</p>

<p>“Hocam Allah sizden razı olsun” diyor.</p>

<p>İnanın bunun tarif edilebilecek bir karşılığı yok.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_12-6-2026_134836_www_instagram_com.jpeg" style="height:585px; width:478px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“AMELİYATHANE BİR İBADETHANEDİR”</span></strong></p>

<p><strong>Meslek hayatınız boyunca size en önemli dersi veren şey ne oldu?</strong></p>

<p>Bizim çok kıymetli hocalarımız vardı.</p>

<p>Onlardan biri Prof. Dr. Ali Telli hocamızdı.</p>

<p>Ameliyathaneye girerken bize hep şunu söylerdi:</p>

<p>“Burayı bir ibadethane gibi göreceksiniz.”</p>

<p>Bu söz beni çok etkilemiştir.</p>

<p>Gerçekten de ameliyathane sıradan bir yer değildir.</p>

<p>Orada bir insanın hayatı size emanet edilir.</p>

<p>Nasıl insan ibadet ederken dikkatli davranıyorsa, ameliyat sırasında da aynı hassasiyeti göstermek zorundadır.</p>

<p>Kalp cerrahisinde dikkatinizi kaybetme lüksünüz yoktur.</p>

<p>Bir ameliyat bazen beş saat sürer.</p>

<p>Bazen daha fazla.</p>

<p>Ama başından sonuna kadar aynı dikkat ve titizlikle devam etmek zorundasınızdır.</p>

<p>Ben bugün hâlâ ameliyathaneye bu anlayışla giriyorum.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_12-6-2026_135159_www_instagram_com.jpeg" style="height:305px; width:565px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“ASIL KAZANÇ İNSANIN ARKASINDA BIRAKTIĞI DUADIR”</strong></span></p>

<p>Bugün geriye dönüp baktığında Prof. Dr. Cengiz Çolak’ın anlattıkları arasında akademik unvanlardan, makam ve mevkilerden çok daha fazla öne çıkan bir şey var:</p>

<p>İnsan hayatına dokunmak.</p>

<p>Belki de yıllar önce babasının kurduğu hayalin özeti de tam olarak bu.</p>

<p>Bir kalbi onarmak…</p>

<p>Bir hayatı yeniden başlatmak…</p>

<p>Ve ardından duyulan o kısa ama kıymetli cümle:</p>

<p>“Allah razı olsun hocam.”</p>

<p><em>Röportajımızın ikinci bölümünde Prof. Dr. Cengiz Çolak ile ameliyathanenin kapısını aralayacak; ölümle hayat arasındaki ince çizgide verilen mücadeleyi, aort yırtılmalarını, kritik ameliyatları ve kalp cerrahisinin görünmeyen yüzünü konuşacağız.</em></p>

<p><strong>Röportaj: Murat ÇETİN</strong></p>

<p><em><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_12-6-2026_135422_www_instagram_com.jpeg" style="height:559px; width:470px" /></em></p>

<p><em><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_12-6-2026_135944_www_instagram_com.jpeg" style="height:571px; width:470px" /></em></p>

<p><em><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_12-6-2026_14050_www_instagram_com.jpeg" style="height:550px; width:454px" /></em></p>

<p><em><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/Ekran%20g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BCs%C3%BC_12-6-2026_135252_www_instagram_com.jpeg" style="height:426px; width:575px" /></em></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 14:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2026/06/babam-cerrahin-en-iyisi-kalp-cerrahidir-derdi-1781263532.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Merter&#039;in Yeni Yüzyıl Rotası: &quot;Moda, Marka ve Uluslararası Temsil&quot;</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/merterin-yeni-yuzyil-rotasi-moda-marka-ve-uluslararasi-temsil-112244</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/merterin-yeni-yuzyil-rotasi-moda-marka-ve-uluslararasi-temsil-112244</guid>
                <description><![CDATA[BÖLÜM 3]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Merter bugün Türkiye’nin tekstil hafızalarından biri.</p>

<p>Ama Malatyalı hemşerimiz Ufuk Muslu’ya göre Merter yalnızca bir hafıza değil; doğru adımlar atılırsa global bir marka olabilecek kapasiteye sahip bir merkez.</p>

<p>Üçüncü bölümde, işte bu iddianın temelini ele alıyoruz.</p>

<p>Uluslararası temsilcilikler, profesyonel yönetim modeli, moda merkezi hedefi ve Merter’in algısını yeniden inşa edecek stratejileri konuşuyoruz.</p>

<p><strong>SORU: Başkan vekilliği döneminizin sizi başkanlığa nasıl hazırladığını merak ediyoruz. Bu görev size ne kattı?</strong></p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong></p>

<p>Ben Mesiad’da beşinci, belki de altıncı dönemimi yaşıyorum. Üyelikten komite başkanlığına, yönetim kurulu üyeliğinden başkan yardımcılığına ve son olarak başkan vekilliğine kadar derneğin bütün kademelerinde yer aldım. Bu süreç bana iki şey öğretti:<br />
Birincisi, güçlü bir lider ne kadar yetenekli olursa olsun tek başına hiçbir şey ifade etmez.<br />
İkincisi, liyakatli bir kadro olmadan hiçbir proje sürdürülebilir değildir.</p>

<p>Bugün Mesiad’ın en büyük eksikliği profesyonel kadrodu. Otuz iki yıllık bir derneğin yabancı dil bilen, uluslararası yazışmaları yönetecek bir profesyoneli bile yok. Bu büyük bir kayıp. Başkan olursak ilk değişiklik buradan başlayacak.</p>

<p><strong>SORU: “Merter Moda Merkezi” hedefiniz sıkça konuşuluyor. Bugünkü tabloyu nasıl görüyorsunuz?</strong></p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong></p>

<p>Şunu açık söyleyeyim…<br />
Merter şu anda moda merkezi değil.</p>

<p>Moda merkezi olabilmesi için yılda en az iki defile yapılması, tasarım yarışmalarının uluslararası boyuta taşınması, sezon açılışlarının festivallerle duyurulması gerekiyor. Bizim Merter Etkinlik Alanı bunun için hazır. Orayı yalnızca fuar alanı gibi değil, Merter’in vitrin meydanı olarak kullanmak istiyoruz.</p>

<p>Merter’i kendi kendine konuşan bir bölge olmaktan çıkarıp dünyaya seslenen bir moda platformu haline getirmemiz gerekiyor. Bunun için hem tasarımcıyı hem alıcıyı aynı masaya oturtacağız.</p>

<p><strong>SORU: Merter’in yurt dışındaki bilinirliğini artırmak için nasıl bir yol haritası düşünüyorsunuz?</strong></p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong></p>

<p>Burada çok net bir vizyonumuz var. Merter’in temsilciliği iki mahalleye sıkıştırılamaz. Biz diyoruz ki “Dünya Merter’i konuşsun.” Bunun için Rusya’da, Azerbaycan’da, Özbekistan’da, Mısır’da, Almanya’da ve Amerika’da temsilcilikler açacağız.</p>

<p>Tekstil hangi ülkede konuşuluyorsa orada Mesiad’ın bir masası olacak.<br />
Biz zaten ihracat yapan bir bölgeyiz. Sektörün damarı uluslararası ticaretten besleniyor.<br />
O zaman neden yurt dışı temsilciliğimiz yok?<br />
Bu eksikliği kapatmak zorundayız.</p>

<p><strong>SORU: Merter’de sıkça konuşulan boş dükkan tartışması hakkında ne düşünüyorsunuz?</strong></p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong></p>

<p>Son dönemdeki durgunluğun tek sebebi seçim psikolojisi değil. Yüksek kira, yüksek maliyet, daralan sipariş hacmi ve global resesyon Merter’i zorluyor. Evet, Merter’de boş dükkan var ama bu çöküş anlamına gelmiyor.<br />
Bugün Merter hâlâ Türkiye’nin en çok konuşulan ticaret koridoru.<br />
Sorun şu:<br />
Merter kendi potansiyelinin gerisinde.</p>

<p>Biz kiralar konusunda mal sahipleriyle ortak bir masa kuracağız. “Siz bu sektörle büyüdünüz, şimdi bu sektör nefes almak istiyor” diyeceğiz. Fayda üreten bir akıl kurabilirsek boş dükkan sorunu altı ayda yarı yarıya geriler.</p>

<p><strong>SORU: Profesyonel yönetim modeli nasıl işleyecek?</strong></p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong></p>

<p>Mesiad artık başkanın omzuna yaslanan bir yapı olmamalı.<br />
Profesyonel kadrolarla yönetilmesi gerekiyor.<br />
Yönetim kurulu strateji belirleyecek, profesyoneller uygulayacak.</p>

<p>Her komisyon düzenli rapor sunacak.<br />
Her gelir gider tablosu üyeye açık olacak.<br />
Her proje şeffaf yürütülecek.</p>

<p>Böyle bir düzen, Merter’i yalnızca derli toplu bir STK haline getirmez; aynı zamanda güven duygusunu da yükseltir.</p>

<p>SORU: Büyük projelerinizden biri de Merter Akademi. Bu yapı uzun vadede neyi değiştirecek?</p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong></p>

<p>Merter bugün insan kaynağında ciddi bir erozyon yaşıyor.<br />
Sektörden çıkan geri dönmüyor.<br />
Bu boşluğu ancak eğitimle, teknik bilgiyle ve dijital altyapıyla kapatabiliriz.</p>

<p>Merter Akademi bu nedenle olmazsa olmazımız.<br />
Dijitalleşme, modelhane, İngilizce, e-ticaret, ihracat yönetimi…<br />
Hepsini tek çatı altında toplayacağız.<br />
Bu akademi hem Merter’in gençlerini yetiştirecek hem de mevcut iş insanının işletmesini geleceğe hazırlayacak.</p>

<p><strong>SORU: Üyelere iletmek istediğiniz son mesaj nedir?</strong></p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong></p>

<p>Biz bu yola koltuk için çıkmadık.<br />
Makam için hiç çıkmadık.<br />
Bizim tek hedefimiz Merter’e hizmet etmek, tekstile güç vermek ve bu şehrin ticaretine katkı sağlamak.</p>

<p>Projelerimiz hazır.<br />
Ekibimiz hazır.<br />
Enerjimiz yüksek.</p>

<p>Üyelerimizden sadece bir şey istiyoruz:<br />
Bu süreci birlikte yönetelim.<br />
Beraber büyüyelim.<br />
Beraber güçlenelim.<br />
Beraber yol alalım.</p>

<p>Çünkü güçlü Mesiad demek güçlü Merter demektir.<br />
<strong>SON</strong></p>

<p><strong>KAYNAK: TEKSTİL DERGİSİ</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 10:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/12/merterin-yeni-yuzyil-rotasi-moda-marka-ve-uluslararasi-temsil-1764660539.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Merter’in Dönüşüm Masası: “Dijital, Güçlü Ve Dünyaya Açık Bir Vizyon”</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/merterin-donusum-masasi-dijital-guclu-ve-dunyaya-acik-bir-vizyon-112222</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/merterin-donusum-masasi-dijital-guclu-ve-dunyaya-acik-bir-vizyon-112222</guid>
                <description><![CDATA[BÖLÜM 2]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Merter son yıllarda yalnızca ekonomik dalgalanmaların değil, küresel rekabetin de merkezinde duran bir ticaret havzası. Malatyalı hemşerimiz Ufuk Muslu ise bu havzanın yalnızca korunması değil, yeniden konumlandırılması gerektiğini savunuyor. Ona göre Merter, Türkiye’nin tekstil aklının hem kalbi hem de vitrinidir. Bu nedenle ikinci bölümde daha derine iniyor, vizyonun somut adımlarını konuşuyoruz.</p>

<p><strong>SORU: Seçilirseniz ikinci dönem için Merter’i nasıl bir çerçevede konumlandırmak istiyorsunuz? Üç temel hedefiniz nedir?</strong></p>

<p><strong>Malatyalı hemşerimiz Ufuk Muslu:</strong><br />
Benim için Merter’in geleceği tek kelimeyle ticarettir. Ticareti büyütürseniz Merter açılır, Merter açılırsa İstanbul kazanır. Bu nedenle üç ana hedef belirledik. İlki, üyelerin ticaretine doğrudan katkı sağlamak. İkincisi, dijitalleşmeyi söylem olarak değil, altyapısı ve eğitimleriyle birlikte tabana yaymak. Üçüncüsü ise uluslararası alım heyetlerini düzenli bir sistemle Merter’e çekmek. Yani kısacası, Merter’in tüm damarlarını aynı hedefe bağlamak istiyoruz: daha güçlü bir ticaret ağı.</p>

<p><strong>SORU: Somut bir örnek istersek ilk hangi projeyi gösterirsiniz?</strong></p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong><br />
Trendyol’u Merter’le buluşturduğumuz o günü unutamam. Bir buçuk yıl çalıştık. Salon bin kişiyle doldu. O toplantıda şunu çok net gördüm: Merter dijitalleşmeye hazır. İnsanlar dijitalleşmeyi hâlâ sadece fotoğraf çekmek, sosyal medyada görünmek sanıyor. Oysa dijitalleşme stokun takibinden üretimin ritmine, e-ticaret altyapısından maliyet analizine kadar bütün bir süreci kapsıyor. Biz bu süreci adım adım anlatacağız ve Merter Akademi tam da bu amaçla kurulacak.</p>

<p><strong>SORU: Merter Akademi’den biraz bahseder misiniz? Neyi değiştirecek?</strong></p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong><br />
Merter Akademi sadece eğitim veren bir yer olmayacak. Merter’in gelecekte ayakta kalmasını sağlayacak bir eksen olacak. İngilizce kurslarından modelhane eğitimlerine, dijital dönüşümden uluslararası ticaret modüllerine kadar geniş bir program hazırladık. Bu eğitimler sektörü modernize eden bir kaldıraç görevi görecek. Çünkü Merter’de en büyük sorunlardan biri bilgiye erişim değil, bilginin pratiğe dönüşmemesi. Akademi bu boşluğu dolduracak.</p>

<p><img alt="" src="https://www.tekstildergi.com/public/images/detay/guclu-mesiad-guclu-merter-ufuk-m.jpg" /></p>

<p><strong>SORU: Sektörün en kronik sorunlarından biri kargo maliyetleri ve gümrük süreçleri. Bu konuda nasıl bir planınız var?</strong></p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong><br />
Merter ihracatın en hareketli bölgelerinden biri ama kargo fiyatları firmaların belini ciddi biçimde büküyor. Bugün aynı ürün Merter’den Azerbaycan’a, Cezayir’e, Mısır’a giderken büyük bir maliyet farkı oluşuyor. Biz bu sorunu iki ayaklı bir çalışmayla ele almak istiyoruz. Birincisi, THY ve ilgili kurumlarla görüşerek fiyatların aşağı çekilmesini sağlamak. İkincisi ise gümrüklerde yaşanan tıkanıklıkları çözmek için ilgili ülkelerde doğrudan masa kurmak. Eğer bu mesele çözülürse Merter’in ihracat potansiyeli en az yüzde yirmi genişler.</p>

<p><strong>SORU: Yurt dışından gelen alım heyetleri konusunda ne yapmayı planlıyorsunuz?</strong></p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong><br />
Eskiden bin dolarla Merter’e gelen bir alıcı, uçak biletinden konaklamasına kadar bütün masraflarını karşılayabiliyordu. Bugün aynı bütçeyle bileti zor alıyor. Bu nedenle sezon bazlı bir kampanya modeli oluşturmaya çalışıyoruz. Oteller, restoranlar, kafeler ve ulaşım firmalarıyla indirim protokolleri yapılacak. Yılda iki kez, yaz ve kış sezonu açılırken büyük bir ticaret hareketliliği oluşturacağız. Bunun Merter’e ciddi bir nefes vereceğine inanıyorum.</p>

<p><strong>SORU: Bütün bu projelerin sonunda Merter nasıl bir yere dönüşecek?</strong></p>

<p><strong>Ufuk Muslu:</strong><br />
Merter’i küçültmeyi değil, büyütmeyi hedefliyoruz. Bugün Mesiad’ın söylediği her söz, Merter’in kader çizgisini etkiliyor. Bu nedenle güçlü bir STK, güçlü bir sektör ve güçlü bir Merter diyoruz. Eğer birlik sağlanırsa Merter yalnızca Türkiye’nin değil, bölgenin tekstil üssü olur.</p>

<p><strong>BÖLÜM 3 YOLDA</strong></p>

<p><em><strong>Üçüncü bölümde bu kez Merter’in uluslararası marka olma iddiasını, yurt dışı temsilciliklerini, profesyonel yönetim modelini ve Merter’in moda merkezi vizyonunu konuşacağız.<br />
“Bölüm 3 — Merter’in Yeni Yüzyıl Rotası” çok yakında.</strong></em></p>

<p><em><strong>**</strong></em></p>

<p><em><strong>İLGİLİ BÖLÜM:&nbsp;</strong></em><a href="https://www.malatyatime.com/haber/guclu-mesiad-guclu-merter-malatyali-hemserimiz-ufuk-muslu-pastayi-kucultmeye-degil-buyutmeye-geliyoruz-112175"><span style="color:#c0392b"><strong>“Güçlü MESİAD, Güçlü Merter” Malatyalı Hemşerimiz Ufuk Muslu: “Pastayı küçültmeye değil, büyütmeye geliyoruz”</strong></span></a><br />
<br />
<strong>KAYNAK: TEKSTİL DERGİSİ</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 12:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/12/merterin-donusum-masasi-dijital-guclu-ve-dunyaya-acik-bir-vizyon-1764582527.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>“Güçlü MESİAD, Güçlü Merter” Malatyalı Hemşerimiz Ufuk Muslu: “Pastayı küçültmeye değil, büyütmeye geliyoruz”</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/guclu-mesiad-guclu-merter-malatyali-hemserimiz-ufuk-muslu-pastayi-kucultmeye-degil-buyutmeye-geliyoruz-112175</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/guclu-mesiad-guclu-merter-malatyali-hemserimiz-ufuk-muslu-pastayi-kucultmeye-degil-buyutmeye-geliyoruz-112175</guid>
                <description><![CDATA[BÖLÜM 1 
Malatyalı hemşerimiz ve MESİAD Başkan Adayı Ufuk Muslu, Merter'deki daraltıcı anlayışa karşı çıkarak, derneği "Afrika'dan Amerika'ya temsilcilik açacak" küresel bir güce dönüştürme iddiasını ortaya koydu. Ufuk Muslu’nun adaylık hikâyesi, kararın mutfağı ve “Güçlü MESİAD, Güçlü Merter” vizyonu ilk kez bu kadar net anlatıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Merter’de bugün sadece metrekareler yarışmıyor.<br />
Metrekaresine düşen umut, cesaret ve vizyon da yarışıyor.</p>

<p>Tekstilin son kalesi diye tarif edilen Merter, yüksek enflasyon, yüksek kira, artan maliyetler ve dünya rekabetinin baskısı altında yeni bir yol arıyor. İşte tam bu eşikte, 17 yıldır MESİAD’ın içinde, son dönemde başkan vekilliği yapan Ufuk Muslu, “Güçlü MESİAD, Güçlü Merter” sloganıyla sandığa gidiyor.</p>

<p>Bir yanda “iki mahalleyle yetinelim” diyen daraltıcı bir anlayış.<br />
Diğer yanda “Merter’den Afrika’ya, Amerika’ya, Mısır’a temsilcilik açalım” diyen büyüten bir iddia.</p>

<p>Muslu, bu röportajın ilk bölümünde adaylık kararının mutfağını, “Güçlü MESİAD, Güçlü Merter” sloganının perde arkasını ve seçilmesi halinde ilk üç önceliğini anlattı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>MESİAD BAŞKANLIĞINA ADAY OLMA KARARINI NE ZAMAN VE NASIL VERDİNİZ? BU SÜREÇTE SİZİ MOTİVE EDEN TEMEL ETKEN NEYDİ?</strong></span></p>

<p>Ufuk Muslu: Yaklaşık 17 yıldır MESİAD’ın içindeyim. Komite başkanlığı yaptım, yönetim kurulu üyeliği yaptım, iki dönem başkan yardımcılığı, son olarak da başkan vekilliği görevini yürüttüm. Yani bu yapı benim için dışarıdan bakılan bir dernek değil, emek verdiğim, içinde yoğrulduğum bir aile.</p>

<p>Başkan adaylığı kararını tek başıma almadım. Eşimizle dostumuzla, sektörde yıllardır omuz verdiğimiz arkadaşlarımızla defalarca istişare ettik. Yaklaşık 10 ay önce de adaylık için başkan vekilliği görevimden istifa ettim. Çünkü bu işe “yarım zamanlı” bakılacak bir iş olarak değil, emanet olarak bakıyorum.</p>

<p>Bizim bir ekibimiz var. Bu karar da o ekibin kararı. Önemli olan; 20–30 yıllık ticaret tecrübemizi, know-how’umuzu, kurduğumuz network’ü, sahada gördüğümüz problemleri bir sonraki aşamaya taşıyabilmek. MESİAD 32 yıllık köklü bir dernek. Bugüne kadar yaklaşık 700 üyeye ulaşmış bir yapıdan bahsediyoruz. Merter’de 10 bine yakın işveren, iş insanı var. Biz bu 10 bin kişiyi birbirinin rakibi değil, birbirinin gücü yapan bir çatı kurmak zorundayız.</p>

<p>Adaylık kararının özeti şu: Bilgi birikiminin zekâtını verme zamanı geldi. Yıllardır bu sektörden besleniyoruz, şimdi bu sektöre topluca hizmet etme dönemindeyiz.</p>

<p><img alt="" src="https://www.tekstildergi.com/public/images/detay/Untitled.jpg" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“GÜÇLÜ MESİAD, GÜÇLÜ MERTER” SLOGANI SİZİN İÇİN NE İFADE EDİYOR?</strong></span></p>

<p>Ufuk Muslu: Bu slogan bizim için bir süs cümlesi değil, yol haritası. Biz bu cümleyi sadece üyelerimize değil, ekip arkadaşlarımızın ailelerine, çocuklarına kadar benimsettik. Çünkü biliyoruz ki güçlü bir sivil toplum kuruluşu olmadan güçlü bir sektör olmuyor. Güçlü bir sektör olmadan da güçlü bir Merter olmuyor.</p>

<p>Türkiye’de STK’ların gerçek gücünü zaman zaman çok net hissettik. Ama bu gücü tabana yayamazsak, birkaç kişinin etrafında dönen bir küçük pastaya dönüşüyor. Bizim itirazımız tam da buna.</p>

<p>Bugün tekstil sektörü ciddi anlamda kan kaybediyor. Dün Mısır çıktı, yarın Suriye çıkacak. Çin, Bangladeş, Vietnam, Özbekistan, Cezayir, Rusya… Artık herkes üretim yapıyor. Böyle bir tabloda Merter’in ayakta kalabilmesi için “tek tek mağaza” aklı değil, “ortak akıl” şart.</p>

<p>Güçlü MESİAD dediğimiz şey;<br />
Üyesinin derdiyle dertlenen,<br />
Ticareti büyütecek projeler üreten,<br />
İhracatta ön açan,<br />
Kirasını, kargosunu, finansmanını düşünen,<br />
Sadece iki mahalleyi değil, bütün Merter’i, hatta yurt dışındaki temsilcilikleri kucaklayan bir yapı.</p>

<p>Güçlü Merter dediğimiz şey de;<br />
İşini kaybetmenin eşiğinde değil, markasını büyütmenin eşiğinde duran bir esnaf kitlesi.<br />
Biz bu iki cümleyi yan yana koyup yola çıktık: Güçlü MESİAD, Güçlü Merter.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>SEÇİLİRSENİZ, MESİAD’I BİR SONRAKİ DÖNEME TAŞIRKEN İLK ÜÇ ÖNCELİĞİNİZ NE OLACAK?</strong></span></p>

<p>Ufuk Muslu: Bizim için birinci öncelik, her zaman ticarettir. Üye olsun olmasın, bu bölgede emek veren herkesin ticaretine katkı sağlamak zorundayız. Nasıl sorusunun cevabı da lafta değil, projede gizli.</p>

<p>Bugüne kadar 20–25 somut proje anlattık. Fakat bunların omurgasını üç başlıkta topluyorum.</p>

<p>Birincisi, ticarete doğrudan katkı. Örneğin Trendyol’u Merter’e getirdiğimiz proje… O dönem başkan vekiliydim. Yönetimden 2–3 arkadaşla birlikte çalıştık, Trendyol yönetimiyle Merterli iş insanlarını buluşturduk. Yaklaşık 1000 kişilik katılım oldu. 32 yıllık dernek tarihimizin en verimli toplantılarından biriydi. Orada gördük ki en büyük eksik dijitalleşme. Dijitalleşmeyi hâlâ “sosyal medyaya fotoğraf atmak” veya “muhasebecinin işi” sanan bir kitle var. Oysa dijitalleşme; depodaki stoğu gerçek zamanlı görebilmek, üretimden satışa kadar tüm süreci tek tuşla yönetebilmek demek. Biz MESİAD Akademi’yi kurup, üyelerimizi bu anlamda eğitmek zorundayız.</p>

<p>İkincisi, kargo ve lojistik meselesi. Merter’den Azerbaycan’a, Cezayir’e, Mısır’a, Rusya’ya mal gönderirken yaşanan sıkıntılar artık herkesin malumu. İnsanlar sanıyor ki kamyona yükledim, 5 Euro’ydu, 10 Euro oldu; mesele sadece fiyat. Hayır, mesele gümrükten başlayan, kapıda takılan, haftalarca çözülemeyen bir zincir. Biz hem kargo fiyatlarını aşağı çekmek hem de bu ülkelere giden lojistik ve gümrük süreçlerindeki sorunları devletin ilgili kurumlarıyla masaya yatırmak zorundayız. Türk Hava Yolları bizim markamızsa, tekstil ihracatçısına da bu markanın gücünü hissettirmek zorundayız.</p>

<p>Üçüncüsü, alım heyetleri ve maliyetleri düşüren kampanyalar. Eskiden yurtdışından gelen bir iş insanı cebine 1000 dolar koyuyordu. Uçak biletini, otelini, yemeğini, içmesini karşılıyordu, üstüne Boğaz’ı görüp ülkesine hava atıyordu. Bugün o 1000 dolarla sadece uçak bileti zor alınıyor. Buna yapısal bir çözüm üretmek zorundayız.<br />
Biz diyoruz ki yılda en az iki defa, yaz ve kış sezon başlarında; oteller, kafeler, restoranlar ve havayollarıyla bir kampanya organizasyonu kuralım. Otel 100 Euro değil 75 Euro’ya insin, restoran yüzde 20–30 indirim versin, uçak bileti için toplu alım pazarlığı yapılsın. 1000 dolara değilse bile, 1500 dolara yine gelebilsin ama 2000 dolara çıkmasın. Çünkü gelmezse ticaret olmaz.</p>

<p>Bu üç başlığı şöyle özetliyorum:<br />
Ticarete katkı,<br />
İhracata nefes,<br />
Maliyete fren.</p>

<p>Bizim ilk dönem vizyonumuz bu üçlü sacayağı üzerine oturacak.</p>

<p><img alt="" src="https://www.tekstildergi.com/public/images/detay/Untitled%20(2).jpg" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>BAŞKAN VEKİLLİĞİ DENEYİMİNİZ SİZİ BU GÖREV İÇİN NASIL HAZIRLADI? BU SÜREÇTEN NE ÖĞRENDİNİZ?</strong></span></p>

<p>Ufuk Muslu: Bu dönem benim beşinci, belki altıncı yönetim kurulu tecrübem. Yıllar içinde üyelikten komite başkanlığına, yönetim kurulu üyeliğinden başkan yardımcılığına, oradan başkan vekilliğine uzanan bir çizgim var. Yani derneğin hem mutfağını gördüm, hem de vitrininin yükünü taşıdım.</p>

<p>En büyük kazanımımız şu oldu: Güçlü bir lider kadar, liyakatli ve enerjisi yüksek bir kadronun önemini gördük. Kapısı çalındığında “Bu da mı bizim işimiz?” demeyen, telefon çaldığında “Niye bize yazıyorlar?” diye şikâyet etmeyen, üyelerin derdiyle gerçekten dertlenen bir ekiple çalıştığınızda, işin yarısını çözmüş oluyorsunuz.</p>

<p>Bir de şunu öğrendik; 32 yıllık köklü bir derneği küçük bir pastaya çevirmek çok kolay. Pastayı büyütmek ise emek istiyor. “Bal tutan parmağını yalar” anlayışına karşıyım. O bal benim paramla, benim yetkimle tutuluyorsa, kimsenin o parmağı keyfine göre yalama hakkı yok. Balı tutuyorsak, tabana yaymak zorundayız. Ticaretin de, network’ün de, imkânın da zekâtını vermek zorundayız.</p>

<p>Bugün MESİAD’ı sadece 3–5 kişinin yönettiği, diğerlerinin izlediği bir kulüp olmaktan çıkarmak için adayım. 10 bin firmanın konuşulduğu yerde, 42 kişilik yönetim kurulunun yetmeyeceğini bilen bir kadroyla geliyoruz. Komisyonları bunun için kuracağız.</p>

<p><img alt="" src="https://www.tekstildergi.com/public/images/detay/Untitled%20(3).jpg" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>DEVAM EDECEK…<br />
2. BÖLÜMDE NELER VAR?</strong></span></p>

<p>Röportajın ikinci bölümünde;</p>

<p>Merter’in “moda merkezi” iddiasını,</p>

<p>Her yıl yapılması planlanan yaz–kış festivallerini,</p>

<p>Yurt dışı B2B organizasyonlarını,</p>

<p>“e-Merter” ve dijitalleşme projelerini,</p>

<p>MESİAD Akademi üzerinden kurulacak eğitim seferberliğini</p>

<p>Ufuk Muslu’dan tüm detaylarıyla dinleyeceğiz.</p>

<p><strong>KAYNAK: TEKSTİL DERGİ</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Nov 2025 16:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/11/guclu-mesiad-guclu-merter-malatyali-hemserimiz-ufuk-muslu-pastayi-kucultmeye-degil-buyutmeye-geliyoruz-1764331592.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıdvan SAÇU / Haksızlık Karşısında Susmayan Çocuk: &quot;İyi&quot; Olmak Yetmez, &quot;Cesur&quot; Olmak Gerek!</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-haksizlik-karsisinda-susmayan-cocuk-iyi-olmak-yetmez-cesur-olmak-gerek-111810</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-haksizlik-karsisinda-susmayan-cocuk-iyi-olmak-yetmez-cesur-olmak-gerek-111810</guid>
                <description><![CDATA[Rıdvan SAÇU - 12. Bölüm]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım,</p>

<p>Bir toplumun zirvesinde kimler vardır, bilir misiniz? En zenginleri mi? En ünlüleri mi? Hayır. Bir toplumun zirvesinde; toplumu kirleten, çürüten, yozlaştıran o karanlık odakların korkulu rüyası olan<strong> "Cesur Yürekler"</strong> vardır.</p>

<p>Onlar, sadece "kimseye zararı dokunmayan" pasif iyiler değildir. Onlar, kötülüğün önünde dağ gibi duran, "Dur!" diyebilen, herkesin sustuğu yerde hakkı haykıranlardır. Eğer meydan bu cesur yüreklere kalmazsa, meydan haramilere kalır. İşte bu yüzden, 12 adımlık yolculuğumuzun finalinde, karakter binasının çatısını çatıyoruz: "Haksızlık Karşısında Susmayan Çocuk" yetiştirmek.</p>

<p>Çünkü aklı, vicdanı, merhameti, dürüstlüğü öğrettik... Ama eğer bir çocuk, gözünün önünde bir zayıf ezilirken, bir hak yenirken tüm bu donanımına rağmen korkup susuyorsa, eğitimimiz eksik kalmış, hatta boşa gitmiş demektir.</p>

<p><strong>"Bana Dokunmayan Yılan..." Zehri ve Uslu Çocuk Tuzağı</strong></p>

<p>Bizler ne yazık ki çocuklarımızı "uslu" olsunlar diye pasifleştirdik. "Sen karışma", "Başını belaya sokma", "İdare et", "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" telkinleriyle büyüttük. Oysa unuttuk ki, o yılan bugün başkasına dokunur, yarın büyüyüp güçlenerek gelir bizi sokar.</p>

<p>Haksızlık karşısında susmayı "ağırbaşlılık" zannettik. Oysa bu, ağırbaşlılık değil, ruhsal bir ezilmişliktir. Haksızlığa şahit olup da susan çocuk, sadece başkasının hakkını yedirmekle kalmaz, kendi özsaygısından da bir parça kaybeder. İçten içe kendine olan güveni zedelenir.</p>

<p><strong>Neden Susmamalı? İnancımız ve İnsanlık Onuru</strong></p>

<p>Bu mesele, sadece bir karakter meselesi değil, bir iman ve insanlık meselesidir.</p>

<p>Peygamber Efendimiz (s.a.v.), çağlar ötesinden bugüne ışık tutan o sarsıcı uyarısını yapmıştır: <strong>"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır."</strong> Bu söz, susmanın bir "tarafsızlık" değil, zulme açık bir "ortaklık" olduğunu yüzümüze çarpar.</p>

<p>Yine evrensel vicdanın sesi Martin Luther King Jr. ne güzel söylemiştir: <strong>"En büyük trajedi, kötülerin zulmü değil, iyilerin sessizliğidir."</strong></p>

<p>İşte biz, o sessizliği bozacak nesiller yetiştirmek zorundayız.</p>

<p><strong>Peki, çocuğumuzu "kavgacı" yapmadan, ona "hak savunucusu" olmayı, yani medeni cesareti nasıl öğreteceğiz?</strong></p>

<p><strong>Evde "İtiraz Hakkı" Tanıyın: Otoritenizle Ezmeyin, Adaleti Aşılayın</strong></p>

<p>Cesaretin ilk okulu evdir. Eğer çocuğunuzu evde, size karşı (saygı çerçevesinde) itiraz ettiğinde susturuyorsanız, onu dışarıdaki zorbalar karşısında da dilsiz bırakıyorsunuz demektir.</p>

<p><strong>Uygulama:</strong> Bir karar aldığınızda ve o buna itiraz ettiğinde, "Ben anneyim/babayım, sus!" demek yerine; "Bu kararımın sana haksızlık olduğunu düşünüyorsan, nedenini bana anlatmanı istiyorum. Seni dinliyorum," deyin. Evde hakkını savunamayan çocuk, sokakta asla savunamaz.</p>

<p><strong>"İspiyonculuk" ile "Hakkı Savunmak" Arasındaki Farkı Öğretin</strong></p>

<p>Çocuklar genelde arkadaşlarını şikayet etmeyi "ispiyonculuk" sanar ve susarlar. Bu ayrımı netleştirin.</p>

<p><strong>Ona şunu öğretin:</strong> "Eğer biri zarar görüyorsa, bir kural ihlal edilip birine haksızlık yapılıyorsa, bunu söylemek ispiyonculuk değil, sorumluluktur ve cesarettir. İspiyonculuk, başkasını zor duruma düşürmek için yapılır; hak savunmak ise birini zor durumdan kurtarmak için yapılır."</p>

<p><strong>Rol Model Olun: Siz Susuyor musunuz?</strong></p>

<p>En büyük ders, sizin davranışınızdır. Markette biri sıranızı aldığında, trafikte bir maganda terör estirdiğinde veya bir satıcı sizi kandırmaya çalıştığında siz ne yapıyorsunuz? Başınızı eğip gidiyor musunuz, yoksa nazik ama kararlı bir dille hakkınızı arıyor musunuz? Unutmayın, sizin cesaretiniz onun cesaretidir; sizin korkaklığınız onun esaretidir.</p>

<p><strong>Üslup Dersi: "Nazikçe Ama Kararlılıkla" Hayır Demek</strong></p>

<p>Hak savunmanın, bağırıp çağırmak, kavga etmek olmadığını öğretin. En güçlü itiraz, sakin, net ve kararlı bir dille yapılandır. Ona, sesini yükseltmeden sözünü yükseltmeyi öğretin.</p>

<p><strong>12 Adımlık Yolculuğun Zirvesi</strong></p>

<p>Değerli anne babalar, sevgili yol arkadaşlarım...</p>

<p>Aklını kullanan, kendini bilen, merak eden, geniş bakan, vicdanlı, sabırlı, dürüst, haddini bilen, adil, sorumlu, paylaşımcı ve nihayetinde haksızlık karşısında susmayan çocuklar...</p>

<p>Bu 12 özellik, bir çocuğu sadece "başarılı" yapmaz; onu "insan-ı kamil" olma yolunda, toplumun karanlıklarına fener tutan bir "Cesur Yürek" yapar. Biz bu tohumları attık, birlikte suladık. Şimdi bu fidanların gölgesinde daha adil, daha vicdanlı bir dünya yeşerecek. Gelecek, sessiz kalanların değil, cesaretle "doğru"yu haykıran bu çocukların omuzlarında yükselecek.</p>

<p><strong>Fakat Durun! Tüm Bu Hazinelerin Tek Bir Anahtarı Var: "Bağ Kurmak"</strong></p>

<p>Belki şimdi soruyorsunuz: "Hocam, bu 12 maddeyi çocuğuma nasıl yükleyeceğim? Hangi dersi aldırmalıyım, hangi kitabı okutmalıyım?"</p>

<p>Cevap, ne kitaplarda ne de okullarda. Cevap, tam şu an, evinizin salonunda, o küçücük gözlerin içine bakışınızda saklı. Unutmayın, sıraladığımız bu 12 muhteşem özellik birer "tohum"dur. Ancak bu tohumların yeşereceği tek toprak, Sağlıklı Aile İçi İletişimdir.</p>

<p>Eğer evde çocuğunuzu dinlemezseniz, o "Kendini Bilen" biri olamaz; duygularını tanıyamaz. Eğer ona sürekli emir verip sorgulamasına izin vermezseniz, o "Aklını Kullanan" biri olamaz; sadece itaat eden biri olur. Eğer korku duvarları örüp güven bağı kurmazsanız, o "Dürüst" olamaz; yalanı bir kalkan yapar. Ve eğer siz ona evde söz hakkı tanımazsanız, o dışarıda "Haksızlık Karşısında Susmayan" biri olamaz; ezilmeyi kader sanar.</p>

<p>Çocuğunuza vereceğiniz en büyük eğitim, ona yaptığınız vaazlar değil, onunla kurduğunuz gönül bağıdır. İletişim, konuşmak değil, anlamaktır. Anlaşılmayan bir çocuk, öğrenemez. Bu yüzden, bu 12 erdemi hayata geçirmenin yolu, akşam eve geldiğinizde televizyonu kapatıp, telefonları bir kenara bırakıp, çocuğunuzun gözlerinin içine bakarak "Seni duyuyorum, seni anlıyorum ve sana değer veriyorum" mesajını veren o sıcak sohbetlerdir.</p>

<p><strong>Teşekkür ve Veda</strong></p>

<p>Aylar süren bu <strong>"İyi ve Başarılı İnsan Yetiştirme"</strong> yolculuğunda, sabırla okuduğunuz, kalbinizle eşlik ettiğiniz ve daha iyi bir nesil yetiştirme derdini bizimle paylaştığınız için sizlere minnettarım. Bu yazı dizisi bitti belki ama asıl yolculuk, yani ebeveynlik sanatı her gün yeniden başlıyor.</p>

<p><strong><em>Yolunuz aydınlık, vicdanınız pusulanız, çocuklarınız geleceğin cesur yürekleri olsun. Allah'a emanet olun...</em></strong></p>

<p><em>Filistin'de, o ufacık bedenlerin enkaz altında, açlıktan son nefeslerini verdiği her an, insanlık olarak hangi dersi eksik bıraktığımızı acımasızca yüzümüze vuruyor. Eğer "haksızlık karşısında susmayan çocuklar" yetiştirebilseydik, bugün bu çocuklar o enkazın altında kalmaz, bu zulüm bu kadar pervasızca devam edemezdi. Suskun vicdanlar, bu zulümün destekçisidir. Unutmayalım ki, o sessiz çığlıklar, bir gün mutlaka susanların peşini bırakmayacaktır.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Nov 2025 12:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/11/ridvan-sacu-haksizlik-karsisinda-susmayan-cocuk-iyi-olmak-yetmez-cesur-olmak-gerek-1762941427.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıdvan SAÇU / &quot;Biz&quot; Olabilen Çocuk: &quot;Ben&quot; Karanlığından &quot;Biz&quot; Aydınlığına Yolculuk</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-biz-olabilen-cocuk-ben-karanligindan-biz-aydinligina-yolculuk-111661</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-biz-olabilen-cocuk-ben-karanligindan-biz-aydinligina-yolculuk-111661</guid>
                <description><![CDATA[Rıdvan SAÇU yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım,</p>

<p>Dürüst olalım. Parktasınız, çocuğunuzun elinde en sevdiği oyuncak. Başka bir çocuk o oyuncağı istiyor. O an içinizde kaç ses konuşuyor?</p>

<p>Bir ses, "Hadi evladım, paylaş, ne güzel arkadaş arkadaş oynarsınız," diyor (Toplumsal, modern ses). Başka bir ses, "Sakın verme, kırar, kaybeder, sonra ağlarsın," diyor (Kendi çocukluğumuzdan gelen o 'kıtlık bilinci', o yaralı ses). Ve üçüncü bir ses, "Aman ne yaparsanız yapın, yeter ki kavga çıkmasın, ağlama krizi başlamasın," diyor (Yorgun ebeveyn sesi).</p>

<p>Çoğu zaman, "paylaşmak" kelimesi bizim iç dünyamızda "kayıp", "sorun" ve "huzursuzluk" demektir. Çünkü bizler, "az olanı" bölüşmenin zorluğunu yaşayarak büyüdük. Paylaşmayı, elimizdekini kaybetmek olarak kodladık. Ve şimdi, bu içsel çatışmayla çocuklarımıza "paylaş" derken, onlara aslında ne hissettirdiğimizi fark etmiyoruz: Paylaşmak, bir fedakârlıktır, bir kayıptır, bir zorunluluktur.</p>

<p>Şimdi bu sahneyi dondurun ve zihninizi bambaşka bir fotoğrafa götürün. Amerika'da tıp eğitimi alan bir arkadaşım, garajlı, önü bahçeli lüks araçların müstakil evlerin olduğu bir muhitte yaşadığı şu anısını anlattı: "Evlerden birinin bir çocuğu dünyaya geldiğinde, komşuları tebrik için kendi çocuklarının kullandığı, tertemiz kıyafet ve oyuncakları bir kutuya koyar, yanına da küçük bir pasta ve kekler, o şekilde tebrik etmeye giderdi."</p>

<p>Dikkatinizi çekerim, 'lüks' bir muhitten bahsediyoruz. Yani bu bir yokluk paylaşımı değil, bir 'bilinç' paylaşımı. O komşular, paylaşmayı bir 'kayıp' olarak değil, bir 'döngü' olarak, israfı önlemenin en doğal ve en sağlıklı yolu olarak görüyorlar. Biz ise, o parkta, çocuğumuzun "sıfır" oyuncağına bir şey olacak diye kaygılanırken, aslında onlara "kıtlık bilincini" ve "biriktirme" hastalığını aşılıyoruz.</p>

<p>Peki ya size paylaşmanın <strong>"azalmak" değil, "çoğalmak" </strong>olduğunu söylesem?</p>

<p><strong>Ben" Karanlığını Kim İnşa Ediyor? Ekranların Zehirli Mesajı</strong></p>

<p>Günümüz dünyası, çocuklarımızı "Benim tabletim, benim odam, benim başarım" diyen bir "Ben" karanlığına kilitliyor. Bu karanlık konforlu, parlak ve kişiye özel görünebilir ama içindekinin adı "yalnızlık"tır.</p>

<p>Bu duvarları yükselten mimarların başında ise, ne yazık ki, televizyon ve sosyal medya içerikleri geliyor. Özellikle o popüler yarışma programlarını düşünün. Bize "takım oyunu" ve "birlik" gibi kavramları pazarlasalar da, alttan alta verdikleri mesaj tam tersidir. Yarışmacılar, kazanmak için her türlü agresifliği, yalanı, grup kurup dışlamayı ve kumpası "strateji" adı altında normalleştiriyor. Çocuklarımız, "Biz" olmanın, aslında "Ben"in kazanması için kullanılan geçici bir araç olduğunu izleyerek büyüyor. Kazanmak için her yolun mübah olduğu, paylaşmanın ise "enayi" yerine konduğu bu zehirli içerikler, onların taze zihinlerine bencilliği ve acımasız rekabeti aşılıyor.</p>

<p><strong>Paylaşmanın İki Kanadı: Biri "Bölüşür", Diğeri "Çoğaltır"</strong></p>

<p>İşte bu zehre karşı panzehiri, "paylaşmak" kavramını yeniden tanımlayarak bulacağız. Paylaşmanın iki kanadı vardır:</p>

<p><strong>Maddi Paylaşım (Bölüşmek):</strong> Bu, bir pastayı, bir oyuncağı bölüşmektir. Evet, bu zordur çünkü fiziksel olarak bir "azalma" yaratır. Bu kanat, çocuğa adaleti ve nefsine hâkim olmayı öğretir.</p>

<p><strong>Manevi Paylaşım (Çoğaltmak):</strong> İşte bizim unuttuğumuz, asıl heyecanın başladığı yer burasıdır. Bu kanat, çocuğa asla kaybettirmez, tam aksine onu zenginleştirir.</p>

<p><strong>Sevinci Paylaşmak: </strong>Bir başarıyı, güzel bir haberi anlatmak. Sevinç, paylaşıldıkça iki katına, on katına çıkar.</p>

<p><strong>Hüznü Paylaşmak:</strong> Bir derdi anlatmak veya bir arkadaşın derdini dinlemek. Hüzün, paylaşıldıkça azalır, yük hafifler.</p>

<p><strong>Bilgiyi Paylaşmak:</strong> Bildiği bir oyunu arkadaşına öğretmek. Bilgi, paylaşıldıkça değeri artar.</p>

<p><strong>Tebessümü Paylaşmak: Karşılıksız bir tebessüm, bir iltifat hediye etmek.</strong></p>

<p>Bizim inancımız ve kültürümüz de bu "çoğaltan" paylaşımın üzerine kuruludur. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) <strong>"Tebessüm sadakadır"</strong> sözü, bir hiçi çoğaltmanın en büyük sırrıdır. "İmece" kültürümüz işi paylaşarak hafifletir, "Gönül almak" duyguyu paylaşarak onarır. "Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır" sözü, zamanı ve anıyı paylaşmanın ölümsüzlüğüdür.</p>

<p>Bu toprağın vicdanı Yunus Emre'nin yüzlerce yıl önce söylediği gibi: <strong>"Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz."</strong></p>

<p><strong>Paylaşmayı Bir "Heyecana" Dönüştüren Altın Kurallar&nbsp;</strong></p>

<p>Çocuğun yatağa <strong>"Yarın hangi mutluluğu çoğaltacağım?" </strong>heyecanıyla girmesini sağlayacak o sihirli yöntemler, karmaşık aktivitelerde değil, bizim günlük duruşumuzda ve iletişimimizde saklıdır:</p>

<p><strong>"Manevi Paylaşımın Heyecanını" Önce Siz Yaşayın (Rol Modelliği)</strong></p>

<p>Türk sinemasının büyük ustası Şener ŞEN’in meşhur repliğini “Bu çocuk kime çekmiş!” hatırlayalım ve unutmayalım Çocuklar, söylediklerimizden çok yaptıklarımızı kopyalayan birer aynadır, bu sebeple çocuklar, bizim ne yaptığımıza, ne söylediğimizden daha çok dikkat eder. &nbsp;Akşam eve geldiğinizde, gününüzü anlatırken sadece maddi şeylerden bahsetmeyin. Paylaşmanın manevi hazzını siz yaşayın ve bunu çocuğunuzla paylaşın.</p>

<p>İletişim Örneği: "Bugün iş yerinde bir arkadaşım çok üzgündü, yarım saat onu dinledim. Başta çok kötüydü ama konuştukça rahatladı. Onun yükünü hafifletmek bana o kadar iyi hissettirdi ki, anlatamam."</p>

<p><strong>İletişim Örneği:</strong> "Aklıma harika bir fikir geldi ve hemen ekibimle paylaştım. Hep birlikte daha da geliştirdik. Bilgimi paylaşmasaydım, bu kadar güzel bir sonuç çıkmazdı."<br />
Etkisi: Çocuk, paylaşmanın "kayıp" değil, "iyi hissettiren", "çoğaltan" ve "güçlendiren" bir eylem olduğunu en güvendiği rol modelinden, yani sizden görür.</p>

<p><strong>"Duygu Ortağı" Olun, "Sorun Çözücü" Değil (İletişim)</strong></p>

<p>Çocuğunuz üzgün olduğunda, ilk refleksimiz "Ağlama, geçer," (duyguyu bastırma) veya "Hallederiz," (sorunu hemen çözme) olur. Oysa onun ihtiyacı olan tek şey, hüznünün paylaşılmasıdır.<br />
<strong>İletişim Örneği (Yanlış):</strong> "Boş ver arkadaşını, sana yenisini alırız."<br />
<strong>İletişim Örneği (Doğru):</strong> "Arkadaşının sana böyle davranması seni çok kırmış olmalı. O üzüntünü şu an o kadar iyi anlıyorum ki... Gel, bu üzüntüyü birlikte taşıyalım."<br />
<strong>İletişim Örneği (Sevinç): </strong>"Okulda bunu başarmış olmana inanamıyorum! Senin adına o kadar sevindim ki, mutluluğun bana da bulaştı, harika hissediyorum!"<br />
<strong>Etkisi: </strong>Çocuk, duyguların paylaşıldıkça nasıl bir güce dönüştüğünü (hüznün azaldığını, sevincin çoğaldığını) yaşayarak öğrenir. "Biz" olmanın iyileştirici gücünü keşfeder.</p>

<p><strong>"Kaybetmeden Paylaşmayı" Modelleyin: "Kullan ve Devret" Felsefesi (Rol Modelliği)</strong><br />
Maddi paylaşımı, o korktuğumuz "kayıp" algısından kurtarın. Paylaşmayı bir "devir teslim" törenine dönüştürün.</p>

<p><strong>Rol Modelliği Örneği:</strong> "Bak kızım/oğlum, bu oyuncaklarınla artık oynamıyorsun. Onları depoya kaldırmak yerine, hiç oyuncağı olmayan bir çocuğa 'hediye etmeye' ne dersin? Biz bir şey kaybetmiyoruz, sadece bizdeki mutluluğu başka birine devrediyoruz. Düşünsene, o çocuk bu arabayı gördüğünde ne kadar heyecanlanacak!"</p>

<p><strong>İletişim Örneği:</strong> "Ben de bu kazağımı artık giymiyorum. İhtiyacı olan birine vereceğim. Bizim için küçülen bir şey, başkası için büyük bir hediye olabilir."</p>

<p><strong>Etkisi:</strong> Çocuk, maddi kaybın aslında manevi bir kazanca (bir başkasını mutlu etme hazzına) dönüştüğünü anlar. Paylaşmayı "azalma" olarak değil, mutluluğu "çoğaltma"nın başka bir yolu olarak görür.</p>

<p><strong>Çocuğunuzdan Size "Paylaşım" Yapmasını İsteyin (İletişim)</strong></p>

<p>Çocuğunuza, onun da size verecek çok değerli şeyleri olduğunu hissettirin. Onu "alan" pozisyonundan "veren" pozisyonuna yükseltin.</p>

<p><strong>İletişim Örneği: </strong>"Bu telefon uygulamasını bir türlü anlayamadım, bana yardım eder misin? Lütfen bilgini benimle paylaş."</p>

<p><strong>İletişim Örneği:</strong> "Bugün biraz moralim bozuk. Bana okulda öğrendiğin o komik fıkrayı anlatır mısın? Kahkahanı benimle paylaşmaya ihtiyacım var."</p>

<p><strong>Etkisi:</strong> Çocuk, paylaşmanın sadece maddi eşyalarla olmadığını; bilginin, neşenin ve zamanın en değerli paylaşım araçları olduğunu keşfeder. "Veren el" olmanın gururunu yaşar.</p>

<p>Son söz,</p>

<p>"Ben" demek karanlıktır, yalnızlıktır; "Biz" demek ise aydınlıktır, sıcak bir yuvadır. Çocuklarımıza paylaşmayı bir "kayıp" olarak değil, mutluluğu "çoğaltmanın" tek yolu olarak öğretelim. O zehirli ekranların "kazanmak için ez" diyen bencil mesajlarına karşı, onlara kendi hayatımızla "paylaşarak çoğal" mesajını verelim.<br />
İnanın bana, o zaman yatağa sadece "yarın ne paylaşacağım?" diye değil, "yarın kimin hayatına dokunup dünyayı daha güzel bir yer yapacağım?" heyecanıyla gireceklerdir.<br />
Çünkü, Anne Frank'in o kısacık ömrüne sığdırdığı bilgelikle dediği gibi: "Başkalarını mutlu etmeden kimse gerçekten mutlu olamaz."</p>

<p><em>"Ben" karanlığından "Biz" aydınlığına giden yol, en büyük sınavını Filistin'de veriyor. Orada bir çocuk açlıktan can verirken, "komşusu açken tok yatan" İslam âleminin utanç verici sessizliği ile "insan hakları" diyen Batı'nın iki yüzlü desteği, insanlığın iflasını ilan ediyor. Lüks camiler, israf edilen servetler ve sahte medeniyet nutukları, yanı başımızda ölen o masumun çığlığı karşısında yerle bir oluyor. Bu utanç, "biz" olamayan, kendi "ben" karanlığına hapsolmuş hepimize inen en ağır tokattır. Kalplerimizdeki bu kuraklık, o çocukların bedenlerinden daha soğuktur. <strong>Söyleyin, bu sessizliğin bedelini daha kaç masum can ödeyecek?</strong></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Nov 2025 11:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/11/ridvan-sacu-biz-olabilen-cocuk-ben-karanligindan-biz-aydinligina-yolculuk-1762333237.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıdvan SAÇU / Sorumluluk Sahibi Çocuk: Özgürlüğün, Olgunluğun ve Sağlıklı Toplum Olmanın Anahtarı</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-sorumluluk-sahibi-cocuk-ozgurlugun-olgunlugun-ve-saglikli-toplum-olmanin-anahtari-111359</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-sorumluluk-sahibi-cocuk-ozgurlugun-olgunlugun-ve-saglikli-toplum-olmanin-anahtari-111359</guid>
                <description><![CDATA[Rıdvan SAÇU / Bölüm-10]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım,</p>

<p>Kırılan vazo için kardeşini suçlayan çocuk... Ödevini yapmadığı için öğretmeni "kötü" ilan eden genç... Trafikteki hatasını yola, yıkılan binanın vebalini "kadere" yükleyen yetişkin... Hepsi aynı zincirin halkaları: <strong>Sorumluluktan kaçış. </strong>Peki bu kaçışın bedeli ne? Güvensizlik, kaos, liyakatsizlik ve adım adım çürüyen bir toplum. Önceki yazılarda inşa ettiğimiz aklın, vicdanın, sabrın tüm kaleleri, eğer bu sorumluluktan kaçış virüsüyle zayıflarsa, ne anlam ifade eder? İşte bu yüzden onuncu durağımızda, bu tehlikeli gidişata dur diyecek, kendi eylemlerinin arkasında dimdik durabilen “Sorumluluk Sahibi Çocuk” lar yetiştirmenin yollarını arayacağız.</p>

<p><strong>Sorumluluk: Yük Değil, Gelişim Alanı</strong></p>

<p>Sorumluluk, genellikle bir yük, bir angarya gibi algılanır. Oysa gerçekte sorumluluk, bireyin özgürlüğünü, yetkinliğini ve benlik saygısını besleyen en güçlü kaynaktır.</p>

<p><strong>-Birey İçin:</strong> Sorumluluk sahibi bir çocuk, hayatının direksiyonunu eline alan çocuktur. Yaptığı seçimlerin sonuçlarını üstlenmeyi, hatalarından ders çıkarmayı bilir. Bu, ona "ben yapabilirim" hissi verir; özgüvenini artırır ve hayatta karşılaşacağı zorluklar karşısında yılmaz bir duruş sergilemesini sağlar. Sorumluluk bilinci gelişmiş çocuklar, kendi kararlarını alma, problem çözme ve geleceği şekillendirme yetenekleri daha yüksek bireylerdir.</p>

<p><strong>-Toplum İçin:</strong> Sorumluluk sahibi bireylerden oluşan bir toplumda, işler aksamaz, verilen sözler tutulur, ortak alanlar korunur. Hastanede sırasını bekleyen, çöpünü yere atmayan, vergilerini düzenli ödeyen, görevini layıkıyla yapan herkes, aslında toplumsal sorumluluğun birer neferidir. Sorumsuzluk ise, bir virüs gibi yayılır; kamu kaynaklarının israfına, çevre kirliliğine, işlerin aksamasına ve en acısı, güven duygusunun yara almasına neden olur.</p>

<p><strong>İnancımızda Sorumluluk: Her Zerrenin Hesabı ve Emanete Sadakat</strong></p>

<p>İnancımız, kainattaki hiçbir şeyin başıboş olmadığını, her zerrenin bir hesabı olduğunu öğretir. İnsana bahşedilen akıl, irade ve sayısız nimet, beraberinde ağır bir sorumluluk yükler.<strong> "Zerre miktarı hayır işleyen onun mükâfatını görecektir. Zerre miktarı şer işleyen de onun cezasını görecektir." (Zilzal Suresi, 7-8. Ayetler)</strong> Bu ilahi uyarı, en küçük eylemlerimizin dahi bir karşılığı olduğunu, hiçbir şeyin kaybolup gitmediğini, her seçimin bir sonuç doğurduğunu ve bu sonuçlardan sorumlu olduğumuzu net bir şekilde ortaya koyar. Sorumluluktan kaçmak, aslında bu ilahi hesaptan kaçmaya çalışmaktır ki bu beyhude bir çabadır. Bize verilen can, mal, evlat, akıl ve zaman birer emanettir ve bu emanete nasıl sahip çıktığımız, kulluk bilincimizin en temel göstergesidir.</p>

<p>Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise, sorumluluğu en geniş anlamıyla tanımlamıştır:<strong> "Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz."</strong> Bu hadis-i şerif, sadece yöneticileri değil, her bir bireyi kendi ailesinden, komşusundan, çevresinden ve hatta kullandığı eşyadan sorumlu tutar. Verdiği sözlere sadık kalması, emaneti titizlikle koruması ve en küçük işi dahi hakkıyla yapması, sorumluluk bilincinin zirvesidir.</p>

<p>Bu sorumluluk bilincinin ne kadar derinlere işleyebileceğine dair çarpıcı bir örnekle devam edelim. Hatırlarsınız, 2011'de Norveç'te korkunç bir katliam yapan Anders Behring Breivik vardı. Olay sonrası bir muhabir, Breivik'in komşuları olan yaşlı bir çiftle röportaj yapar. Çifte, Breivik'in nasıl biri olduğu sorulur. Yaşlı çift, gördükleri kadarıyla sessiz, sakin biri olduğunu söyler ama ardından ekler: "Yalnız bir kusuru vardı, bahçesine hiç bakmazdı, otlar bürümüştü. Biz de bu durumu yetkililere şikâyet ettik." Düşünün bir an... Kendi mülkleri olmayan, sadece komşularının bakımsız bahçesi için bile sorumluluk hissedip harekete geçen bir bilinç! Bu, belki bize "aman bana ne" dedirtecek küçük bir detay gibi görünebilir. Ama aslında bu, bireyin sadece kendi özel alanından değil, yaşadığı çevrenin genel düzeninden ve estetiğinden de kendini sorumlu hissettiği derin bir toplumsal ahlakın yansımasıdır. Kendine ait olmayan bir bahçenin bakımsızlığı için bile sorumluluk duyan bir toplumun, acaba daha büyük haksızlıklar ve sorunlar karşısındaki duruşu nasıl olur? Bu örnek, sorumluluk bilincinin sadece kişisel bir erdem değil, aynı zamanda sağlıklı bir toplumun temel harcı olduğunu bize acı bir şekilde hatırlatır.</p>

<p><strong>&nbsp;“Sorumluluk Sahibi Çocuk Nasıl Yetiştirim?”</strong></p>

<p>Peki, çocuklarımıza bu hayat yolculuğunun direksiyonunu emanet etmenin yollarını nasıl göstereceğiz? İşte size dört adımlık, altın değerinde bir rehber:</p>

<p><strong>"Küçük Sorumluluklar, Büyük İnsanlar Yaratır": Evde Rol ve Görev Verin</strong></p>

<p>Çocuğunuza, yaşına ve gelişim düzeyine uygun küçük sorumluluklar vererek başlayın. Yatağını toplamak, oyuncaklarını yerine koymak, masayı kurmaya yardım etmek, bitkileri sulamak... Bunlar, sadece ev işi değil, "ben bir işi başarabilirim" özgüvenini inşa eden yapı taşlarıdır. Verilen görevde aksaklık olduğunda hemen müdahale edip kendiniz yapmayın. Ona fırsat verin, yol gösterin.<strong> "Yatağını toplaman gerektiğini biliyorum, nasıl başlayacağına dair bir fikrin var mı? Birlikte ilk adımı atalım mı?" </strong>diyerek onu cesaretlendirin. Bu, onun sorumluluk almaktan keyif duymasını sağlayacaktır.</p>

<p><strong>"Seçim Senin, Sonuç Senin": Kararlarının Bedeliyle Yüzleşmesini Sağlayın</strong></p>

<p>Çocuğunuzun yaşına uygun kararlar vermesine izin verin ve bu kararların sonuçlarıyla yüzleşmesini sağlayın. Örneğin, kış günü ince giyinmeyi seçtiyse ve üşüdüyse, ona "ben demiştim" demek yerine, <strong>"Bugün üşüdüğünü görüyorum, ne giysem daha iyi olurdu diye düşünür müsün?" </strong>diyerek kendi hatasından ders çıkarmasını sağlayın. Ödevini yapmadığında öğretmeniyle konuşmak, kırılan oyuncağının tamiri için harçlığından biriktirmek gibi deneyimler, ona sorumluluğun sadece görev yapmak değil, aynı zamanda seçimlerinin bedelini üstlenmek olduğunu öğretecektir.</p>

<p><strong>"Başkaları İçin Bir Şey Yap": Toplumsal Sorumluluk Bilinci Aşılayın</strong></p>

<p>Sorumluluk sadece kendine karşı değildir. Çocuğunuza başkaları için bir şeyler yapmanın değerini öğretin. Bir yaşlı komşuya yardım etmek, bir sokak hayvanına su vermek, okulda arkadaşının düşen kalemini kaldırmak gibi küçük eylemler, onun toplumsal sorumluluk ve empati bilincini geliştirir. Onu, <strong>"Biz sadece kendimiz için değil, çevremizdeki herkes için sorumluluk sahibiyiz"</strong> düşüncesiyle büyütün. Ortak alanları kullanırken dikkatli olmasını, çöp atmamasını, sesini kontrol etmesini öğretmek de bu bilincin bir parçasıdır.</p>

<p><strong>"Mükemmeliyetçilik Değil, Gayret Ödüllendirilir": Sorumluluğu Sevgiyle Destekleyin</strong></p>

<p>Çocuğunuz sorumluluk alırken hata yapabilir. Önemli olan mükemmeliyetçilik beklemek değil, gayretini ve çabasını ödüllendirmektir. Hata yaptığında onu azarlamak yerine, <strong>"Sorumluluk almaya çalıştığın için seni tebrik ederim. Bir sonraki sefer daha iyi olacağına eminim, bu hatadan ne öğrendik?"</strong> diyerek onu destekleyin. Ona "Ben buradayım, sana güveniyorum ama bu senin sorumluluğun" mesajını verin. Sevgi ve güvenle desteklenen sorumluluk, çocuğun yük olarak değil, kişisel gelişimi için bir fırsat olarak görmesini sağlar.</p>

<p><strong>Sonuç Söz</strong></p>

<p>Çocuklarımıza vereceğimiz en değerli miras, onlara hayatın her alanında sorumluluk alabilme yeteneğini kazandırmaktır. Bu yetenek, onları sadece kendi hayatlarının değil, aynı zamanda içinde yaşadıkları toplumun ve dünyanın daha iyi bir yer olması için aktif rol alan, güçlü ve özgür bireyler haline getirecektir. Unutmayalım ki, sorumluluk sahibi bir nesil, umutlu bir geleceğin tek teminatıdır.</p>

<p><em>ACI BİR ÇAĞRI</em></p>

<p><em>&nbsp;Filistin’de çocuklar ölüyor.</em></p>

<p><em>Filistin’de çocuklar ölüyor.</em></p>

<p><em>Filistin’de çocuklar ölüyor.</em></p>

<p><em>Filistin’de çocuklar ölüyor.</em></p>

<p><em>Filistin'de aç kalan ve ölen her çocuğun çığlığı, insanlığın vicdanına saplanan bir hançerdir. Bu sessizliğin utancı üzerimizdeyken, hangi masumiyetten, hangi gelecekten bahsedebiliriz?</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Oct 2025 12:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/10/ridvan-sacu-sorumluluk-sahibi-cocuk-ozgurlugun-olgunlugun-ve-saglikli-toplum-olmanin-anahtari-1761117713.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıdvan SAÇU / Adil Olan, Hak Yemeyen Çocuk: İyi İnsan Olmanın Temeli</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-adil-olan-hak-yemeyen-cocuk-iyi-insan-olmanin-temeli-111262</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-adil-olan-hak-yemeyen-cocuk-iyi-insan-olmanin-temeli-111262</guid>
                <description><![CDATA[Ridvan Saçu’nun yazı dizisinin 9. bölümünde “Adil Olan, Hak Yemeyen Çocuk” kavramını derinlemesine keşfediyoruz. Çünkü iyi insan olmak, adaletle başlar.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım,</p>

<p><em><strong>Öncelikle, mesleki bazı yoğun çalışmalarımız nedeniyle yazılarımıza kısa bir ara vermek durumunda kaldığımız için hepinizden özür dilerim. Bu zorunlu aranın, bu anlamlı yolculukta verdiğimiz emeğe olan inancımızı zayıflatmadığını ve her fırsatta sizlerle olmaya devam edeceğimizi bilmenizi isterim. Anlayışınız ve sabrınız için teşekkür eder, kaldığımız yerden, karakter inşasının en önemli duraklarından biriyle devam edelim;</strong></em></p>

<p>Hiç düşündünüz mü, o market sırasında bir saniyeliğine boşalan yere çantasını atıp sizin önünüze geçen o kişi, bu "küçük kurnazlığı" ilk nerede öğrendi? Veya trafikte emniyet şeridini ihlal edip yüzlerce kişinin hakkını yiyen o şoför, bu "bencilliği" hangi okulda edindi? Cevap basit ve bir o kadar da acı: Hiçbir okulda. Bu, hayatın içinde, ailede, toplumda öğrenilen, kanser gibi yayılan bir ahlak çürümesidir.</p>

<p>Önceki yazılarımızda aklı, vicdanı, sabrı konuştuk. Ancak tüm bu erdemler, eğer adalet terazisi bozuk bir kalpteyse, sadece daha zeki bir zalim, daha sabırlı bir haksız yetiştirmekten öteye gitmez. İşte bu yüzden dokuzuncu durağımız, tüm erdemlerin üzerine inşa edildiği o sarsılmaz temel:<strong> "Adil Olan, Hak Yemeyen Çocuk"</strong> yetiştirmek.</p>

<p><strong>Adalet Neden Sadece Mahkeme Salonlarında Değildir?</strong></p>

<p>Adalet, sadece kanun kitaplarında yazan kurallar bütünü değildir. Adalet, bir yaşam biçimidir; sabah uyandığımız andan gece yatağımıza girene kadar verdiğimiz binlerce küçük kararın toplamıdır.</p>

<p>Bu çürüme, soyut bir kavram değil, her gün haberlerde gördüğümüz, sokakta tanık olduğumuz acı gerçeklerin ta kendisidir. Liyakatin değil, "tanıdığın" işe girdiği, yıllarca emek veren gencin umudunu çalan o "torpil" listeleri, adaletsizliğin en acımasız halidir. <strong>Depremde, birkaç torba çimento, birkaç demir eksik diye onlarca insana mezar olan o enkazlar, bir müteahhidin "hak yeme" eyleminin cinayete dönüştüğünün en somut kanıtıdır.</strong> Sınavda kopya çeken öğrenci, komşusunun ortak alanını gasp eden ev sahibi, hastasına daha pahalı ilacı yazan doktor, ederinden çok daha fazla talep eden sanayi ustası... Hepsi, aynı kirli nehrin farklı kollarıdır. Bu olaylar, münferit suçlar değil, toplumun adalet duygusu zayıfladığında nelerin mümkün olabileceğini gösteren korkunç işaretlerdir. İşte bu yüzden çocuğumuza adaleti öğretmek, sadece "iyi bir insan" yetiştirmek değil, aynı zamanda bu toplumsal çürümeye karşı bir duvar örmedir.</p>

<p><strong>Kişi İçin:</strong> Adil olmak, her şeyden önce kendine saygı duymaktır. Hak yemeyen, başkasının hakkını gözeten bir insan, gece yastığa başını koyduğunda vicdanen rahattır. Bu iç huzur, parayla satın alınamayacak en büyük zenginliktir. Adil bir çocuk, özgüveni yüksek, karakteri sağlam ve ilişkilerinde güvenilir bir birey olarak yetişir.</p>

<p><strong>Toplum İçin:</strong> Bir toplumu ayakta tutan şey, binaları veya yolları değil, bireyler arasındaki güven bağıdır. Bu güveni ise adalet tesis eder. Adaletin olmadığı yerde liyakat ölür, ehliyet yerini sadakate bırakır, haklı olan değil, güçlü olan kazanır. Rüşvet, yolsuzluk, kayırmacılık gibi toplumu içten içe çürüten tüm hastalıkların panzehiri, küçük yaşta aşılanan adalet duygusudur.</p>

<p><strong>İnancımızda Adalet</strong></p>

<p>Bizim medeniyetimizde adalet, her şeyin merkezindedir. Yaratılışın kendisi bir "mizan", yani hassas bir denge ve adalet üzerine kuruludur. Kur'an-ı Kerim, adaleti imanın ayrılmaz bir parçası olarak emreder<strong>: "Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, anababanız ve akrabanız aleyhine de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun..." (Nisa Suresi, 135. Ayet).</strong> Düşünün, bu ne sarsıcı bir emirdir! Adalet, o kadar kutsaldır ki, en sevdiklerimizin, hatta kendi nefsimizin aleyhine bile olsa ayakta tutulmalıdır.</p>

<p>Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hayatı, bu ilahi emrin en mükemmel örneğidir. Soylu bir kabileden bir kadın hırsızlık yaptığında, affedilmesi için aracı olanlara verdiği o tarihi cevap, adalet anlayışımızın zirvesidir: <strong>"Allah'a yemin ederim ki, hırsızlık yapan Muhammed'in kızı Fatıma da olsa, onun da elini keserdim!"</strong> Bu söz, adaletin önünde hiçbir makamın, hiçbir kan bağının, hiçbir zenginliğin ayrıcalıklı olmadığını tüm insanlığa ilan etmiştir. "Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste" diyen atalarımız da, bu ilahi ve nebevi mirası kendi bilgelik süzgeçlerinden geçirmişlerdir.</p>

<p><strong>Adil, Hak Yemeyen Çocuk Yetiştirme</strong></p>

<p>Peki, bu yüce değeri çocuklarımızın karakterine nasıl nakşedeceğiz? İşte size dört adımlık, altın değerinde bir rehber:</p>

<p><strong>Adaletin İlk Öğretmeni Siz Olun: Kendi Davranışlarınız Aynanızdır</strong></p>

<p>Çocuklar, nasihatlerimizi değil, davranışlarımızı kopyalar. Kırmızı ışıkta "kimse görmüyor" diye geçiyorsanız, alışverişte aldığınız fazla para üstünü iade etmiyorsanız, evde kardeşler arasında bariz bir şekilde taraf tutuyorsanız, çocuğunuza adaleti öğretmeniz imkânsızdır. Adalet, önce evde, sizin en küçük davranışlarınızda başlar. Kardeşler arasında bir oyuncağı paylaştırırken, bir dilim keki bölerken gösterdiğiniz hassasiyet, onun için en büyük derstir. Önce kendi hayatınızın adalet terazisini doğru ayarlayın, çocuğunuz o teraziyi örnek alacaktır.</p>

<p>Oyun Alanı: Hayatın İlk Adalet Okulu</p>

<p>Çocuğun adaletle ilk tanıştığı yer oyun alanıdır. Oyunda "mızıkçılık" yapmak, hak yemektir. Sırasını beklememek, hak yemektir. Kuralları kendi lehine eğip bükmek, hak yemektir. Çocuğunuz oyun sırasında böyle bir davranış sergilediğinde, bunu sadece bir "çocukluk" olarak görüp geçiştirmeyin. Oyunu durdurun ve ona davranışının neden adil olmadığını anlatın. <strong>"Eğer herkes senin gibi sırasını beklemeseydi, bu oyun oynanabilir miydi? Arkadaşının yerinde sen olsan ne hissederdin?"</strong> gibi sorularla onu düşündürün. Oyun, hayatın bir provasıdır. Oyunda adil olmayı öğrenemeyen bir çocuk, hayatta da adil olmakta zorlanır.</p>

<p><strong>Hak Kavramını Somutlaştırın: "Emeğe Saygı" ve "Kul Hakkı" Dersi</strong></p>

<p>"Hak" kavramı çocuklar için anlaşılmaz olabilir. Bunu somutlaştırın. Örneğin, sizin saatlerce uğraşıp yaptığınız bir yemeği yemeden masadan kalktığında, onun emeğinize saygı duymadığını anlatın. Okulda temizlik görevlisinin yerlere çöp atmaması için yaptığı uyarıyı, o görevlinin "temiz bir ortamda çalışma hakkı" olduğunu açıklayın. Başkasının eşyasını izinsiz almanın, sadece bir eşyayı almak değil, o kişinin "mahremiyet hakkını" ihlal etmek olduğunu öğretin. Bu küçük dersler, ona "kul hakkı" bilincini aşılayacak ve her eyleminin bir başkasının hakkını etkileyebileceğini gösterecektir.</p>

<p><strong>Haksızlığa Karşı Sesini Yükseltme Cesareti</strong></p>

<p>Adil olmak sadece hak yememek değil, aynı zamanda hak yiyene karşı durabilmektir. Çocuğunuzun, okulda bir arkadaşına yapılan haksızlığa tanık olduğunda sessiz kalmamasını, öğretmenine durumu bildirmesini veya arkadaşının yanında durmasını teşvik edin. Ona, <strong>"Haksızlık karşısında susmak, o haksızlığa ortak olmaktır"</strong> gerçeğini öğretin. Kendi hayatınızda, bir komşunuza veya bir çalışana yapılan bir haksızlık karşısında gösterdiğiniz onurlu duruş, ona vereceğiniz en büyük cesaret dersi olacaktır. Adalet, sadece pasif bir erdem değil, cesaret gerektiren aktif bir eylemdir.</p>

<p><strong>Son Söz</strong></p>

<p>Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, tapular veya banka hesapları değil, adaletle yoğrulmuş sağlam bir karakterdir. Onların kalbine ekeceğimiz bu adalet tohumları, sadece kendi hayatlarını değil, geleceğin daha yaşanabilir, daha güvenilir ve daha huzurlu bir toplumunu inşa edecektir.<br />
Adaletin evrensel sembolü olan Hz. Ömer'in o muhteşem sözüyle bitirelim:</p>

<p><strong>"Adalet, mülkün temelidir.</strong></p>

<p><em>Filistin'de açlıktan, savaştan ölen her çocuk, insanoğlunun öfkesinin, alçaklığının ve açgözlülüğünün bir eseridir ve bu eserin bedeli korkunç olacaktır. O masumların döktüğü her damla gözyaşı, bu zulme sebep olanların ve susarak ortak olanların üzerine inecek en ağır lanettir. Bu mesele, artık toprakların ve inançların sınırını çoktan aşmıştır; bu, insanlığın vicdan terazisinde tartıldığı andır: Ya bir çocuğun yanında durup "insan" kalacağız ya da susarak tarihin en karanlık sayfasına adımızı yazdıracağız.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Oct 2025 09:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/10/ridvan-sacu-adil-olan-hak-yemeyen-cocuk-iyi-insan-olmanin-temeli-1760684440.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıdvan SAÇU / Haddini Bilen, Kibirli Olmayan Çocuk: Özgüven ve Alçakgönüllülük Arasındaki Denge</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-haddini-bilen-kibirli-olmayan-cocuk-ozguven-ve-alcakgonulluluk-arasindaki-denge-111062</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-haddini-bilen-kibirli-olmayan-cocuk-ozguven-ve-alcakgonulluluk-arasindaki-denge-111062</guid>
                <description><![CDATA[Rıdvan SAÇU’nun yazı dizisinin 8. bölümü yayında!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım,</p>

<p>Hatırlayalım o cümleyi: <strong>"Haddini bil!" </strong>Kimimiz bunu küçükken bir azarlama olarak duyduk, kimimiz bir tartışmada son söz olarak... Toplumumuzda genellikle bir susturma, "sınırını bil" veya "sesini çıkarma" anlamında kullanılan bu ifade, aslında derin bir bilgeliğin anahtarıdır oysa…</p>

<p>&nbsp;Haddini bilmek, itaatkâr bir pasiflik midir, yoksa güçlü bir karakterin öz farkındalığı mı?</p>

<p>Kendine güvenen çocuklar yetiştirmek isterken, onları kibirli veya hadsiz olmaktan nasıl koruyacağız? Ya da tam tersi, haddini bilmesini öğretirken, özgüvenlerini mi kırıyoruz? İşte bu ince denge, bugünkü yazımızın ana konusu. Bu yazıda, "Haddini Bilen, Kibirli Olmayan Çocuk" yetiştirmenin, ne korkuyla sindirmek ne de sınırsız özgürlük tanımak olduğunu göreceğiz. Bu, özgüvenle harmanlanmış alçakgönüllülüğün, kendini bilmekle başkalarına saygı duymanın birleştiği o nadide karakter zırhını inşa etmenin yollarını arayacağız.</p>

<p><strong>Haddini Bilmek: Pasiflik Değil, Bilgelik; Kibir: Güç Değil, Zafiyet</strong></p>

<p>"Haddini bilmek" denilince akla ilk gelen suskunluk, çekingenlik ya da pasiflik değildir. Gerçek haddini bilmek;</p>

<p><strong>Kendini Bilmektir:</strong> Kendi yeteneklerini, sınırlarını, eksikliklerini ve güçlü yönlerini gerçekçi bir şekilde bilmektir.</p>

<p><strong>Başkalarını Anlama ve Saygıdır: </strong>Başkalarının yeteneklerine, deneyimlerine ve farklılıklarına değer vermek, onları küçümsememektir.</p>

<p><strong>Alçakgönüllülüktür</strong>: Başarı karşısında gururlanmamak, yenilgi karşısında yıkılmamak, kendini ne yüceltmek ne de alçaltmaktır.</p>

<p><strong>Öğrenmeye Açıklıktır:</strong> Bilmediğini bilmek ve öğrenmeye istekli olmaktır.</p>

<p>Peki ya kibir? Kibir, kendini üstün görmek, başkalarını küçümsemek, hatalarını kabul edememektir. Ancak kibir, bir güç değil, bir zafiyettir. Tıpkı şişirilmiş bir balonun küçük bir iğneyle patlaması gibi, kibirli bir insan da en küçük eleştiride yıkılır. Genellikle kişinin içindeki boşluğu, aşağılık kompleksini veya güvensizliği gizleme çabasıdır. Kibirli insan, aslında kendini tanımayan insandır. Aynı şekilde, aşağılık kompleksi de kendini yetersiz görmek, sürekli başkalarıyla kıyaslamak ve özgüven eksikliğidir. Bu iki aşırı uç (kibir ve aşağılık kompleksi), aynı madalyonun iki yüzü gibidir ve temelinde "kendini doğru tanımama" sorunundan kaynaklanır.</p>

<p><strong>İnancımızda Haddini Bilmek: Tevazu</strong></p>

<p>Bizim inancımız, tevazuyu ve haddini bilmeyi en yüce erdemlerden sayar. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), hayatının her anında alçakgönüllülüğün en güzel örneği olmuştur. Fetihlerin en ihtişamlı anlarında dahi devesinin üzerinde başını eğik tutması, ev işlerine yardım etmesi, bir köle ile aynı sofrada yemek yemesi... Bunlar, onun <strong>"Ben bir kulum, bana kul deyin"</strong> diyen tevazusunun yansımalarıdır.</p>

<p>Kur'an-ı Kerim, kibri ve gururu kesin bir dille yasaklar, tevazuyu emreder.<strong> "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri delebilir ne de dağlara ulaşıp yükselebilirsin."</strong> <strong>(İsra Suresi, 37. Ayet)</strong> Bu ayet, insanın acizliğini hatırlatarak haddini bilmeye çağırır. Yine <strong>"Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez." (Nisa Suresi, 36. Ayet)</strong> buyrularak, kibrin ilahi katındaki hoşnutsuzluğa dikkat çekilir.</p>

<p><strong>Bilgeliğin Temeli: Tevazu ve Kendini Bilme Sanatı</strong></p>

<p>Tarih boyunca tüm bilgelik gelenekleri, en büyük erdemlerden birinin tevazu, en büyük zaafın ise kibir olduğu konusunda birleşir. Antik Yunan'dan bu yana <strong>"Hubris" </strong>olarak adlandırılan kibir, kişinin kendi sınırlarını ve bilgisizliğini görememesidir. Bu körlük, kaçınılmaz olarak hatalara, çatışmalara ve en sonunda yıkıma yol açar. Sokrates'in <strong>"Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir" </strong>sözü, bu kibrin panzehiri olan entelektüel tevazunun zirvesidir.</p>

<p>Modern psikoloji de bu gerçeği doğrular. Kibirli bireyler, "sabit bir zihniyete" sahip olma eğilimindedir; her şeyi bildiklerini sandıkları için öğrenmeye ve gelişime kapalıdırlar. Tevazu sahibi, yani haddini bilen bireyler ise <strong>"gelişim odaklı bir zihniyete"</strong> sahiptir. Bilmediklerini kabul etme cesaretleri, onları hayat boyu öğrenen, daha esnek ve daha başarılı insanlar yapar. Bu evrensel bakış açısı bize şunu gösterir: Çocuğumuza tevazuyu öğretmek, onu küçültmek veya sindirmek değil, tam aksine onu daha bilge, daha güçlü ve hayatın zorlukları karşısında daha esnek kılmaktır.</p>

<p><strong>Çocuğunuza Haddini Bildirmek, Kibirli Olmamayı Öğretmek (Anne Baba Rehberliği):</strong></p>

<p>Peki, çocuğumuza bu nadide dengeyi, korkudan değil, içsel bir değer olarak nasıl kazandıracağız? İşte sevgi ve rehberlikle atabileceğiniz somut adımlar:</p>

<p><strong>"Övgülerinizi Nitelikli Yapın": Kibir Tuzağına Düşmeden Özgüven İnşası</strong></p>

<p>Çocuğunuzu aşırı ve gerçek dışı övgülerle şişirmek ("Sen her şeyde en iyisisin!"), onu kibir tuzağına iter. Tam tersi, hiç övmemek de özgüvenini kırar. Övgülerinizi nicelikten çok<strong> niteliğe</strong> odaklayın. Çocuğun <strong>çabasını, gelişimini ve süreci </strong>övün, sonucun kendisini değil.<strong> "Bu resmi yaparken ne kadar sabırlı davrandığını fark ettim, çok güzel renkler kullanmışsın,"</strong> deyin, "Sen dünyanın en iyi ressamısın!" demek yerine. Başarısızlık anlarında da yanında olun, "Bu olmadı ama bir daha denediğinde ne kadar gelişeceğini biliyorum, çünkü çok çalıştın" diyerek onun çabasını ve potansiyelini takdir edin. Bu, çocuğun gerçekçi bir özgüven geliştirmesini ve başarısını abartmamasını sağlar.</p>

<p><strong>"Bilmeyi Değil, Öğrenmeyi Ödüllendirin": Cehaletin Değerini Kavratın</strong></p>

<p>Çocuğunuza bilmediğini söylemenin, soru sormanın ve hata yapmanın öğrenme sürecinin doğal bir parçası olduğunu öğretin. Kendi bilmediğiniz bir konuda "Bilmiyorum, birlikte araştıralım mı?" demekten çekinmeyin. Öğretmenlerine, büyüklerine ve bilgili insanlara karşı saygıyı ve onların deneyimlerinden faydalanmayı teşvik edin. Bir konuda iddialı konuştuğunda,<strong> "Bu konuda çok emin görünüyorsun, acaba başka bir açıdan da bakabilir miyiz? Veya bu bilgiyi nereden öğrendin, birlikte kontrol edelim mi?"</strong> gibi sorularla onu sorgulamaya yönlendirin. Bu, onun öğrenmeye açık, alçakgönüllü bir duruş sergilemesini sağlar. <strong>"En büyük bilgelik, ne kadar az bildiğini bilmektir."</strong></p>

<p><strong>"Farklılıklara Saygı: Senin Değerin, Benim Değerim": Empati ve Tevazu Temelli İlişkiler Kurun</strong></p>

<p>Çocuğunuza, herkesin kendine özgü yetenekleri, zayıflıkları ve değerleri olduğunu öğretin. Başkalarını kendisiyle veya başkalarıyla kıyaslamamayı, herkesin farklı bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayın. Bir başkasının başarısını takdir etmeyi, onunla birlikte sevinmeyi öğretin. <strong>"Arkadaşının bu konudaki başarısı harika, sen de başka bir konuda çok iyisin. Her birimiz farklı yeteneklere sahibiz ve bu bizi özel kılıyor,"</strong> diyerek, kibirden uzak, eşitlikçi ve saygılı bir bakış açısı geliştirmesini sağlayın. Empati, başkalarının sınırlarına saygı duymanın ilk adımıdır.</p>

<p><strong>"Hatalarınızla Yüzleşin": Kendi Örnekliğinizle Alçakgönüllülüğü Gösterin</strong></p>

<p>Ebeveyn olarak siz de hata yapabilirsiniz. Önemli olan bu hataları çocuğunuzun önünde kabullenmek, özür dilemek ve telafi etmeye çalışmaktır<strong>. "Bu konuda yanlış düşündüğümü fark ettim, özür dilerim. Bazen ben de hata yapabilirim ama önemli olan bundan ders çıkarmak,"</strong> diyerek, alçakgönüllülüğü ve öz eleştiriyi somut bir örnekle gösterin. Bu, çocuğunuzun hata yapmaktan korkmamasını, mükemmeliyetçilik baskısından kurtulmasını ve kibirden uzak bir duruş sergilemesini sağlar. Ebeveynin tevazusu, çocuğun en büyük dersidir.</p>

<p><strong>Sonuç ve Çağrı:</strong></p>

<p>Haddini bilen, kibirli olmayan bir çocuk yetiştirmek, ona ne pasif bir itaatkârlık ne de şişkin bir ego vermek demektir. Bu, ona kendi değerini bilen, başkalarına saygı duyan, öğrenmeye açık, empati sahibi ve her koşulda tevazuyu elden bırakmayan güçlü bir karakter hediye etmektir. Kibrin körleştirdiği, özgüvensizliğin sinikleştirdiği bu dünyada, çocuklarımızın ruhuna ekeceğimiz bu denge tohumları, gelecekte yeşerecek hikmet ve bilgelik ağaçlarının temeli olacaktır.</p>

<p>Ünlü düşünür ve yazar Michel de Montaigne'nin de dediği gibi:</p>

<p><strong>"En büyük bilgelik, kendini bilmektir."</strong></p>

<p><em>Gözlerimizin önünde, tarihin en acı trajedilerinden biri yaşanıyor ve sessizliğimiz, geleceğin vicdan azabı oluyor. Filistin'de çocuklar, bombaların sustuğu anlarda açlığın acımasız sessizliğiyle can veriyor. Bu, sadece bir haber başlığı değil; bir lokma ekmeğin, bir damla temiz suyun hayal olduğu minicik bedenlerin, insanlığın ortak vicdanına yönelttiği sessiz bir çığlıktır. Dünya vatandaşı olmak, haritadaki sınırlardan daha büyük bir sorumluluk taşımaktır. Artık siyasi bahanelerin, diplomatik çekincelerin ve ertelenmiş yardımların arkasına saklanma lüksümüz kalmamıştır. Harekete geçmek bir tercih değil, ahlaki bir zorunluluktur.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 08 Oct 2025 14:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/10/ridvan-sacu-haddini-bilen-kibirli-olmayan-cocuk-ozguven-ve-alcakgonulluluk-arasindaki-denge-1759924051.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıdvan SAÇU / Sözünün Eri, Dürüst Çocuk: Ona Bırakılacak En Değerli Miras</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-sozunun-eri-durust-cocuk-ona-birakilacak-en-degerli-miras-110945</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-sozunun-eri-durust-cocuk-ona-birakilacak-en-degerli-miras-110945</guid>
                <description><![CDATA[Rıdvan SAÇU yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım,</p>

<p>Aynaya baktığımızda ne görüyoruz? Birbirimize verdiğimiz tutulmayan sözlerin, söylenen "küçük" yalanların, "idare etmelerin" toplumumuzun ruhunda açtığı derin çatlakları... "Aman canım, ne olacak ki", "bir kereden bir şey olmaz", "işimi halledeyim de gerisi önemli değil" derken, aslında hangi değirmeni çevirdiğimizi hiç düşündük mü? Çocuklarımızın gözlerinin içine bakarken, onlara öğütlediğimiz dürüstlüğe kendimizin ne kadar riayet ettiğini sorguluyor muyuz? Yoksa yalan, artık toplumsal bir "hayatta kalma becerisi" mi oldu?</p>

<p>Bu yazıda, dürüstlük ve sözünde durma erdemini sadece nasihatler üzerinden değil, neden bu durumda olduğumuza dair cesur bir özeleştiri, kültürel kodlarımızın etkisi, bilimin ışığı ve inancımızın rehberliğiyle ele alacağız. Çünkü "Sözünün Eri, Dürüst Çocuk" yetiştirmek, sadece kendi evladımız için değil, toplumsal vicdanımızı yeniden inşa etmek için bir zorunluluktur. &nbsp;Bu sebeple yazı dizimizin bu başlığını biraz daha uzun ele aldım ama emin olun değerli okurlarım aylarca okunsa bile konunun önemi sebebiyle az gelecektir.</p>

<p><strong>Dürüstlük Neden Kayboldu? "Yeşilçam Sendromu" ve Sosyal Medya&nbsp;</strong></p>

<p>Bizler, "bizim çocuklarımız daha iyi olsun" derken, istemeden onları dürüstlüğün "kaybedenlerin" özelliği olduğu yanılgısına mı düşürdük? Bu iyi niyetli ama bazen yıkıcı yaklaşımın kökenleri derinlerde yatıyor olabilir. Düşünün Yeşilçam filmlerini... Kötü adamlar hep kurnaz, her zaman bir yolunu bulup haksız kazanç sağlayan, tiplerdi. Peki ya iyi ve dürüst karakterler? Onlar genellikle saf, iyi niyetli ama maddi olarak fakir, hep zorluklarla mücadele eden, hatta çoğu zaman "ezilen" taraftı. Senaryolar, bilinçaltımıza "dürüst olursan kaybedersin, sömürülürsün" mesajını mı fısıldadı? Bu kültürel kod, dürüstlüğü bir "zayıflık" olarak mı algılamamıza neden oldu?</p>

<p>Bu kültürel erozyona bir de modern zamanların en güçlü zehri eklendi: Sosyal medya. Özellikle TikTok gibi platformlarda, yayınlar ve içerikler aracılığıyla çocuklara ve gençlere adeta tek bir mesaj pompalanıyor: "Asıl amacın lüks bir yaşam sürmek, zevklerini tatmin etmek ve ne pahasına olursa olsun para kazanmak!" Kısa süreli, abartılı, gösterişli ve çoğu zaman gerçek dışı "içeriklerle", kolay yoldan ün ve para kazanma hayaliyle yanıp tutuşan bir nesil yaratılıyor. Oysa aynı platformların farklı ülkelerdeki versiyonlarında, eğitimle ilgili, bilimle ilgili içerikler öne çıkarılıyor, çocuk ve gençlerin kişilik gelişimlerine zarar veren içerikler ise acımasızca yasaklanıyor. Bu çifte standart, bir tesadüf mü dersiniz? Donald Trump'ın, TikTok'u korkunç meblağlar karşılığında satın alma ısrarının temelinde, sadece ticari bir çıkar mı yatıyordu? Yoksa bir ülkenin geleceğini, genç neslinin zihinsel ve ahlaki yapısını şekillendiren bu devasa gücün farkında mıydı? Bu durum, dürüstlük ve ahlaki değerler yerine anlık haz ve gösterişi merkeze alan bu dijital bombardımanın, uluslararası bir stratejinin parçası olabileceği gerçeğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.</p>

<p>Toplum olarak, anlık çıkarlar için söylenen küçük yalanların nasıl bir domino etkisi yarattığını göremedik mi? Bir banka sırasında öne geçme, bir sınavda kopya çekme, bir trafikte kural ihlali... Her biri, o büyük güven ağının bir ilmeğini gevşetti ve bizi bugünkü güvensiz topluma taşıdı. Bu erozyonun temelinde, dürüstlüğün bir "kazanç" değil, bir "kayıp" olduğu algısı yatıyor.</p>

<p><strong>Uluslararası Verile Bizlere Neler Anlatıyor?</strong></p>

<p>Uluslararası şeffaflık, güven ve dürüstlük endekslerinde gelişmiş ülkelerin (İskandinav ülkeleri, Kanada, Yeni Zelanda gibi) neden üst sıralarda yer aldığını incelediğimizde, bu değerlerin sadece ahlaki değil, aynı zamanda pratik birer "kazanç" olduğunu görüyoruz. Bu ülkelerin eğitim sistemleri, dürüstlüğü, etiği ve ahde vefayı müfredatlarının ayrılmaz bir parçası haline getirir.</p>

<p>Bilim de bu gerçeği destekliyor: Dürüstlük, sadece vicdani bir yükümlülük değil, bireysel ve toplumsal başarı, refah ve mutluluk için elzemdir. Psikolojik araştırmalar, dürüst insanların daha az stres yaşadığını, daha iyi uyuduğunu ve daha sağlam sosyal ilişkilere sahip olduğunu gösteriyor. Güvenin yüksek olduğu toplumlarda ekonomik büyümenin daha sürdürülebilir olduğu, dürüst liderlerin şirket performansına olumlu etki ettiği bilimsel verilerle kanıtlanmıştır. Yani dürüstlük, sadece "iyi olmak" değil, aynı zamanda "başarılı ve mutlu olmak" için de kritik bir faktördür.</p>

<p><strong>İnancımızda Dürüstlük</strong></p>

<p>Bizim inancımızda dürüstlük ve sözünde durmak, sadece bir erdem değil, imanın ve karakterin ayrılmaz bir parçasıdır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), daha peygamber olmadan önce bile "Muhammed-ül Emin" (Güvenilir Muhammed) olarak anılırdı. Onun sözünde durma ve dürüstlük konusundaki örnekliği o denli büyüktür ki, en büyük düşmanları dahi ona mal emanet etmekten çekinmezdi. Medine'ye hicret ederken dahi, kendisine emanet edilen malları sahiplerine ulaştırması için Hz. Ali'yi görevlendirmesi, bu ahlakın en çarpıcı örneklerindendir.</p>

<p>Kur'an-ı Kerim'de de ahde vefa ve dürüstlük, defalarca emredilir. "Ey iman edenler! Sözleşmelerinizi yerine getirin." (Maide Suresi, 1. Ayet) buyrulurken, verilen sözlerin kutsallığı vurgulanır. "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin." (Ahzab Suresi, 70. Ayet) emri ise, dürüstlüğün takva ile doğrudan ilişkisini gösterir. Dürüstlük, fıtrattan gelen, insana en çok yakışan özelliklerden biridir; İslam, bu fıtri güzelliği korumayı ve geliştirmeyi öğütler.</p>

<p><strong>Çocuğunuza Dürüstlük Zırhı Giydirmenin Etkili Yolları:</strong></p>

<p>Peki, bu güvensiz çağda, çocuğumuza korkudan değil, içsel bir değer olarak dürüstlük ve sözünde durma bilincini nasıl yeşerteceğiz? İşte bu hayati karakter özelliğini inşa etmek için atabileceğiniz somut adımlar:</p>

<p><strong>"Yalanı Değil, Hatayı Affedin": Güvenli Bir İtiraf Ortamı Yaratın</strong></p>

<p>Çocuğunuz hata yaptığında, tepkinizin yalanı mı yoksa hatayı mı hedef aldığını iyi gözlemleyin. Yalan söylediğini anladığınızda aşırı tepki vermek, onu daha büyük yalanlara itebilir. Ona, herkesin hata yapabileceğini, önemli olanın hatayı kabullenmek ve dürüstçe itiraf etmek olduğunu öğretin. Yalanı asla hoş görmeyin, ancak hatayı itiraf ettiğinde (yalan söylemediğinde) ona karşı daha anlayışlı ve affedici olun. "Hata yapman sorun değil, herkes hata yapar. Önemli olan bana doğruyu söylemen. Doğruyu söylediğin için seni tebrik ediyorum," diyerek, itirafın cezasız kalmayabileceğini (hatasının sonuçlarına katlanması gerektiğini) ama yalan söylemenin asla bir seçenek olmadığını öğretin. Bu yaklaşım, çocuğun yalanı hatadan daha büyük bir sorun olarak görmesini engeller ve ona, sizinle her şeyi paylaşabileceği güvenli bir ortam sunar.</p>

<p><strong>"Tutumayan Sözün Kırık Camı": Kendi Örneğinizle Güven Köprüsü Kurun</strong></p>

<p>Çocuğunuza verdiğiniz her sözün, onun gözündeki itibarınızı ve güvenilirliğinizi belirlediğini unutmayın. Tutamayacağınız hiçbir sözü kolayca vermeyin. Eğer bir söz verdiyseniz, ne pahasına olursa olsun o sözü tutmaya gayret edin. Eğer beklenmedik bir durum oluşur ve sözünüzü tutamayacak olursanız, bunu dürüstçe ve samimiyetle açıklayın, telafi etme yollarını gösterin: "Sana söz verdiğim gibi sinemaya gidemeyeceğiz çünkü annenin hastaneye gitmesi gerekiyor. Sözümü tutamadığım için çok üzgünüm, ama telafi etmek için yarın ne yapabiliriz?" Kendi verdiğiniz sözlere gösterdiğiniz özen, çocuğunuzun sözün değerini ve güvenirliğin önemini öğreten en etkili derstir.</p>

<p><strong>"Dürüstlüğün Dalga Etkisi": Başkalarına Karşı Sorumluluk Duygusunu Geliştirin</strong></p>

<p>Dürüstlük sadece "yalan söylememek" ile sınırlı değildir. Çocuğunuza, dürüstlüğün başkasının hakkına girmemenin, emanete sahip çıkmanın, adaleti gözetmenin de çok daha geniş bir anlama geldiğini öğretin. Okulda kopya çekmenin sadece kendine değil, sınıf arkadaşlarına ve öğretmene karşı da bir haksızlık olduğunu anlatın. "Eğer bir arkadaşının defterini izinsiz alırsan, bu ona yalan söylemek gibi olur, çünkü onun izni olmadan eşyasını kullanmış ve hakkına girmiş olursun," gibi örneklerle, dürüstlüğün toplumsal sonuçlarını vurgulayın.</p>

<p><strong>"Dürüstlük Kahramanları; Karakter Gelişimine İlham Verin</strong></p>

<p>Çocuğunuza dürüstlüğü ve sözünde durmayı sadece bir kural olarak dayatmak yerine, bu değerleri yaşayarak göstermiş gerçek kahramanlarla ilham verin. Peygamberimizin hayatından, dört halifenin adalet ve emanete riayet örneklerinden, tarihimizdeki dürüst liderlerin veya kahramanların kıssalarından bahsedin. "Peygamber efendimiz (s.a.v) küçükken bile kimseye yalan söylemezdi, bu yüzden herkes ona güvenirdi," gibi, dürüstlüğün insana nasıl bir itibar ve güç kazandırdığını gösterin. Bunları, dürüstlüğü sadece bir görev olarak değil, bir "kahramanlık" ve "kimlik" olarak görmesini sağlar.</p>

<p>Sonuç ve Çağrı:</p>

<p>Dürüstlük, bir çocuğa bırakabileceğimiz en değerli mirastır. Bu miras, ona sadece iç huzur değil, aynı zamanda hayat boyu sürecek sağlam ilişkiler, sarsılmaz bir itibar ve en önemlisi, kendine ve dünyaya karşı dürüst bir duruş hediye eder. Güvensizliğin ve sahteliğin kol gezdiği bu çağda, çocuklarımızın karakterine ekeceğimiz bu tohumlar, gelecekte yeşerecek güven bahçelerinin temeli olacaktır. Onlara dürüstlüğün kaybettiren bir zayıflık değil, en güçlü zırh olduğunu öğretmeliyiz.</p>

<p>Ünlü İtalyan yazar ve düşünür Machiavelli "Bir hükümdar için sözünde durmaktan daha övgüye değer bir şey yoktur" derken, biz bunu kendi hayatlarımıza uyarlarsak:</p>

<p><strong>"Bir insan için sözünün eri olmaktan, dürüstlükten daha büyük bir itibar ve karakter nişanesi yoktur."</strong></p>

<p><em>"Ve Filistin'deki acılara, zulme direnmek için yola çıkan Sumud Filosu gibi vicdanın son kaleleri, tarafsız denizlerde bile vahşice engellenirken; haykırıyoruz: Bu utanca daha ne kadar sessiz kalınacak ey İslam Âlemi?"</em></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Oct 2025 10:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/10/ridvan-sacu-sozunun-eri-durust-cocuk-ona-birakilacak-en-degerli-miras-1759475054.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıdvan SAÇU / Sabırlı, Nefsine Hâkim Çocuk: &quot;Biz Görmedik, Onlar Görsün&quot; Yanılgısı</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-sabirli-nefsine-hakim-cocuk-biz-gormedik-onlar-gorsun-yanilgisi-110872</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-sabirli-nefsine-hakim-cocuk-biz-gormedik-onlar-gorsun-yanilgisi-110872</guid>
                <description><![CDATA[Rıdvan SAÇU yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım,</p>

<p>Marketin ortasında kendini yere atıp çırpınan o çocuğu hepimiz tanıyoruz, değil mi? Annesinin onu ikna etme çabasıyla başlayan o kargaşa... Veya elindeki tableti bir saniye gecikince öfke krizine giren o minik parmaklar... Bu manzaralar size de tanıdık geliyorsa, yalnız değilsiniz. Hoş geldiniz; burası her şeyin anında istendiği, beklemenin bir hakaret sayıldığı, sabrın ise unutulmuş bir erdem olduğu "Haz Çağı".</p>

<p>Ne yazık ki, kendi kültürümüzde kök salmış derin bir yanlış anlamayla karşı karşıyayız: "Biz görmedik, onlar görsün", "Biz sorunlarla büyüdük, çocuğum sorunsuz büyüsün" anlayışı. Bu iyi niyetli ama son derece yanlış yaklaşım, çocuklarımızı bir fanusun içinde büyütme çabasıdır. Onları hayatın doğal akışındaki hayal kırıklıklarından, zorluklardan, bekleyişlerden korumaya çalışarak, aslında en büyük iyiliği yaptığımızı zannediyoruz. Oysa bu, onların kaslarını çalıştırmadan, dışarıdan besleyerek büyüttüğümüz çelimsiz bir bedene benzer. Sonuç? Duygusal olarak çelimsiz, en ufak bir zorlukta pes eden, beklemeyi bilmeyen, nefsine hâkim olamayan ve bu yüzden de aslında mutsuz olan nesiller... Çünkü gerçek ve kalıcı mutluluk, anlık hazların peşinde koşarak değil, sabırla emek verilen hedeflere ulaşıldığında hissedilir.</p>

<p>Sabır Neden Sadece "Beklemek" Değildir ve Neden Hayatidir?</p>

<p>Sabır, pasif bir bekleyiş değildir. Tam aksine, hedefine ulaşmak için zorluklara karşı aktif bir şekilde direnme, sebat etme ve duygusal dengeyi koruma gücüdür. Nefsine hâkim olmak ise, anlık dürtüleri ve cazip ama zararlı istekleri, daha büyük ve anlamlı bir amaç uğruna erteleyebilme iradesidir.</p>

<p><strong>Zihinsel ve Duygusal Dayanıklılık:</strong> Sabır, çocuğun "karakter kasıdır". Bu kas ne kadar güçlüyse, başarısızlıklar, engeller ve hayal kırıklıkları karşısında o kadar dirençli olur.</p>

<p><strong>Daha İyi Kararlar: </strong>Öz denetimi yüksek çocuklar, anlık heveslerine yenik düşmezler. "Şimdi bir çikolata mı, yoksa bir ay sonra o çok istediğim bisiklet mi?" ayrımını yapabilirler. Bu, hayat boyu daha sağlıklı kararlar almalarının temelini oluşturur.</p>

<p><strong>Derinlemesine Öğrenme: </strong>Gerçek öğrenme ve ustalık, sabır ve tekrar gerektirir. Bir müzik aletini çalmak, bir spor dalında başarılı olmak veya zor bir matematik problemini çözmek, anlık zevklerle değil, sabırlı bir çabayla mümkündür.</p>

<p><strong>Daha Sağlıklı İlişkiler: </strong>Sabırlı çocuklar, arkadaşlarını daha iyi dinler, sıralarını bekler ve çatışmaları daha sakin bir şekilde çözerler. Başkalarının ihtiyaçlarına karşı daha duyarlı olurlar.</p>

<p>İnancımızda sabır ve nefsine hâkim olmak, sadece güzel bir özellik değil, imanın ve güçlü bir karakterin temel şartlarından biridir. Kur'an-ı Kerim'de onlarca ayette sabrın önemi vurgulanır; "Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 153. Ayet) buyrulurken, zorluklara karşı direnen müminler müjdelenir. Nefsine hâkim olmak ise, cennetin anahtarlarından biri olarak gösterilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise, "Gerçek yiğit, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hâkim olandır" buyurarak, fiziki güçten ziyade içsel denetimin üstünlüğünü ortaya koymuştur. Bu referanslar, sabrın sadece bireysel bir gelişim aracı değil, aynı zamanda ilahi bir emrin ve peygamberi bir ahlakın tecellisi olduğunu gösterir. Çocuklarımıza sabrı öğretmek, aslında onları bu köklü mirasa bağlamak ve onlara en güçlü manevi zırhı giydirmektir.</p>

<p><strong>Sabrı ve Öz Denetimi Öğretmenin Altın Kuralları:</strong></p>

<p><strong>"Hayır" ve Kelimesinin Değerini Yeniden Keşfedin</strong></p>

<p>Çocuğunuzun her istediğini anında yapmak, ona sevginizi göstermenin bir yolu değildir; bu, onun sabır kasını zayıflatmanın en kestirme yoludur. "Hayır" kelimesini sevgiyle ve kararlılıkla kullanmaktan çekinmeyin. Her isteğine "evet" demek zorunda değilsiniz. Daha da önemlisi, "sonra" kelimesini hayatınıza sokun. Oyuncağı hemen almak yerine, "Doğum gününde alabiliriz, o güne kadar sabırla bekleyelim mi?" deyin. Bu, çocuğunuza beklemenin, arzu etmenin ve bir hedefe ulaşmak için sabretmenin de hayatın doğal bir parçası olduğunu öğretir. Onun anlık hayal kırıklığı yaşaması, uzun vadede daha dayanıklı bir birey olması için ödenen küçük bir bedeldir.</p>

<p><strong>Sonucu Değil, Süreci ve Emeği Övün</strong></p>

<p>Toplum olarak sonuca odaklıyız. "Sınavdan kaç aldın?", "Maçı kazandın mı?". Bu, çocuğa sadece başarının değerli olduğu mesajını verir. Bu tuzağa düşmeyin. Övgünüzü, sonuca değil, sürece ve gösterilen emeğe yöneltin. "Sınav notun ne olursa olsun, günlerdir ne kadar sabırla ve disiplinle çalıştığını gördüm, seninle gurur duyuyorum," deyin. "Maçı kaybetmiş olabilirsiniz ama son ana kadar pes etmeden, sabırla mücadele etmeniz harikaydı." Bu yaklaşım, çocuğa asıl değerli olanın anlık bir zafer değil, bir hedefe ulaşmak için gösterilen sabırlı çaba ve sebat olduğunu öğretir.</p>

<p><strong>Doğanın Ritmini Örnek Alın: Birlikte Bir Tohum Ekin</strong></p>

<p>Dijital dünyanın anlık hızına karşı en iyi panzehir, doğanın yavaş ve bilge ritmidir. Çocuğunuzla birlikte küçük bir saksıya bir fasulye veya domates tohumu ekin. Her gün onu birlikte sulayın, filizlenmesini, büyümesini, çiçeğe ve meyveye durmasını sabırla izleyin. Bu basit ama derin deneyim, çocuğunuza hiçbir güzel şeyin bir anda olmadığını, her şeyin zaman, emek ve sabır gerektirdiğini somut bir şekilde öğretir. Toprağın sabrı, çocuğunuza en büyük öğretmen olacaktır.</p>

<p><strong>Kendi Sabırsızlığınızla Yüzleşin: En İyi Ders, Örnek Olmaktır</strong></p>

<p>Belki de en zor madde bu. Trafikte hemen kornaya basan, yavaş hizmet eden garsona sinirlenen, bilgisayar yavaş açılınca ekrana vuran bir ebeveynseniz, çocuğunuza sabrı öğretmeniz imkânsızdır. Çocuklar, söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı kopyalar. Kendi sabırsızlığınızla yüzleşin. Sıra beklerken, zor bir işle uğraşırken veya bir aksilik yaşadığınızda gösterdiğiniz sakin ve sabırlı duruş, çocuğunuza vereceğiniz en değerli derstir. Ona, hayatın her zaman bizim istediğimiz hızda akmayacağını ve böyle anlarda sakin kalabilmenin bir erdem olduğunu yaşayarak gösterin.</p>

<p>Sonuç ve Çağrı:</p>

<p>"Haz çağı"nın sunduğu anlık zevkler, birer serap gibidir; kısa süreli bir tatmin verir ama ruhu asla doyurmaz. Sabır ve öz denetim ise, çölde susuz kalmamızı sağlayan bir mataraya benzer. Çocuklarımıza bu zırhı giydirmek, onları hayattan mahrum bırakmak değil, tam aksine hayatın kaçınılmaz zorlukları karşısında dimdik ayakta duracakları, gerçek ve kalıcı mutluluğu yakalayacakları o sağlam karakteri hediye etmektir.</p>

<p><strong>"Her ustalık, sabır ve deneyimden doğar."</strong> (Ralph Waldo Emerson)</p>

<p><em>Şu an bu satırları okurken, Filistin'de bir çocuk, anne kucağında açlıktan son nefesini veriyor. Dünyanın gözleri önünde, kimseden yardım görmeden... Ve asıl utanç, bu manzaraya seyirci kalan, "komşusu açken tok yatan bizden değildir" diyen bir dinin mensubu, aynı Peygamberin ümmeti olduğunu iddia eden İslam âlemine aittir. Filistin'deki her çocuk, sadece açlıktan ölmüyor; aynı zamanda milyarlarca Müslümanın susturulmuş vicdanını da beraberinde götürüyor. Göğe uzanan minareler, lüks camiler, israf edilen servetler... Tüm bunlar, yanı başımızda açlıktan ölen bir çocuğa uzanamıyorsak neye yarar? Bu utanç, tüm İslam âlemine inen en ağır tokattır. Kalplerimizdeki bu kuraklık, vicdanımızdaki bu ölüm, o çocukların bedenlerinden daha soğuk, daha ürperticidir. Bu sessiz çığlık, artık bir uyarı değil, bir yargıdır.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Sep 2025 10:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/09/ridvan-sacu-sabirli-nefsine-hakim-cocuk-biz-gormedik-onlar-gorsun-yanilgisi-1759219884.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıdvan SAÇU / Başkalarını Anlayan, Vicdanlı Çocuk: Toplumun Ruhunu Yaşatan En Kutsal Duygu</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-baskalarini-anlayan-vicdanli-cocuk-toplumun-ruhunu-yasatan-en-kutsal-duygu-110778</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-baskalarini-anlayan-vicdanli-cocuk-toplumun-ruhunu-yasatan-en-kutsal-duygu-110778</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Time Yazarlarından Rıdvan Saçu’nun yazı dizisinin beşinci bölümünde toplumun derin vicdan yarası masaya yatırılıyor. “Vicdanlı Çocuk Yetiştirmek” başlıklı bu yazı, hem çocuk eğitimine hem de küresel duyarsızlığa sert ve etkileyici bir bakış sunuyor. Filistin’deki çocukların feryadından, evde verilen küçük sorumluluklara kadar uzanan bir vicdan muhasebesi…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım,</p>

<p>Düşünün bir an. Kalabalık bir caddede yürüyorsunuz. Önünüzde yaşlı bir adam yere yığılıyor. Eskiden olsa, on kişi başına üşüşür, biri kolonya tutar, diğeri su getirirdi. Şimdi ne oluyor? O on kişiden belki sekizi, yardım etmek yerine telefonuna sarılıp olayı kayda alıyor. Acı, bir "içerik" malzemesine dönüşüyor. İnsanlık durumu, bir "paylaşım" oluyor.</p>

<p>İşte bu, vicdanın öldüğü andır. Aklın, bilginin, zenginliğin hiçbir anlamının kalmadığı o korkunç an. Dostlarım, bir yanda vicdanlı bir insan için saçının teline dünyaları feda edeceğimiz bebekler... Diğer yanda ise o masumların hayatlarıyla para için acil servislerde oynayan vicdansızlar... Sadece bu örneği bile hatırlamak, nasıl bir çürümenin ortasında olduğumuzu acıyla yüzümüze çarpıyor. Ve ne yazık ki, buna benzer sayısız örnekle dolu bir toplum haline geldik. Önceki yazılarımızda aklı, kendini bilmeyi, merakı konuştuk. Ama tüm bu melekeler, eğer bu manzarayı görüp kalbi sızlamayan bir "canavar" yetiştiriyorsa, hepsi boşunadır. Çünkü vicdan, insan olmanın ön şartıdır; gerisi sadece teferruat. Bu beşinci durağımızda, toplumun çürüyen ruhunu yeniden yeşertecek o en kutsal duyguyu, <strong>"Başkalarını Anlayan, Vicdanlı Çocuk"</strong> yetiştirmeyi ele alacağız.</p>

<p>Etrafımıza baktığımızda ne görüyoruz? Aldatan tüccarları, hakkını yiyen komşuları, zayıfı ezen güçlüyü... Her gün tanık olduğumuz haksızlıklar, adaletsizlikler, duyarsızlıklar... Neden böyle oluyor? Çünkü vicdanın sesi kısılmış, hatta tamamen susturulmuş. Vicdan, bir toplumun ahlaki pusulasıdır. O şaşarsa, gemi batar, toplum çürür, kirlenir. Vicdan, sadece "iyi insan" olmak için değil, "insan" kalabilmek için hayati önemdedir.</p>

<p><strong>Vicdan Neden Hayati Önem Taşır?</strong></p>

<p>Vicdan, insanı insan yapan temel değerdir; onun yokluğunda birey, sadece çıkar peşinde koşan bir varlığa dönüşür. Toplumsal açıdan ise adaletin ve merhametin temelidir. Rüşvetin, yolsuzluğun, haksız kazancın ve duyarsızlığın kökeninde vicdansızlık yatar. Değişim ve daha iyi bir dünya, ancak vicdanlı insanların çabalarıyla mümkündür.</p>

<p>Kadim bilgelerin "kalp gözü" olarak adlandırdığı bu duygu, artık modern bilimin de merceği altında. Özellikle <strong>"ayna nöronlar"</strong> adı verilen beyin hücrelerinin keşfi, bu alanda bir devrim yarattı. Bu nöronlar, başkasının canı yandığında sanki bizim de canımız yanıyormuş gibi, o güldüğünde bizim de içimiz ısınıyormuş gibi hissetmemizi sağlayan biyolojik mekanizmadır. Bilim insanları, empatinin lüks bir duygu değil, insan türünün hayatta kalması için gerekli olan iş birliği ve yardımlaşma davranışlarının temeli olduğunu gösteriyor. Yani bilim bize şunu söylüyor: Çocuklarımız, başkasının acısını hissetme potansiyeliyle, yani bir vicdan tohumuyla doğarlar. Bizim ebeveyn olarak görevimiz ise bu biyolojik mirası, doğru tutum ve davranışlarla besleyerek yeşertmektir.</p>

<p>Bizim inancımızda vicdan, sadece bir duygu değil, insanın "fıtrat"ına, yani yaratılış özüne kodlanmış ilahi bir pusuladır. Peygamber Efendimiz (s.a.v), bedendeki o et parçasından, yani "kalpten" bahsederken, o iyi olursa bütün bedenin iyi olacağını söyler. İşte vicdan, o "kalbin" sesidir. Bu yüzden bir anne-baba için asıl görev, çocuğa vicdanı "yoktan var etmek" değil, fıtratındaki o temiz sesi, dünyanın gürültüsüne karşı korumak ve beslemektir. Çünkü İslam'da vicdan, sadece kişiyi kötülükten alıkoyan pasif bir fren değil, aynı zamanda "iyiliği emredip kötülükten men etmeyi" görev bilen, haksızlık karşısında harekete geçen aktif bir güçtür. "Komşusu açken tok yatmamak", bu aktif vicdanın en somut tezahürüdür.</p>

<p><strong>Vicdanlı, Duyarlı Çocuk Yetiştirmenin Altın Kuralları</strong></p>

<p><strong>"Acıya Ortak Olma" Sanatını Öğretin: Önce Kendi Gözyaşlarınızı Gösterin</strong></p>

<p>Çocukları acıdan, dünyanın kötü yüzünden tamamen uzak tutmaya çalışmak yerine, onlara merhameti öğretin. Haberlerdeki bir yoksulluk hikayesine, parkta ağlayan bir arkadaşına karşı kendi duyarlılığınızı, üzüntünüzü ifade edin:<strong> "Bu duruma ben de çok üzüldüm canım. Sen ne hissediyorsun?</strong>" Acıya ortak olmak, vicdanın ilk adımıdır. Kendi gözyaşlarınız, çocuğunuza merhameti öğreten en güçlü derstir. Ona "Herkes benim kadar şanslı olmayabilir, bazı insanlar çok zor durumda" bilincini aşılayın.</p>

<p><strong>"Sorumluluk Duygusunu Geliştirme": Küçük Adımlarla Büyük Vicdana</strong></p>

<p>Çocuğunuza, ev içinde küçük ama anlamlı sorumluluklar verin. Bu sorumlulukları yerine getirmediğinde başkalarının (ailenin) nasıl etkileneceğini somut örneklerle gösterin. Kardeşine veya bir evcil hayvana bakma sorumluluğu verin. <strong>"Bak, sen oyuncağını toplamadığında, kardeşin onunla oynayamadı ve üzüldü. Ne yapmalısın sence?"</strong> gibi sorularla, eylemlerinin başkaları üzerindeki etkisini düşünmesini sağlayın. Bu, bireysel sorumluluktan toplumsal vicdana giden ilk yoldur.</p>

<p><strong>"Haksızlığa Karşı Ses Çıkarma" Cesaretini Aşılama</strong></p>

<p>Çocuğunuza, haksızlığa karşı sessiz kalmanın, haksızlığa ortak olmak anlamına gelebileceğini anlatın. Sınıfında bir arkadaşına haksızlık yapıldığında, <strong>"Sence burada adil olan neydi? Ne yapmalıydı? Sen olsaydın ne yapardın?" </strong>diye sorun. Kendi hayatınızda haksızlığa karşı duruşunuzu gösterin. Bu, vicdanın sadece bir duygu olmadığını, aynı zamanda adaleti ve merhameti tesis eden bir eylem gücü olduğunu öğretir.</p>

<p><strong>"Şükür ve Paylaşma" Kültürünü Benimsetme</strong></p>

<p>Çocuğunuza sahip olduklarının kıymetini öğretin ve şükür duygusunu aşılayın. Ona, elindekilerin sadece kendisine ait olmadığını, bazılarını paylaşmanın, zor durumda olanlara yardım etmenin insani bir görev olduğunu anlatın. Oyuncağını, yiyeceğini veya giysisini ihtiyaç sahipleriyle paylaşma eylemine onu dâhil edin.<strong> "Bak, bu oyuncağı senin için çok kıymetli ama başka bir çocuğun hiç oyuncağİı yok. Onu sevindirmek ister misin?"</strong> gibi diyaloglarla paylaşmanın verdiği hazzı yaşamasını sağlayın.</p>

<p><strong>Sonuç ve Çağrı:</strong></p>

<p>Vicdanlı, duyarlı çocuklar yetiştirmek, sadece kendi evlatlarımıza değil, çürümekte olan bir dünyaya, kaybolan insanlığa bir umut ışığı sunmaktır. Onların kalplerine ekeceğimiz merhamet tohumları, geleceğin daha adil, daha vicdanlı ve daha yaşanabilir bir dünyasını inşa edecektir.</p>

<p>Ünlü düşünür ve yazar Victor Hugo'nun da dediği gibi:</p>

<p><strong>"Vicdan, dünyadaki en iyi kitaptır."</strong></p>

<p><br />
<em><strong>Yürekleri Dağlayan Çığlık: Vicdanımız Nerede?</strong></em></p>

<p><em>Şu an bu satırları okurken, Filistin'de bir çocuk, anne kucağında son nefesini veriyor. Açlıktan, susuzluktan, dünyanın gözleri önünde, kimseden yardım görmeden... Minicik parmakları buz kesmiş, gözleri vicdan arayan bir çığlıkla kapanıyor. Oysa biz, medeniyetten, teknolojiden, insan haklarından dem vuruyoruz. Hangi medeniyet bu kadar acıyı görmezden gelebilir? Hangi insanlık, bu feryatları duymazdan gelebilir? O topraklarda can veren her çocuk, sadece açlıktan ölmüyor, aynı zamanda milyarlarca insanın suskun vicdanını da beraberinde götürüyor. Onların açlıktan kıvranan bedenleri, bize aynadaki en utanç verici yansımamızdır. Vicdanımız, bu manzara karşısında nasıl sessiz kalabilir, nasıl gözünü kapatabilir? Bu çocukların sessiz çığlığı, kalplerimize saplanan en keskin hançer olmalı.&nbsp;&nbsp;</em></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Sep 2025 08:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/09/baskalarini-anlayan-vicdanli-cocuk-toplumun-ruhunu-yasatan-en-kutsal-duygu-1758866054.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıdvan SAÇU / Merak Eden, Araştıran Çocuk: &quot;Neden?&quot; Sorusu İle Başlayan Yolculuk</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-merak-eden-arastiran-cocuk-neden-sorusu-ile-baslayan-yolculuk-110610</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-merak-eden-arastiran-cocuk-neden-sorusu-ile-baslayan-yolculuk-110610</guid>
                <description><![CDATA[Rıdvan SAÇU’nun yazı dizisinin 3. bölümü yayında!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım,</p>

<p>Önceki yazılarımızda aklını kullanan ve kendini bilen çocukları konuştuk. Peki ya o aklı harekete geçiren, kendini tanıma yolculuğuna iten ilk kıvılcım ne? İşte o kıvılcım, "<strong>merak</strong>"tır.</p>

<p><strong>Merak ve Sorgulama: Birbirine Yakın Ama Farklı Yollar</strong></p>

<p>İlk yazımızda "aklını kullanan, sorgulayan çocuk" konusunu ele almıştık. Merak ve sorgulama, tıpkı aynı nehrin iki farklı kolu gibi görünse de, aslında birbirini besleyen ama farklı köklerden beslenen kavramlardır. Merak, bilginin ve keşfin ilk adımıdır; yeniye yönelme, "ne var?", "nasıl işler?", "neden olur?" sorularını içten gelen bir dürtüyle sormadır. Bu bir dürtüdür. Sorgulama ise, merak edilen bilginin ya da durumun doğruluğunu, geçerliliğini, derinliğini eleştirel bir gözle incelemedir. Merak, kapıyı açar; sorgulama ise içeri girip odaların her köşesini araştırmaktır.&nbsp;</p>

<p><strong>Merak: İnsanoğlunun Motoru ve Temel Bir İhtiyaç</strong></p>

<p>Tekerleğin icadından uzaya yolculuğa, tıptaki devrimlerden sanattaki başyapıtlara dek insanoğlunun her ilerlemesinin temelinde iki güçlü duygu yatar: Merak ve İhtiyaç. Merak etmeseydik "daha iyisi nasıl olurdu" diye düşünmezdik, bir ihtiyacımız olmasaydı arayışa girmezdik. Merak, insanı diğer canlılardan ayıran en temel farktır; keşfin, bilimin, sanatın, ilerlemenin ve öğrenmenin sönmeyen ateşleyicisidir.</p>

<p>Bir bebeği düşünün. Doğduğu andan itibaren her şeye dokunmak, tatmak, ağzına götürmek, bakmak ister. Bu, onun dünyayı öğrenme biçimidir. Merak, bebekler için beslenme, uyku kadar temel bir hayatta kalma ve gelişim ihtiyacıdır. O minicik beyinler, etraflarındaki her yeni uyaranla sinirsel bağlantılar kurar, öğrenir, gelişir. Bilim insanları, merak ettiğimizde ve yeni bir şey öğrendiğimizde beynimizin "ödül kimyasalı" olan dopamin salgıladığını söylüyor. Yani öğrenmek ve keşfetmek bize doğuştan keyif verir. Bu dopamin, öğrenme motivasyonunu artırır ve bilgilerin hafızada daha kalıcı olmasını sağlar. Bu doğal dürtüyü engellemek, adeta bir bitkinin suyunu kesmek gibidir.</p>

<p><strong>Ebeveyn Tutumlarının Merak Katliamı</strong></p>

<p><strong>Peki, bu kadar hayati bir dürtüyü biz ebeveynler olarak nasıl köreltiyoruz?</strong></p>

<p>"Hazır Bilgi" Tuzağı: İnternet ve sosyal medya, her şeyi anında, hazır ve yüzeysel bir şekilde sunar. Çocuğun kendi başına bir bilginin peşine düşme, farklı kaynakları karşılaştırma ve derinlemesine araştırma arzusu körelebilir. Bizim görevimiz, bu hazır bilginin ötesine geçme merakını ona aşılamaktır.<br />
Özellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde, çocuklarımızı tablet ve telefon ekranlarına maruz bırakmak, merak duygusuna vurulmuş ilk büyük darbedir. Ekranlar, tek yönlü bir bilgi akışı sunar; çocuk sadece pasif bir alıcıdır. Soramaz, dokunamaz, deneyemez, geri bildirim alamaz. Bu durum, beynin merakla tetiklenen "Neden?" "Nasıl?" gibi sorularını sığ bir eğlenceye dönüştürür ve çocuğun keşfetme isteğini daha yeşermeden kurutur. Çünkü merak, etkileşim ister; dokunuş, koku, ses, göz teması ve en önemlisi, karşılıklı bir keşif yolculuğu ister. Ekranlar ise bu yolculuğun önündeki en büyük engellerden biridir.</p>

<p>Yasaklayıcı Ebeveyn Tutumları: En büyük darbeyi ise kendi tutumlarımızla vururuz. Çocuğumuzun "Neden?", "Bu ne işe yarar?", "Nasıl?" gibi sorularına "Sus!", "Sana ne!", "Ayıp!" gibi yasaklayıcı, baştan savma ya da alaycı cevaplar vererek o minik merak tohumlarını daha filizlenmeden kuruturuz.</p>

<p><strong>Merak Eden, Araştıran Çocuk Nasıl Yetiştirilir? (Ebeveyn Tutum ve Davranışları)</strong></p>

<p>Çocuğunuzun merak duygusunu her gün, her an canlı tutacak temel ebeveynlik duruşlarını, yani altın kuralları ele alalım. Çünkü merak, özel etkinlik zamanlarında değil, hayatın doğal akışında beslenir veya köreltilir.</p>

<p><strong>"Cevap Makinesi" Değil, "Merak Ortağı" Olun</strong></p>

<p>Ebeveynler olarak kendimizi çocuğun her sorusuna anında ve doğru cevap vermek zorunda hissederiz. Oysa çocuğunuz bir soru sorduğunda, göreviniz ona hemen bir cevap sunmak değil, onun merak heyecanına ortak olmaktır. Cevabı bilmiyorsanız, bu bir zayıflık değil, harika bir fırsattır. Sihirli cümle şudur: "Ne kadar güzel bir soru! Ben de bunu hiç düşünmemiştim. Gel, bu sorunun peşine birlikte düşelim." Bu tutum, sizi bir "bilgi otoritesi" olmaktan çıkarıp, çocuğunuzla aynı takımda oynayan bir "keşif arkadaşı" konumuna getirir. Böylece çocuk, bilginin birilerinde hazır olarak bulunmadığını, birlikte yapılan bir yolculukla keşfedildiğini öğrenir.</p>

<p><strong>"Soruya Soruyla Karşılık Verme" Sanatını Keşfedin</strong></p>

<p>Çocuğun sorusuna hemen ansiklopedik bir cevap vermek, onun düşünme sürecini anında bitirir. Çocuğun kendi aklını kullanmasını teşvik etmek için, sorusuna önce bir soruyla karşılık verin. "Çok ilginç bir soru. Sence neden böyle olabilir?" diye sorun. Bırakın önce o hayal kursun, kendi teorilerini üretsin. Size göre "yanlış" ama onun için "yaratıcı" cevaplar vermesine izin verin. Bu yaklaşım, çocuğun kendi düşüncelerine değer verildiğini hissetmesini sağlar ve onu ezberlemekten ziyade akıl yürütmeye teşvik eder. Doğru cevaba ulaşmak değil, cevaba giden yolda düşünmek kıymetlidir.</p>

<p><strong>Bebeklikten İtibaren Evinizi "Güvenli Bir Keşif Alanı" Haline Getirin</strong></p>

<p>"Ona dokunma, kırılır!", "Elini kirletme!", "Ortalığı dağıtma!" gibi sürekli yasaklayıcı ve aşırı korumacı bir tavır sergilemek, özellikle bebeklik döneminde çocuğa şu mesajı verir: "Keşfetmek tehlikelidir, merak etmek yanlıştır." O minicik ellerin ve gözlerin her şeyi kurcalaması, dokunması, tatması, dünyanın kapılarını açma çabasıdır. Bu doğal merak dürtüsünü kısıtlamak, bebeğin öğrenme isteğine vurulmuş en büyük zincirdir.<br />
Bebekleriniz için evinizde, güvenli bir şekilde dokunabileceği, karıştırabileceği, inceleme yapabileceği alanlar ve objeler oluşturun. Bırakın güvenli kap kacaklarla mutfakta "oyun" oynarken sesleri, dokuları keşfetsin. Bırakın battaniyelerin altına girip yeni dünyalar kursun. Ebeveynin görevi, çocuğun güvenliğini sağlamak ama aynı zamanda onun özgürce keşfetmesine olanak tanımaktır. Merak, steril ve kısıtlı ortamlarda değil, hayatın "deney alanında" can bulur.</p>

<p><strong>...</strong></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/makale/merak-eden-arastiran-cocuk-neden-sorusu-ile-baslayan-yolculuk-78605"><strong>YAZININ DEVAMI BURADA</strong></a></p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 19 Sep 2025 11:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/09/ridvan-sacu-merak-eden-arastiran-cocuk-neden-sorusu-ile-baslayan-yolculuk-1758269567.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıdvan SAÇU / 2. Bölüm - Kendini Bilen Çocuk: Pusulası Kendi Kalbi Olan Çocuklar Yetiştirmek</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-2-bolum-kendini-bilen-cocuk-pusulasi-kendi-kalbi-olan-cocuklar-yetistirmek-110530</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ridvan-sacu-2-bolum-kendini-bilen-cocuk-pusulasi-kendi-kalbi-olan-cocuklar-yetistirmek-110530</guid>
                <description><![CDATA[Rıdvan SAÇU’nun yazı dizisinin 2. bölümünde bu kez aynaya bakıyoruz. Kendi gölgeleriyle yüzleşemeyen, duygularını tanımayan, "ben kimim?" sorusuna cevap veremeyen bir nesil…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta, çocuklarımızın aklını nasıl körelttiğimizi ve "Neden?" sorusunun kutsallığını konuşmuştuk. Peki ya o aklı kullanacak olan "ben" kim? Bugün, aynaya bakmaktan kaçan, kendi gölgeleriyle yüzleşmekten korkan bir toplumun çocukları olarak, kendimizi ne kadar tanıyoruz? Toplumsal çürümenin en derin köklerinden biri, "kendini bilmemek" hastalığıdır. Kendi duygusunu tanıyamayan, öfkesini adlandıramayan, yeteneğini keşfedemeyen, zaafını kabul edemeyen bir nesil; tıpkı pusulasız bir gemi gibi, savrulmaya mahkûmdur. Ve ne acıdır ki, bu ülkenin sokaklarında, meydanlarında en çok gördüğümüz manzaralardan biri de budur: Kendini tanımayanların, tanımadığı bir yola gözü kapalı dalışıdır.</p>

<p>Geçtiğimiz gün iki çocuğunu yürüyerek okula götüren bir babanın daracık sokakta yüksek hız yapan lüks araç şoförüne çocuklarını koruma içgüdüsü ile tepki göstermesini ve sonrasında lüks araçtaki <strong>kendini bilmezlerin</strong> o babaya evlatlarının yanında onur kırıcı bir şekilde tokatlanışını izledik. Yazı dizimizin bu haftaki konusunun<strong> </strong>kendini bilmezliğin vücut bulmuş hali olan olayın görüntülerinden sonra uzun bir süre yüreğime sıkıntı girdi, düşünün bir an; İki küçük çocuk, dünyadaki en güvenli liman bildikleri babalarının elini tutmuş yürüyor. Onlar için baba, bir dağdır. Yıkılmaz, eğilmez, sarsılmaz bir kale. O gün o yavrucaklar okulda yıllarca öğrenemeyecekleri kadar acı bir dersi, birkaç saniyede öğrendiler. Öğrendiler ki; altındaki demir yığını ne kadar pahalıysa, içindeki insanın kibri o kadar büyük olabiliyor. Öğrendiler ki; bir babanın evladını koruma refleksi, bir zorbayı durdurmaya yetmeyebiliyor. Ve en acısı, öğrendiler ki; o sarsılmaz kaleleri, o dağ gibi babaları, herkesin içinde, bir hiç uğruna, onuru kırılarak aşağılanabiliyor.</p>

<p>Ancak bu olay kişisel bir mesele olmaktan çıkmıştır. Bu tokat, sadece bir babanın yüzüne değil, hepimizin vicdanına, adalet duygumuza, "komşusu açken tok yatan bizden değildir" diyen o kadim ahlaka atılmıştır.</p>

<p>Şimdi devletin, yani o en büyük "baba"nın, bu onur kırıklığını tamir etme zamanıdır. Yetkililer bilmelidir ki; adalet, sadece suçluyu cezalandırmak değildir. Adalet, aynı zamanda o iki çocuğun zihninde oluşan "güçlü olan zengin olan haklıdır" şeklindeki o zehirli dersi silmektir. Adalet, o babanın ve onun nezdinde bu ülkenin tüm onurlu, sessiz çoğunluğunun incinmiş gururunu tamir etmektir.</p>

<p>Bu "kendini bilmezlik" hali, çocuklarımızı sahte kimliklerin, popüler rüzgârların ve başkalarının beklentilerinin oyuncağı yapar. Kendi iç sesini duyamayan bir genç, kolayca manipüle edilir, sürünün peşine takılır, başkalarının rüyalarını yaşar. En vahimi ise, kendi duygularını tanımayan bir çocuk, öfkesini, kıskançlığını, üzüntüsünü yönetemez; bu da onu ya içine kapanık ve mutsuz ya da etrafına zarar veren bir bireye dönüştürebilir.</p>

<p>Oysa kendini bilmek; Kur'an'ın <strong>"Nefsini bilen Rabbini bilir"</strong> ilkesinden, tasavvufun "men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu"<strong> (Kendini bilen Rabbini tanır)</strong> düsturuna dek, bilgeliklerin temelidir. Bu sadece ruhsal değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir olgunluk sürecidir; modern psikolojinin "öz farkındalık" dediği, başarının da anahtarı olan kavramdır."</p>

<p>Peki, Çocuğumuzun Kendini Bilmesini Nasıl Sağlarız?</p>

<p><strong>1. "Kalp Terazisi" Kurun: Duygularının Adını Koysun</strong></p>

<p>Biz "erkekler ağlamaz", "kızlar ayıp olur susar" diyerek çocuklarımızın duygularının üzerine beton döken bir toplumuz. Sonuç? Duygusunu tanıyamayan, öfkesini yönetemeyen, üzüntüsünü yaşayamayan, sevgisini gösteremeyen milyonlar... Evinizde bir "Kalp Terazisi" kurun. Çocuğunuz okuldan geldiğinde, "Bugün kalbinin terazisinde hangi duygu daha ağır basıyor?" diye sorun. "Öfke mi, mutluluk mu, hayal kırıklığı mı?" Duygulara isim vermek, onları tanımak, yönetmenin ilk adımıdır. Duygusunu tanıyan çocuk, onun esiri olmaz, efendisi olur. Öfkesinin altında yatan haksızlığı, kıskançlığının altındaki sevilme ihtiyacını fark eder. Bu, "nefs terbiyesi"nin ilk adımıdır.</p>

<p><strong>2. "Cevherini Keşfedin": Her Çocuk Biriciktir</strong></p>

<p>Bizim eğitim sistemimiz, çocuklarımızı birer fabrikasyon ürün gibi tek tipleştirmeye çalışır. Herkes matematikte iyi olacak, herkes aynı mesleği hayal edecek... Bu süreçte her çocuğun içindeki o eşsiz "cevher" gözden kaçar. Anne-baba olarak sizin göreviniz, bir sarraf gibi çocuğunuzun içindeki o özü, o cevheri bulup çıkarmaktır. Belki onun cevheri merhametidir, belki adalet duygusudur, belki de harika bir espri yeteneğidir. Onu komşunun çocuğuyla kıyaslamayı bırakıp, kendi içinde parlayan o ışığı ona gösterin. "Senin en güçlü yanın, biliyor musun, ne kadar adil bir çocuk olman," dediğinizde, ona sadece bir iltifat değil, bir kimlik hediye edersiniz.</p>

<p><strong>3. "Hata Yapma Günü" Düzenleyin: Kusurlarıyla Barışsın</strong></p>

<p>"Elalem ne der?" korkusuyla yaşayan bir toplumda en büyük tabu, hata yapmaktır. Hata yapan ayıplanır, dışlanır. Bu yüzden hatalarımızı hep saklar, hep başkalarını suçlarız. Bu zehirli kültürü kırmak için evde ayda bir "Hata Yapma Günü" veya "Hata Defteri" uygulaması başlatın. O gün herkes, o ay yaptığı bir hatayı ve o hatadan ne öğrendiğini anlatsın. Bulaşık yıkarken bardak kıran anne de, ödevini unutan çocuk da... Hatanın, utanılacak bir şey değil, öğrenmenin en doğal ve en gerekli parçası olduğunu yaşayarak öğretin. Kusurlarıyla barışan bir çocuk, kendine güvenir ve daha cesur adımlar atar.</p>

<p><strong>4. "'Elalem Ne Der?' Karanlığından Çıkın: İç Pusulasını Güçlendirin</strong></p>

<p>Çocuklarımızın karakterini inşa ederken en büyük düşmanımız o üç kelimedir: "Elalem ne der?" Bu söz, çocuğun kendi vicdan pusulasını değil, başkalarının beklentilerini ölçüt almasına neden olur. Çocuğunuza verebileceğiniz en büyük hediye, dışarıdan gelen onaya ihtiyaç duymayan, sağlam bir iç sestir. Başarısız olduğunda, farklı düşündüğünde veya yanlış anlaşıldığında ona şu güvenceyi verin: "Elalem ne derse desin, ben senin niyetini, senin kalbini biliyorum ve sana güveniyorum." İşte bu cümle, o zindanın duvarlarını yıkan balyozdur. İç referansı güçlü olan bir çocuk, hayatın fırtınalarında savrulmaz, kendi rotasında dimdik durur.</p>

<p>"Unutmayın, "kendini bilmek", bencillik değildir. Tam aksine, bir insanın topluma yapabileceği en büyük hizmettir. Çünkü kendini, gücünü, zaafını ve haddini bilen insan; adil olur, merhametli olur, saygılı olur. <strong>Ve böyle insanlardan oluşan bir toplumda, o daracık sokakta bir babanın onuru, çocuklarının gözü önünde bir hiç uğruna çiğnenemez. Kavgaya, kutuplaşmaya yer kalmaz."</strong></p>

<p>"İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir,<br />
Sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır?" - Yunus Emre</p>

<p><strong><em>Bütün başkentler sağır ve dilsiz kesilmişken, insanlığın vicdanı denizlerden sesleniyor; bu yüzden yüreğimizdeki dualarımız da, umudumuz da Sumud Filosu’yla!</em></strong></p>

<p><strong><em>**</em></strong></p>

<p><strong><em>İLGİLİ BÖLÜM:&nbsp;</em></strong></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/yolculugumuz-basliyor-iyi-ve-basarili-insan-yetistirmenin-12-temel-tasi-110443"><span style="color:#c0392b"><strong>Yolculuğumuz Başlıyor: "İyi ve Başarılı İnsan" Yetiştirmenin 12 Temel Taşı</strong></span></a><br />
<br />
<strong>Devam Edecek...</strong></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Sep 2025 15:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/09/ridvan-sacu-2-bolum-kendini-bilen-cocuk-pusulasi-kendi-kalbi-olan-cocuklar-yetistirmek-1758006493.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yolculuğumuz Başlıyor: &quot;İyi ve Başarılı İnsan&quot; Yetiştirmenin 12 Temel Taşı</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yolculugumuz-basliyor-iyi-ve-basarili-insan-yetistirmenin-12-temel-tasi-110443</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yolculugumuz-basliyor-iyi-ve-basarili-insan-yetistirmenin-12-temel-tasi-110443</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Time’ın eğitimci yazarı Rıdvan Saçu, toplumun temel sorunlarına ışık tutan 12 bölümlük yeni yazı dizisini başlattı. İlk bölümü şimdi yayında! Her salı ve cuma, “İyi ve Başarılı İnsan Yetiştirmenin 12 Temel Taşı” başlıklı seriyle değerli bilgiler sizlerle olacak. Seride, çocuklara kazandırılması gereken insani değerler ve karakter özellikleri samimi bir dille anlatılıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Değerli okurlarım,</p>

<p>Toplumsal bir çürümenin ortasında, "diplomalı ama vicdansız" nesiller yetiştirdiğimiz gerçeğiyle yüzleşelim. Çocuklarımızın sınav başarısına odaklanırken ahlak ve vicdan gibi en kıymetli hazinelerimizi ihmal ettik. Oysa toplumsal barışın tek yolu, her şeyden önce karakterli ve dürüst çocuklar yetiştirmekten geçiyor.</p>

<p>İşte bu amaçla, yıllardır hayalini kurduğum bu yazı dizisinde, akademik kavramlar yerine hepimizin bildiği "evimizin diliyle" konuşacağız. Çünkü "sözünün eri olmak" gibi değerleri en iyi yine kendi sıcak kelimelerimizle anlatabiliriz. Toplumsal yaralarımıza merhem olacak on iki adımlık bu yolculukta buluşmak dileğiyle...</p>

<p>Sosyal medya bağlantılarımdan gelen kıymetli öneriler ve yaptığımız araştırmalar ışığında, bir çocuğun karakterini inşa eden, onu "iyi ve aynı zamanda başarılı bir insan" yapan 12 temel özelliği belirledim:</p>

<p>1.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Aklını Kullanan, Sorgulayan Çocuk</p>

<p>2.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kendini Bilen, Tanıyan Çocuk</p>

<p>3.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Merak Eden, Araştıran Çocuk</p>

<p>4.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Olaylara Geniş Bakabilen Çocuk</p>

<p>5.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Başkalarını Anlayan, Vicdanlı Çocuk</p>

<p>6.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Sabırlı, Nefsine Hâkim Çocuk</p>

<p>7.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Sözünün Eri, Dürüst Çocuk</p>

<p>8.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Haddini Bilen, Kibirli Olmayan Çocuk</p>

<p>9.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Adil Olan, Hak Yemeyen Çocuk</p>

<p>10.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Sorumluluk Sahibi Çocuk</p>

<p>11.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Paylaşmayı Bilen, "Biz" Olabilen Çocuk</p>

<p>12.&nbsp;&nbsp; &nbsp;Haksızlık Karşısında Susmayan Çocuk</p>

<p>Ve şimdi dotlarım, ilk konumuzla yolculuğumuza başlayalım...</p>

<p><strong>1. Aklını Kullanan, Sorgulayan Çocuk: İlahi Bir Emir, Toplumsal Bir İhanet</strong></p>

<p>Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim, onlarca ayetinde bizlere aynı soruyu, aynı ilahi sitemi yöneltir: "Hiç akletmez misiniz?", "Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?". Yaradan, insana bahşettiği en büyük mucizenin, aklın kullanılmasını bir emir, bir sorumluluk olarak bizlere hatırlatır. Bu açıdan düşündüğümüzde, sorgulamak, aklı çalıştırmak; en temel ibadetlerden biridir&nbsp;</p>

<p>Peki, ilahi mesaj bu kadar netken, biz toplum olarak ne yapıyoruz?</p>

<p>Biz, bu ilahi emre ihanet ediyoruz. Çocuklarımızın o en masum, en doğal "Neden?" sorusunu bir saygısızlık, bir başkaldırı gibi algılıyoruz. "Sus, küçüğün sözü dinlenmez!", "Çok soru sorma, denileni yap!", "Ben senden daha iyi bilirim!" gibi cevaplarla, daha filizlenirken o akıl fidanını kendi ellerimizle kurutuyoruz. Allah'ın "Kullan!" dediği aklı, biz kul eliyle engelliyoruz. Bu, çocuklarımıza yaptığımız en büyük haksızlık ve toplumsal geleceğimize vurduğumuz en büyük ihanettir.</p>

<p><strong>Peki, Aklını Kullanan Çocuk Nasıl Yetiştirilir?</strong></p>

<p>Bu ihanetten dönmek ve o ilahi emre sadık nesiller yetiştirmek için evlerimizde küçük devrimler yapmamız gerekiyor. İşte size dört adımlık, bilimsel temelleri olan, kültürel kodlarımıza uygun bir reçete:</p>

<p><strong>1. "Bilmiyorum" Devrimi: Otoriteyi Değil, Hakikati Kutsayın</strong></p>

<p>Çocuğunuz size cevabını bilmediğiniz bir soru sorduğunda, paniğe kapılıp onu geçiştirmeyin. Bu, bir ebeveyn için en kıymetli andır. O an, cesur o cümleyi kurun: "Harika bir soru ama inan bilmiyorum. Gel, cevabını birlikte bulalım." İşte bu an, çocuğunuzun beyninde havai fişeklerin patladığı andır. Çocuğun ebeveynleri ile birlikte bulduğu o cevaplar düşünen sorgulayan birey olması yolunda en büyük ve güçlü temellerin yapı taşıdır. Modern nörobilim, beynimizin en iyi "merak" halinde öğrendiğini söylüyor. Merak, beynin öğrenme düğmesine basan bir kimyasaldır. Sizin "bilmiyorum" demeniz ve sonrasında birlikte araştırmanız, çocuğunuza bilginin durağan, ezberlenen bir şey değil; dinamik, peşine düşülen, keşfedilen bir macera olduğunu öğretir.</p>

<p><strong>2. "Merak Meclisi" Kurun: Aile Sohbetlerini Bir Fırsata Dönüştürün</strong></p>

<p>Dijital ekranların bizleri birey olarak hapsetmeden önce bütün ailenin bir araya gelip çay içtiği, göz göze baktığı, tatlı tatlı sohbet ettiği akşamlar... Şimdi ise aynı odada oturan ama her biri kendi dijital ekranına hapsolmuş yabancılara dönüştük. Haftada bir akşamı, sadece bir saati "ekransız sohbet" ve "Merak Meclisi" zamanı ilan edin. Bütün telefonlar bir sepete bırakılsın. O hafta çocuğunuzun aklına takılan bir soru, meclisin gündemi olsun ve o sorunun etrafında kenetlenin. Bu çocuğunuza düşünmeyi öğretirken, aslında tüm aileye birbirini yeniden dinlemeyi, anlamayı ve dijital dünyanın soğuk ışığı yerine, yüz yüze sohbetin sıcaklığında buluşmayı hatırlatacaktır. Bu, hem çocuğunuzun zihnine hem de ailenizin ruhuna aynı anda şifa verecek güçlü bir reçetedir.</p>

<p><strong>3. "Ters Köşe" Sohbetleri Yapın: Ezberleri Birlikte Yıkın</strong></p>

<p>Çocuğunuz okuldan öğrendiği bir bilgiyle geldiğinde, onu sadece tebrik etmekle kalmayın. Ara sıra ters köşe sorular sorun. "Peki sence bu her zaman doğru mu?", "Bunun tam tersi olsaydı ne olurdu?". Ünlü psikolog Jean Piaget, çocukların zihinsel gelişiminin, mevcut bilgileriyle yeni bilgileri arasındaki çatışmayı çözme çabasıyla gerçekleştiğini söyler. Sizin bu "ters köşe" sorularınız, onu ezberin konforlu alanından çıkarıp, aklının sınırlarını zorladığı o verimli çatışma alanına sokar.</p>

<p><strong>4. Problemlerle Güreşmesine İzin Verin: Zihnin Spor Salonu</strong></p>

<p>En büyük ebeveynlik tuzaklarımızdan biri, merhametimizle çocuklarımıza zarar vermektir. Kulesini bir türlü yapamayan çocuğumuzun yerine kuleyi biz yaparız. Arkadaşıyla sorun yaşayan evladımızın sorununu biz çözeriz. Niyetimiz iyidir: Onu korumak, üzülmesini engellemek. Ama sonuç felakettir. Çocuğumuzu, aklını ve iradesini geliştireceği en değerli fırsattan, yani problemin kendisinden mahrum bırakırız. Unutmayın, problem, aklın spor salonudur. Ağırlık kaldırmadan kas gelişmediği gibi, zihinsel bir zorlukla-sorunla boğuşmadan da problem çözme ve sorgulama iradesi gelişmez. Çocuğunuz bir sorunla karşılaştığında hemen müdahale etmeyin. Gözlemleyin. Yanında durun ve kritik soruları sorun: "Sence bu yaptığın neden işe yaramadı?", "Başka hangi yolu deneyebiliriz?". Çözümü sunan değil, çözüme giden yolda düşündüren bir rehber olun. Kendi emeğiyle çözdüğü küçücük bir problem, ona sizin vereceğiniz binlerce hazır bilgiden daha fazla özgüven ve akıl yürütme becerisi katacaktır.</p>

<p>Unutmayın sevgili anne-babalar, aklını kullanan, sorgulayan bir çocuk yetiştirmek; arsız, saygısız veya isyankâr bir çocuk yetiştirmek demek değildir. Tam aksine; hakikate saygılı, ezbere değil araştırmaya inanan, kendine güvenen ve karakterli bir birey yetiştirmek demektir. Kutsal kitabımız, atalarının yolunu körü körüne takip edenleri şu sarsıcı soruyla uyarır:<strong> "Peki ama, ataları bir şey akıl erdiremeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?" (Bakara, 170).</strong> Yaradan'ın bize en büyük emaneti olan aklı, yine O'nun bize en büyük emaneti olan çocuklarımızda, "atalarımızdan öyle gördük" diye köreltmeyelim. Bırakalım sorsunlar, bırakalım akletsinler. Çünkü bir ülkenin geleceği, ezberleyen beyinlerde değil, sorgulayan kalplerde yeşerir.</p>

<p>Ve unutmayalım ki; Filistin’de bir çocuk açlıktan can verirken, yanı başında İslam coğrafyasındaki milyarların utanç dolu sessizliğini, dünyanın öbür ucundaki vicdanlı bir avuç insanın onurlu çığlığı bastırır.</p>

<p><em><strong>(Değerli dostlarım daha önceki yazılarımda paylaştığınız kıymetli geri dönüşleriniz için sizlere minnettarım, eğitim yolunda iyi çocuk yetiştirme yolunda bu değerli yolculuğu başarıyla sürdüreceğimizden en küçük şüphem yok, iyi ki varsınız…)</strong></em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Sep 2025 11:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/09/yolculugumuz-basliyor-iyi-ve-basarili-insan-yetistirmenin-12-temel-tasi-1757667107.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Suat GÜLŞEN / Bir Başka Şehrin Sevdası (1.bölüm)</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/suat-gulsen-bir-baska-sehrin-sevdasi-1bolum-109208</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/suat-gulsen-bir-baska-sehrin-sevdasi-1bolum-109208</guid>
                <description><![CDATA[Tecdeli eğitimci ve yazar rahmetli amcam Lütfi Gülşen’den güzel bir Malatya öyküsü.
(Yazı uzun olduğu için 2 bölüm halinde yayınlanacaktır.)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>O gün, üç beş arkadaş bir masanın başına kümeleşmişlerdi. Çaylarını, kahvelerini höpürdete höpürdete içiyorlardı. Sıcaklar da iyice bunaltmıştı. Göğüs bağır açık, oflayıp pufluyorlardı.<br />
Kapıdan beyaz gömlekli, altmış yetmiş yaşlarında biri girmişti. Siyah pantolon, siyah kundura, beyaz yazlık kasket atından fırlayan gümüşü saçlar… Bu da kim?<br />
Kendilerine doğru yaklaşınca biraz toparlanmışlardı:<br />
<strong>-Benim adım Tevfik. Masanıza kabul eder misiniz?<br />
-Hay hay!.. Buyurun,</strong> demişlerdi.<br />
<strong>-Sizleri de tanımak isterim.</strong><br />
İçlerinden en yaşlı olanı anlatmıştı:<br />
<strong>-Ben, Eski Malatya’dan İsmail Ünaldı. Genç arkadaşlarım, Kemal, Muhsin, Celal, Hamit… Her birimiz Malatya’nın bir köşesinden. Kimimiz merkez, kimimiz ilçelerden, köylerden.<br />
-Demek hepiniz de:</strong><br />
<strong>Naneye anuk, Pisige manuk, diyenlerdensiniz?<br />
&nbsp;-Zaten burası Malatyalılar lokali. Hepsi hemşerilerimiz.<br />
-Begim, sizden de Malatya kokusu geliyi gelmesine de ismini neden öyle söyledin ki?<br />
-Nasıl yani? Tevfik Kuzu…<br />
-Malatya diliyle söylesene şunu. Kuzu Tovfik!..</strong><br />
Kahkahalar lokali sarmıştı. Masanın çevresi meraklılarla dolmuştu. İsmail ile tovfik’in ağızlarına bakıyorlardı. Böyle içtenlikli bir sohbete hasret kalmışlardı. Arada diğerleri de söze giriyordu. Ama İsmail’inki başkaydı.</p>

<p>İsmail, sekiz on yaş daha küçüktü Tovfik’ten. Lâkin ondan daha çok yaşamıştı. Konuşmalarından anlaşıyordu.<br />
Gençliğinde girip çıkmadığı iş kalmamış. Eşek ölür semeri kalır. İnsan ölür eseri kalır demiş. Gece gündüz koşuşturmuş. İşçilik, kamyon şoförlüğü derken Almanya’da koca bir patron olmuş. Oteller, lokantalar zinciri… Allah yürü ya kulum demiş. Almanya, Fransa, İspanya, Hollanda, İtalya… Tüm Avrupa’yı dolaşmış. Türk siyasetçileriyle dostluklar kurmuş… İsmail Ünaldı dedin mi tanımayan yok. Anadolu’da gezmediği görmediği yer kalmamış.<br />
Yaptığı iyilikler saymakla biter mi? Almanya’ya ilk giden soluğu onun otelinde alıyormuş. Sorunlarını anında çözüyormuş. Öyle candan, sevecen, fedakâr… Hemşehrileri için canını ateşe atanların başında… Eski Malatya’nın kralı…</p>

<p>&nbsp;<img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/22(194).jpg" /><br />
<a href="https://www.malatyatime.com/makale/bir-baska-sehrin-sevdasi-1bolum-78547"><strong><span style="color:#c0392b">YAZININ TAMAMI BURADA</span></strong></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Jul 2025 16:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/suat-gulsen-bir-baska-sehrin-sevdasi-1bolum-1753191004.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yazı Dizisi | 4. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yazi-dizisi-4-bolum-109148</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yazi-dizisi-4-bolum-109148</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Malatyaspor Asbaşkanı Aydın İşkur’un iddiasına göre, kulüpteki dijital kayıtlar silindi, yevmiye defterleri eksik, çek koçanları kayboldu. 80 adet çek yaprağının kime kesildiği belli değil. Silinen veriler ise adli bilişim yoluyla geri getirilmeye çalışılıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Malatyaspor’da yaşanan mali karmaşanın yalnızca para hareketleriyle sınırlı olmadığı, resmî kayıtların tahribi ve silinmesiyle daha da içinden çıkılmaz bir hâl aldığı öne sürülüyor. Kulüp Asbaşkanı Avukat Aydın İşkur’un televizyon programında dile getirdiği son iddialar, artık maddi sorumluluğun ötesinde belge karartma şüphesini gündeme taşıyor.</p>

<p>İşkur’a göre, mevcut yönetimin göreve geldiği ilk günlerde karşılaştığı en çarpıcı tablo, ortada olmayan çek koçanları, silinmiş bilgisayar kayıtları ve eksik yevmiye defterleri oldu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/555(51)(1).jpg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">80 Adet Çek Yaprağı Kayıp</span></strong></p>

<p>Kulüp kayıtlarında yer alması gereken 80 adet çek yaprağı bulunamıyor. En dikkat çekici olanı ise, bu çeklerin kimlere verildiği, hangi hizmet ya da mal karşılığında yazıldığına dair dip koçanlarında hiçbir bilgi bulunmaması.</p>

<p><em>“80 adet çek yaprağımız kayıp. Kimde olduğu belli değil. Dip koçanlarında ne isim var, ne açıklama. Bu çeklerin hangi tarihte, hangi tutarla ve hangi kişi ya da kuruma yazıldığına dair elimizde hiçbir veri yok.”&nbsp;</em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Yevmiye Defterleri Eksik, Bilgisayarlar Silinmiş</span></strong></p>

<p>İşkur’un açıklamalarına göre, kulüp yönetimi el değiştirdikten sonra yapılan ilk dijital incelemelerde, muhasebe sistemine kayıtlı binlerce veri dosyasının silindiği tespit edildi. Bu dosyaların bir kısmı özel veri kurtarma programlarıyla geri getirilmeye çalışıldı.</p>

<p><em>“Geçmiş yönetim tarafından bilgisayar sistemindeki pek çok kayıt silinmiş. Bunu tespit ettik. Adli bilişim destekli yazılımlar aracılığıyla bazı verileri geri getirdik. Şimdi hem hukukçular hem mali müşavirler bu kayıtları tek tek inceliyor.”</em></p>

<p>Ayrıca yevmiye defterlerinde dönemsel boşluklar olduğu, bazı tarih aralıklarında hiçbir işlem kaydının bulunmadığı da belirtiliyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Vergi Usul Kanunu’na Muhalefet Şüphesi</span></strong></p>

<p>Kayıtların silinmiş olması, yalnızca kulüp içi bir sorumsuzluk değil; aynı zamanda Vergi Usul Kanunu açısından da suç teşkil edebilecek nitelikte. İşkur bu duruma şu ifadeyle dikkat çekti:</p>

<p><em>“Vergi Usul Kanunu’na göre, çekler, fatura kayıtları, yevmiye defterleri ve dijital muhasebe dokümanları 5 yıl süreyle saklanmak zorunda. Ama ortada ne defter var, ne belge. Bu ciddi bir suçtur.”</em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Savcılığa ve MASAK’a Çağrı</span></strong></p>

<p>İşkur, bu eksikliklerin yalnızca kulüp içi denetimle ortaya çıkarılamayacağını, ilgili kurumların devreye girmesi gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:</p>

<p><em>“MASAK ve Mali Şube birimlerine çağrıda bulunduk. Bütün kayıtlar elimizde. Silinenler, kurtarılanlar, kaybolan çekler, eksik defterler… Kim ne yaptıysa ortaya çıksın.”</em></p>

<p><em><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/f3f0347b-e83c-4e58-9488-9c3369cbfeb3(1).jpeg" style="height:442px; width:800px" /></em></p>

<p><strong>Bir Sonraki Bölümde</strong></p>

<p>Yazı dizisinin son bölümünde, Aydın İşkur’un savcılığa sunduğu dört başlıklı suç duyurusu ele alınacak.</p>

<p><strong>Bu başlıklar şunlar:</strong></p>

<p>– Kara para aklama</p>

<p>– Usulsüz para transferi</p>

<p>– Kamu zararı oluşturma</p>

<p>– Kayıt tahribatı</p>

<p>İddiaların yargı aşamasına taşınma süreci, delil olarak sunulan belgeler ve kulübün geleceğine ilişkin yönetimin kararlılığı değerlendirilecek.</p>

<p><strong>Devam edecek.</strong></p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜMLER:&nbsp;</strong></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/yirmi-milyonluk-teklif-reddedildi-bedelsiz-gonderildi-yeni-malatyaspor-tetteh-transferinden-nasil-zarar-etti-109071"><strong><span style="color:#2980b9">Yirmi Milyonluk Teklif Reddedildi, Bedelsiz Gönderildi: Yeni Malatyaspor Tetteh Transferinden Nasıl Zarar Etti?</span></strong></a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/yeni-malatyasporun-kayitlarinda-100-milyon-dolar-paranin-kaynagi-yok-gidisati-belirsiz-109104"><span style="color:#2980b9"><strong>Yeni Malatyaspor’un Kayıtlarında 100 Milyon Dolar: Paranın Kaynağı Yok, Gidişatı Belirsiz</strong></span></a></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/sportif-faaliyet-yok-fatura-var-20-milyon-tllik-odeme-kimin-sirketine-gitti-109126"><strong><span style="color:#2980b9">Sportif Faaliyet Yok, Fatura Var: 20 Milyon TL’lik Ödeme Kimin Şirketine Gitti?</span></strong></a><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 20 Jul 2025 15:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/yazi-dizisi-4-bolum-1753015736.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sportif Faaliyet Yok, Fatura Var: 20 Milyon TL’lik Ödeme Kimin Şirketine Gitti?</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/sportif-faaliyet-yok-fatura-var-20-milyon-tllik-odeme-kimin-sirketine-gitti-109126</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/sportif-faaliyet-yok-fatura-var-20-milyon-tllik-odeme-kimin-sirketine-gitti-109126</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Malatyaspor Asbaşkanı Aydın İşkur’un iddiasına göre, kulüp 1,5 sezon boyunca hiçbir maç yapmamasına rağmen Adil Gevrek’in kardeşine ait iki şirkete 20 milyon TL ödeme yaptı. Aynı dönemde, depremde hayatını kaybeden kaleci Ahmet Eyüp Türkaslan’a olan 400 bin TL’lik borç ise ödenmedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Malatyaspor Asbaşkanı Avukat Aydın İşkur’un bir televizyon kanalında yaptığı açıklamalar, kulüpteki mali tabloya dair ağır iddialar içeriyor. İşkur’un dile getirdiği iddialardan biri de, kulübün sportif faaliyet göstermediği dönemde eski başkan Adil Gevrek’in kardeşine ait şirketlere 20 milyon TL ödeme yapılması.</p>

<p>İşkur’un verdiği bilgiye göre, bu ödemeler hem fatura bazlı kayıtlara geçmiş, hem de kulüp içi dijital belgelerde tespit edilmiş. Ancak ödemenin yapıldığı dönemde kulüp deprem nedeniyle resmen ligden çekilmişti ve hiçbir maç oynanmamıştı.</p>

<p>Bu bölümde, bu şaşırtıcı para transferinin arka planını ve kulübün kayıtlarında görünen detayları aktarıyoruz.</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>1,5 Sezon Maç Yok, 20 Milyon TL Hizmet Faturası</strong></span></p>

<p>6 Şubat 2023’te yaşanan büyük depremin ardından Yeni Malatyaspor, TFF’ye yaptığı başvuru sonucunda ligden çekilmişti. Kulüp, bu süreçte herhangi bir maç yapmadı. Taraftar girişi olmadı. Bilet satışı durdu. Sporcuların çoğu ayrıldı.</p>

<p>Ancak Aydın İşkur’un açıklamasına göre, tam da bu dönemde kulüp kasasından toplam 20 milyon TL’lik ödeme çıkışı yaşandı.</p>

<p>Bu ödemelerin adresi ise, Adil Gevrek’in kardeşine ait olduğu belirtilen “Profix” ve “Silver” adlı iki şirket.</p>

<p>“<em>Yeni Malatyaspor, sportif faaliyet göstermediği 2023 sezonunda, Adil Gevrek’in kardeşine ait güvenlik ve temizlik şirketlerine tam 20 milyon TL ödeme yaptı. Bu şirketlerin hiçbir hizmet üretmediği, sadece fatura kestiği dönemdir bu.</em>”</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>Zemzemle Bile Yıkansa…</strong></span></p>

<p>İşkur’un ifadesine göre, bu ödemelerin içinde 11 milyon TL güvenlik, 7 milyon TL temizlik gideri olarak görünmekte. Ancak o dönemde maç oynanmamış, stat kapalı kalmış, antrenman bile yapılmamıştır.</p>

<p>İşkur bu durumu çarpıcı bir benzetmeyle ifade ediyor:</p>

<p>“<em>1,5 sezon boyunca tek bir resmi maç oynanmamışken, 7 milyon TL temizlik bedeli ödenmiş. Zemzem suyu ile yıkansa bu rakam çıkmaz. Bu, Malatya halkının gözünün içine baka baka yapılan bir iştir.</em>”</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>Ahmet Eyüp Türkaslan’a 400 Bin Lira Bulunamadı</strong></span></p>

<p>Aynı dönemde Malatyaspor kalecisi Ahmet Eyüp Türkaslan, depremde hayatını kaybetmişti. Ailesine olan 400 bin TL tutarındaki borç ise, İşkur’a göre ödenmemişti.</p>

<p>“<em>400 bin TL’lik borç ödenemediği için mahkemelik olunan bir dönemde, kulüp kasasından 20 milyon TL çıkartılmış. Üstelik bu para sportif faaliyetin olmadığı bir dönemde, başkanın kardeşinin şirketine aktarılmış.</em>”</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>Fatura Görünüyor, Hizmet Yok</strong></span></p>

<p>İşkur’un açıklamalarına göre, söz konusu şirketlere yapılan ödemelerin karşılığında bir hizmet sunulup sunulmadığına dair hiçbir saha kaydı bulunmamaktadır.</p>

<p>“<em>Sözde hizmet faturaları kesilmiş, ama bu hizmetlerin karşılığı nedir? Nerede yapılmış? Hangi etkinlikte, hangi personelle? Bunların hiçbiri belgelenmemiş. Ortada sadece ‘ödeme yapılmış’ kaydı var. Başka hiçbir şey yok.</em>”</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>Bir Sonraki Bölümde</strong></span></p>

<p>Yazı dizisinin dördüncü bölümünde, Yeni Malatyaspor’da kaybolan çek yapraklarını, silinen dijital kayıtları ve geriye dönük olarak kurtarılan belgeleri inceleyeceğiz.</p>

<p>Aydın İşkur’un ifadesine göre, kulüpte şu anda 80 adet çek yaprağı kayıp, binlerce bilgisayar dosyası silinmiş, pek çoğu ise veri kurtarma programlarıyla geri getirilmeye çalışılmış durumda.</p>

<p><strong>Devam edecek.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 19 Jul 2025 15:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/sportif-faaliyet-yok-fatura-var-20-milyon-tllik-odeme-kimin-sirketine-gitti-1752928999.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni Malatyaspor’un Kayıtlarında 100 Milyon Dolar: Paranın Kaynağı Yok, Gidişatı Belirsiz</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yeni-malatyasporun-kayitlarinda-100-milyon-dolar-paranin-kaynagi-yok-gidisati-belirsiz-109104</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yeni-malatyasporun-kayitlarinda-100-milyon-dolar-paranin-kaynagi-yok-gidisati-belirsiz-109104</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Malatyaspor Asbaşkanı Avukat Aydın İşkur’un televizyon programında yaptığı açıklamalar, yalnızca geçmiş dönem transfer politikalarıyla sınırlı kalmadı. İşkur, 2022 yılının ilk altı ayında, kulüp kayıtlarına <strong>Sanal POS ve mail order yöntemiyle dünyanın farklı ülkelerinden yüklü miktarda para girişi yapıldığını,</strong> bu paraların ne şekilde kayda alındığını, nereye aktarıldığını ise<strong> kimsenin açıklayamadığını </strong>söyledi.</p>

<p>Yazı dizisinin bu bölümünde, <strong>kulüp kayıtlarına işlenen yaklaşık 100 milyon dolarlık</strong> kaynağı belirsiz para trafiğini ele alıyoruz.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Kayıtlara Geçmiş, Açıklaması Yok</span></strong></p>

<p>İşkur’un ifadesine göre, 2022 Ocak–Haziran dönemine ait yevmiye defterlerinde,<strong> toplamda yaklaşık 100 milyon dolarlık</strong> bir para girişi görülüyor. Ancak bu paranın kulübe hangi gerekçeyle, hangi kişi ya da kurumlar üzerinden gönderildiği, nasıl harcandığına dair kayıtlar eksik.</p>

<p><em>“Yevmiye defterlerinde 2022 yılının ilk altı ayında Sanal POS ve mail order yöntemiyle farklı ülkelerden yüksek meblağlarda para girişi yapılmış. Ancak bu paraların kaynağı da, nereye harcandığı da belli değil.”</em></p>

<p>İşkur’un bahsettiği ülkeler arasında <strong>Şili, Peru, Kanada, Almanya, Birleşik Krallık, Japonya, Singapur</strong> gibi farklı kıtaları kapsayan adresler yer alıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/555(51).jpg" style="height:450px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Gerçek Para mı, Sanal mı?</span></strong></p>

<p>İşkur, bu paraların bazı kayıtlarda “girilmiş” gibi göründüğünü, bazılarında ise karşılığının hiç bulunamadığını vurguladı:</p>

<p><em>“Bu para gerçekten geldi mi, yoksa dijital olarak sadece sisteme mi işlendi? Eğer gerçekse, kasaya neden girmedi? Sanalsa neden kayıtlarda görünüyor? Bu sorulara cevap arıyoruz.”</em></p>

<p>İşkur, bu kayıtların kulüp içi denetimlerde tespit edildiğini, savcılık makamına da aynı bilgilerle başvurduklarını ifade etti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Fenerbahçe’nin, Galatasaray’ın Ulaşamadığı Büyüklükte Rakamlar</span></strong></p>

<p>Açıklamalarda dikkat çeken bir başka nokta ise kıyaslama düzeyindeydi. İşkur, bu tutardaki bir para girişinin “Türk futbolunun dev kulüplerinde dahi nadiren görülebilecek bir hacim” olduğunu belirtti:</p>

<p><em>“Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş gibi kulüplerin sponsorluk gelirlerine baktığınızda dahi bu seviyeye yaklaşamazsınız. Ama 2022 yılında, sportif başarı olmayan bir dönemde, Malatya’ya bu büyüklükte para girişi olmuş gibi gösterilmiş.”</em></p>

<p>Bu tutarın, o dönemki kurlarla hesaplandığında yaklaşık 100 milyon dolara karşılık geldiği, ancak ne faturasının ne de hizmet karşılığının kulüp kayıtlarında bulunabildiği belirtiliyor.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Suç Duyurusu Yapıldı</strong></span></p>

<p>İşkur, bu para trafiğini sadece bir iddia olarak değil, <strong>doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusuna konu olacak somut bir olgu</strong> olarak nitelendiriyor:</p>

<p><em>“Bu kayıtlar kulübün kendi defterlerinde yer alıyor. Biz bunları savcılığa sunduk. Burada söz konusu olan yalnızca muhasebe hatası ya da ihmalkârlık değil; <strong>Suçtan Kaynaklanan Mal Varlığı Değerlerini Aklama</strong> suçunun tipik unsurlarıyla karşı karşıyayız.”</em></p>

<p>MASAK ve Emniyet Mali Suçlar Şubesi’ne resmi başvuruda bulunduklarını belirten İşkur, ilgili birimlere çağrıda bulundu:</p>

<p><em>“Bütün kayıtlar elimizde. Buyursunlar gelip incelesinler. Nerede eksik varsa ortaya çıksın. Bu rakamlarla oynayanlar kimse, kim koruyorsa; hepsi ortaya çıkmalı.”</em></p>

<p><strong>Bir Sonraki Bölümde</strong></p>

<p>Yazı dizisinin üçüncü bölümünde, kulübün sportif faaliyet göstermediği dönemde, eski başkan Adil Gevrek’in kardeşine ait şirketlere aktarıldığı öne sürülen <strong>20 milyon TL’lik ödeme</strong> ele alınacak.</p>

<p>Bu ödemenin yapıldığı tarihlerde, kulüp deprem nedeniyle ligden çekilmişti. Kulübün o dönemde hiçbir maç yapmamasına rağmen, güvenlik ve temizlik adı altında milyonlarca liralık hizmet bedeli ödediği iddia ediliyor.</p>

<p><strong>Devam edecek.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/2e1cfeec-5aed-49fd-a026-64e0c6cb46e1.jpeg" style="height:372px; width:669px" /></strong></p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜM:&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/yirmi-milyonluk-teklif-reddedildi-bedelsiz-gonderildi-yeni-malatyaspor-tetteh-transferinden-nasil-zarar-etti-109071"><span style="color:#c0392b">Yirmi Milyonluk Teklif Reddedildi, Bedelsiz Gönderildi: Yeni Malatyaspor Tetteh Transferinden Nasıl Zarar Etti?</span></a></strong><br />
<br />
&nbsp;</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Jul 2025 11:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/yeni-malatyasporun-kayitlarinda-100-milyon-dolar-paranin-kaynagi-yok-gidisati-belirsiz-1752829941.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yirmi Milyonluk Teklif Reddedildi, Bedelsiz Gönderildi: Yeni Malatyaspor Tetteh Transferinden Nasıl Zarar Etti?</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yirmi-milyonluk-teklif-reddedildi-bedelsiz-gonderildi-yeni-malatyaspor-tetteh-transferinden-nasil-zarar-etti-109071</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yirmi-milyonluk-teklif-reddedildi-bedelsiz-gonderildi-yeni-malatyaspor-tetteh-transferinden-nasil-zarar-etti-109071</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Malatyaspor’da yaşanan mali ve idari krizlerin perde arkası aralanıyor. Kulüp asbaşkanı ve hukukçu kimliğiyle dikkat çeken Aydın İşkur, geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında yaptığı açıklamalarla eski yönetime dair çarpıcı iddialar ortaya koydu.</p>

<p>İşkur’un ifadeleri yalnızca yorum değil; belgeye dayalı ciddi suç duyuruları ve kulüp kayıtlarıyla desteklenen olaylara dayanıyor. Bu açıklamalardan önce, adı geçen dönemin başkanı Adil Gevrek’le de görüşerek soruları yönelttik. Ancak yazı dizisinde yalnızca Aydın İşkur’un kamuoyuyla paylaştığı bilgiler ve somut belgeler esas alınacaktır.</p>

<p>İlk bölümde, kamuoyunda büyük yankı uyandıran Benjamin Tetteh transferi ele alınıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/4652c2b9-3d81-498e-baa7-089357eada7a.jpeg" style="height:360px; width:620px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>20 Milyonluk Teklif Neden Kabul Edilmedi?</strong></span></p>

<p>Yeni Malatyaspor’un 2022 yılı itibarıyla en değerli futbolcularından biri olan Benjamin Tetteh için, 22 Mayıs 2022 tarihinde Süper Lig ekiplerinden Konyaspor tarafından 20 milyon TL’lik resmi bir teklif yapıldığı belirtiliyor. Teklif kulüp kayıtlarına geçmiş durumda.</p>

<p>Ancak bu teklif dönemin yönetimi tarafından reddedildi. Satış yapılmadı. Bu kararın gerekçesi kamuoyuna hiçbir zaman açıklanmadı.</p>

<p>Aydın İşkur, bu durumu şöyle değerlendiriyor:</p>

<p><em>“Konya Spor’un 22.05.2022 tarihli 20 milyon TL’lik teklifi kulüp kayıtlarında mevcut. Buna rağmen satış yapılmamış. Bu kararın nedeni bizde yok, ancak o günkü yönetime sormak gerekir.”</em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Bir Ay Sonra Bedelsiz Gidiş: Hull City Transferi</span></strong></p>

<p>Satılmayan futbolcu, yaklaşık bir ay sonra, İngiltere Championship ekiplerinden Hull City’e transfer oldu. Ancak bu transferin karşılığında kulüp kasasına tek bir kuruş girmedi. İşkur’un verdiği bilgiye göre, Tetteh bedelsiz olarak gönderildi.</p>

<p>Transferin yapıldığı kulüp ise, medya patronu Acun Ilıcalı’nın sahibi olduğu <em>Hull City.</em></p>

<p>İşkur’un ifadesiyle:</p>

<p><em>“Bir ay içinde, 20 milyon liralık teklifin ardından, aynı futbolcu hiçbir ücret alınmadan Hull City’e gönderilmiş. Bunun adı zarar değilse nedir?”</em></p>

<p><em><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/59c0b818-c2da-4bf6-8b4e-697abb8e7f71.jpeg" style="height:474px; width:647px" /></em></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Üstelik Kulüp Üstüne Borçlandı</strong></span></p>

<p>Tetteh transferi yalnızca bir gelir kaybı oluşturmakla kalmadı. Asıl çarpıcı iddia: Transfer sonrası Yeni Malatyaspor’un kasasına para girmediği gibi, oyuncuya ve menajerlik şirketine toplamda 3 milyon 750 bin dolar borçlandığı.</p>

<p>İşkur’a göre, bu kayıtlar kulübün defterlerinde açıkça yer alıyor:</p>

<p><em>“Siz 20 milyona satacağınız futbolcuyu bedelsiz gönderiyorsunuz ama üstüne 3 milyon 750 bin dolar borçlanıyorsunuz. Hangi mantıkla açıklanabilir bu? Hem futbolcudan oluyoruz, hem borçlanıyoruz. Bu basit bir yönetim hatası değil, açıklanması gereken çok ciddi bir işlemdir.”</em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Acun Ilıcalı ve Adil Gevrek’e Açık Çağrı</span></strong></p>

<p>Transferin gerçekleştirildiği kulübün sahibi Acun Ilıcalı ve o dönemin kulüp başkanı Adil Gevrek’in bu konuda kamuoyuna açıklama yapmaları gerektiğini belirten İşkur, süreci şöyle özetliyor:</p>

<p><em>“Bu konuyu netleştirecek iki kişi var: Biri futbolcuyu alan kulübün sahibi Acun Ilıcalı, diğeri ise o dönemde satışa onay vermeyen başkan Adil Gevrek. Bu transferde kimin kazandığını, Malatya’nın neden kaybettiğini açıklamak zorundalar.”</em></p>

<p><strong>Bir Sonraki Bölümde</strong></p>

<p>Yazı dizisinin ikinci bölümünde, 2022 yılında kulüp hesaplarına <strong>sanal POS ve mail order yöntemiyle dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca dolarlık kaynağı belirsiz para transferlerini </strong>ele alacağız.</p>

<p>Aydın İşkur’un iddiasına göre bu transferlerin toplam hacmi, o dönemki kurla yaklaşık 100 milyon dolara ulaşıyor. Ancak ne bu paraların nereden geldiği, ne de nereye harcandığı kayıt altına alınabilmiş durumda.</p>

<p><strong>Devam edecek.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/f3f0347b-e83c-4e58-9488-9c3369cbfeb3.jpeg" style="height:442px; width:800px" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Jul 2025 09:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/yirmi-milyonluk-teklif-reddedildi-bedelsiz-gonderildi-yeni-malatyaspor-tetteh-transferinden-nasil-zarar-etti-1752734195.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Daha Donmadan: Malatya İçin Beş Acil Çıkış</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-daha-donmadan-malatya-icin-bes-acil-cikis-109044</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-daha-donmadan-malatya-icin-bes-acil-cikis-109044</guid>
                <description><![CDATA[Ürün tükendi, umut kırıldı, sistem iflas etti. Ama hâlâ geç değil. Ramazan Özcan, 12 Nisan gecesinden bugüne kadar yaşananları özetliyor ve Malatya’ya bir daha aynı felaketi yaşamaması için beş maddelik eylem planı sunuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#2980b9">Ziraî Felaket Dosyası – 8. ve Son Bölüm</span></strong></p>

<p>Bu bir yazı dizisidir. Sekiz bölümlük analiz tamamlanmıştır.</p>

<p>12 Nisan gecesi Malatya’da termometre eksilere indi.<br />
Ama asıl eksi, çiftçinin içindeydi.<br />
O gece don, çiçekleri kavurdu.<br />
Ama ertesi sabah üretici tarlasına değil, takvimine baktı:<br />
<strong>“Borç günü yaklaştı.”</strong></p>

<p>Bu tablo, sadece hava koşullarının değil, yönetişimin de iflas ettiğini gösterdi.<br />
Çünkü kriz anları yalnızca zararı değil, ihmali de açığa çıkarır.<br />
Ve bu krizde en çok görülen şey şuydu:<br />
Sistem vardı ama sahada yoktu.<br />
Yöneticiler vardı ama tarlada yoktu.<br />
Kurumsal refleksler vardı ama üreticiye dokunmadı.</p>

<p>Krizi fırsata değil, derse çevirelim</p>

<p>Ramazan Özcan’a göre bu kriz, kader değil.<br />
Yani “don oldu, ne yapalım” kolaycılığıyla açıklanamaz.<br />
Çünkü bu yaşananlar artık olağanüstü değil, olağan hâle gelmiş bir felakettir.<br />
Ve bu nedenle, yaşananlardan çıkarılacak sonuç bir istatistik değil, bir eylem planı olmalıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/741ca8ed-3b87-46b6-ab04-3e709b7602d5(4)(1).jpeg" style="height:519px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Ramazan Özcan’dan Malatya’ya çağrı</span></strong></p>

<p><strong>“Artık konuşma değil, harekete geçme zamanı.”</strong><br />
Borsa Başkanı Ramazan Özcan, sekiz bölüm boyunca yaptığı açıklamaları beş ana başlıkta topluyor ve Malatya kamuoyuna şu çağrıyı yapıyor:</p>

<p><strong>1. Tarım sigortası yeniden yapılandırılmalı</strong></p>

<p>Mevcut TARSİM modeli üreticinin güvenini yitirmiştir.<br />
Eksper tespiti, zamanlama, tazminat tutarları ve başvuru süreci ciddi revizyon beklemektedir.<br />
Zarar varsa, tespiti adil ve hızlı olmalıdır.<br />
Sigorta varsa, üretici risk almamalıdır.</p>

<p>Bu haliyle sistem, üreticinin yanında değil karşısında konumlanmaktadır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/9822f27f-0ecb-4e93-af40-649e1625b647(1)(1).jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong>2. Çiftçi borçları faizsiz ve uzun vadeli yapılandırılmalıdır</strong></p>

<p>Don yaşanmış, ürün kaybı yaşanmış, gelir sıfırlanmış…<br />
Ama banka takvimleri işlemeye devam etmektedir.<br />
Bu durum üreticiyi borç-faiz-kredi sarmalına itmektedir.</p>

<p>Oysa yapılması gereken, çiftçiyi krediye değil, toprağa bağlamaktır.<br />
İlk adım, mevcut borçların faizsiz ve gerçekçi bir takvime bağlanmasıdır.</p>

<p><strong>3. Tarım İl Müdürlüğü kriz anlarında sahaya inmeli</strong></p>

<p>Afet sonrası üreticiye yol gösterecek, yönlendirecek, çözüm üretecek kurumların başında Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri gelmelidir.<br />
Ancak yaşanan bu son don olayında, çoğu üretici kurumları sahada görememiştir.<br />
Kurum, masa başından değil, arazi üzerinden yönetmelidir.<br />
Kriz masası, tarlaya kurulmalıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ss(1)(2)(1).jpg" style="height:552px; width:800px" /></p>

<p><strong>4. Lisanslı depo sistemi desteklenmeli, ürün senetleri teşvik edilmelidir</strong></p>

<p>Kayısı üreticisi, ürünü yok pahasına satmak zorunda kalmamalıdır.<br />
Lisanslı depoculuk sistemi, ürünün değerini korumak ve piyasayı düzenlemek için en önemli enstrümandır.<br />
Ancak bu sistemin işlerliği hâlâ sınırlıdır.<br />
Senetli ticaret, finansman aracı olarak yaygınlaştırılmalıdır.</p>

<p>Üretici ürünü değil, güveni depolamalıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/4629dd3b-b950-497a-8682-f0c2767e7403(1)(1).jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong>5. Erken uyarı sistemi yaygınlaştırılmalı ve desteklenmelidir</strong></p>

<p>Don uyarısı, olaydan sonra değil, öncesinde anlamlıdır.<br />
Bugün birçok üretici, soğuk havayı sabah tarlada fark etmektedir.<br />
Oysa teknoloji bu noktada devreye alınmalı, uyarı mekanizmaları SMS, mobil uygulama ve yerel medya ile anında ulaştırılmalıdır.</p>

<p>Ayrıca bu uyarılara karşı alınabilecek tedbirler için devlet destekli teşvik mekanizmaları geliştirilmelidir.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/aa(25)(1)(1).jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong>Bu yazı dizisi neden yazıldı?</strong></p>

<p>Çünkü her yıl yaşanan felaket, artık kader olmaktan çıkmıştır.<br />
Çünkü bu şehir, aynı cümleyi bir kez daha kurmamalı:<br />
“Don oldu, ürün gitti.”</p>

<p>Ramazan Özcan’ın sesiyle başlayan bu yazı dizisi, aslında binlerce üreticinin susturulmuş çığlığıdır.<br />
Çünkü onlar konuşamadı.<br />
Çünkü kimse onların sesini yeterince duymadı.</p>

<p>Ama şimdi söz, eylem zamanıdır.<br />
Ve bu beş başlıkta toplanan öneriler, yalnızca bir kurumun değil, bir şehrin geleceğine sunulmuş yol haritasıdır.</p>

<p>Malatya bir daha donmasın diye yazıldı bu dosya.<br />
Ama yazmak yetmez.<br />
Uygulanmazsa, gelecek yıl aynı manşeti yeniden atarız.</p>

<p>Ve o zaman kayısı değil, umudun kendisi kurur.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/mm(3)(2)(1).jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İLGİLİ BÖLÜMLER:&nbsp;</span></strong></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/sigorta-var-ama-koruma-yok-108660"><strong><span style="color:#c0392b">Sigorta Var Ama Koruma Yok!</span></strong></a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/borc-dondu-fatura-buyudu-108719"><strong><span style="color:#c0392b">Borç Dondu, Fatura Büyüdü!</span></strong></a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/son-umut-depoya-girdi-108775"><strong><span style="color:#c0392b">Son Umut Depoya Girdi!</span></strong></a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/zincir-koptu-yuk-ureticiye-kaldi-108836"><strong><span style="color:#c0392b">Zincir Koptu, Yük Üreticiye Kaldı!</span></strong></a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/kriz-geldi-herkes-aynaya-bakti-biri-sahaya-108918"><strong><span style="color:#c0392b">Kriz Geldi, Herkes Aynaya Baktı… Biri Sahaya!</span></strong></a><br />
<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Jul 2025 10:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/bir-daha-donmadan-malatya-icin-bes-acil-cikis-1752650456.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GİZLİ KAMERAYLA BİZİ ÇEKMEYE KALKTILAR!</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/gizli-kamerayla-bizi-cekmeye-kalktilar-109035</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/gizli-kamerayla-bizi-cekmeye-kalktilar-109035</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Malatyaspor’un eski başkanı Adil Gevrek, kendisine yönelik karalama kampanyasının boyutlarını gözler önüne serdi. Röportaj boyunca her soruya açık yüreklilikle yanıt veren Gevrek, son bölümde çok sert konuştu: “Gizli kamera kaydıyla tuzak kurmak istediler. Ama tamamını paylaşmaya cesaret edemediler!”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“Bizi gizli kamerayla çekmişler!”</strong></span></p>

<p>Adil Gevrek, son bölümde patlıyor:</p>

<p><strong>“Beni gizli kamerayla çekmeye çalışmışlar! Hadi delikanlıysan, videonun tamamını yayınla! Bir cümleyi alıp sosyal medyada yaymak kolay. Madem çok şey biliyorsun, aç yayınla. Kim ne demiş, kim kime ne demiş görelim!”</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/IMG_5111(1).jpeg" style="height:800px; width:800px" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“Kamera kayıtları montajlı mı, değil mi ortaya çıksın”</strong></span></p>

<p>İddiaların perde arkasında manipülasyon olduğunu vurgulayan Gevrek, meydan okuyor:</p>

<p><strong>“Bir cümleyle algı yapmaya çalışıyorlar. O görüntünün öncesi var mı, sonrası var mı? Konu neydi, bağlam neydi? Açsınlar videonun tamamını… Cesaret edebiliyorlarsa. Çünkü o zaman gerçek ortaya çıkar!”</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/44(109).jpg" style="height:450px; width:760px" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“Kulübe bir kuruş zarar verdiysem gelsinler yüzüme söylesinler”</strong></span></p>

<p>Gevrek son kez kamuoyuna sesleniyor:</p>

<p><strong>“Benim alnım açık. Kim ne biliyorsa gelsin söylesin. Kulübe zarar verdiysem, bir kuruş yediysem, gelsinler yüzüme karşı söylesinler. Ama böyle gizli çekimlerle, montajla, iftirayla algı yapmasınlar!”</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/Untitled%20(2)(1)(1).jpg" style="height:800px; width:800px" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>“Bu bir röportaj değildi… Bu bir hesaplaşmaydı!”</strong></span></p>

<p>Beş bölüm boyunca sert ama net bir duruş sergileyen Gevrek, röportajı şöyle özetliyor:</p>

<p><strong>“Bu sadece bir röportaj değil. Bu, hakkımda yapılan iftiraların hesabını millete anlatma çabasıydı. Her sorunuza açık yüreklilikle cevap verdim. Ama unutulmasın: Susmam, susturulmam!”</strong></p>

<p>Röportaj tamamlandı… Söz şimdi Karadağ yönetiminde!</p>

<p>Beş gün süren bu röportaj serisi boyunca Adil Gevrek’e yöneltilen tüm iddiaları sormaya, kamuoyunun merak ettiklerini cevaplatmaya çalıştık.</p>

<p>Her bölümde, sadece Adil Gevrek’in değil; bu şehirde olup biten her şeyin hesabını kamu vicdanında tartışmaya açtık.</p>

<p><strong>Şimdi söz sırası Haşim Karadağ ve kurmaylarında.</strong></p>

<p><strong>Mikrofon açık… Söz sizde!</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/Untitled%2033(1).jpg" style="height:600px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong>NOT</strong>:<br />
Bu röportaj serisi, gazetecilik etiği gereği tek taraflı ithamlarla değil; çok sesli ve medeni bir tartışma zemininde gerçekleri ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır.<br />
Ne Adil Gevrek’in ne de Haşim Karadağ’ın avukatı değiliz.<br />
Bizim derdimiz kavga değil, hakikatin izini sürmektir.</p>

<p>Yeni bir yazı dizisinde buluşmak üzere…</p>

<p><strong>Röportaj: Murat Çetin</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İLGİLİ BÖLÜMLER:&nbsp;</span></strong></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bu-bir-intikam-operasyonu-108941"><span style="color:#c0392b"><strong>Bu Bir İntikam Operasyonu!</strong></span></a><br />
&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/200-milyon-nerede-lafi-degil-parayi-gorelim-108953"><strong><span style="color:#c0392b">200 MİLYON NEREDE? LAFI DEĞİL, PARAYI GÖRELİM!</span></strong></a><br />
&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/yuz-milyon-dolar-geldiyse-bu-borc-neden-bitmedi-108973"><span style="color:#c0392b"><strong>YÜZ MİLYON DOLAR GELDİYSE, BU BORÇ NEDEN BİTMEDİ?</strong></span></a><br />
&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/pesin-para-istediler-akrabam-bekledi-109006"><strong><span style="color:#c0392b">PEŞİN PARA İSTEDİLER, AKRABAM BEKLEDİ!</span></strong></a><br />
<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Jul 2025 21:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/gizli-kamerayla-bizi-cekmeye-kalktilar-1752605289.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PEŞİN PARA İSTEDİLER, AKRABAM BEKLEDİ!</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/pesin-para-istediler-akrabam-bekledi-109006</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/pesin-para-istediler-akrabam-bekledi-109006</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Malatyaspor’un eski başkanı Adil Gevrek, kulüp bütçesinden akrabası Fevzi Gevrek’in şirketine “hizmet alınmadan ödeme yapıldığı” yönündeki suçlamaları ilk kez yanıtladı. “O dönem hiçbir firma parasız çalışmazken, bu şirket borç erteleyerek hizmet verdi. Malatya’nın menfaati için, değil mi?” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Malatya’ya hizmet ettik, iftirayla cezalandırıldık!”</span></strong></p>

<p>Adil Gevrek hakkında en çok konuşulan iddialardan biri, <strong>yakınına ait şirkete ödeme yaptığı </strong>yönündeydi. Söz konusu firma, stadyum ve kulüp tesislerinde görev yapan güvenlik şirketi. Bu şirketin sahibi ise Gevrek’in yakını Fevzi Gevrek.</p>

<p>İddia açık:</p>

<p><strong><em>“Kulüp, bu şirkete hizmet almadan milyonlarca lira ödedi.”</em></strong></p>

<p>Adil Gevrek’in yanıtı ise daha da net:</p>

<p><em><strong>“O firma Malatya için, kulüp için zararına çalıştı. Diğer firmalar parasını peşin isterken, bu firma çekle, vadeyle, tahammülle çalıştı. Çünkü ortada Malatya Spor’un selameti vardı.”</strong></em></p>

<p><em><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/d887d692-c569-4ee1-b729-a3ea1c197d0e.jpeg" style="height:600px; width:800px" /></strong></em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Etik mi? Tartışılır… Ama suç mu? Asla!”</span></strong></p>

<p>Gevrek, akrabalık ilişkisini inkâr etmiyor. Aksine, konuyu doğrudan sahipleniyor:</p>

<p><em><strong>“Evet, firma yakınıma ait. Bunu saklamıyorum. Zaten her şey resmi. Ama burada esas mesele şudur: Bu hizmet alındı mı? Evet. Kulüp zarar etti mi? Hayır. Aksine, diğer firmalar parayı peşin isterken bu şirket borcunu bekletti.”</strong></em></p>

<p>Ve açıkça itiraz ediyor:</p>

<p><em><strong>“Akrabalık etik olarak tartışılabilir, evet. Ama hizmet alınmışsa, ödeme yapılmışsa ve hatta zararına çalışılmışsa… Buna ‘yolsuzluk’ demek iftiradır!”</strong></em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Para geldi, çek verildi, kulüp nefes aldı!”</span></strong></p>

<p>Adil Gevrek o döneme dair süreci şöyle anlatıyor:</p>

<p><strong><em>“Kulüp nakit akışı sağlayamıyordu. Güvenlik firmaları sezonluk ya da maçlık peşin para talep ediyordu. Bu şirket, çek karşılığı vadeli çalıştı. Hatta bazen çek gelmeden, sadece sözle işe başladı.”</em></strong></p>

<p>Bir örnek daha veriyor:</p>

<p><em><strong>“Bütün personel maaşlarının toplu ödemesinde bu şirket elini taşın altına koydu. Başka firmaların kaçtığı noktada bu şirket fedakârlık yaptı. Şimdi ‘akrabasına para aktardı’ diyorlar.”</strong></em></p>

<p><em><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/5b79e553-9cac-46ae-86f4-3430f0c0a06b.jpeg" style="height:800px; width:800px" /></strong></em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Savcıya ifade verdim, müfettiş geldi, temize çıktım”</span></strong></p>

<p>Gevrek bu konuda idari ve hukuki sürecin zaten yaşandığını da hatırlatıyor:</p>

<p><em><strong>“Ahmet Yaman’da bizi bu konudan dolayı daha önce şikâyet etmişti. Müfettiş geldi, dosyaları inceledi. Savcılığa gittim, ifade verdim. Her şey resmi, her ödeme belgeli. Bu dosya çoktan kapandı. Ama algı yeniden ısıtılıyor.”</strong></em></p>

<p>Ve ekliyor:</p>

<p><strong><em>“Benim soyadımı taşıyan biri kulübe hizmet verince suç oluyor da, başkasının şirketi alınca hizmet mi oluyor?”</em></strong></p>

<p><strong>Yarınki bölümde…</strong></p>

<p><strong>“Beni Gizli Kamerayla Çektiler!”</strong><br />
Adil Gevrek, Haşim Karadağ ve ekibiyle yaptığı görüşmenin gizli çekildiğini iddia etti.<br />
<strong><em>“Masaya oturduk, telefondan bizi çektiklerini fark ettik. Bu suçtur!” </em></strong>dedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/e56b9e96-b4da-470b-af50-d847abb180b6.jpeg" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p><strong>NOT:</strong></p>

<p><strong>Bu röportaj, kamuoyunu ilgilendiren bir süreçte taraflara söz hakkı tanımak amacıyla yapılmıştır.</strong></p>

<p>Ne Adil Gevrek’in ne de Haşim Karadağ’ın avukatı değiliz.<br />
İddialar büyümeden önce doğruları ortaya koymak adına gazetecilik görevimizi yerine getiriyoruz.<br />
Konuşmak isteyen herkese mikrofonumuz açıktır.</p>

<p>**</p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜMLER:&nbsp;</strong></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bu-bir-intikam-operasyonu-108941"><strong><span style="color:#c0392b">Bu Bir İntikam Operasyonu!</span></strong></a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/200-milyon-nerede-lafi-degil-parayi-gorelim-108953"><strong><span style="color:#c0392b">200 MİLYON NEREDE? LAFI DEĞİL, PARAYI GÖRELİM!</span></strong></a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/yuz-milyon-dolar-geldiyse-bu-borc-neden-bitmedi-108973"><span style="color:#c0392b"><strong>YÜZ MİLYON DOLAR GELDİYSE, BU BORÇ NEDEN BİTMEDİ?</strong></span></a><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Jul 2025 17:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/pesin-para-istediler-akrabam-bekledi-1752505292.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YÜZ MİLYON DOLAR GELDİYSE, BU BORÇ NEDEN BİTMEDİ?</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/yuz-milyon-dolar-geldiyse-bu-borc-neden-bitmedi-108973</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/yuz-milyon-dolar-geldiyse-bu-borc-neden-bitmedi-108973</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Malatyaspor’un mevcut yönetimi, eski başkan Adil Gevrek döneminde kulübe 100 milyon dolar para girişi olduğunu iddia etmişti. Bu para nereye gitti? Gevrek net konuştu: “Öyle bir para hiç gelmedi. MASAK süzgecinden geçmeden hiçbir ödeme yapılmadı. Kulübe kuruş girmeyen bağışı nasıl yedirmişim?”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
<strong><span style="color:#2980b9">“Yüz milyon mu? Göstersinler belgesini!”</span></strong></p>

<p>Adil Gevrek bu bölüme tek cümleyle giriyor:</p>

<p><em><strong>“100 milyon dolar para girmiş kulübe öyle mi? O zaman neden borç hâlâ burada?”</strong></em></p>

<p>Ve ardından soruyor:</p>

<p><em><strong>“Bir kuruş kulüp hesabına girmeyen parayı nasıl yedirmişim? Nerede bu para? Hangi hesapta, hangi banka dekontunda, hangi kayıt defterinde?”</strong></em></p>

<p><em><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/Untitled%2033.jpg" style="height:600px; width:800px" /></strong></em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Bankaya para geliyor da MASAK görmüyor öyle mi?”</span></strong></p>

<p>Gevrek, özellikle “kara para aklama” iddialarını alenen saçmalık olarak nitelendiriyor:</p>

<p><em><strong>“Transfer parası bile hesaba yatmadan önce bankada günlerce bekliyordu. MASAK kontrol etmeden hiçbir şey geçmiyordu. Bahsedilen o 1-2 milyon dolarlık futbolcu satışlarının bile denetim süreci vardı. Şimdi biri çıkıp 100 milyon dolar geldi diyor. Böyle bir şey olabilir mi?”</strong></em></p>

<p>Ve ekliyor:</p>

<p><em><strong>“Bugün Fenerbahçe, Galatasaray bile 100 milyon dolar gelir elde edememişken, Malatyaspor nasıl etmiş? Bunun mantığı, belgesi, verisi nerede?”</strong></em></p>

<p><em><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/Untitled%20(2)(1).jpg" style="height:800px; width:800px" /></strong></em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Bağış bile yok… Ortada kuruş yok!”</span></strong></p>

<p>Gevrek, bağış parası üzerinden yaratılan algıyı da sert şekilde eleştiriyor:</p>

<p><em><strong>“Yurt dışından, Brezilya’dan, Kanada’dan, Şili’den, Japonya’dan bağış gelmişmiş. Bağış varsa, bağış dekontunu göstersinler. Bir kuruş bile girmemiş o kasaya. 100 dolar, 1000 dolar bağış bile yok. Hepsi hikâye!”</strong></em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Bir şeyi tekrar edince gerçek olmuyor”</span></strong></p>

<p>Gevrek’e göre bugünkü suçlamaların temelinde gerçeklik değil, tekrar var:</p>

<p><em><strong>“Aynı cümleyi tekrar tekrar söyleyince, sanki gerçekmiş gibi algı yaratıyorlar. Medyada, sosyal medyada sürekli 100 milyon dediler, herkes buna alıştı. Ama ortada ne para var, ne kayıt!”</strong></em></p>

<p>Ve ekliyor:</p>

<p><em><strong>“Bu algıyı bilerek yaptılar. Çünkü başarısız oldular. Şimdi suçlu arıyorlar.”</strong></em></p>

<p>“Varsa kayıt, göndersinler savcıya… Ben hazırım!”</p>

<p>Adil Gevrek açık açık meydan okuyor:</p>

<p><em><strong>“Varsa kayıt, varsa belge, göndersinler savcılığa. Ben oradayım. Bu işin MASAK’ı da devleti de var. Ama belge yerine sosyal medyada manşet atıyorlar.”</strong></em></p>

<p><em><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/Untitled.jpg" style="height:600px; width:800px" /></strong></em></p>

<p><strong>Yarınki bölümde…</strong></p>

<p><strong>“Fevzi Gevrek’e Para Aktarıldı” mı? İşte O Güvenlik Şirketi Gerçeği!</strong><br />
Adil Gevrek, akrabasına ait şirkete ödeme yapıldığı iddiasına cevap veriyor: “Zararına çalıştık. Başka firma parasını peşin isterken, biz kulüp için sırtlandık!”</p>

<p><strong>NOT:</strong></p>

<p><strong>Bu röportaj, kamuoyunu ilgilendiren bir süreçte taraflara söz hakkı tanımak amacıyla yapılmıştır.</strong><br />
Ne Adil Gevrek’in ne de Haşim Karadağ’ın avukatı değiliz.<br />
İddialar büyümeden önce doğruları ortaya koymak adına gazetecilik görevimizi yerine getiriyoruz.<br />
Konuşmak isteyen herkese mikrofonumuz açıktır.</p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜMLER:&nbsp;</strong></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bu-bir-intikam-operasyonu-108941"><strong><span style="color:#c0392b">BU BİR İNTİKAM OPERASYONU!</span></strong></a><br />
<br />
**</p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/200-milyon-nerede-lafi-degil-parayi-gorelim-108953"><span style="color:#c0392b"><strong>200 MİLYON NEREDE? LAFI DEĞİL, PARAYI GÖRELİM!</strong></span></a><br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 13 Jul 2025 16:12:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/yuz-milyon-dolar-geldiyse-bu-borc-neden-bitmedi-1752412907.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>200 MİLYON NEREDE? LAFI DEĞİL, PARAYI GÖRELİM!</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/200-milyon-nerede-lafi-degil-parayi-gorelim-108953</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/200-milyon-nerede-lafi-degil-parayi-gorelim-108953</guid>
                <description><![CDATA[Yeni Malatyaspor’un eski başkanı Adil Gevrek, kulüpteki borç krizine dair en çok konuşulan iddiayı yanıtladı. “200 milyon bulunacak” vaadiyle göreve gelen yönetimi sert dille eleştirdi: “Eğer o para gerçekten varsa, bugün bile birlikte kapatalım borcu. Ama ortada para yok, sadece laf var.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#3498db"><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/IMG_5133.jpeg" style="height:600px; width:800px" />“200 milyonun lafı kolay, asıl mesele onu koyacak yürek!”</strong></span></p>

<p>Yeni yönetim göreve gelirken Malatya kamuoyuna bir vaat verdi:<br />
“<strong>Bir saat içinde 200 milyon bulunur!</strong>”</p>

<p>Aradan haftalar geçti. O para hâlâ ortada yok. Ama iddialar, ithamlar, suçlamalar havada uçuşuyor. Adil Gevrek ise bu süreci şöyle yorumluyor:</p>

<p>“<em>Ben en başta bu paranın gerçekten geleceğine inanmadım. Ama yine de Malatyaspor menfaati için ‘bir umut varsa üstüme düşeni yapayım’ dedim. Oyuncularla, kulüplerle, menajerlerle görüştüm. Borcu üçte birine indirecek bir dosya hazırladım. Ama onların derdi çözüm değilmiş, şovmuş.</em>”</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/IMG_5122.jpeg" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#3498db">“<strong>Borç hâlâ duruyor. Peki 200 milyon nerede?</strong>”</span></p>

<p>Adil Gevrek’in verdiği en net mesajlardan biri şu:</p>

<p>“<em>Eğer gerçekten 200 milyon varsa, ben hâlâ destek olmaya hazırım. Malatyaspor için her şeyi bir kenara bırakır, birlikte borcu kapatırım. Ama bu para yoksa, artık algı üretmeyi bırakın!</em>”</p>

<p>Gevrek bu açıklamasıyla sadece bir savunma yapmıyor; doğrudan mevcut yönetime meydan okuyor:<br />
“<em>Borç masada duruyor, parayı da koyun görelim!</em>”</p>

<p>Ve bir ironiyle ekliyor:</p>

<p>“<em>200 milyon varsa, bugün neden transfer tahtası hâlâ açılmadı? Madem bu kadar kolaydı, neden hâlâ bekliyoruz?</em>”</p>

<p><span style="color:#3498db">“<strong>Yüzde bir ihtimal bile olsa, ben elimden geleni yaptım”</strong></span></p>

<p>Gevrek, tüm ithamlara ve baskılara rağmen Malatya için çözüm arayışına girdiğini vurguluyor:</p>

<p>“<em>Yüzde bir ihtimal bile olsa, futbolcularla pazarlık yaptım. Bu borcun üçte birine kapanabileceğini ispatladım. Dosyaları önlerine koydum. Ama o noktadan sonra para olmadığı ortaya çıkınca, hedefi ben oldum. Çünkü başarısızlığın bahanesi lazımdı.</em>”</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/IMG_5111.jpeg" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>“Malatya’nın menfaatine mi, kendi imajlarına mı çalışıyorlar?”</strong></span></p>

<p>Bu soruyu doğrudan sormuyor ama satır aralarında net bir cevap veriyor:</p>

<p>“<em>200 milyon yoktu. Olmadığı ortaya çıkınca, suçlu yaratmaları gerekiyordu. Kulübün geleceğiyle değil, kendi algılarıyla ilgileniyorlar.</em>”</p>

<p><strong>Yarınki bölümde…</strong></p>

<p>“<span style="color:#e74c3c"><strong>Yüz Milyon Dolar Geldiyse, Bu Borç Neden Bitmedi?</strong></span>”<br />
Adil Gevrek, kara para, bağış parası ve 100 milyon dolar iddiasına belgelerle karşılık veriyor.<br />
“MASAK’ı geçmeden o paralar hesaba girmezdi. 1 kuruş bile gelmedi!” diyor.</p>

<p><strong>NOT:</strong></p>

<p><strong>Bu röportaj, kamuoyunu ilgilendiren bir süreçte taraflara söz hakkı tanımak amacıyla yapılmıştır.<br />
Ne Adil Gevrek’in ne de Haşim Karadağ’ın avukatı değiliz.</strong><br />
İddialar büyümeden önce doğruları ortaya koymak adına gazetecilik görevimizi yerine getiriyoruz.<br />
Konuşmak isteyen herkese mikrofonumuz açıktır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bu-bir-intikam-operasyonu-108941"><span style="color:#e74c3c"><strong>İLK BÖLÜMÜ BU LİNKİ TIKLAYARAK OKUYABİLİRSİNİZ</strong></span></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 12 Jul 2025 15:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/200-milyon-nerede-lafi-degil-parayi-gorelim-1752324842.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu Bir İntikam Operasyonu!</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bu-bir-intikam-operasyonu-108941</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bu-bir-intikam-operasyonu-108941</guid>
                <description><![CDATA[Adil Gevrek konuştu: “Yeni Malatyaspor’un değil, benimle hesaplaşıyorlar.” 
Yeni Malatyaspor eski başkanı Adil Gevrek, hakkında yürütülen suçlamalara ve açılan davalara karşı ilk kez konuştu. “Bu bir sportif kriz değil, siyasi hesaplaşma” dedi. Röportaj dizimizin ilk bölümünde Gevrek, 10 yıllık geçmişi ve bugünkü iddialar arasında kurulan tuhaf paralelliğe işaret etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Mesele borç değil, mesele Adil Gevrek!”</span></strong></p>

<p>Yeni Malatyaspor’da yönetim değişti, suçlamalar arttı. Kara para, usulsüzlük, görevi kötüye kullanma, silinen belgeler, akraba şirketleri… Ancak Adil Gevrek’e göre bunların hiçbiri meselenin özü değil. Onun deyimiyle, “Yüzeyde Malatyaspor varmış gibi görünüyor ama aslında hedefte ben varım.”</p>

<p>Röportajın açılışında şu sözleri sarf etti:</p>

<p><em>“Bugün kulüp üzerinden yürütülen her tartışma aslında Adil Gevrek üzerinden yürütülüyor. Bu Yeni Malatyaspor’un borç meselesi değil, bu doğrudan doğruya şahsıma dönük bir intikam operasyonudur.”</em></p>

<p>Ve ardından ekliyor:</p>

<p><em>“10 yıldır aynı zihniyetle mücadele ediyorum. Bugün yönetimde olanlar, geçmişte UEFA’ya giden takımın bile başarılarını sabote etmeye çalıştı. Ben oradayken engellemeye çalıştılar, şimdi adımı silmeye çalışıyorlar. Bu bir sportif problem değil, bu bir siyasi linç kampanyasıdır.”</em></p>

<p><em><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/Untitled%20(3).jpg" style="height:600px; width:800px" /></em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“UEFA’ya giderken bile üzerime geldiler!”</span></strong></p>

<p>Adil Gevrek, sadece bugün değil, geçmişte de aynı yapıların kendisini hedef aldığını vurguluyor:</p>

<p><em>“UEFA’ya giden takımın başkanıydım. Süper Lig’de kalıcı olmuş bir kulüp haline gelmiştik. Ama o gün de saldırdılar. Başarılıyken sustular, başarısızlık aradıklarında saldırdılar. Bu yapı değişmedi. Hatta bugün o gün kulübün içine giremeyenler, yönetim etrafında yeniden yer aldı.”</em></p>

<p>Bu ifadeler açıkça gösteriyor ki Gevrek, bugünkü tartışmaların yalnızca mali veya hukuki boyutunu değil; aynı zamanda psikolojik ve politik bir hesaplaşma süreci olduğunu düşünüyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/Untitled%20(2).jpg" style="height:800px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Ben kulüpten değil, itibarımdan alacaklıyım!”</span></strong></p>

<p>Adil Gevrek, kulüp tarihindeki hizmetlerine rağmen bugün linç edildiğini söylüyor. “Ben bu kulübü ikinci ligden alıp Avrupa kupalarına götürdüm. Ama sonunda ödülüm suçlama oldu” diyor. Ve bu kısmı özellikle şu cümleyle özetliyor:</p>

<p><em>“Bugün itibar suikasti yaşıyorum. Bu şehirde benim gibi hizmet eden biri linç ediliyorsa, mesele hizmet değil, mesele şahıs!”</em></p>

<p>Ayrıca suçlamaların tamamını reddettiğini, yargı süreci başladığında tüm gerçeklerin ortaya çıkacağını da net ifadelerle belirtiyor:</p>

<p><em>“Savcılığa suç duyurusu yapılmış. Biz de karşı dava açıyoruz. Benim ne mali ne ahlaki korkum yok. O masada, o yönetimde olan herkes çok iyi biliyor ki, bu bir gerçek arayışı değil, bu bir hesaplaşma!”</em></p>

<p><em><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/Untitled%20(1).jpg" style="height:600px; width:800px" /></em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Malatya halkı her şeyi görüyor!”</span></strong></p>

<p>Adil Gevrek, bu iddialara Malatya kamuoyunun da itibar etmediğini düşünüyor. Sosyal medyada yapılan algı operasyonlarını “yüz kişilik bir klik” olarak tanımlıyor ve şöyle diyor:</p>

<p><em>“Malatya’da 1 milyon insan var. Ama sosyal medyada 100 kişi bağırınca sanki herkes onlarmış gibi görünüyor. Ben halkın vicdanına güveniyorum. Kimin hizmet ettiğini, kimin iftira attığını herkes görüyor.”</em></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Yarınki bölümde…</span></strong></p>

<p><em>“200 Milyon Varsa, Getirin Bugün Borcu Kapatayım!”<br />
Adil Gevrek, mevcut yönetimin “200 milyon hazır” vaadini değerlendiriyor ve şok bir teklif sunuyor: “Varsa koyun, ben de üstüne çıkarım, birlikte kapatalım!”</em></p>

<p><strong>NOT:</strong></p>

<p><strong>Bu röportaj, kamuoyunu ilgilendiren bir süreçte taraflara söz hakkı tanımak amacıyla yapılmıştır.</strong><br />
Ne Adil Gevrek’in ne de Haşim Karadağ’ın avukatı değiliz.<br />
İddialar büyümeden önce doğruları ortaya koymak adına gazetecilik görevimizi yerine getiriyoruz.<br />
Konuşmak isteyen herkese mikrofonumuz açıktır.</p>

<p><strong>Röportaj: Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Jul 2025 17:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/bu-bir-intikam-operasyonu-1752243486.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kriz Geldi, Herkes Aynaya Baktı… Biri Sahaya!</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kriz-geldi-herkes-aynaya-bakti-biri-sahaya-108918</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kriz-geldi-herkes-aynaya-bakti-biri-sahaya-108918</guid>
                <description><![CDATA[Felaket büyüktü ama herkesin tutumu aynı değildi. Kimisi tweet attı, kimisi tarlaya indi. Ramazan Özcan kriz boyunca sadece konuşmadı, Malatya’nın omzuna omuz verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ZİRAÎ FELAKET DOSYASI – 7. BÖLÜM</span></strong></p>

<p>Bu bir yazı dizisidir. Her iki günde bir yeni bölümü yayımlanmaktadır.</p>

<p>12 Nisan gecesi soğuk sadece ürünü yakmadı,<br />
niyeti de, cesareti de açığa çıkardı.</p>

<p>Kriz anı aynadır.<br />
Kimin ne kadar sorumluluk hissettiğini,<br />
kimin hangi görevle değil, hangi vicdanla hareket ettiğini gösterir.</p>

<p>Ve bu krizde, aynaya değil,<br />
ayağa kalkan biri vardı: Ramazan Özcan.</p>

<p>Borsa Başkanı gibi değil, afet komutanı gibi</p>

<p>Soğuk haberini alır almaz sahadaydı.<br />
Eksper gelmeden, devlet konuşmadan, kurumlar toparlanmadan…<br />
Ramazan Özcan tarladaydı.</p>

<p>O anı tarif ederken şunu diyor:<br />
<strong>“Don olmuştu. Ama daha kötüsü, kimsenin olmamış gibi davranmasıydı.”</strong></p>

<p>O yüzden üreticinin yanına sadece geçmiş olsun demeye gitmedi…<br />
Onun adına konuşmaya, onun sesi olmaya gitti.</p>

<p>Yerel idare, sosyal medyadan ibaretti</p>

<p>Felaketin hemen ardından,<br />
bazı belediyelerden sadece temenni geldi.<br />
İlçelerin çoğu <strong>“zaten tarım bende değil”</strong> diyerek geri çekildi.</p>

<p>Sadece birkaç fotoğraf, birkaç baş sağlığı…<br />
O kadar.</p>

<p>Kırsalda yanan ocakların yanında ne bir başkan vardı,<br />
ne de organize bir kriz masası.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/741ca8ed-3b87-46b6-ab04-3e709b7602d5(4).jpeg" style="height:519px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>STK’lar nerede?</strong></span></p>

<p>Sözde tarımın temsilcisi olan onlarca birlik, oda ve dernek,<br />
ancak günler sonra ortak açıklama yaptı.<br />
Onlar açıklama yaparken, Ramazan Özcan Meclis kürsüsündeydi.<br />
Onlar toplantı alırken, Özcan eksperle bağ kuruyordu.</p>

<p>Çünkü bazıları örgüttü,<br />
bazıları sadece tabelaydı.<br />
Oysa üretici, tabela değil,<br />
temsil görmek istiyordu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ss(1)(2).jpg" style="height:552px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Medya: Gecikti, sarsmadı, sustu</span></strong></p>

<p>Felaketin ilk haftası, ulusal medyada Malatya’nın adı geçmedi.<br />
Yerelde ise bazı yayınlar <strong>“yine mi don”</strong> diyerek meseleyi sıradanlaştırdı.<br />
Oysa bu don, sıradan değil;<br />
varlıkla yokluk arasındaki farktı.</p>

<p>Ramazan Özcan, sesini bu sessizliğe rağmen duyurabildi.<br />
Hem üretici adına konuştu<br />
hem bürokrasiye başvurdu<br />
hem de Meclis kürsüsünden hakikati seslendirdi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/mm(3)(2).jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">O sadece şikâyet etmedi, çözüm sundu</span></strong></p>

<p>– Meclis komisyonuna birebir brifing verdi<br />
– Ziraat Bankası ve sigorta temsilcileriyle sahada buluştu<br />
– TARSİM sisteminin yapısal eksiklerini raporladı<br />
– Lisanslı depoları aktif hale getirdi<br />
– İthal kayısı tehdidine karşı ticaret refleksi gösterdi</p>

<p>Kısaca:<br />
Krizi yönetti.<br />
Yönlendirmedi,<br />
geçiştirmedi,<br />
sadece konuşmadı.<br />
Yürüdü.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/aa(25)(1).jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;8.&nbsp;&nbsp; &nbsp;ve son bölümde:</strong><br />
Ramazan Özcan’ın 5 maddelik eylem planı<br />
Malatya’nın bir daha donmadan önce yapması gerekenler<br />
Ve bu yazı dizisinin ardındaki hakikat…</p>

<p><strong>Röportaj: Murat Çetin</strong></p>

<p><strong>***</strong></p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜMLER:&nbsp;</strong></p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Bir Gece Dondu, Bir Şehir Çöktü!</span></strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522</a></strong></p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Bir Milyar Dolarlık Buz Kırığı</span></strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-108579" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-108579</a></strong></p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Sigorta Var Ama Koruma Yok!</span></strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/sigorta-var-ama-koruma-yok-108660" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/sigorta-var-ama-koruma-yok-108660</a></strong></p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Borç Dondu, Fatura Büyüdü!</span></strong><br />
<br />
<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/borc-dondu-fatura-buyudu-108719" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/borc-dondu-fatura-buyudu-108719</a></strong></p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Son Umut Depoya Girdi!</span></strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/son-umut-depoya-girdi-108775" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/son-umut-depoya-girdi-108775</a></strong></p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Zincir Koptu, Yük Üreticiye Kaldı!</span></strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/zincir-koptu-yuk-ureticiye-kaldi-108836" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/zincir-koptu-yuk-ureticiye-kaldi-108836</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 10 Jul 2025 22:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/kriz-geldi-herkes-aynaya-bakti-biri-sahaya-1752174580.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zincir Koptu, Yük Üreticiye Kaldı!</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/zincir-koptu-yuk-ureticiye-kaldi-108836</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/zincir-koptu-yuk-ureticiye-kaldi-108836</guid>
                <description><![CDATA[Don geldiğinde çiftçi sigortaya baktı, sigorta devlete… Devlet ise “rapor hazırlayın” dedi. Zincirin halkaları birbiriyle konuşmazken, bütün yük en zayıf halka olan üreticinin sırtında kaldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#2980b9">ZİRAÎ FELAKET DOSYASI – 6. BÖLÜM</span></strong></p>

<p>Bu bir yazı dizisidir. Her iki günde bir yeni bölümü yayımlanmaktadır.</p>

<p>Malatya’da yaşanan don felaketi,<br />
bir ürün kaybı değil,<br />
bir sistem ifşasıydı.</p>

<p>Çünkü ziraî afet geldiğinde herkes göz göze geldi,<br />
ama hiç kimse el ele veremedi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/741ca8ed-3b87-46b6-ab04-3e709b7602d5(3).jpeg" style="height:519px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Sigorta üreticiye sırt döndü</span></strong></p>

<p>Ramazan Özcan’ın tabiriyle,<br />
sigorta sistemi güven vermiyor.</p>

<p>Üretici zararını bildiriyor.<br />
Eksper geliyor.<br />
Ama çiftçi o eksperin tutanağını,<br />
kendi tarlası kadar yabancı buluyor.</p>

<p>Üstelik sigorta sadece fiziki değil,<br />
duygusal güveni de kaybetmiş.</p>

<p>Yani poliçeyi satın alıyorsun,<br />
ama zarar anında yalnız kalıyorsun.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/9822f27f-0ecb-4e93-af40-649e1625b647(1).jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Devlet rapor bekliyor, üretici iflas ediyor</span></strong></p>

<p>Tarım İl Müdürlüğü geliyor.<br />
Meclis Komisyonu oluşturuluyor.<br />
Ziraat Odası rapor yazıyor.<br />
Ama tarlada mahsul yok,<br />
evde çocuk aç.</p>

<p>Üretici rapor değil,<br />
nakit istiyor.</p>

<p>Sadece kredi değil,<br />
bakım için can suyu…</p>

<p>Ama masaya oturan kurumlar birbirine bakıyor:<br />
Borsa bakanlığa,<br />
bakanlık bütçeye,<br />
bürokrasi genelgeye…</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/4629dd3b-b950-497a-8682-f0c2767e7403(1).jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Zincirin halkaları kopuk</span></strong></p>

<p>Ramazan Özcan bu tabloyu şöyle anlatıyor:<br />
“Üretici, devlet, sigorta üçgeni yeniden tanımlanmalı. Herkes birbirine uzak, üretici ise merkezin dışında.”</p>

<p>Çünkü bu sistemde:</p>

<p>– Üretici anlamıyor<br />
– Devlet geç kalıyor<br />
– Sigorta eksik tutuyor<br />
Ve en zayıf halka,<br />
bütün yükü taşıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/9f9630f7-0946-4c81-b607-a3bc71e47074(3).jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Aynı felaket, her yıl yaşanır mı?</span></strong></p>

<p>Malatya son beş yılda 3 defa don felaketi yaşadı.<br />
Ama hâlâ aynı yerdeyiz.<br />
Ne koruma var,<br />
ne önleyici sistem.<br />
Ne de gelecek için çalışan yapılar.</p>

<p>Her yıl aynı sorular,<br />
her yıl aynı çaresizlik.<br />
Sistemin kendisi,<br />
afet haline gelmiş durumda.</p>

<p><strong>Yedinci bölümde:</strong><br />
Ramazan Özcan’a göre bu krizi kim yönetti<br />
Medya, sivil toplum ve yerel yönetim ne kadar organizeydi<br />
Ve Malatya Ticaret Borsası bu süreçte ne yaptı</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/5a4487d0-8182-49f5-9aa4-714398cb58b2(1).jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">İLGİLİ BÖLÜMLER&nbsp;</span></strong></p>

<p><strong>Bir Gece Dondu, Bir Şehir Çöktü!</strong><br />
<br />
<a href="http:// https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522"><strong>&nbsp;https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522</strong></a></p>

<p>**</p>

<p><strong>Bir Milyar Dolarlık Buz Kırığı</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-108579" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-108579</a></strong></p>

<p>**</p>

<p><strong>Sigorta Var Ama Koruma Yok!</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/sigorta-var-ama-koruma-yok-108660" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/sigorta-var-ama-koruma-yok-108660</a></strong></p>

<p>**</p>

<p><strong>Borç Dondu, Fatura Büyüdü!</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/borc-dondu-fatura-buyudu-108719" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/borc-dondu-fatura-buyudu-108719</a></strong></p>

<p>**</p>

<p><strong>Son Umut Depoya Girdi!</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/son-umut-depoya-girdi-108775" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/son-umut-depoya-girdi-108775</a></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 08 Jul 2025 14:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/zincir-koptu-yuk-ureticiye-kaldi-1751914761.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Son Umut Depoya Girdi!</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/son-umut-depoya-girdi-108775</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/son-umut-depoya-girdi-108775</guid>
                <description><![CDATA[Donla birlikte kayısı gitti ama kalan ürün için üreticinin sığındığı tek yer lisanslı depolar oldu. Elektronik senet sistemi, hem umut oldu hem de nefes. Ramazan Özcan: “Bu model doğru işletilirse şehir kazanır.”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>ZİRAÎ FELAKET DOSYASI – 5. BÖLÜM</strong></span></p>

<p>Bu bir yazı dizisidir. Her iki günde bir yeni bölümü yayımlanmaktadır.</p>

<p>Her şeyini kaybeden üretici,<br />
bir avuç ürününü kaybetmemek için lisanslı depoya sığındı.</p>

<p>Kayısı bitti ama elinde kalan ne varsa,<br />
çürüyüp gitmesin diye tek adres oldu:<br />
Ticaret Borsası’nın lisanslı depoları.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/1d889aca-cfde-4deb-860c-7751655eeb90.jpeg" style="height:521px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kayısı bitti, sistem kaldı</strong></span></p>

<p>Ramazan Özcan, bu sistemin neden bu kadar önemli olduğunu şöyle açıklıyor:</p>

<p>“Ürününü çuvalla bekletmektense, lisanslı depoya koyan üretici hem ürünü koruyor, hem teminat göstererek kredi alabiliyor.”</p>

<p>Bugün Malatya’da üç bin ton ürün bu depolarda.<br />
Yeterli mi? Değil.<br />
Ama bu üç bin ton, bu şehir için bir umut sayfası.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/24ea51ee-7094-4ed6-8b43-3a0ab21e9dd3.jpeg" style="height:528px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Elektronik senet, elle tutulur destek</span></strong></p>

<p>Lisanslı depoya giren ürün için üreticiye elektronik ürün senedi (ELÜS) veriliyor.<br />
Bu senet, tıpkı tapu gibi işliyor.</p>

<p>Ziraat Bankası başta olmak üzere bazı bankalar, bu senedi teminat kabul ediyor.<br />
Ve üretici, ürününü satmadan da kredi kullanabiliyor.</p>

<p>Ürünü satmak zorunda kalmadan,<br />
ayağa kalkmak için vakit kazanıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/7d46cf9b-a741-4d65-9430-5e67fb2e9174.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Depo sadece yer değil, gelecek</span></strong></p>

<p>Malatya Ticaret Borsası bu yapının ilk adımını yıllar önce attı.<br />
Ama Ramazan Özcan’a göre bu sadece başlangıç:</p>

<p>“11 bin tonluk kapasitemiz var ama şu an 3 bin ton ürün var içeride. Bu sistem güçlendirilirse, kayısı ticaretinin yönü değişir.”</p>

<p>Don gibi afetlerde ürünün değeri düştüğünde,<br />
depo sistemi çiftçiye zaman kazandırıyor.<br />
Aceleyle ürün satmak yerine,<br />
ürünü bekletme hakkı veriyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/50bf7e44-0c31-44f9-b90c-5cdae54758f0.jpeg" style="height:530px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Amaç, tüccara teslim olmamak</span></strong></p>

<p>Çiftçi ürününü ne zaman satsa, fiyatı o belirleyemiyor.<br />
Tüccar alıyor, baskılıyor.<br />
Ama lisanslı depolarla birlikte çiftçi ilk kez pazarda söz sahibi olabiliyor.</p>

<p>Elektronik senet sayesinde<br />
çiftçi hem bekliyor, hem borçlanmadan direniyor.</p>

<p>Bu sistem, sadece depolama değil;<br />
ekonomik onur sistemidir.</p>

<p><strong>Altıncı bölümde:</strong><br />
Üretici-devlet-sigorta zincirinde ne kopuk<br />
Ramazan Özcan bu üçlü yapıyı neden yeniden tanımlıyor<br />
Ve TARSİM neden güven vermiyor</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/493dd400-8ea7-4e44-a067-30e05df3c397.jpeg" style="height:526px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İLGİLİ BÖLÜMLER:</span></strong></p>

<p><strong>Bir Gece Dondu, Bir Şehir Çöktü!</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522</a></strong>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Bir Milyar Dolarlık Buz Kırığı</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-108579" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-108579</a></strong>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Sigorta Var Ama Koruma Yok!</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/sigorta-var-ama-koruma-yok-108660" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/sigorta-var-ama-koruma-yok-108660</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Borç Dondu, Fatura Büyüdü!</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/borc-dondu-fatura-buyudu-108719" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/borc-dondu-fatura-buyudu-108719</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/9822f27f-0ecb-4e93-af40-649e1625b647.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/0f45be5c-a4be-436a-a7b6-b563a2e00610.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/3d20e28c-f4b9-445e-a475-56d1f2a67eb9.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/5a4487d0-8182-49f5-9aa4-714398cb58b2.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/9b6c6f1f-8e45-4924-83d7-bccd41fb735f.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/4629dd3b-b950-497a-8682-f0c2767e7403.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 04 Jul 2025 19:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/son-umut-depoya-girdi-1751647972.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Borç Dondu, Fatura Büyüdü!</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/borc-dondu-fatura-buyudu-108719</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/borc-dondu-fatura-buyudu-108719</guid>
                <description><![CDATA[Bir gece eksi 13’te yanan mahsulün ardından, üreticiye sadece geçmiş değil, gelecek de borç oldu. Ramazan Özcan, “Bu artık sadece bir kayıp değil; zincirleme ekonomik çöküştür” diyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ZİRAÎ FELAKET DOSYASI – 4. BÖLÜM</span></strong></p>

<p>Bu bir yazı dizisidir. Her iki günde bir yeni bölümü yayımlanmaktadır.</p>

<p>Malatya’da yalnızca ağaç donmadı…<br />
<strong>Umut da dondu. Borç da. Dönemeyen taksit de.</strong></p>

<p>Çünkü bu şehirde çiftçi ürünü kaybettiği an, sadece gelirini değil,<br />
<strong>geçimini, güvenini ve gururunu da</strong> kaybeder.</p>

<p>Ramazan Özcan Meclis kürsüsünde şunu dedi:<br />
“Zarar sadece kayısıda değil. Zarar, şehir ekonomisinin bütün bileşenlerinde.”</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/741ca8ed-3b87-46b6-ab04-3e709b7602d5(2).jpeg" style="height:519px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Aynı soğukla, iki kez yıkıldık</strong></span></p>

<p>Malatya hâlâ 6 Şubat’ın enkazını omzundan indirememişken,<br />
12 Nisan’da ikinci bir yıkım yaşadı.<br />
İlkinde binalar yıkıldı.<br />
İkincisinde ekonominin kolonları.</p>

<p>34 ilde don görüldü ama Malatya’da olan başka bir şeydi.<br />
Çünkü diğer iller yüzde 20 zarar gördü.<br />
Malatya’da kayıp <strong>yüzde yüz.</strong></p>

<p>Ramazan Özcan bu yüzden ısrarla diyor:<br />
“Bizi herkesle aynı kefeye koyamazsınız!”</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/9f9630f7-0946-4c81-b607-a3bc71e47074(2).jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Hasat yoksa, ödeme yok</strong></span></p>

<p>Hasat gelmeden gübre almıştı…<br />
Zirai ilaç borcunu “nasıl olsa mahsul gelecek” diye yazdırmıştı…<br />
Tarladan para kazanacak diye pazardan veresiye almıştı…<br />
Ama kayısı gitmişti.<br />
Kalan sadece borçtu.</p>

<p>Üstelik bu borç sadece üreticide değil.<br />
Esnafta var, tüccarda var, pazarcıda var.<br />
“Hasatla döneriz” diyen bir şehir, şimdi <strong>faizle dönüyor.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ss(1)(1).jpg" style="height:552px; width:800px" /></strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Malatya’nın dosyası ayrı tutulmalı</strong></span></p>

<p>Meclis Zirai Don Araştırma Komisyonu’na yapılan sunum netti:<br />
Malatya sadece ürün değil, <strong>düzen kaybetti.</strong><br />
Sadece gelir değil, denge kaybetti.</p>

<p>Bu yüzden Ramazan Özcan’ın talepleri “destek” değil, <strong>kurtarma planı</strong> niteliğinde:</p>

<p>– Devlet bankalarına ve tarım kooperatiflerine olan borçlar ertelensin<br />
– Üreticiye, hasat öncesi bakım kredisi verilsin<br />
– Gübre ve ilaç borçları için yapılandırma sağlansın<br />
– Enerji ve sulama maliyetleri deprem bölgesi şartlarına indirilsin</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/mm(3)(1).jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Kayısı dışardan gelirse, içerisi çöker</strong></span></p>

<p>Malatya’daki kriz derinleşirken, dışarıdan gelen ucuz kayısı iç piyasaya sızarsa, bu sadece ticaret değil,<strong> ihanettir.</strong></p>

<p>Çünkü içerde kayısı yanarken, dışarıdan ithal ürünle piyasa baskılamak,<br />
<strong>zararın üstüne beton dökmektir.</strong></p>

<p>Ramazan Özcan bu yüzden gümrük kapılarında <strong>daha sıkı denetim</strong> istiyor.</p>

<p>Bu saatten sonra yapılacak her gecikme,<br />
bir mahsul yılı değil, bir şehrin direncini kaybettirecek.</p>

<p>Çünkü Malatya’nın kaybı, sadece tarımsal değil;<br />
<strong>toplumsal.</strong></p>

<p>Beşinci bölümde:</p>

<p>Depolar neden umut oldu?</p>

<p>Elektronik senetler çiftçiye ne kazandırdı?</p>

<p>Kayısıyı saklamak, geleceği korumak mı?</p>

<p><strong>Röportaj: Murat Çetin</strong></p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜMLER:&nbsp;</strong></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522"><strong><span style="color:#2980b9">Bir Gece Dondu, Bir Şehir Çöktü!</span></strong></a></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-108579"><strong><span style="color:#2980b9">Bir Milyar Dolarlık Buz Kırığı</span></strong></a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/sigorta-var-ama-koruma-yok-108660"><strong><span style="color:#2980b9">Sigorta Var Ama Koruma Yok!</span></strong></a><br />
<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 02 Jul 2025 20:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/07/borc-dondu-fatura-buyudu-1751479226.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sigorta Var Ama Koruma Yok!</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/sigorta-var-ama-koruma-yok-108660</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/sigorta-var-ama-koruma-yok-108660</guid>
                <description><![CDATA[TARSİM neden Malatyalı üreticiyi koruyamadı? Don neden kapsam dışı kaldı? Eksperler bağımsız mı? Ramazan Özcan, yaşanan boşlukları ve çözüm önerilerini Malatya Time’a anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ZİRAÎ FELAKET DOSYASI – 3. BÖLÜM</span></strong></p>

<p>Bu bir yazı dizisidir. Her iki günde bir yeni bölümü yayımlanmaktadır.</p>

<p>Malatya’daki felaketten sonra üretici tek bir soruyu sordu:<br />
<strong>“Sigortam vardı, neden korumadı?”</strong></p>

<p>TARSİM sigortası birçok üreticiyi koruyamadı. Ya poliçe eksikti, ya teminat dışı bırakılmıştı.<br />
Ramazan Özcan, tabloyu şöyle özetliyor:</p>

<p><strong>“40 bin ÇKS kayıtlı üretici var. Yalnızca 20 bini sigorta yaptırmış. Onların da yarısı sadece doluya karşı. Don teminatı olan üretici sayısı 10 bini geçmiyor.”</strong></p>

<p>Eksper mi, temsilci mi?</p>

<p>Üretici zararı bildirdi.<br />
Eksper geldi ama üreticiye göre notlar gerçeği yansıtmıyor.<br />
Çünkü eksperin sahada değil, sistemde karar verdiği iddia ediliyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/a5d507ea-bf50-427f-b084-a12bd7e699f5.jpeg" style="height:555px; width:800px" /></p>

<p><strong>“Eksper bağımsız olmalı” </strong>diyen Özcan, sigorta şirketlerine kamu sorumluluğu hatırlatıyor.</p>

<p>TARSİM yönetmeliği neden değişmedi?</p>

<p>İklim değişti ama sigorta değişmedi.<br />
Yeşil Mutabakat konuşuluyor, ama poliçeler hâlâ 1990’ların tarım düzenine göre hazırlanıyor.<br />
Özcan açıkça soruyor:</p>

<p><strong>“Neden TARSİM’in yönetmeliği iklime göre güncellenmiyor?”</strong></p>

<p>Çünkü artık…</p>

<p>– Sağanak yağmur çiçek dönemine denk geliyor<br />
– Kabayel rüzgârı tozlaşmayı kesiyor<br />
– Yağmur, rüzgâr, sıcaklık dalgalanması…<br />
Hepsi ürün kaybına yol açıyor ama <strong>“fizyolojik sebep”</strong> denilip kapsam dışı bırakılıyor.</p>

<p>Avrupa ne yapıyor, biz neyi yapamıyoruz?</p>

<p>Özcan bu sorunun cevabını veriyor:<br />
<strong>“Avrupa ülkelerinde tarım sigortası zorunlu. Ama primi düşük. Her üretici sigortalanıyor, devlet destekliyor.”</strong></p>

<p>Türkiye’de ise zorunluluk yok, maliyet yüksek.<br />
Üretici yaptırmıyor, yaptıran da zararı karşılanmadığı için güvensiz.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ff0b61c1-9c8d-4c69-a9a0-5d7b33584c58.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p>Çözüm belli ama irade eksik</p>

<p>Ramazan Özcan’ın önerisi net:</p>

<p>– Tarım sigortası araç sigortası gibi zorunlu olsun<br />
– Ama prim düşük tutulsun<br />
– TARSİM yönetmeliği iklim koşullarına göre revize edilsin<br />
– Eksper sistemi bağımsızlaştırılsın</p>

<p>Çünkü bu gidişle sigorta sistemi üreticiyi değil, zararı belgeleyen bir evrak sistemine dönüşecek.</p>

<p>Dördüncü bölümde<br />
Devlet ne yapmalı<br />
Borçlar ertelenmeli mi<br />
İthal kayısı riski kapıda mı<br />
Ve Malatya neden ayrı tutulmalı</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/d04fd34e-abac-4704-96af-5ee29e9d948a.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜMLER&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Bir Gece Dondu, Bir Şehir Çöktü!</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522</a></strong></p>

<p>**</p>

<p><strong>Bir Milyar Dolarlık Buz Kırığı</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-108579" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-108579</a></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Jun 2025 22:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/06/sigorta-var-ama-koruma-yok-1751311412.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Milyar Dolarlık Buz Kırığı</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-108579</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-108579</guid>
                <description><![CDATA[Sadece çiftçi değil, sadece meyve değil… Bütün şehir bu donun içinde dondu. Ramazan Özcan, kaybı sadece ekonomik değil, yaşamsal olarak tanımlıyor. Felaketin ikinci perdesi yayında.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
<span style="color:#2980b9"><strong>ZİRAÎ FELAKET DOSYASI – 2. BÖLÜM</strong></span></p>

<p>Bu bir yazı dizisidir. Her iki günde bir yeni bölümü yayımlanmaktadır.</p>

<p>Don sadece ağacı değil, hayatı da yaktı.</p>

<p>12 Nisan gecesi Malatya’yı vuran soğuk, tarımın sınırlarını aşıp şehir hayatına sirayet etti.<br />
Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan zararın boyutunu şu cümleyle özetliyor:</p>

<p>“Normalde 150 bin ton kuru kayısı bekliyorduk. Ortalama 5 dolardan hesaplarsanız bu 750 milyon dolar eder. Ama iş bununla bitmiyor. Etkilediği sektörlerle birlikte zarar 1 milyar dolara ulaştı.”</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/741ca8ed-3b87-46b6-ab04-3e709b7602d5(1).jpeg" style="height:519px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Sadece meyve değil</span></strong></p>

<p>Kayısı gitti ama yanında kiraz da gitti, üzüm de, ceviz de.<br />
Doğanşehir’in elması, Arapgir’in üzümü, Yazıhan’ın cevizi… Hepsi yandı.<br />
Ramazan Özcan’ın ifadesiyle, toplam kayıp 200 bin tona yaklaştı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/ss(1).jpg" style="height:552px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Sokakta peynir, rafta sessizlik</span></strong></p>

<p>Zarar sadece bahçede değil.<br />
Hizmet sektörü, gıda zinciri ve şehir esnafı da bu zararın ortağı.<br />
Bir peynir üreticisi, her yıl hasat mevsiminde Malatya’ya gelen ailelere 10 ton peynir satıyordu.<br />
Bu yıl ne müşteri geldi, ne alışveriş oldu.</p>

<p>Her yıl hasatla canlanan şehir, bu yıl buz tuttu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/mm(3).jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Görünmeyen kayıp</span></strong></p>

<p>Üretici borçlandı.<br />
Esnaf, “hasatla öderim” diye veresiye verdi.<br />
Tüccar mal aldı, lokantacı sipariş hazırladı.<br />
Ama yaz gelmedi.<br />
Don sadece mahsulü değil, güveni de aldı götürdü.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/aa(25).jpg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Bir meyve değil, bir düzen çöktü</span></strong></p>

<p>Ramazan Özcan bu tabloyu şöyle özetliyor:<br />
“Malatya’nın merkezinde kayısı var. Kayısı yoksa bu şehirde hiçbir şey yok.”</p>

<p>Bazen bir meyve gider, ama şehir yerinde durur.<br />
Malatya’da öyle olmadı.<br />
Kayısı dondu, şehir durdu.</p>

<p>Üçüncü bölümde:<br />
<em>TARSİM neden bu zararı karşılayamıyor<br />
Avrupa ülkeleri nasıl önlem alıyor<br />
Donla mücadelede Türkiye neden çaresiz</em></p>

<p><strong>Röportaj: Murat Çetin</strong></p>

<p><strong>İlgili Bölüm:&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522"><span style="color:#2980b9">Bir Gece Dondu, Bir Şehir Çöktü!</span></a></strong><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Jun 2025 18:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/06/bir-milyar-dolarlik-buz-kirigi-1750952827.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Gece Dondu, Bir Şehir Çöktü!</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-108522</guid>
                <description><![CDATA[Kayısı başta olmak üzere tüm meyve ağaçlarının %100 zarar gördüğü ziraî don felaketinin perde arkasını Ramazan Özcan anlattı. Malatya Time, bu çöküşün anatomisini gün gün yayınlıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ZİRAÎ FELAKET DOSYASI – 1. BÖLÜM</span></strong></p>

<p>Bu bir yazı dizisidir. Her iki günde bir yeni bölümü yayımlanacaktır.</p>

<p>12 Nisan gecesi Malatya’nın bağrına kara bir kış indi. Saat 21.00 sularında başlayan soğuk hava, sabah 09.00’a kadar kesintisiz devam etti. Balaban bölgesinde sıcaklık<strong> eksi 13.4 dereceye kadar düştü.</strong> Bu sadece bir geceydi ama etkisi bir mevsimi değil, bir yılı hatta belki birkaç yılı aldı götürdü.</p>

<p>Malatya Ticaret Borsası Başkanı<strong> Ramazan Özcan,</strong> yaşanan faciayı şu sözlerle özetliyor:</p>

<p>“Mahsulün yüzde yüzünü kaybettik. Ama mesele sadece meyve değil. Ağaçlar da zarar gördü. Sürgünler gitti. Bu, Malatya kayısı tarihinde görülmemiş bir felaket.”</p>

<p>Bu sözler, sadece bir üretim kaybını değil; <strong>Malatya’nın ekonomik belleğinin </strong>soğukla sınandığını gösteriyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/741ca8ed-3b87-46b6-ab04-3e709b7602d5.jpeg" style="height:519px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KAPIYI KIRDI</span></strong></p>

<p>Fırat Kalkınma Ajansı’yla birlikte yürütülen “Kayısıda İklim Değişikliği” projesi kapsamında yerleştirilen sıcaklık ölçerler, felaketin belgeli tanıkları. Balaban, Yazıhan, Doğanşehir gibi farklı bölgelerde alınan verilere göre; bu soğuk dalgası, <strong>2014’teki donla kıyaslandığında çok daha derin</strong> ve “iklim kırbacı” etkisi yaratmış durumda.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">AĞAÇLARIN GÖZLERİ SUSTU</span></strong></p>

<p>Hasarın sadece bu yıla değil, gelecek yıllara da uzanabileceğini söyleyen Özcan, şunları kaydediyor:</p>

<p>“Kayısı ağacı güçlüdür ama bu kadar nazik bir dönemde yakalandı. Şu an sürgün var ama meyve gözü olup olmadığını henüz bilmiyoruz. Bu da demek oluyor ki, 2026 mahsulü bile riske girmiş durumda.”</p>

<p>Bu cümle, bir tarım ürününden değil, <strong>şehrin kaderinden</strong> söz edildiğini hatırlatıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/9f9630f7-0946-4c81-b607-a3bc71e47074.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TARİHİ FELAKETİN İSMİ: 12 NİSAN</span></strong></p>

<p>Ramazan Özcan’ın ifadesiyle bu soğuk, son 150 yılda kaydedilmiş en büyük zarar. Ne Osmanlı arşivlerinde ne Cumhuriyet kayıtlarında bu çapta bir meyve ve ağaç yıkımı görülmemiş.</p>

<p>“Geçmişte meyveler zarar görürdü. Ama bu yıl ağaç gitti. Topraktan umudu olan kök gitti. 2026’yı konuşmak bile temenni düzeyinde.”</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">2 GÜNDE 1 BÖLÜM: DOSYA SÜRÜYOR</span></strong></p>

<p>Bu röportaj dizisi, Malatya’nın geçirdiği en büyük tarımsal felaketin izini sürüyor.<br />
<strong>İkinci bölümde:</strong></p>

<p><em>Zararın tam boyutu, 1 milyar dolarlık ekonomik çöküş ve şehrin görünmeyen kayıpları…</em></p>

<p><strong>Röportaj: Murat Çetin</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Jun 2025 22:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/06/bir-gece-dondu-bir-sehir-coktu-1750792596.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hüccetullah HAKDER / 65 Bin Yıllık Sessizlik: Levent Vadisi’nde Zamanın İzinde</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/huccetullah-hakder-65-bin-yillik-sessizlik-levent-vadisinde-zamanin-izinde-108241</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/huccetullah-hakder-65-bin-yillik-sessizlik-levent-vadisinde-zamanin-izinde-108241</guid>
                <description><![CDATA[Levent Vadisi’nde yürümek kolay değil… Ama insanı kendine götüren yollar hep sarptır zaten.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sırtını Beydağları’na yaslamış bir şehirde zaman, bazen ilerlemez.<br />
Bazen susar.<br />
Ve insan, o suskunluğun içinde kendini duyar.</p>

<p>Malatya’ya adım atar atmaz, önce türkü gelir kulağına.<br />
Sonra taş gelir gözüne.<br />
Ve sonra bir şey olur…<br />
İçinden biri fısıldar:<br />
<strong>“Yavaşla.”</strong></p>

<p>O sesi dinleyip Levent Vadisi’ne vardığında anlarsın.<br />
Bu şehirde bazı vadiler konuşmaz.<br />
Konuşan, senin içindir.</p>

<p>Bir tabela: <strong>“Levent Vadisi – 65 bin yıllık kaya oluşumları.”</strong><br />
İlk bakışta sıradan bir doğa yürüyüşü bekliyorsun.<br />
Ama beşinci adımda,<br />
toprağın kalınlaştığını fark ediyorsun.<br />
Yani öylesine toprak değil burası.<br />
Zamana gömülmüş bir hafıza.</p>

<p>Uçurumun kenarında,<br />
tahta bir seyir terası uzanıyor göğe.<br />
240 metre yüksekte,<br />
rüzgâr insanı değil, geçmişi okşuyor.<br />
İğde kokusu burnunda,<br />
keklik sesi kulağında.</p>

<p>Yeryüzü sanki burada bir cümleye dönüşmüş:<br />
<strong>“Bazen sessizlik, en gürültülü anlatıdır.”</strong></p>

<p>Vadinin içlerine indik.<br />
Bir grup bisikletçi parkurun yokuşunu çıkıyordu.<br />
Aralarından biri durdu, terini sildi ve gülümsedi:</p>

<p><strong>“Burası yarış için zor ama ruh için çok kolay.”</strong></p>

<p>Adı Mustafa.<br />
Milli takım sporcusuymuş.<br />
Malatya’da doğmuş.<br />
Malatya’dan vazgeçememiş.</p>

<p><strong>“Günde 150 kilometre pedal çeviriyoruz,”</strong> dedi.<br />
Ama burada, o kilometrelerin hiçbiri boşa gitmiyor.<br />
Çünkü Levent Vadisi,<br />
yalnızca kas gücünü değil,<br />
yüreğini de ölçüyor insanın.</p>

<p>Vadide her taşın bir hikâyesi var gibi.<br />
Ama anlatmıyorlar.<br />
Sadece dinlemeni istiyorlar.</p>

<p>Bir taşın yanından geçerken durdum.<br />
Ne yapıyorsam, o da onu yapıyor gibiydi.<br />
Susuyordum.<br />
O da susuyordu.<br />
Ben geçmişi düşünüyordum,<br />
O zaten geçmişin ta kendisiydi.</p>

<p><strong>“Zorluk buranın doğasında var,” </strong>dedi Mustafa.<br />
<strong>“Zor ama huzurlu.”</strong><br />
Sonra ekledi:<br />
<strong>“Şehirden kaçınca değil,<br />
kendinden kaçmayınca güzelleşiyor burası.”</strong></p>

<p>O anda Levent Vadisi,<br />
bir doğa harikası olmaktan çıkıp<br />
bir öğretiye dönüştü gözümde.</p>

<p>Dönerken başımı çevirdim.<br />
Uzakta kayaların gölgesinde keklik yürüyordu.<br />
Ses çıkarmadı.<br />
Gör dedi sadece.<br />
Ve ben anladım:<br />
Bazı vadiler konuşmaz.<br />
Zamanın yerini, sessizlik alır.</p>

<p>Malatya’nın taş hafızası işte böyle başlar.<br />
Levent Vadisi’nde yürürken değil,<br />
düşünürken yol alırsın.</p>

<p><strong>Hüccetullah Hakder</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/20190531113256446_Resim2.jpg" style="height:422px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/headline.jpg" style="height:330px; width:660px" /></strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/thumbs_b_c_3ece817c6587cfad344216a2355a86f5.jpg" style="height:449px; width:800px" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Jun 2025 20:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/06/huccetullah-hakder-65-bin-yillik-sessizlik-levent-vadisinde-zamanin-izinde-1749835942.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAMİDO – 7. BÖLÜM “Tabutun İçindeki Sandık”</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/hamido-7-bolum-tabutun-icindeki-sandik-107673</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/hamido-7-bolum-tabutun-icindeki-sandik-107673</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya, o sabah kuş sesleriyle değil, siren sesleriyle uyandı.<br />
Şehir, ilk kez kendini bu kadar sahipsiz, bu kadar sessiz hissetti.<br />
Ve ilk defa, güneş doğmasına rağmen sokaklar karanlıktı.<br />
Çünkü Hamido gitmişti.</p>

<p>Gidişi bir ölüm değildi sadece…<br />
Bir devrin kapanışıydı.<br />
Bir milletin ayağa kalkma teşebbüsünün, bombayla bastırılışıydı.</p>

<p>17 Nisan 1978…<br />
Saat 09.10…<br />
Hamido, her zamanki gibi erkenden belediyeye gelmişti.<br />
Kapıdaki zabıta selam verdi.<br />
Hamido’nun elinde bir kahve vardı.<br />
Gülümsedi:<br />
“Bugün çok işimiz var evlat,” dedi.<br />
Dosyalar açıldı.<br />
Planlar konuşuldu.<br />
Ve tam o anda,<br />
Bir kargo geldi.</p>

<p>Sarı zarf…<br />
Üzerinde yazan isim: “Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu”</p>

<p>Zarfı açtı,<br />
İçinden çıkan paketi aldı.<br />
İnceledi.<br />
Bir anlık sessizlik oldu odada.<br />
Ve sonra…</p>

<p>Kıyamet koptu.</p>

<p>Malatya sustu.<br />
Sokaklar kitlendi.<br />
Camilerden sala değil, hıçkırıklar yükseldi.<br />
Çünkü o gün Malatya sadece bir başkanını değil,<br />
Vicdanını kaybetti.</p>

<p>Tabutu, halkın omuzlarında taşındı.<br />
Ama Hamido hâlâ o tabutun içinde bile “ayakta” gibiydi.<br />
Çünkü arkasından yüz binler yürüdü.<br />
Ön safta yaşlılar,<br />
Orta safta esnaflar,<br />
Ve en arkada, gözleri dolmuş çocuklar…</p>

<p>Her biri aynı soruyu sordu:<br />
“Kim öldürdü Hamido’yu?”</p>

<p>Cevap bulunamadı.<br />
Dosya kapatıldı.<br />
Ama halkın yüreğindeki sayfa hâlâ açık kaldı.</p>

<p>Yıllar geçti.<br />
Şehir değişti.<br />
Yollar asfaltlandı, binalar dikildi.<br />
Ama Malatya hâlâ onu anlatıyor.</p>

<p>Çünkü Hamido, belediye başkanı değildi…<br />
O, Malatya’nın evladıydı.<br />
Ve bu şehir, evlatlarının arkasından çok ağladı.</p>

<p>Özetle:<br />
O gün Hamido’nun tabutunda yalnızca bir ceset değil,<br />
bir sandık da taşındı.<br />
İçinde: Umut vardı, cesaret vardı, milletin kendisi vardı.<br />
Sandık patladı.<br />
Ama o ses, hâlâ yankılanıyor:<br />
“Ben bu milletin adamıyım.”</p>

<p><strong>SON</strong></p>

<p>İlginç Malatyalılar - Hamido 1. Bölüm<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlginç Malatyalılar Hamido - 2. Bölüm: Kıratın Üstünde Rüzgâr Gibi Geçen Çocukluk<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Hamido (3. Bölüm) “Taşranın Çocuğu, Şehrin Beyi Olur mu?”<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-3-bolum-tasranin-cocugu-sehrin-beyi-olur-mu-107363" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-3-bolum-tasranin-cocugu-sehrin-beyi-olur-mu-107363</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Hamido (4. Bölüm) “Kıratın Etrafında Dönen Devlet”<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-4-bolum-kiratin-etrafinda-donen-devlet-107403" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-4-bolum-kiratin-etrafinda-donen-devlet-107403</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>HAMİDO – 5. BÖLÜM “Ankara Dar Geldi, Malatya’ya Devlet Kurdu”<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/hamido-5-bolum-ankara-dar-geldi-malatyaya-devlet-kurdu-107430" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/hamido-5-bolum-ankara-dar-geldi-malatyaya-devlet-kurdu-107430</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hamido - 6. Bölüm "Belediye Başkanı Değildi, Memleketin Namusu Gibi Dolaşırdı"<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/hamido-6-bolum-belediye-baskani-degildi-memleketin-namusu-gibi-dolasirdi-107563" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/hamido-6-bolum-belediye-baskani-degildi-memleketin-namusu-gibi-dolasirdi-107563</a></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 May 2025 18:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/hamido-7-bolum-tabutun-icindeki-sandik-1747755079.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamido - 6. Bölüm &quot;Belediye Başkanı Değildi, Memleketin Namusu Gibi Dolaşırdı&quot;</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/hamido-6-bolum-belediye-baskani-degildi-memleketin-namusu-gibi-dolasirdi-107563</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/hamido-6-bolum-belediye-baskani-degildi-memleketin-namusu-gibi-dolasirdi-107563</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya o sabah erkenden uyanmıştı.</p>

<p>Mart ayıydı.</p>

<p>Hava, ne kar tanesi bırakmıştı ne de umut kırıntısı…</p>

<p>Ama herkes biliyordu: Bugün sandıkta sadece bir başkan seçilmeyecekti.</p>

<p>Bir şehir, onurunu oylayacaktı.</p>

<p>Ve o onurun adı: Hamido’ydu.</p>

<p>Yıllarca mecliste Malatya’yı haykırmış,</p>

<p>Ama Ankara’dan çok, Karakaya Barajı’nın çöküntülerini dinlemişti.</p>

<p>Susmuştu, kırılmıştı.</p>

<p>Ama geri dönmüştü.</p>

<p>O dönüş öyle bir dönüştü ki…</p>

<p>Anadolu, her köyünde Hamido’nun “<strong>geri geldiğini”</strong> işitmişti.</p>

<p>Ve şimdi, Malatya halkı onunla yalnızca belediye binasını değil,</p>

<p>kendini, mahallesini, şerefini ayağa kaldırmak istiyordu.</p>

<p>Seçildi.</p>

<p>Ama o, koltuğa değil, şehre oturdu.</p>

<p>Belediye binasına ilk girdiğinde şunları söyledi:</p>

<p><strong>“Bu bina devletin, ama içindeki hizmet milletin olacak.”</strong></p>

<p>Odaları gezerken kalemlikleri saymadı.</p>

<p>Dosyaların içini açmadı.</p>

<p>Pencerelere gitti.</p>

<p>Caddelere baktı.</p>

<p><strong>“Bu şehre güneş vurmazsa, biz de ısıtamayız kimseyi”</strong> dedi.</p>

<p>Ertesi gün:</p>

<p>Zabıta Müdürü’nü çağırdı.</p>

<p><strong>“Fırında gramaj eksikse, ekmek eksikse, ben de eksilirim” </strong>dedi.</p>

<p>Ve kendi mühürledi ilk tutanağı.</p>

<p>Şehre kaldırım yapmadı, kaldıramadığı vicdanlara dokundu.</p>

<p>Asfalt dökmedi önce,</p>

<p>Köylünün yüreğine <strong>“biz buradayız”</strong> hissi döktü.</p>

<p>Bir gün minibüsçüler greve gitti.</p>

<p>Hamido çıktı meydana,</p>

<p>— Siz susun! Ben binip anlatacağım yolcuya,</p>

<p>Dedi, direksiyonun başına geçti.</p>

<p>Çünkü o gün Malatya’da minibüs değil, itibar bozulmuştu.</p>

<p>Ama Ankara’daki bazı “<strong>abiler”</strong>, Hamido’nun sesini fazla buldu.</p>

<p>Susturulması gerektiğine karar verdiler.</p>

<p>Zira o artık sadece Malatya’nın başkanı değil,</p>

<p>Halkın haykıran boğazıydı.</p>

<p>Hamido farkındaydı.</p>

<p>Bir gün belediyedeki odasına girerken,</p>

<p>Yavaşladı.</p>

<p>Kapının tokmağına dokundu.</p>

<p>Ve kendi kendine şöyle dedi:</p>

<p><strong>“Bir gün bu kapı bana değil, tabutuma açılacak.”</strong></p>

<p>Ve o gün çok uzak değildi…</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Bir sonraki bölüm: “Karanlık Eller, Aydınlık Bir Adamı Hedef Aldı”</strong></p>

<p><strong>İlgili Bölümler:&nbsp;</strong></p>

<p>İlginç Malatyalılar - Hamido 1. Bölüm<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314</a></strong>&nbsp;</p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar Hamido - 2. Bölüm: Kıratın Üstünde Rüzgâr Gibi Geçen Çocukluk<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Hamido (3. Bölüm) “Taşranın Çocuğu, Şehrin Beyi Olur mu?”<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-3-bolum-tasranin-cocugu-sehrin-beyi-olur-mu-107363" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-3-bolum-tasranin-cocugu-sehrin-beyi-olur-mu-107363</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Hamido (4. Bölüm) “Kıratın Etrafında Dönen Devlet”<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-4-bolum-kiratin-etrafinda-donen-devlet-107403" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-4-bolum-kiratin-etrafinda-donen-devlet-107403</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>HAMİDO – 5. BÖLÜM “Ankara Dar Geldi, Malatya’ya Devlet Kurdu”<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/hamido-5-bolum-ankara-dar-geldi-malatyaya-devlet-kurdu-107430" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/hamido-5-bolum-ankara-dar-geldi-malatyaya-devlet-kurdu-107430</a></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 May 2025 15:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/hamido-6-bolum-belediye-baskani-degildi-memleketin-namusu-gibi-dolasirdi-1747313478.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAMİDO – 5. BÖLÜM “Ankara Dar Geldi, Malatya’ya Devlet Kurdu”</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/hamido-5-bolum-ankara-dar-geldi-malatyaya-devlet-kurdu-107430</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/hamido-5-bolum-ankara-dar-geldi-malatyaya-devlet-kurdu-107430</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah HAKDER yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’nın koridorları, Malatya’nın sokaklarına benzemezdi.<br />
Orada herkesin sesi kısıktı ama gözleri bağırırdı.<br />
Duvarda Atatürk portresi vardı ama masanın altında korku dosyası gezdirilirdi.<br />
Hamido, tam ortasına düşmüştü bu dünyanın.<br />
Ne ceketi uyuyordu bu makama, ne de yüreği…</p>

<p>Mecliste susturulan her köylü için bir cümle kurdu.<br />
Susmadı.<br />
Bir gün Tarım Bakanı’na döndü dedi ki:<br />
<strong>“Bak hele bakan bey, buğdayı ambara doldurmakla iş bitmez.<br />
Köylünün dişinin kovuğuna gitmiyorsa o hasat, senin makamın haram olur.”</strong></p>

<p>Bakan sustu.<br />
Hamido susturulmadı.<br />
Ama kulislerde adını fısıldamaya başladılar:<br />
<strong>“Malatya’dan gelen şu sert adam var ya, o başımıza dert olacak.”</strong></p>

<p>Öyle de oldu.<br />
Parti içinden yavaşça dışarıya itildiler.<br />
Telefonlara çıkılmadı.<br />
Makamlar geçiştirildi.<br />
Bir gün bir milletvekili Hamido’ya dedi ki:<br />
— Ağabey, senin yolun bizimkiyle pek kesişmiyor galiba.<br />
Hamido bir çay koydu, yudumladı,<br />
— Benim yolum Malatya’dan geçer, seninki hangi memlekete gidiyor, onu bilmem, dedi.</p>

<p>Ankara ona <strong>“dar gelince” </strong>döndü.<br />
Ama dönüşü, bir geri çekilme değildi.<br />
Bu, adeta merkezden taşraya bir devlet nakliydi.<br />
Malatya’ya geldi.<br />
Kendi odasını kurdu.<br />
Masa, sandalye, sehpa…<br />
Ama önünde bekleyen ne sekreter vardı ne danışman.<br />
Köylü vardı, esnaf vardı, işsiz vardı, dert vardı.</p>

<p>Onlar Ankara’dan kovduğu Hamido’ya Malatya’da “vali bey” dediler.<br />
Ama o sadece “<strong>Hamido</strong>” olarak kaldı.</p>

<p>Bir gün Emniyet Müdürü’nün yanına gitti.<br />
Oda doluydu.<br />
Bekledi.<br />
Dakikalarca…<br />
En sonunda polislerden biri:<br />
— Beyefendi siz ne iş yapıyorsunuz?<br />
Hamido’nun gözleri kısıldı,<br />
— Ben milletin işini yaparım, dedi.<br />
Kapı açıldı, müdür çıktı.<br />
Bir an durdu, irkildi,<br />
— Aman Hamido Bey, hoş geldiniz…<br />
Sustu herkes.</p>

<p>Hamido, Malatya’ya dönünce sadece köyler değil, şehir de nefes aldı.<br />
Zira herkes biliyordu ki, bu memlekette Ankara’dan medet kalmazsa,<br />
Malatya’da hâlâ <strong>“Hamido”</strong> gibi bir çare vardır.</p>

<p>Bir sonraki bölümde Hamido’nun belediye başkanlığı süreci, kente kattıkları ve karanlık gölgelerin Malatya üstüne çöküşü yer alacak.</p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜMLER&nbsp;</strong></p>

<p>&nbsp;İlginç Malatyalılar - Hamido 1. Bölüm<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar Hamido - 2. Bölüm: Kıratın Üstünde Rüzgâr Gibi Geçen Çocukluk<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339</a></strong>&nbsp;</p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Hamido (3. Bölüm) “Taşranın Çocuğu, Şehrin Beyi Olur mu?”<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-3-bolum-tasranin-cocugu-sehrin-beyi-olur-mu-107363" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-3-bolum-tasranin-cocugu-sehrin-beyi-olur-mu-107363</a></strong>&nbsp;</p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Hamido (4. Bölüm) “Kıratın Etrafında Dönen Devlet”<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-4-bolum-kiratin-etrafinda-donen-devlet-107403" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-4-bolum-kiratin-etrafinda-donen-devlet-107403</a></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 May 2025 19:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/hamido-5-bolum-ankara-dar-geldi-malatyaya-devlet-kurdu-1746808750.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar – Hamido (4. Bölüm) “Kıratın Etrafında Dönen Devlet”</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-4-bolum-kiratin-etrafinda-donen-devlet-107403</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-4-bolum-kiratin-etrafinda-donen-devlet-107403</guid>
                <description><![CDATA[Yazan: Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1954’tü.<br />
Malatya, toprağından çok oy verenlerin şehri olmuştu.<br />
Her sokakta bir parti teşkilatı, her kahvede bir broşür, her evde bir tartışma…<br />
Ve bütün bu hengâmenin ortasında, Hamido diye bir adam sustuğunda ortalık yıkılıyordu.</p>

<p>Kırat, memleketin her yerinde koşuyordu o günlerde.<br />
Demokrat Parti, halkın yeni umudu olmuştu.<br />
Adnan Menderes Ankara’da umut dağıtırken, Malatya’da Hamido meydan okuyan bir afiş gibiydi:<br />
<strong>“Ben bu milletin adamıyım, seçim zamanı değil her zaman yanındayım.”</strong></p>

<p>Siyasete girmesi için ısrar edenler çoktu.<br />
Ama Hamido’nun bakışı belliydi:<br />
<strong>“Girersem, millet için girerim. Koltuk için değil.”</strong><br />
Bir gün Ankara’dan gelen bir milletvekili ona şöyle dedi:<br />
— Seni listeye yazacağız. Ama bizim çizgimize göre konuşacaksın.<br />
Hamido başını kaldırdı:<br />
— Ben çizgiyi sofrada tuzlukla çekerim, halkla değil.</p>

<p>Ve girdi.<br />
DP listesinden aday oldu.<br />
Kazandı.<br />
Ama Ankara’ya giden bir vekil olmadı; Malatya’nın sesini Ankara’ya götüren bir elçi oldu.</p>

<p>Meclis kürsüsüne ilk çıktığında herkes sustu.<br />
Kürsüde siyasetçi değil, halkın içinden bir ses vardı.<br />
Hani o sabahın erken saatlerinde uyanan emekçinin,<br />
Tarladaki harman tozuyla dönen çocuğun,<br />
Fırında kül içinde çalışan çırağın sesi…<br />
Bir yanda kravatlı cümleler uçuşuyordu mecliste,<br />
Bir yanda Hamido’nun sade Türkçesi,<br />
<strong>“Devlet, sadece kâğıttaki mürekkep değil,<br />
Kuru ekmeğin yanındaki duadır,”</strong> diyordu.</p>

<p>Makam odasına oturmadı.<br />
Çünkü onun odası Malatya’ydı.<br />
Koca şehir bir dosyaydı Hamido için.<br />
Caddeleri satır, insanlar cümle,<br />
Her sokak bir dilekçe gibiydi gözünde.<br />
Sadece bakardı, anlardı.</p>

<p>Bir gün Ankara’da bir bürokrat onu azarlamaya kalkınca,<br />
Cümlesi uzun, dili sivriydi:<br />
<strong>“Bak memur bey, senin önünde tabela var. Benim arkamda millet var.”</strong><br />
Ve arkasında gerçekten Malatya vardı.<br />
Yalnız Malatya mı?<br />
Tarsus’tan Elazığ’a kadar <strong>“Hamido gelirse iş hallolur”</strong> denirdi.</p>

<p>Ama işin garibi şu ki…<br />
O, Ankara’da ne kadar büyüdüyse,<br />
Ankara’daki bazıları o kadar küçüldü gözünde.<br />
Çünkü Hamido’ya göre devlet, kibirle değil adaletle ayakta dururdu.<br />
Ve o günlerde Ankara, adaletten ziyade <strong>“itaat”</strong> istiyordu.</p>

<p>İşte Hamido’nun kırılma noktası da buydu.</p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜMLER:&nbsp;</strong></p>

<p>İlginç Malatyalılar - Hamido 1. Bölüm<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314 "><span style="color:#2980b9">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314</span></a></strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314 "><strong><span style="color:#2980b9">&nbsp;</span></strong></a></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar Hamido - 2. Bölüm: Kıratın Üstünde Rüzgâr Gibi Geçen Çocukluk<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339</a></strong>&nbsp;</p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Hamido (3. Bölüm) “Taşranın Çocuğu, Şehrin Beyi Olur mu?”<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-3-bolum-tasranin-cocugu-sehrin-beyi-olur-mu-107363" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-3-bolum-tasranin-cocugu-sehrin-beyi-olur-mu-107363</a></strong></p>

<p>**</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 08 May 2025 18:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/ilginc-malatyalilar-hamido-4-bolum-kiratin-etrafinda-donen-devlet-1746719934.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar – Hamido (3. Bölüm) “Taşranın Çocuğu, Şehrin Beyi Olur mu?”</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-3-bolum-tasranin-cocugu-sehrin-beyi-olur-mu-107363</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-3-bolum-tasranin-cocugu-sehrin-beyi-olur-mu-107363</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>O vakitler Malatya, sabahları yoğurtla uyanır, geceleri gaz lambasıyla uyurdu. Yokuş yukarıya eşekle su çıkaran çocukların sesini, Arasa Çarşısı’ndan yükselen kahkahalar bastırırdı. Herkesin bildiği ama kimsenin konuşmadığı bir sessizlik de vardı: <strong>Şehir, kabına sığmıyordu.</strong></p>

<p>Hamido işte bu kabın dışına taşanlardan biriydi.</p>

<p>Henüz on sekizini bile doldurmamıştı ama köy meydanındaki kahvede o konuştuğunda, sırtını duvara veren yaşlılar bile başlarını kaldırırdı. Duruşunda bir sertlik, sözlerinde bir cesaret, sesinde bir memleket hâli vardı. Okuyamamıştı ama okunanları ezberlemişti. Kitap değil belki ama insan yüzü okurdu. Toprak kokusunu iyi bilirdi. Nerede bir devlet ihmali varsa, orada bir halk çığlığı da vardı. O çığlığı da ilk duyan hep Hamido olurdu.</p>

<p>Delikanlıydı ama serseri değildi. İnatçıydı ama başına buyruk değil. Kavgayı severdi ama haksızlığa karşı olursa.</p>

<p>Bir gün Battalgazi taraflarında bir ağa, köylünün harmanına çökünce, Hamido çıkıp karşısına dikildi. “Senin toprağın diye harmanı da mı satın aldın?” dedi. Ağanın yanında bekleyen jandarmaya da döndü:<strong> “Senin vazifen onu değil, hakkı korumaktır!”</strong> dedi.</p>

<p>Ertesi gün ilçeye gelen müfettişin raporuna sadece şu yazıldı:<br />
<strong>“Muhtar değil ama halkın temsilcisi gibi davranıyor. Adı: Hamit Fendoğlu.”</strong></p>

<p>Birkaç hafta sonra Malatya Valisi ilçeye geldiğinde, en önde ayakta duran o gençti. Eli cebinde, başı dik, yüreği cızırdayan halk için konuştu.<strong> “Biz köylüyüz ama köle değiliz. Biz cahiliz ama susacak değiliz,”</strong> dedi.</p>

<p>Vali sustu.</p>

<p>Hamido ilk defa orada<strong> ‘şehrin beyi’</strong> ilan edildi.</p>

<p>Henüz resmî bir makamı yoktu. Ama sesi, radyodan çıkanlardan daha güçlü, sözü, meclistekilerden daha tesirliydi. Çünkü o söz, köyün harmanından, çarşının tezgâhından, Malatya’nın nabzından çıkıyordu.</p>

<p>Ve o gün şehir, bir daha onun adını unutmadı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>İlgili Bölümler:&nbsp;</strong></span></p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar - Hamido 1. Bölüm</strong><br />
<br />
<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314</a></strong>&nbsp;</p>

<p>**</p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar Hamido - 2. Bölüm: Kıratın Üstünde Rüzgâr Gibi Geçen Çocukluk</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 May 2025 13:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/ilginc-malatyalilar-hamido-3-bolum-tasranin-cocugu-sehrin-beyi-olur-mu-1746614148.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar Hamido - 2. Bölüm: Kıratın Üstünde Rüzgâr Gibi Geçen Çocukluk</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-107339</guid>
                <description><![CDATA[]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1930’ların sonu…<br />
Malatya’nın rüzgârlı taş sokaklarında bir çocuk, kıratına atlayıp rüzgâra karışıyordu.<br />
Adı Hamit’ti. Ama köyde herkes ona Hamido derdi. Kimi <strong>“delifişek”</strong> derdi, kimi<strong> “yiğidin hası”…</strong> Ama asıl adı, annesinin göğsünden düşmeyen o yangınlı duada gizliydi:<br />
<strong>“Allah’ım, yaşı küçük ama yüreği büyük bu çocuğu sen koru…”</strong></p>

<p>Babası Hacı Bekir Ağa, o zamanların Malatya’sında sözü geçen adamlardandı. Ağa ama harami değil… Malatya’nın asaletle karışık cefasını yüklenenlerden… Hamido da bu hanedanın kıymetli bir emaneti gibiydi.<br />
Daha çocukken bile dağda kuzuya, bağda üzüme, ovada silaha merak salmıştı.<br />
Dikenli tütün kırarken parmakları kanar ama <strong>“gık” </strong>demezdi. Çünkü Hamido’ya göre erkek olmak, önce susmayı sonra konuşmayı bilmekti.</p>

<p>Okula gitti, öğretmenler <strong>“zeki ama başına buyruk” </strong>dediler. Hamido da <strong>“baş, hakka buyruk olur”</strong> dedi.<br />
Bir gün bir öğretmeni kulağını çekmişti. Hamido eve gelmiş, annesi sormuş:<br />
— Ne oldu oğlum?<br />
— Öğretmen kulağımı çekti.<br />
— Ne yaptın peki?<br />
— Tuttum elimle kulağımı, <strong>“bir daha çekme” </strong>dedim. Ama kalbim kırılmadı…<br />
Annesi ağlamış, Hamido bakmış, üzülmüş.<strong> “Kırılmak yok ana, daha yolumuz uzun…”</strong> demiş.</p>

<p>Mahallede bir çocuk düşmüş, dizini kanatmış. Hamido gömleğini yırtmış, sargı yapmış.<br />
<strong>“İyilik bir sadakadır”</strong> derdi.<br />
Çünkü o zamanlar Malatya’da çocuklar; oyunla değil, dua ile büyürdü.</p>

<p>Köy kahvesine girip bir bardak çay istediğinde, yan gözle bakarlardı. Çünkü daha 10’undaydı. Ama gölgesi 30 yaşındaydı sanki.<br />
Ve bir gün, köyde ilk defa çıkan<strong> “gaz lambası”</strong>nı kendi elleriyle yakmıştı.<strong> “Işık, karanlıktan korkana umut olur”</strong> demişti.</p>

<p>İşte Hamido böyle büyüdü.<br />
Sözleri sert, gönlü yumuşak…<br />
O daha çocukken bile bir vilayetin nabzını tutacak yüreği içinde taşıyordu.</p>

<p><strong>Devamı gelecek…</strong></p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜM:&nbsp;</strong></p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar - Hamido 1. Bölüm</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314</a></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 May 2025 15:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/ilginc-malatyalilar-hamido-2-bolum-kiratin-ustunde-ruzgar-gibi-gecen-cocukluk-1746535407.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar - Hamido 1. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-107314</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong>“O, Devletin Malatya Şubesi Gibiydi”</strong></p>

<p>Eskiler anlatır…</p>

<p>Bir çocuk doğar Malatya’da.<br />
Öyle çığlık çığlığa değil, sanki karara varılmış bir devlet meselesi gibi sessiz sedasız.<br />
Soyadını bile annesi koymamıştır.<br />
Soyadını millet vermiştir: Fendoğlu.</p>

<p>Babası asker. Hem de o devrin jandarması.<br />
Adı: Mehmet.<br />
Lakabı: <strong>“Deli Yüzbaşı.”</strong><br />
Pütürge’nin köylerinden birinde, torosların dizlerine yaslanmış bir yoksulluğun içinden çıkmış.<br />
Ama içi dolu dolu…<br />
Kanun kitabıyla yatıp, namusla kalkıyor.<br />
Oğluna Hamit ismini koyuyor.</p>

<p>Yıl 1932.<br />
Malatya’ya devlet henüz tam çökmemiş.<br />
Ağalık hâlâ meşru bir iktidar biçimi.<br />
Ama Hamit, doğarken bile nizam ister gibi bakıyor.<br />
Ne yumuşak bakıyor, ne sert…<br />
Devlet gibi bakıyor.</p>

<p>Hamit Fendoğlu okula başlıyor.<br />
Ama her defasında bir öğretmene değil, bir fikre rastlıyor:<br />
<strong>“Halk adamı olmak.”</strong></p>

<p>Henüz ilkokulda okurken, babasına karşı çıkanları not eder gibi izliyor.<br />
Haksızlık neredeyse oraya dikiliyor.<br />
Büyüyor, genç oluyor.<br />
Pötikare gömleğin altına, muhtar ciddiyetinde bir duruş yerleştiriyor.</p>

<p>Ankara’ya gidiyor.<br />
Demiryolcu oluyor.<br />
Ama kimse ona Hamido, memur demiyor.<br />
Herkes “<strong>Hamido, Devlet” </strong>diyor.<br />
Çünkü masa başında bile emirle değil, inançla çalışıyor.<br />
Kimseyi amiri saymıyor.<br />
Ama kimse de ondan daha adil olmuyor.</p>

<p>Dönüyor Malatya’ya.<br />
Ama bu dönüş sıradan bir gurbet dönüşü değil.<br />
Bu dönüş, İstanbul’un fethinden dönen bir yeniçeri edasında.<br />
Her adımıyla meydanı yokluyor.<br />
Ve millet de onu yoklamaya başlıyor.</p>

<p>Mahalleli ona <strong>“Sahici” </strong>diyor.<br />
Çünkü hiç eğilip bükülmüyor.<br />
Bir tek hakikate eğiliyor: Millet.</p>

<p>Siyasete girmesi tesadüf değil.<br />
Halk, onu seçmiyor; çağırıyor.<br />
Hamido, çağırılınca geliyor.<br />
Yoksa ne o koltuk seviyor, ne kürsü.<br />
O<strong>, “hakkı savunacak biri lazım” </strong>denince yola çıkıyor.<br />
Seçilince, Meclis’e gidiyor ama “Malatya Valiliği” gibi çalışıyor.<br />
Çünkü onun Meclis’te bir oyu, ama Malatya’da bin sözü var.</p>

<p>İşte Hamido böyle başlıyor…<br />
Bir siyasetçinin değil, bir devrin romanı gibi.<br />
Çünkü Hamido, sadece bir adam değil…<br />
Bir anlayış, bir duruş, bir tavır.</p>

<p><br />
<strong>Devam edecek…</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 May 2025 14:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/ilginc-malatyalilar-hamido-1-bolum-1746446725.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar - Battalgazi Yazı Dizisi 5. Bölüm: Tarihten Efsaneye Bir Yürüyüş</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-5-bolum-tarihten-efsaneye-bir-yuruyus-107269</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-5-bolum-tarihten-efsaneye-bir-yuruyus-107269</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir yiğit düşünün…<br />
Arkasında fethedilmiş şehirler, düşmana karşı kazanılmış savaşlar,<br />
ama en çok da bir milletin hafızasında silinmeyen bir iz bırakmış.</p>

<p>Battalgazi işte böyle bir yürüyüştür:<br />
Ne yalnız bir asker, ne sadece bir efsane…<br />
Tarih ile destan arasında, bir milletin gönlüne kurulan köprüdür.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Tarihçiler Anlatır, Halk Tamamlar</strong></span></p>

<p>Battalgazi hakkında yazılı kaynaklar azdır.<br />
Emevî ve Abbâsî kaynaklarında adı geçer,<br />
ama asıl gücünü halkın dilinden alır.<br />
Ninelerin dizinin dibinde anlatılan hikâyeler,<br />
cemaatin imamdan sonra andığı dualar,<br />
mezar taşlarında sessizce duran birer cümledir Battalgazi için.</p>

<p>Çünkü bazı kahramanlar belgelerle değil,<br />
hatıralarla yaşar.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Malatya Onunla Büyür, Onunla Anılır</strong></span></p>

<p>Malatya’nın tarihinde nice isim gelir geçer,<br />
ama Battalgazi adı hep bir köşe başında durur.<br />
Bir cadde tabelasında,<br />
bir cami avlusunda,<br />
bir türbe sessizliğinde…</p>

<p>Malatya onu unutmamış,<br />
hatta unutmamayı görev bilmiştir.<br />
Yeni ilçeye adını verirken geçmişe değil,<br />
şehre ruh vermeye çalışmıştır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Peki, Battalgazi Kimdir?</strong></span></p>

<p>Kimi der ki Emevî komutanıydı,<br />
kimi der ki Seyitgazi’de şehit düştü.<br />
Tarihçiler ihtiyatla yaklaşır,<br />
halk ise tereddütsüz inanır.</p>

<p>Çünkü mesele Battalgazi’nin nerede yaşadığı değil,<br />
neyi yaşattığıdır.</p>

<p>O bir adamdan çok daha fazlasıdır.<br />
O bir duruş, bir ses, bir mesajdır.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bir Günlük Değil, Asırlık Bir Hatıra</strong></span></p>

<p>Battalgazi, milletin zihninde sadece geçmişi değil,<br />
bir geleceği de temsil eder.<br />
“Anadolu bizimdir” diyen ilk haykırıştır o.<br />
Her nesilde yeniden dirilen,<br />
her kriz anında hatırlanan,<br />
her kuşakta kıymeti daha da artan bir semboldür.</p>

<p>O yüzden bugün onun adına yazı dizisi yazılır,<br />
yarın onun ruhuyla şehirler ayağa kalkar.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>VE BİTTİĞİ YERDEN BAŞLAR…</strong></span></p>

<p>Battalgazi bir kahramandı.<br />
Ama onu asıl büyük yapan şey,<br />
bir milletin onu kahraman yapmasıydı.</p>

<p>Biz unutmamışsak,<br />
O hâlâ yaşıyordur.</p>

<p><strong>YAZI DİZİSİ SONA ERDİ</strong></p>

<p><strong>Yazan: Hüccetullah Hakder</strong></p>

<p><strong>İlgili Bölümler:&nbsp;</strong></p>

<p>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi 1. Bölüm: Tarih Mi, Efsane Mi?<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-1-bolum-tarih-mi-efsane-mi-107135" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-1-bolum-tarih-mi-efsane-mi-107135</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi 2. Bölüm: Bir Hudut Gazisinin İzinde<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-2-bolum-bir-hudut-gazisinin-izinde-107165" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-2-bolum-bir-hudut-gazisinin-izinde-107165</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi 3. Bölüm: Efsanenin Kalbi – Battalname’den Sahneler<br />
<br />
<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-3-bolum-efsanenin-kalbi-battalnameden-sahneler-107207" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-3-bolum-efsanenin-kalbi-battalnameden-sahneler-107207</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi 4. Bölüm: Bir Şehrin Ruhunda Yaşayan Kahraman<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-4-bolum-bir-sehrin-ruhunda-yasayan-kahraman-107230" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-4-bolum-bir-sehrin-ruhunda-yasayan-kahraman-107230</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 02 May 2025 20:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-5-bolum-tarihten-efsaneye-bir-yuruyus-1746206293.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi 4. Bölüm: Bir Şehrin Ruhunda Yaşayan Kahraman</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-4-bolum-bir-sehrin-ruhunda-yasayan-kahraman-107230</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-4-bolum-bir-sehrin-ruhunda-yasayan-kahraman-107230</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı isimler vardır, bir şehri anlatmaya yetmez; bir şehrin kendisidir.<br />
Battalgazi, Malatya için işte öyle bir isimdir.<br />
Tarihle yoğrulmuş, efsaneyle büyümüş, nesilden nesle aktarılmış bir kimlik.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Malatya’da Battalgazi Adı</strong></span></p>

<p>Malatya’da yalnızca bir ilçe değildir Battalgazi.<br />
Caminin adı da odur, okulun, meydanın, türbenin, hikâyenin de…<br />
Çünkü bu şehir Battalgazi’yi unutmak şöyle dursun, onu kimliğinin ortasına koymuştur.</p>

<p>Adı resmi tabelalarda geçer belki ama asıl halkın dilinde yaşar.<br />
Dedeler torunlarına onu anlatır.<br />
Düğünlerde, destanlarda, mezar taşlarında Battalgazi’nin izi vardır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Battalgazi Ulu Camii: Taşın Üzerine Yazılmış Dua</span></strong></p>

<p>Malatya’nın Eski Malatya (Battalgazi) ilçesinde bulunan Ulu Cami, Anadolu’nun en eski ve en sade camilerinden biridir.<br />
Selçuklu mimarisiyle inşa edilen bu cami, yalnızca bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda Battalgazi’nin mirasını taşıyan bir simgedir.</p>

<p>Burada her taşta bir dua, her sütunda bir hikâye gizlidir.<br />
Ve her adımda sanki bir gazânın ayak izleri vardır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Türbe mi, Hatıra mı?</span></strong></p>

<p>Battalgazi’nin mezarı konusunda farklı rivayetler vardır.<br />
Bazıları onu Malatya’ya, bazıları Seyitgazi’ye, bazılarıysa daha uzak diyarlara yerleştirir.<br />
Ama Malatya’da bulunan türbe, halk arasında “Battalgazi’nin yattığı yer” olarak bilinir.</p>

<p>Orası gerçek mezarı mı bilinmez.<br />
Ama inancın mezarı olur mu ki?<br />
Bir halk inanmışsa, orası artık bir makamdır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Sözlü Kültürde Battalgazi</span></strong></p>

<p>Malatya’da hâlâ nineler torunlarına Battalgazi’yi anlatır.<br />
Düğünlerde, bayramlarda, asker uğurlamalarında onun adı yâd edilir.<br />
Eskiler bir yiğidin cesaretini överken şöyle der:<br />
“Battalgazi gibi yiğit.”</p>

<p>Bu ifade bile Battalgazi’nin yalnız geçmişte değil, bugünde de yaşayan bir kahraman olduğunu gösterir.</p>

<p><strong>DEVAM EDECEK</strong></p>

<p><strong>İlgili Bölümler:&nbsp;</strong></p>

<p>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi 1. Bölüm: Tarih Mi, Efsane Mi?<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-1-bolum-tarih-mi-efsane-mi-107135" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-1-bolum-tarih-mi-efsane-mi-107135</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi 2. Bölüm: Bir Hudut Gazisinin İzinde<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-2-bolum-bir-hudut-gazisinin-izinde-107165" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-2-bolum-bir-hudut-gazisinin-izinde-107165</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi 3. Bölüm: Efsanenin Kalbi – Battalname’den Sahneler<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-3-bolum-efsanenin-kalbi-battalnameden-sahneler-107207" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-3-bolum-efsanenin-kalbi-battalnameden-sahneler-107207</a></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 May 2025 13:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/05/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-4-bolum-bir-sehrin-ruhunda-yasayan-kahraman-1746096663.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi  3. Bölüm: Efsanenin Kalbi – Battalname’den Sahneler</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-3-bolum-efsanenin-kalbi-battalnameden-sahneler-107207</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-3-bolum-efsanenin-kalbi-battalnameden-sahneler-107207</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarih, her kahramanı aynı biçimde yazmaz.<br />
Kimi belgelerle yaşar, kimi halkın dilinde.<br />
Battalgazi ise her ikisini de başardı.<br />
O hem tarih kitaplarında bir komutandı, hem de dilden dile anlatılan bir efsane.</p>

<p>Ve o efsane, zamanla tek bir metinde toplanmaya başladı:<br />
Battalnâme.</p>

<p><strong>Battalnâme Nedir?</strong></p>

<p>Battalnâme, 13. yüzyılda Anadolu’da yazıya geçirilen, asırlarca sözlü kültürde var olmuş bir destandır.<br />
Ana karakteri, şüphesiz ki Battalgazi’dir.<br />
Ama bu Battalgazi artık sıradan bir asker değil,<br />
kaleleri tek başına fetheden,<br />
Bizans’ın saraylarına gizlice giren,<br />
kırk yiğit arkadaşıyla düşmanı dize getiren bir ulu kahramandır.</p>

<p><strong>Bir Aşk, Bir Kılıç, Bir Davet</strong></p>

<p>Battalnâme’de en çok anlatılan hikâyelerden biri, Battalgazi’nin Bizans İmparatoru’nun kızıyla olan karşılaşmasıdır.<br />
İstanbul’a yapılan bir seferde, Battalgazi’nin saraya gizlice sızdığı, imparatorun kızıyla karşılaştığı ve onun kalbini fethettiği söylenir.<br />
Ama bu aşk, sıradan bir hikâye değildir.<br />
Çünkü Battalgazi, aşkı bile davaya dönüştürür.<br />
İnancından taviz vermez, prensesi İslam’la tanıştırır.</p>

<p>Bu yönüyle o, aşkı fethe, kalbi kaleye çeviren bir kahramandır.</p>

<p><strong>Kırk Yiğit, Bir Ruh</strong></p>

<p>Battalgazi yalnız savaşmaz.<br />
Yanında her zaman kırk yiğidi vardır.<br />
Onlar da onun kadar yiğit, onun kadar sadıktır.<br />
Battalnâme’de bu kırk yiğidin her biri, bir halk tipi, bir fazilet simgesidir.<br />
Kimi sadakati temsil eder, kimi cesareti, kimi hikmeti.</p>

<p>Bu yönüyle Battalgazi, bir kahraman değil, bir ocağın adıdır.</p>

<p><strong>Gerçekten Oldu mu?</strong></p>

<p>Tarihçiler, Battalnâme’deki olayların tamamının tarihsel gerçek olmadığını söyler.<br />
Ama bu hikâyeler, Anadolu insanının hayalinde ve ruh dünyasında öylesine derin yer etmiştir ki, gerçek olup olmamaları artık çok da önemli değildir.</p>

<p>Çünkü bu efsaneler;<br />
bir milletin hafızasında neye özlem duyduğunu, neyi kutsadığını gösterir.</p>

<p><br />
<strong>DEVAM EDECEK</strong></p>

<p><strong>İlgili Bölümler:&nbsp;</strong></p>

<p>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi 1. Bölüm: Tarih Mi, Efsane Mi?<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-1-bolum-tarih-mi-efsane-mi-107135" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-1-bolum-tarih-mi-efsane-mi-107135</a></strong>&nbsp;</p>

<p>***</p>

<p>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi 2. Bölüm: Bir Hudut Gazisinin İzinde<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-2-bolum-bir-hudut-gazisinin-izinde-107165" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-2-bolum-bir-hudut-gazisinin-izinde-107165</a></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Apr 2025 14:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-3-bolum-efsanenin-kalbi-battalnameden-sahneler-1746012155.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi  2. Bölüm: Bir Hudut Gazisinin İzinde</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-2-bolum-bir-hudut-gazisinin-izinde-107165</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-2-bolum-bir-hudut-gazisinin-izinde-107165</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp;8.&nbsp;&nbsp; &nbsp;yüzyılın Anadolu’su, İslam ordularıyla Bizans kuvvetleri arasında amansız bir mücadeleye sahne oluyordu.<br />
İşte bu mücadelede, Malatya gibi şehirler hem kılıcın hem de inancın hududu haline gelmişti.<br />
Ve bu hududun yiğitlerinden biri de Battalgazi idi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Malatya: Sınırın Kalesi</span></strong></p>

<p>Emevîler döneminde, Malatya; Bizans topraklarına yönelik akınların ana karargâhıydı.<br />
İslam akıncıları, bu kadim şehri bir nevi ileri karakol gibi kullanıyor, buradan Bizans’ın içlerine doğru yıldırım seferleri düzenliyorlardı.</p>

<p>Battalgazi, işte bu dönemde Malatya’da doğmuş, Malatya’da büyümüş ve Malatya’dan yola çıkarak Anadolu’yu İslam’ın sesiyle buluşturmaya çalışmıştı.</p>

<p>Onun mücadelesi sadece toprak almak için değildi;<br />
bir inancı taşımak,<br />
bir medeniyeti kurmak,<br />
bir nesli ayağa kaldırmak içindi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Hudud Gazâsı Ne Demekti?</span></strong></p>

<p>Hudud gazâsı, sadece askerî bir akın değil, adeta imanla yapılan bir seferdi.<br />
Hudut boylarında yaşayan Müslümanlar, canları pahasına Anadolu topraklarında İslam’ın izlerini bırakmaya çalışıyordu.<br />
Battalgazi de bu gazâ ruhunun en seçkin temsilcilerinden biriydi.</p>

<p>Malatya, o dönemlerde “İslam’ın batıya açılan kapısı” gibiydi.<br />
Bu yüzden şehrin surları sadece taştan değil, şehit kanlarıyla örülmüştü.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Battalgazi’nin İslamlaşmaya Katkısı</span></strong></p>

<p>Battalgazi’nin adının efsanelere karışması tesadüf değildi.<br />
O, hem kılıcı hem diliyle Anadolu’ya İslamı taşıyan ilk kahramanlardandı.<br />
Bizans’ın sınır kalelerine yaptığı akınlar, sadece savaş değil, aynı zamanda inanç tebliği hareketiydi.</p>

<p>Bugün Anadolu’nun dört bir yanında onun adını taşıyan camiler, türbeler ve köyler bulunması da işte bu gazâların bir sonucudur.</p>

<p>Battalgazi, yalnızca bir asker değil;<br />
bir misyonun, bir yürüyüşün, bir dirilişin adıdır.</p>

<p><strong>İlgili Bölüm:&nbsp;</strong></p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi 1. Bölüm: Tarih Mi, Efsane Mi?</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-1-bolum-tarih-mi-efsane-mi-107135" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-1-bolum-tarih-mi-efsane-mi-107135</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Apr 2025 11:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-2-bolum-bir-hudut-gazisinin-izinde-1745915269.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar – Battalgazi Yazı Dizisi  1. Bölüm: Tarih Mi, Efsane Mi?</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-1-bolum-tarih-mi-efsane-mi-107135</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-1-bolum-tarih-mi-efsane-mi-107135</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah HAKDER yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya…<br />
Fırat’ın bereketli kıyılarında kurulu, çağlar boyunca istilaların, savaşların, uygarlıkların uğrak yeri olmuş kadim şehir.<br />
Ve bu şehrin bağrından, zamanın ötesine geçen bir kahraman yükselmiş: Battalgazi.</p>

<p>Battalgazi kimdi?<br />
Bir destan mıydı, yoksa etten kemikten bir asker mi?<br />
Sorunun cevabı hâlâ tam anlamıyla net değil.<br />
Çünkü Battalgazi, hem tarihin sessiz sayfalarında hem halkın coşkulu dilinde aynı anda yaşıyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Tarihî Çerçeve</span></strong></p>

<p>Tarihçiler, Battalgazi’yi 8. yüzyılda yaşamış bir Arap kumandanı olarak gösterirler.<br />
Bazı kaynaklar onun asıl adının Abdullah el-Battal olduğunu yazar.<br />
Emevîler ve Abbasîler döneminde Bizans sınırlarında, özellikle Malatya çevresinde Bizans’a karşı yapılan akınlarda aktif rol aldığı belirtilir.</p>

<p>Özellikle Emevî Halifesi Hişâm bin Abdülmelik döneminde, Anadolu içlerine kadar ilerleyen İslam akınlarının önemli bir kumandanıydı.<br />
Onun ismi, Malatya’nın İslâm hudut karakolu hâline gelmesiyle daha da büyüdü.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Efsanevi Çehresi</span></strong></p>

<p>Ama Battalgazi yalnızca tarihin soğuk kayıtlarında kalmadı.<br />
Halkın hafızasında o, destansı bir kahramana dönüştü.<br />
Sözlü anlatımlarda Battalgazi, olağanüstü güçlere sahip bir yiğit, bir adalet savaşçısı, zalime diz çöktüren bir halk kahramanı olarak anlatıldı.</p>

<p>Battalnâme adlı halk hikâyesi, onun maceralarını destansı bir dille işler.<br />
İstanbul surlarına kadar ilerlediği, Bizans’ın saraylarına sızdığı, güzeller güzeli Bizans prensesiyle karşılaştığı anlatılır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Malatya ile Kader Bağı</span></strong></p>

<p>Battalgazi’nin Malatya ile olan bağı sıradan bir doğum yeri ilişkisinden ibaret değildir.<br />
Malatya, onun mücadelesinin, yiğitliğinin, İslam’ın Anadolu topraklarında kök salmasının merkeziydi.<br />
Bu yüzden bugün Malatya’da bir ilçeye onun adı verilmiş, camilere, meydanlara, okullara onun ismi yazılmıştır.</p>

<p>Çünkü Battalgazi, Malatya’nın ruhunda bir kahraman değil, yaşayan bir efsanedir.</p>

<p><strong>DEVAM EDECEK</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Apr 2025 10:26:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/ilginc-malatyalilar-battalgazi-yazi-dizisi-1-bolum-tarih-mi-efsane-mi-1745825351.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar – 6. ve Son Bölüm / Toprak, Yalnızlık ve Derin Bir Miras</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-6-ve-son-bolum-toprak-yalnizlik-ve-derin-bir-miras-107107</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-6-ve-son-bolum-toprak-yalnizlik-ve-derin-bir-miras-107107</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hayat bazen bir roman gibi akıp gider. Kimi zaman servetle, kimi zaman sefaletle. Mustafa Kemal Derinkök’ün hayatı da işte tam böyle bir hikâyeydi. Devletle yarışan servetler, iflaslar, hapisler, kaçışlar ve nihayet bir yalnızlık…</p>

<p><strong>Bir Zamanlar Devletten Sonra En Büyük</strong></p>

<p>Derinkök, her zaman büyük oynamıştı.<br />
İş dünyasında, bankalarda, medyada, siyasette.<br />
Bir dönem şöyle demişti:<br />
<strong>“Kuveyt kadar büyüklükte toprağım var.”</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/malatyal%C4%B1lar.jpg" style="height:449px; width:800px" /></strong></p>

<p>Öyleydi de.<br />
İstanbul’un Büyükçekmece, Üsküdar, Kartal, Pendik ve Şile gibi ilçelerinde yüz milyon metrekareye yakın arazisi vardı.<br />
İstanbul’daki Formula 1 Pisti’nin ve Yeditepe Üniversitesi’nin kurulduğu alanlar bir zamanlar ona aitti.</p>

<p>Yalnızca Malatya’da değil, İstanbul’un imar haritalarında da Derinkök adı bir zamanlar sessiz ama güçlü şekilde yazılıydı.</p>

<p><strong>Miras mı, Yıkıntı mı?</strong></p>

<p>Servetinin büyük kısmı icralarla, borçlarla, davalarla el değiştirdi.<br />
Bankasına el kondu.<br />
Adı yolsuzluk, dolandırıcılık, sahte senet gibi davalarla anıldı.<br />
Son yıllarında müflis bir iş adamıydı.</p>

<p>Ama bir şeyi kimse inkâr edemiyordu:<br />
<strong>Toprak hâlâ onun adını fısıldıyordu.</strong></p>

<p>Görünürde mal varlığı azalmıştı.<br />
Ama ailenin köklerinden gelen toprak zenginliği hâlâ tükenmemişti.<br />
Zaten onu son yolculuğuna uğurlayanlar da parayla değil, o köklü geçmişin hatırasıyla uğurladılar.</p>

<p><strong>Sessiz Bir Veda</strong></p>

<p>2015 yılında, bir kalp krizi sonucu 75 yaşında hayatını kaybetti.<br />
Ne büyük gazete manşetlerinde yer aldı, ne görkemli cenaze törenleri düzenlendi.<br />
Sadece dostlarının bildiği bir vedaydı bu.</p>

<p>Ölürken arkasında ne bıraktı?<br />
Mahkeme dosyaları mı?<br />
Yarıda kalan ticari hayaller mi?<br />
Yoksa her şeye rağmen hâlâ bitmemiş bir servet mi?</p>

<p>Bunları zaman gösterecekti.<br />
Ama bir gerçek vardı:<br />
Mustafa Kemal Derinkök, Türk iş dünyasının en ilginç karakterlerinden biri olarak unutulmazlar arasına adını çoktan yazdırmıştı.</p>

<p><strong>SON</strong></p>

<p><strong>**</strong></p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜMLER:</strong></p>

<p><strong>&nbsp;</strong>İlginç Malatyalılar – 1. Bölüm<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – 2. Bölüm<br />
<br />
<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-2-bolum-106823" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-2-bolum-106823</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – 3. Bölüm / Skandallar, Soruşturmalar ve Kaçırılan Uçak<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-3-bolum-skandallar-sorusturmalar-ve-kacirilan-ucak-106861" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-3-bolum-skandallar-sorusturmalar-ve-kacirilan-ucak-106861</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – 4. Bölüm / Bankalar, Cezaevleri ve Düşen Perdeler<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-4-bolum-bankalar-cezaevleri-ve-dusen-perdeler-106890" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-4-bolum-bankalar-cezaevleri-ve-dusen-perdeler-106890</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>İlginç Malatyalılar – 5. Bölüm / Cinayet Gölgesi, Sahte Senet ve Kaybolan Servet<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-5-bolum-cinayet-golgesi-sahte-senet-ve-kaybolan-servet-106919" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-5-bolum-cinayet-golgesi-sahte-senet-ve-kaybolan-servet-106919</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 26 Apr 2025 13:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/ilginc-malatyalilar-6-ve-son-bolum-toprak-yalnizlik-ve-derin-bir-miras-1745665166.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 6. Bölüm: İsim Değişmedi, Ruhu Değişti — Malatya’nın Hafızası</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-6-bolum-isim-degismedi-ruhu-degisti-malatyanin-hafizasi-107090</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-6-bolum-isim-degismedi-ruhu-degisti-malatyanin-hafizasi-107090</guid>
                <description><![CDATA[Malatya, binlerce yıl boyunca adını korudu. Peki, bu istikrar bir aidiyet mi, yoksa unuttuğumuz bir emanete mi işaret ediyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİR İSMİN BİN YILLIK SADAKATİ</span></strong></p>

<p>Tarih boyunca şehirler değişti. İsimleri, sahipleri, sınırları, aksanları değişti. Lakin bazı şehirler vardır ki, adıyla zamanın gövdesini yarar. Malatya işte onlardan biridir. Kimi şehirler üç asırda üç isim değiştirirken, Malatya üç bin yıldır aynı kökün gölgesinde duruyor. Hititçe “Melid”, Asur’da “Meliddu”, Roma’da “Melitene”, Araplar’da “Malatiyye”, Türkler’de “Malatya”. Hepsi aynı harfin etrafında dönen bir sadakat. Bu, sadece bir kelime kalıcılığı değil; bir hafıza tutarlılığıdır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HER MEDENİYET BİR ANLAM YÜKLEDİ</span></strong></p>

<p>Bu isim, her çağda başka bir mânâya büründü. Hitit için verimli topraktı, Asur için sınır karakolu. Roma için askerî üs, Bizans için kale. Abbâsî için serhat karargâhı, Selçuklu için vilâyet. Danişmentli için yurt, Osmanlı için bağlık. Her gelen gitti, ama isim gül gibi yerinde kaldı. Güzelliğinden değil sadece; kökünden ötürü. Malatya, her çağda başka bir işlev gördü ama adını değiştirecek bir iradesizlik göstermedi. Bu, kimliğin değil; karakterin meselesidir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİR ADA SAHİP OLMAK MI, O ADI TAŞIYABİLMEK Mİ?</span></strong></p>

<p>Bir şehrin adı değişmezse, bu o şehrin güçlü olduğu anlamına mı gelir, yoksa unutulmuş olduğu anlamına mı? Bu sorunun cevabı Malatya’nın iki farklı yüzünde gizli: Aşağı Şehir ve Yukarı Malatya. Biri tarihiyle övünür ama unutulmuştur. Diğeri modern görünür ama ruhunu henüz inşa edememiştir. Malatya, kendi adının bile gölgesine sığınan bir şehir gibidir bazen. Çünkü isim kalmıştır, fakat ruhun kıyısında boşluklar oluşmuştur. O boşluklara geçmişin yankısı değil, geleceğin sesi gerek.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ADINI KORUMAK, HAFIZAYI KORUMAK MIDIR?</span></strong></p>

<p>Bir ismi bin yıl taşımak kolay değil. Ama o ismin hakkını vermek daha da zor. Bugün Malatya, adını koruduğu kadar, hatırasını da koruyabiliyor mu? Arslantepe’yi sadece turistik bir ören yeri mi biliyoruz, yoksa medeniyetin doğduğu tepe olarak mı görüyoruz? “Darü’r-Rifâ” unvanını sadece nostaljiyle mi anıyoruz, yoksa şehirde saadet inşa etmeye çalışıyor muyuz?</p>

<p>Malatya’nın adı bugün tabelalarda, tapularda, ajans bültenlerinde yaşasa da, hakiki vatanı insanların gönlündedir. Eğer o gönüllerde Malatya, sadece bir coğrafya değil, bir ruh hâli olarak anılıyorsa; işte o zaman bu bin yıllık isim sadakatle taşınmış demektir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FİNAL SÖZÜ</span></strong></p>

<p>Malatya, yalnızca “değişmeyen bir isim” değil; her çağda başka bir kimliğe bürünen, ama her defasında aslına sadık kalan bir şehirdir. Kimliğini değiştirmeden yaşamak maharettir; ama her çağın içinde var olup kendini yeniden kurmak, işte o iradedir. Malatya bunu yaptı.</p>

<p>Adı değişmedi. Ama her harfiyle yeniden yazıldı. Her dönemde yeniden okundu. Her nesilde başka bir mana kazandı.</p>

<p>Ve belki de en güzeli şu:<br />
Malatya, adını hiç değiştirmedi. Çünkü kendini hiç inkâr etmedi.</p>

<p>***</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İLGİLİ BÖLÜMLER:&nbsp;</span></strong></p>

<p>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 1. Bölüm: Melid’den Malatya’ya — İsmimizin Kökeni<br />
<br />
<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 2. Bölüm: Arslantepe’den Medeniyet Doğar<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-2-bolum-arslantepeden-medeniyet-dogar-106868" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-2-bolum-arslantepeden-medeniyet-dogar-106868</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 3. Bölüm: Melitene’den Malatiyye’ye — Roma’dan Abbâsî’ye Bir Geçiş<br />
<br />
<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-3-bolum-meliteneden-malatiyyeye-romadan-abbasiye-bir-gecis-106903" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-3-bolum-meliteneden-malatiyyeye-romadan-abbasiye-bir-gecis-106903</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 4. Bölüm: Malatya’nın Türklerle Tanışması — Danişmentlilerden Selçuklulara Bir Türk Şehri<br />
<br />
<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-4-bolum-malatyanin-turklerle-tanismasi-danismentlilerden-selcuklulara-bir-turk-sehri-106917" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-4-bolum-malatyanin-turklerle-tanismasi-danismentlilerden-selcuklulara-bir-turk-sehri-106917</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde 5. Bölüm: Aspuzu’dan Yukarıya — Malatya’nın Şehir Yeri Nasıl Değişti?<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-5-bolum-aspuzudan-yukariya-malatyanin-sehir-yeri-nasil-degisti-107064" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-5-bolum-aspuzudan-yukariya-malatyanin-sehir-yeri-nasil-degisti-107064</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 25 Apr 2025 17:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-6-bolum-isim-degismedi-ruhu-degisti-malatyanin-hafizasi-1745590340.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde 5. Bölüm: Aspuzu’dan Yukarıya — Malatya’nın Şehir Yeri Nasıl Değişti?</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-5-bolum-aspuzudan-yukariya-malatyanin-sehir-yeri-nasil-degisti-107064</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-5-bolum-aspuzudan-yukariya-malatyanin-sehir-yeri-nasil-degisti-107064</guid>
                <description><![CDATA[Bir şehir düşünün ki, bağlarını şehre, yazlığını merkeze çevirsin. Malatya, yalnızca tarih boyunca el değiştirmedi; yer de değiştirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">AŞAĞI ŞEHİR’İN DURAĞANLIĞINDAN ASPUZU’NUN CANLILIĞINA</span></strong></p>

<p>Bugünkü Malatya, tarihî merkezinden yani Battalgazi’den yaklaşık 20 kilometre yukarıda. Oysa Malatya binlerce yıl boyunca Arslantepe’ye, Melitene’ye, Aşağı Şehir’e yani Eski Malatya’ya kuruluydu.</p>

<p>Peki ne oldu da şehir yer değiştirdi? Bu göç, sadece fiziki değil; sosyolojik, askerî ve ekonomik bir yön değişimiydi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">1838: BİR OCAK YERİ DEĞİŞTİREN TARİH</span></strong></p>

<p>Malatya’nın merkezinin Aspuzu’ya taşınmasının dönüm noktası, 1838 yılıdır. Osmanlı ordusu, o yıl bölgede konuşlandı. Yaz mevsimiydi ve ordu, Aşağı Şehir’in boğucu havasından uzaklaşmak için yukarı bağlara, yani Aspuzu’ya çıktı.</p>

<p>Aspuzu, Malatyalıların yazlık bölgesi, serin sığınağıydı. Ama bu geçici konuşlanma, zamanla kalıcı bir yerleşime dönüştü. Zira Aspuzu yalnızca havasıyla değil, coğrafi konumuyla, tarım elverişliliğiyle, yeni yolların kesişiminde oluşuyla da avantajlıydı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YENİ BİR MERKEZ, YENİ BİR KİMLİK</span></strong></p>

<p>Osmanlı ordusunun gelişiyle birlikte;<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hükümet konağı,<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kışla,<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kadılık,<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Pazar yeri,<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Konaklar<br />
Aspuzu çevresine taşındı.</p>

<p>Halk da, tıpkı devlet gibi yukarıya göç etti. Böylece bugünkü Malatya şehri, eski bağlık alanlar üzerine kurulan yeni bir merkez hâline geldi.</p>

<p>Aşağı Şehir, yani Eski Malatya, zamanla yalnızca bir tarih sayfasına dönüştü. Günümüzde “Battalgazi” olarak bilinse de, yerli halkın dilinde hep “Aşağı Şeher” olarak kaldı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ASPUSU NEDİR, NE DEMEKTİR?</span></strong></p>

<p>“Aspuzu” ismi, Farsça kökenlidir ve “serin su”, “serinlik veren yer” anlamına gelir. Bu da buranın neden yazlık olarak tercih edildiğini gösterir.</p>

<p>Ancak kaderin cilvesi şu ki, Malatya’nın yazlığı, zamanla merkezine dönüşmüş, şehir, bağdan doğmuştur. Böylece Malatya, sadece tarihî kimliğini değil, coğrafî istikametini de değiştirmiştir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’NIN İKİ YÜZÜ</span></strong></p>

<p>Bugünkü Malatya, planlı, geniş caddeleriyle modern bir şehir izlenimi verir. Fakat tarihî kökü, bağrından değil, çevresinden yükselmiştir. Şehir, bu anlamda çift kimliklidir:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Biri tarihle yoğrulmuş Aşağı Şehir,<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Diğeri modernleşme ile yoğrulmuş Yukarı Malatya.</p>

<p>Bu iki yüz, Malatya’nın geçmişle bugün arasında salınan, yaşayan ruhudur.</p>

<p><strong>Bir Sonraki Bölümde (Final):</strong></p>

<p>İsim Değişmedi, Ruhu Değişti — Malatya’nın Hafızası<br />
Bin yıllar boyu aynı ismi taşıyan nadir şehirlerden biri… Peki Malatya adını koruyabildiği kadar, kimliğini de koruyabildi mi?</p>

<p>***</p>

<p><strong>İlgili Bölümler:&nbsp;</strong></p>

<p>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 1. Bölüm: Melid’den Malatya’ya — İsmimizin Kökeni<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 2. Bölüm: Arslantepe’den Medeniyet Doğar<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-2-bolum-arslantepeden-medeniyet-dogar-106868" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-2-bolum-arslantepeden-medeniyet-dogar-106868</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 3. Bölüm: Melitene’den Malatiyye’ye — Roma’dan Abbâsî’ye Bir Geçiş<br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-3-bolum-meliteneden-malatiyyeye-romadan-abbasiye-bir-gecis-106903" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-3-bolum-meliteneden-malatiyyeye-romadan-abbasiye-bir-gecis-106903</a></strong></p>

<p>**</p>

<p>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 4. Bölüm: Malatya’nın Türklerle Tanışması — Danişmentlilerden Selçuklulara Bir Türk Şehri<br />
<br />
<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-4-bolum-malatyanin-turklerle-tanismasi-danismentlilerden-selcuklulara-bir-turk-sehri-106917" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-4-bolum-malatyanin-turklerle-tanismasi-danismentlilerden-selcuklulara-bir-turk-sehri-106917</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Apr 2025 20:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-5-bolum-aspuzudan-yukariya-malatyanin-sehir-yeri-nasil-degisti-1745517928.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar – 5. Bölüm / Cinayet Gölgesi, Sahte Senet ve Kaybolan Servet</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-5-bolum-cinayet-golgesi-sahte-senet-ve-kaybolan-servet-106919</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-5-bolum-cinayet-golgesi-sahte-senet-ve-kaybolan-servet-106919</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zirveyi gördü, cezaevini yaşadı. Bankası battı, mülkleri haczedildi. Ama Mustafa Kemal Derinkök hâlâ ayaktaydı. Ve şimdi onu, geçmişinden koparıp çok daha karanlık bir hikâyeye taşıyacak yeni bir perde açılıyordu.</p>

<p><strong>İpekçi Cinayeti Dosyası Açılıyor</strong></p>

<p>Yıl 1989. Aradan on yıl geçmişti ama Türkiye hâlâ Abdi İpekçi cinayetinin karanlık koridorlarında yürüyordu.</p>

<p>Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, 1979 yılında Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülmüştü. Ağca kısa süre sonra yakalanmış, cezaevine konmuş, fakat adeta elini kolunu sallayarak kaçmıştı.</p>

<p>İşte o kaçış, yıllar sonra yeniden gündeme geldiğinde Kemal Derinkök’ün adı bir kez daha dosyaya girdi.<br />
İddialara göre, Ağca’nın firarını Abdullah Çatlı ve Oral Çelik organize etmiş, bu kaçış için rüşvet verilmiş ve paranın bir kısmı da Mustafa Kemal Derinkök tarafından temin edilmişti.</p>

<p>Bu ağır suçlamalar Derinkök’ü öfkelendirdi. Sert açıklamalar yaptı. Bu olayda hiçbir ilgisinin olmadığını, isminin kasten karıştırıldığını söyledi. Yetinmedi.<br />
Abdi İpekçi’nin eşi Sibel İpekçi’ye 5 milyar liralık tazminat davası açtı.</p>

<p><strong>İmpex Bank Krizi ve “Ben Sahip Değilim” Savunması</strong></p>

<p>1991 yılında Derinkök yeniden gündemdeydi. Bu kez İmpex Bank dosyasıyla.<br />
Bankanın asıl sahibi kimdi?<br />
Herkes bu sorunun peşindeydi.<br />
Derinkök ortaya çıktı ve şunu söyledi:<br />
“Bankanın hissedarı değil, sahibiyim.”</p>

<p>Asil Nadir’den alınan hisseler, Kara Mehmet ve Eli Yeşil üzerinden Derinkök’e geçmişti.<br />
Fakat geçmişte sahibi olduğu İşçi Kredi Bankası’na el konulduğu için bir iş insanının yeniden banka sahibi olması büyük tartışma yarattı.<br />
Buna Derinkök şöyle yanıt verdi:<br />
“O banka benim şahsıma ait değildi, şirketlerimindi. İflas kararı benim adıma verilmedi.”</p>

<p>Bu çıkışıyla yeniden vitrine çıktı.<br />
Dedi ki:<br />
“Kuveyt kadar büyüklükte arazim var. Devletten sonra en büyüğüm.”</p>

<p><strong>Sahte Senet Davası ve Yalıların Satışı</strong></p>

<p>1993’e gelindiğinde işler daha da karmaşık bir hâl aldı.<br />
Bu kez “sahte senet” iddiasıyla dava açıldı.<br />
İki iş adamı, Derinkök’ün kendileri adına sahte senet düzenlediğini ve bu belgelerle icra takibi başlattığını öne sürdü.<br />
Senetlerdeki imzalar bilirkişiye gitti.<br />
Rapor netti: “İmzalar sahte.”</p>

<p>Derinkök suçlamaları reddetti.<br />
“Bu insanlarla uzun süredir çalışıyorum. 230 milyar liralık arazi sattım. Güvendiğim için senetlerine bakmadım.” dedi.<br />
Ama dava açıldı.<br />
10 yıl hapis istemiyle yargılandı.</p>

<p>Tutuklandı.<br />
Bayrampaşa Cezaevi’ne konuldu.<br />
Mal varlıklarına el kondu.<br />
Eşiyle birlikte tüm serveti icra yoluyla satıldı.</p>

<p>Ve Malatya’da başlayan bir servetin simgesi olan o dillere destan Rumeli Hisarı’ndaki yalı, resmen satılıktı artık.</p>

<p>Kaybolan Milyonlar, Yakalanan Milyarder</p>

<p>Tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.<br />
Ama bir sabah… ortadan kayboldu.</p>

<p>Beş yıl boyunca kimse Mustafa Kemal Derinkök’ün nerede olduğunu bilmiyordu.<br />
1998 yılında yakalandığında, bitmişti artık.<br />
O da biliyordu bunu.<br />
Ama yine de dosyaları toparladı, dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve ilgili bakanlara uzun bir mektup ve detaylı bir rapor gönderdi.<br />
İade-i itibar talep etti.<br />
Ama dosyalar bir türlü karara bağlanmadı.</p>

<p><strong>DEVAM EDECEK&nbsp;</strong></p>

<p><strong>***</strong></p>

<p><strong>İLGİLİ YAZILAR:&nbsp;</strong></p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar – 1. Bölüm<br />
<br />
&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795"><span style="color:#2980b9">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795</span></a><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795"><span style="color:#2980b9">&nbsp;</span></a></strong></p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar – 2. Bölüm<br />
<br />
&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-2-bolum-106823" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-2-bolum-106823</span></a></strong></p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar – 3. Bölüm / Skandallar, Soruşturmalar ve Kaçırılan Uçak<br />
<br />
&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-3-bolum-skandallar-sorusturmalar-ve-kacirilan-ucak-106861" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-3-bolum-skandallar-sorusturmalar-ve-kacirilan-ucak-106861</span></a></strong></p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar – 4. Bölüm / Bankalar, Cezaevleri ve Düşen Perdeler<br />
<br />
&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-4-bolum-bankalar-cezaevleri-ve-dusen-perdeler-106890" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-4-bolum-bankalar-cezaevleri-ve-dusen-perdeler-106890</span></a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Apr 2025 12:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/ilginc-malatyalilar-5-bolum-cinayet-golgesi-sahte-senet-ve-kaybolan-servet-1744970011.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 4. Bölüm: Malatya’nın Türklerle Tanışması — Danişmentlilerden Selçuklulara Bir Türk Şehri</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-4-bolum-malatyanin-turklerle-tanismasi-danismentlilerden-selcuklulara-bir-turk-sehri-106917</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-4-bolum-malatyanin-turklerle-tanismasi-danismentlilerden-selcuklulara-bir-turk-sehri-106917</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’nın kaderi, 11. yüzyılda yalnızca el değiştirmedi; kimlik değiştirdi. Bir sınır karakolundan, bir Türk yurduna dönüştü.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TÜRKLERİN GÖLGESİ ÖNCE GAZADA GÖRÜNDÜ</span></strong></p>

<p>Malatya, 8. yüzyıldan itibaren İslam ordularının Avâsım hattı içinde gaza merkezlerinden biri hâline gelmişti. Ancak bu topraklarda Türk izinin kalıcı hâle gelişi, Araplar döneminde gaza için getirilen Horasanlı Türk akıncılarıyla başladı.</p>

<p>Bu Türkler, önce sınır boylarında çarpıştı, sonra oralara yerleşti. Onlar için Malatya, Bizans’a karşı bir ileri karakol değil; İslam uğruna fethedilmiş bir yurt idi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">1071 MALAZGİRT’TEN SONRA AÇILAN KAPI</span></strong></p>

<p>1071’de Malazgirt’te Sultan Alparslan’ın kazandığı zafer yalnızca Anadolu’nun değil, Malatya’nın da kapılarını Türklere açtı. O tarihten itibaren bölge, çeşitli beylikler ve komutanlar arasında el değiştirdi.</p>

<p>Ancak Malatya’nın kaderini değiştiren asıl kişi, 1101 yılında burayı Bizans’tan kesin olarak alan Danişmentli Melik Muhammed Gazi oldu. Bu tarihten sonra Malatya, artık bir “serhat şehri” değil, bir Türk diyarıdır. Ve bu hüküm, o günden bu yana değişmemiştir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">DÂRÜ’R-RİFÂ: MUTLULUK YURDU</span></strong></p>

<p>Danişmentliler döneminde Malatya, sadece bir askerî üs değil; ilim, sanat ve maneviyat merkezi olarak da öne çıktı.<br />
Bu dönemde şehre “Dârü’r-Rifâ”, yani “mutluluk, refah ve saadet yurdu” unvanı verildi.</p>

<p>Bu unvan rastgele verilmemişti. Çünkü Malatya, artık Türk kültürünün, İslam’ın ve ilmin birlikte yeşerdiği bir belde olmuştu. Şehirde medreseler açılmış, ulema yerleştirilmiş, içtimai hayat yeniden inşa edilmişti.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İKLİM-İ ÜZEYR: BİR BAŞKA LAKAP, BİR BAŞKA HÜVİYET</span></strong></p>

<p>Memlûk kaynaklarında Malatya ve çevresine bir başka unvan daha verilir: “İklîm-i Üzeyr”.</p>

<p>Bu ifade hem bir coğrafi tarif, hem de bir kültürel üstünlük anlamı taşır. Üzeyr Aleyhisselâm’a atıfla, ilim, hikmet ve bereketin merkezi anlamında kullanılmıştır. Çünkü Malatya, artık bir sınır hattı değil, ilim ve hikmetin hüküm sürdüğü bir diyardı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SELÇUKLU DÜZENİ, OSMANLI DİNAMİĞİNE KÖPRÜ</span></strong></p>

<p>Selçuklular devrinde Malatya, “Vilâyet-i Malatya” olarak resmî bir eyalet hüviyetine kavuştu. Bu idari yapı, daha sonra Osmanlı düzenine entegre edildiğinde, şehir doğrudan Dulkadiroğulları ve diğer Türkmen aşiretleriyle yoğun bir Türk nüfus kazanmıştı.</p>

<p>Her gelen Malatya’ya bir kimlik vermedi; Malatya, her gelene kimlik verdi.</p>

<p><strong>Bir Sonraki Bölümde:</strong></p>

<p>Aspuzu’dan Yukarıya: Malatya’nın Şehir Yeri Nasıl Değişti?<br />
Osmanlı ordusunun gelişi, yazlık bağların yerleşim alanına dönüşü ve bugünkü Malatya’nın yükselişi…</p>

<p><strong>İLGİLİ BÖLÜMLER:&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 1. Bölüm: Melid’den Malatya’ya — İsmimizin Kökeni<br />
<br />
&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848</a></strong></p>

<p><strong>**</strong></p>

<p><strong>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 2. Bölüm: Arslantepe’den Medeniyet Doğar<br />
<br />
&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-2-bolum-arslantepeden-medeniyet-dogar-106868" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-2-bolum-arslantepeden-medeniyet-dogar-106868</a></strong></p>

<p><strong>**</strong></p>

<p><strong>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 3. Bölüm: Melitene’den Malatiyye’ye — Roma’dan Abbâsî’ye Bir Geçiş<br />
<br />
&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-3-bolum-meliteneden-malatiyyeye-romadan-abbasiye-bir-gecis-106903" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-3-bolum-meliteneden-malatiyyeye-romadan-abbasiye-bir-gecis-106903</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Apr 2025 11:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-4-bolum-malatyanin-turklerle-tanismasi-danismentlilerden-selcuklulara-bir-turk-sehri-1744965059.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 3. Bölüm: Melitene’den Malatiyye’ye — Roma’dan Abbâsî’ye Bir Geçiş</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-3-bolum-meliteneden-malatiyyeye-romadan-abbasiye-bir-gecis-106903</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-3-bolum-meliteneden-malatiyyeye-romadan-abbasiye-bir-gecis-106903</guid>
                <description><![CDATA[Roma’nın doğu karakolu, Bizans’ın sınır hattı, Abbâsî’nin ileri karakolu… Malatya, yalnızca bir şehir değil, medeniyetlerin birbirine göz diktiği jeopolitik bir kırılma noktasıydı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MELİTENE: ROMA’NIN DOĞUDAKİ ZIRHI</span></strong></p>

<p>Malatya, Roma İmparatorluğu döneminde artık yalnızca bir şehir değil, askerî bir merkezdi. M.S. 79–81 yıllarında, Roma İmparatoru Titus, 12. Fulminata Lejyonu’nu bu bölgeye konuşlandırarak, Malatya’yı doğu sınırlarının kalbi hâline getirdi. Bu hamleyle şehir, Melitene adıyla Roma’nın doğudaki en önemli askerî garnizonlarından biri oldu.</p>

<p>Roma, burayı yalnızca askeri üs olarak görmedi; surlarla çevirdi, yollar inşa etti, garnizon şehir yapısı kurdu. Çünkü Fırat’ın hemen batısında, Parthlar ve Persler gibi doğu imparatorluklarıyla burun buruna gelinen bir sınırdaydı. Malatya, artık bir gözetleme noktası değil, bir darbe yeriydi.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİZANS DÖNEMİNDE STRATEJİK GEÇİŞ</span></strong></p>

<p>Roma’nın ardından Bizans yönetimiyle birlikte Melitene, artık yalnızca askerî değil, siyasi ve ekonomik bakımdan da kritik bir şehir hâline geldi. Özellikle Bizans ile Araplar arasındaki mücadelenin merkezlerinden biri oldu.</p>

<p>Zamanla şehir, doğudan gelen saldırıların ilk hedefi olmaya başladı. Çünkü Melitene, Anadolu içlerine doğru uzanan yolların kilidiydi. Bu sebeple hem korunmalı hem de kontrol altında tutulmalıydı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İSLAM ORDULARIYLA TANIŞMA: MALATIYYE’YE DOĞRU</span></strong></p>

<p>M.S. 659 yılında, Malatya İslam ordularının eline geçti. Bu sadece bir fetih değil, bir dönüşümdü. Şehrin adı da bu dönemden itibaren kadim köküne sadık kalarak “Malatiyye” şeklinde Arapça’ya geçti.</p>

<p>Yeni dönemde Malatya, Sugūr el-Cezeriyye yani Cezîre sınır hattının en önemli kalelerinden biri hâline geldi. Sadece bir şehir değil, bir ileri karakol, bir harekât üssüydü. Araplar burayı yalnızca yönetmediler, imamlar, kadılar, askerler, tüccarlarla birlikte mamur bir şehir hâline getirdiler.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ABBÂSÎLER VE EL-AVÂSIM: SINIRIN AĞIRLIĞI</span></strong></p>

<p>Malatya, Abbâsîler döneminde bambaşka bir statü kazandı. Harun Reşid’in (786–809) yönetiminde El-Avâsım adlı askerî-idari bölgenin önemli bir parçası oldu. El-Avâsım, Bizans ile İslam toprakları arasındaki tampon bölgeydi. Bu bölge, gaza seferlerinin kalkış noktası, İstanbul’un yol haritasıydı.</p>

<p>Malatya, işte bu çerçevede bir gaza şehri, bir serhat kapısı oldu. Türk akıncılarının, Horasan’dan gelen Türkmen derviş ve gazilerinin ilk duraklarından biriydi.</p>

<p>Burada sadece ordu konuşlanmadı; yerleşim başladı. Türkler, bu beldenin adını değiştirmedi. Araplardan aldıkları şekliyle “Malatya” diyerek bugüne taşıdılar.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ADI DEĞİŞMEDİ, RUHU DEĞİŞTİ</span></strong></p>

<p>Malatya, bu dönemde adını değiştirmedi ama fonksiyonu her seferinde yeniden yazıldı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Roma için: doğunun suruydu.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Bizans için: iç kaleydi.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Abbâsîler için: ileri karakol.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Türkler için: bir yurt kapısı.</p>

<p>Ve her değişimde adı yine “Melitene”nin gölgesinde, “Malatiyye”nin nefesinde yaşadı.</p>

<p><strong>Bir Sonraki Bölümde:</strong></p>

<p>Malatya’nın Türklerle Tanışması — Danişmentlilerden Selçuklulara Bir Türk Şehri<br />
Türklerin bu topraklara ilk yerleşimi, Malatya’nın el değiştirdiği yıllar ve “Dârü’r-Rifâ” unvanıyla anılmaya başlanması…</p>

<p>***</p>

<p>İlgili Bölümler:&nbsp;</p>

<p><strong>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 1. Bölüm: Melid’den Malatya’ya — İsmimizin Kökeni<br />
<br />
&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848</span></a></strong></p>

<p><strong>*</strong></p>

<p><strong>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 2. Bölüm: Arslantepe’den Medeniyet Doğar<br />
<br />
&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-2-bolum-arslantepeden-medeniyet-dogar-106868" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-2-bolum-arslantepeden-medeniyet-dogar-106868</span></a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Apr 2025 16:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-3-bolum-meliteneden-malatiyyeye-romadan-abbasiye-bir-gecis-1744898645.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar –  4. Bölüm / Bankalar, Cezaevleri ve Düşen Perdeler</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-4-bolum-bankalar-cezaevleri-ve-dusen-perdeler-106890</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-4-bolum-bankalar-cezaevleri-ve-dusen-perdeler-106890</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>1980’lerin ortasına gelinirken Türkiye’nin siyasi atmosferi kadar ekonomik çehresi de değişiyordu. Bankaların kurulup battığı, dövizin bavullarla taşındığı, para ile nüfuzun birbirine karıştığı yıllardı o yıllar. Ve Mustafa Kemal Derinkök, bu fırtınanın tam ortasındaydı.</p>

<p>SSK ve Bağ-Kur arsaları davasında 1 yıl 6 ay hapis cezası almış, ardından Bulgaristan’daki trafik kazasıyla gündeme gelmiş, koltuk değnekleriyle ülkeye dönerek mahkemeye teslim olmuştu. Ama hikâye burada bitmiyordu. Tam tersine, yeni bir fırtınanın eşiğindeydi.</p>

<p><strong>İşçi Kredi Bankası ve İflasın Eşiği</strong></p>

<p>1983 yılı, Kemal Derinkök’ün finans dünyasına damga vurduğu ama aynı zamanda en sert çöküşlerden birini yaşadığı dönemdi.<br />
Daha önce ortak olduğu İşçi Kredi Bankası’nda zamanla en büyük hissedar konumuna gelmişti. Ancak banka, taahhütlerini yerine getiremiyor, müşterilerine verdiği <strong>“Castelli tipi” </strong>mevduat sertifikalarının karşılığını ödeyemiyordu.</p>

<p>Mart ayından itibaren çöküş hızlandı. Bankaya devlet tarafından el konuldu.<br />
O gün gazete manşetlerinde şu başlık vardı:<br />
<strong>“Devletten sonra en büyük benim diyen Derinkök’ün bankasına el konuldu!”</strong></p>

<p>Ama bu sadece ekonomik bir kriz değil, aynı zamanda bir siyasi dosyaydı.<br />
İddiaya göre Derinkök, yurtdışına büyük miktarda döviz kaçırmış, İsviçre bankaları üzerinden kara para aklamıştı.</p>

<p>Bu kez de Türk parasının değerini koruma yasasına muhalefet suçlamasıyla gözaltına alındı.<br />
İlk iddia: 1 milyon doları yurtdışına yasa dışı yollarla çıkarmıştı.<br />
Ancak avukatları hemen devreye girdi.<br />
<strong>“Böyle bir para transferi yok. İsviçre bankasından yazılı belge getirdik” </strong>dediler.<br />
Dahası, ilk ifadelerin zorla alındığını iddia ederek sıkıyönetim adli müşavirliğine başvurdular.</p>

<p>Ama bu kez rüzgâr tersine dönmüştü.<br />
Derinkök 1 yıl 8 ay hapis cezası aldı.<br />
Üstelik 2 yıl ticaret ve meslekten men edildi.<br />
Tutuklandı.</p>

<p>Rumeli Hisarı’ndan Bayrampaşa’ya</p>

<p>Cezaevine giren Derinkök için sıradaki sayfa daha karışıktı.<br />
Hakkında bir dava daha açıldı:<br />
İddiaya göre daha önce aldığı cezanın infazını geciktirmek için polislere rüşvet vermişti.</p>

<p>Ve yine gündemi sarsan başka bir hamle yaptı.<br />
1985 yılında dönemin İstanbul Emniyet Müdür Muavini Saadettin Tantan ve Kaçakçılık Şube Müdürü Orhan Uzer hakkında işkence iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.<br />
Savcılığa verdiği dilekçede, bu iki emniyet müdürünün kendisine “elektrik vererek işkence yaptığını” iddia etti.<br />
Bu dosya da kamu davasına dönüştü.</p>

<p>Ama bu sırada, Derinkök’ün lüks yaşamı da çözülmeye başladı.<br />
Mal varlıkları haczedildi.<br />
O dillere destan Rumeli Hisarı’ndaki yalı, icra yoluyla satışa çıkarıldı.<br />
İddialara göre son model Jaguar arabasının taksitlerini bile ödeyememişti.<br />
Borçtan, icradan, dosyadan geçilmiyordu artık.</p>

<p>Ve O Cümle:<strong> “Eskisinden Daha Güçlü Döneceğim”</strong></p>

<p>Ama Derinkök pes etmedi.<br />
1989 yılında basına verdiği bir demeçte,<br />
<strong>“Eskisinden daha güçlü döneceğim”</strong> dedi.<br />
Ve gerçekten de…<br />
Bir süre sonra yeniden sahnedeydi.<br />
Ama bu defa sahne, bambaşka bir perdeyi aralayacaktı:<br />
Abdi İpekçi cinayetiyle bağlantı iddiaları.</p>

<p><strong>DEVAM EDECEK</strong></p>

<p><strong>**</strong></p>

<p><strong>İlgili Yazılar:&nbsp;</strong></p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar – 1. Bölüm<br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795</span></a></strong></p>

<p><strong>*</strong></p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar – 2. Bölüm<br />
<br />
<span style="color:#2980b9">&nbsp;</span><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-2-bolum-106823 "><span style="color:#2980b9">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-2-bolum-106823</span></a><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-2-bolum-106823 "><span style="color:#2980b9">&nbsp;</span></a></strong></p>

<p><strong>*</strong></p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar – 3. Bölüm / Skandallar, Soruşturmalar ve Kaçırılan Uçak<br />
<br />
&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-3-bolum-skandallar-sorusturmalar-ve-kacirilan-ucak-106861" target="_blank"><span style="color:#2980b9">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-3-bolum-skandallar-sorusturmalar-ve-kacirilan-ucak-106861</span></a></strong></p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 17 Apr 2025 11:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/ilginc-malatyalilar-4-bolum-bankalar-cezaevleri-ve-dusen-perdeler-1744880621.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 2. Bölüm: Arslantepe’den Medeniyet Doğar</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-2-bolum-arslantepeden-medeniyet-dogar-106868</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-2-bolum-arslantepeden-medeniyet-dogar-106868</guid>
                <description><![CDATA[Malatya yalnızca bir şehir değil, aristokrasinin doğduğu, devlet sisteminin şekillendiği ilk merkezlerden biridir. Bu topraklarda sadece yaşanmadı; tarihin rotası çizildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>BİR TEPENİN ALTINDA GÖMÜLÜ TARİH</strong></span></p>

<p>Adı “Aslanlı Tepe”den gelen Arslantepe, yalnızca bir höyük değil; bir medeniyetin ilk taslağıdır. Malatya’nın batısında, Fırat’a 15 kilometre mesafede yer alan bu arkeolojik alan, Anadolu’nun ilk saray sisteminin, bürokrasisinin, mühürlemenin, merkezi iktidarın izlerini taşır.</p>

<p>Burada toprağa gömülü tarih, 6 ana tabaka, 27 kültür katı hâlinde durur. Her kat, bir devrin sesi gibidir.</p>

<p>Kazılarda M.Ö. 3600’lere ait bir tapınak, 3300’lere tarihlenen bir saray, iki binden fazla mühür baskısı, arsenikli bakırdan silahlar, yüksek ayaklıklı meyvelikler ve Mezopotamya tipi uzun vazolar bulunmuştur.</p>

<p>Bu ne demektir?<br />
Bu, bir sistemin doğduğu yerdir. Yani sadece yaşam değil, yönetim burada başlar.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SARAY: YALNIZCA BİR BİNA DEĞİL, BİR DÜZEN</span></strong></p>

<p>Tepenin güneybatı yamacına kurulmuş, 2600 metrekareyi bulan anıtsal yapı; mimarisi, mühürleri, koridorlardaki duvar resimleriyle yalnızca bir yönetim merkezi değil, aynı zamanda gücün ve düzenin mimarisidir.</p>

<p>Burası sadece bir yöneticinin konutu değil;<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Mülkiyetin belgelendiği,<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Görevlilerin kayıt tuttuğu,<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Malların mühürlendiği,<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Gücün biçimlendiği bir merkezdi.</p>

<p>İlk defa dinsel alan ile kamusal hizmet iç içe geçti. Yönetim, tapınak duvarlarının dışına taştı. Arslantepe’de artık yalnızca tanrılar değil, insanlar da sistem kurmaya başlamıştı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İLK KRAL MEZARI VE KURBAN EDİLENLER</span></strong></p>

<p>Sarayın hemen yanında, M.Ö. 2900’e tarihlenen bir mezar bulundu. İçinde büyük taş kapakla örtülmüş zengin ölü hediyeleri, arsenikli bakırdan yapılmış hançerler, gümüş kakmalı kılıçlar ve kurban edilmiş dört genç insanın cesedi…</p>

<p>Bu mezar, sıradan biri için olamazdı. Büyük ihtimalle bir hükümdarın ya da tanrı-krala yakın birinin yattığı, ilk aristokrat sınıfa ait defin alanıydı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BÜROKRASİNİN BEŞİĞİ: MÜHÜRLER, KAPILAR, KAYITLAR</span></strong></p>

<p>İdari birimler arası geçiş koridorları, baskı mühürleri, her eşyaya kazınmış damgalar… Bunlar sadece güvenlik değil, mülkiyet ve denetim sisteminin başladığını gösterir.</p>

<p>Bugün belge düzeni dediğimiz şey, Arslantepe’de toprak üzerine mühürle başlar. Saray, aynı zamanda bir kayıt ve hesap merkezidir. Her eşya, her mal, her alan kayıt altındadır. Ve her kayıt, iktidarın varlığına bir mühürdür.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">SONSUZLUKLA TANIŞMA: İLK DEVLET AKLI</span></strong></p>

<p>Arslantepe, Yukarı Mezopotamya’nın bir parçasıydı ama taklit değil, özgündü. Doğal kaynakları, Fırat’a yakınlığı, taşkın alanı dışında oluşu, toprağının verimi; onu sadece yaşanacak değil, yön verilecek bir yer hâline getirdi.</p>

<p>Yerleşim, M.Ö. 5. binyıldan Bizans’a kadar kesintisiz sürdü. Çünkü burası sadece bir barınak değildi, fikirlerin yeşerdiği, iktidarın ilk çizildiği coğrafyaydı.</p>

<p><strong>Bir Sonraki Bölümde:</strong></p>

<p>Melitene’den Malatiyye’ye — Roma’dan Abbasi’ye Bir Geçiş<br />
12. Fulminata Lejyonu, El-Avâsım sınır hattı, Horasan’dan gelen Türkler… Malatya, tarih boyunca yalnızca şehir değil, sınırların anlamı oldu.</p>

<p>***</p>

<p><strong>İlgili Yazı:&nbsp;</strong></p>

<p><strong>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 1. Bölüm: Melid’den Malatya’ya — İsmimizin Kökeni</strong><br />
<br />
&nbsp;<strong><a href="https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848" target="_blank">https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848</a></strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>HABER MERKEZİ-MALATYA&nbsp;</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Apr 2025 11:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-2-bolum-arslantepeden-medeniyet-dogar-1744794216.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar – 3. Bölüm / Skandallar, Soruşturmalar ve Kaçırılan Uçak</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-3-bolum-skandallar-sorusturmalar-ve-kacirilan-ucak-106861</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-3-bolum-skandallar-sorusturmalar-ve-kacirilan-ucak-106861</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, 1980’lerin eşiğinde siyasetle ticaretin, devletle sermayenin iç içe geçtiği bir dönemi yaşıyordu. İşte bu dönemde, ekranlara ve manşetlere aynı anda sığan bir isim vardı: Mustafa Kemal Derinkök.</p>

<p>O artık yalnızca “Nişasta Kralı” değil, devletle pazarlık yapan, gazetecilerle mücadele eden, bakanlarla anlaşan bir figürdü. Ve bu figür, 1978 yılında Türkiye’nin vergi rekortmeni olarak listenin en tepesine adını yazdırdı. Ancak bu zirve uzun sürmeyecek, bir anda sert bir düşüş başlayacaktı.</p>

<p><strong>SSK, BAĞ-KUR ve Rüşvet Skandalı</strong></p>

<p>Dönemin Sosyal Güvenlik Bakanı Hilmi İşgüzar hakkında başlatılan soruşturma, Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk dosyalarından biri hâline geldi. Ve o dosyanın tam ortasında Mustafa Kemal Derinkök’ün adı da vardı.</p>

<p>İddialara göre, Malatya ve İstanbul Karacaahmet Mezarlığı yakınındaki bazı belediye arazileri Derinkök’ten satın alınmış, bu satışlarda da usulsüzlük yapılmıştı. Devlet, piyasadaki rayiç fiyatın çok üstünde bedeller ödemişti.</p>

<p>Soruşturma komisyonu raporlarına göre, bu haksız ödeme tutarı 105 milyon lirayı aşıyordu. Derinkök gözaltına alındı. Yargılandı. Ama her zaman olduğu gibi suçu kabul etmedi. Suçlamaların arkasında Turhan Feyzioğlu ve Ferit Melen gibi dönemin ağır toplarının olduğunu iddia etti. Hatta bu isimler hakkında 40 milyon liralık tazminat davası açtı.</p>

<p>Ona göre bu sadece bir dava değildi. Ticari itibarını yok etmek için açılmış, siyasi bir operasyondan ibaretti.</p>

<p><strong>Mahkemeye Gitmek Yerine… Kaçırılan Uçakta</strong></p>

<p>24 Mayıs 1981. İstanbul-Ankara seferini yapan Türk Hava Yolları’nın Haliç isimli uçağı, hava korsanları tarafından Bulgaristan’a kaçırıldı.</p>

<p>Ve ilginçtir… Bu uçaktaki yolculardan biri de Kemal Derinkök’tü.</p>

<p>O gün, mahkemede hâkim karşısında olması gerekiyordu. Ancak kaçırılan uçak bahanesiyle duruşmaya katılamadı. Uçağın yolcuları arasında yer aldığı için bu olaydan da “mucizevi” bir şekilde sıyrıldı. Kim bilir, belki bu da onun iş dünyasındaki refleksiydi: krizleri fırsata çevirmek.</p>

<p>Ama adaletin kapısı kolay kolay kapanmıyordu. Aynı davada dönemin bakanı Hilmi İşgüzar 9 yıl hapis cezası alırken, Kemal Derinkök de 1 yıl 6 ay hapse mahkûm edildi.</p>

<p>Kaza mı, Kaçış mı?</p>

<p>Kararın ardından Derinkök, ortadan kayboldu.</p>

<p>Hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sıkıyönetim Komutanlığı onu her yerde ararken, kamuoyu da şu soruyu soruyordu: “Kaçtı mı?”</p>

<p>Hayır. Ya da en azından resmi anlatı öyle değildi.</p>

<p>Açıklamalara göre Kemal Derinkök kaçmamış, İsviçre’den Türkiye’ye dönerken Bulgaristan’da trafik kazası geçirmişti. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştı. İyileştikten sonra Türkiye’ye döndü ve koltuk değnekleriyle uçaktan inerek teslim oldu.</p>

<p>Ancak kamuoyunun aklında hâlâ o soru vardı: Bu adam bu kadar ‘şanslı’ mıydı, yoksa sistemle pazarlık yapmayı çok mu iyi biliyordu?</p>

<p>⸻</p>

<p><strong>DEVAM EDECEK</strong></p>

<p><strong>**</strong></p>

<p><strong>İlgili bölümler:&nbsp;</strong></p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar – 1. Bölüm<br />
<br />
<span style="color:#c0392b">&nbsp;</span><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795" target="_blank"><span style="color:#c0392b">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795</span></a></strong></p>

<p>**</p>

<p><strong>İlginç Malatyalılar – 2. Bölüm<br />
<br />
&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-2-bolum-106823" target="_blank"><span style="color:#c0392b">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-2-bolum-106823</span></a></strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Apr 2025 10:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/ilginc-malatyalilar-3-bolum-skandallar-sorusturmalar-ve-kacirilan-ucak-1744787975.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir İsim, Bin Yıl: Malatya’nın Adının İzinde / 1. Bölüm: Melid’den Malatya’ya — İsmimizin Kökeni</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-106848</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’nın adı, bir şehrin tarihinden fazlasını anlatır. Bu isim, binlerce yıl boyunca nice medeniyetin izini taşır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TARİHİN DERİNLİĞİNDE BİR İSİM</span></strong></p>

<p>Bugün <strong>“Malatya” </strong>diye telaffuz ettiğimiz bu kadim ismin, çağlar boyunca neredeyse değişmeden günümüze ulaşması, sadece dilbilimsel bir tesadüf değil; bu toprağın medeniyetlerle kurduğu kadim bağın bir işaretidir. Anadolu şehirlerinin pek çoğu isim değiştirerek günümüze ulaşırken, Malatya’nın adı binlerce yıl öncesinden bugüne kadar özünden kopmadan gelmiştir.</p>

<p>Kültepe tabletlerinde karşımıza <strong>“Melita”</strong> olarak çıkar bu kadim şehir. Hititlerin çiviyazılı belgelerinde ise adı <strong>*“Maldia”</strong>*dır.<br />
Asur kaynakları, onu Meliddu, Melide, Melid, Milid ya da Milidia olarak kaydeder.<br />
Urartular ise bu topraklara Melitea adını vermiştir.<br />
Roma’ya gelindiğinde artık ad bellidir: Melitene.</p>

<p>Her çağda başka bir dilden söylenmiş olsa da kök hep aynı yere işaret eder. O da Melid’e. Hititçede <strong>“Melid”</strong> kelimesi bal anlamına gelir. Bu, sadece bir tatlılık değil; aynı zamanda verimliliğin, bereketin ve medeniyetin sembolüdür. Öyle ki, bu adla birlikte Malatya, çok uzun bir dönem boyunca bölgenin en üretken ve stratejik yerleşimlerinden biri olarak anılır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HİYEROGLİFLERDE MALATYA: ÖKÜZ BAŞI VE AYAK</span></strong></p>

<p>Hititlerin hiyeroglif yazıtlarında Malatya’yı temsil eden işaret bir öküz başı ve ayağıdır. Sadece bir figür değil, bir anlayışın sembolüdür bu: Güç, toprakla bağ, üretkenlik ve istikrar…</p>

<p>Bu hayvan sembolizmi, Malatya’nın tarih sahnesindeki yerine dair çok şey anlatır. Çünkü öküz, tarımın; ayak ise yeryüzüne basmanın, yerleşik düzenin simgesidir. Malatya’nın o tarihlerde bile göçebe değil, kurucu ve kalıcı bir medeniyetin merkezi olduğunu gösterir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">STRABON’UN KAYITLARINDA MELITENE</span></strong></p>

<p>Antikçağ coğrafyacılarından Strabon (M.Ö. 58 – M.S. 21), Malatya’yı sürekli <strong>“Melitene” </strong>adıyla anar. Şehrin kesin konumunu vermese de Kommagene ile Kappadokya sınırında olduğunu söyler. Ona göre Melitene, Sophene’nin yani bugünkü Elazığ civarının karşısında yer alan, ancak henüz şehirleşmemiş bir eyalettir.</p>

<p>Strabon’un dikkat çektiği bir başka ayrıntı da doğaya dair: Melitene, zeytinlikleri, üzüm bağları ve meyve ağaçlarıyla süslenmiş, Kappadokya’nın diğer yerlerinde benzeri bulunmayan bir bölgedir. Demek ki Malatya, daha o zamanlarda bile tarım ve bahçecilik açısından Anadolu’nun en verimli bölgelerinden biri olarak anılıyordu.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİR KRALİÇENİN İZİ: SEMİRAMİS’İN ŞEHRİ Mİ?</span></strong></p>

<p>Yunan kaynakları, Malatya’nın kuruluşunu Asur Kraliçesi Semiramis’e atfeder. Ona göre şehir, <strong>“Meliten” </strong>adıyla bizzat Semiramis tarafından kurulmuştur.</p>

<p>Efsane midir, gerçek mi bilinmez; ancak böylesine bir kadim şehrin, böylesi efsanevî bir figürle anılması bile tek başına kıymetlidir. Çünkü efsaneler, hakikatin gölgesinde oluşur. Tarih boyunca devletler kuran, şehirler inşa eden, yollar döşeyen bir kadın figür olarak Semiramis’in adının Melitene ile birlikte anılması, Malatya’nın tarihî önemini bir kat daha artırır.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GEÇMİŞTEN BUGÜNE: BİR İSMİN KALICILIĞI</span></strong></p>

<p>Malatya’nın adı, tarihsel süreçte küçük ses değişiklikleriyle binlerce yıl boyunca aynı kök üzerinde kalmıştır. Bu durum, şehrin kültürel ve coğrafi kimliğinin ne denli sağlam olduğunun da bir delilidir.</p>

<p>Melid, Melitene, Melatiyye… Ve bugün Malatya. Sadece bir isim değil, medeniyetin ve hafızanın taşıyıcısı.</p>

<p><strong>Bir Sonraki Bölümde:</strong></p>

<p>Arslantepe’den Medeniyet Doğar<br />
Kalkolitik Çağ’dan saray sistemine, mühürlü koridorlardan krallara… Arslantepe neden yalnızca bir höyük değil, bir medeniyetin başlangıç noktasıdır?&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Apr 2025 17:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/bir-isim-bin-yil-malatyanin-adinin-izinde-1-bolum-melidden-malatyaya-ismimizin-kokeni-1744730538.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar – 2. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-2-bolum-106823</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-2-bolum-106823</guid>
                <description><![CDATA[Nişasta Kralı ve Medya İmparatorluğu / Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İlk bölümde iş dünyasına sessiz ama etkili bir giriş yapan Mustafa Kemal Derinkök, bu kez ses getirmeye hazırlanıyordu. Artık sadece bir yatırımcı değil, kamuoyunu şekillendirecek bir güç olmak istiyordu. Çünkü onun için zenginlik, yalnızca paranın değil; bilgi, nüfuz ve algının da egemenliğini kurmaktı.</p>

<p>Nişkoz şirketiyle gıda sektörünü sarsmıştı. Piyasada ona “Nişasta Kralı” demeye başladılar. Üstelik bu unvan sadece iç piyasada değil, yurtdışında da yankı bulmuştu. Orta Doğu ülkelerine ihracat yapan, battaniyeden gıdaya, askeri malzemeden tekstile kadar her alanda faal bir adamdı.</p>

<p>Fakat o, manşetlerin içinde değil; manşetlerin üstünde olmak istiyordu. Basın sektörüne gözünü dikti. Ve İstanbul Ekspres gazetesini satın alarak medyaya adım attı. Kimi onu deli cesaretli buldu, kimi büyük bir oyunun hazırlığına başladığını sezdi.</p>

<p>Bu alım sadece başlangıçtı. Hedefi büyüktü: Milliyet Gazetesi.<br />
Ve karşısında da Ercüment Karacan vardı.</p>

<p>Masaya oturdular. Pazarlıklar ilerledi. Hatta Derinkök, satın alma için gerekli sermayeyi hazırlamıştı. Fakat o masadan kalkılmadan önce yaşanan bir olay, her şeyi tersine çevirdi.</p>

<p>Karacan, son anda geri adım attı. Gerekçe ne fiyat, ne şartnameydi. Masanın görünmeyen tarafında, Milliyet’in yayın yönetmeni Abdi İpekçi vardı.</p>

<p>İddialara göre İpekçi, Derinkök’ün bu gazeteyi almasını istememişti. Onun eline geçmesi durumunda Milliyet’in tarafsız yayın çizgisinin zarar göreceğini savunuyordu. Bu vetonun ardından satış iptal edildi.</p>

<p>Mustafa Kemal Derinkök yıllar sonra yaptığı bir açıklamada şunları söyledi:<br />
“Parayı vermeye hazırdım, şartlarda anlaştık ama beni istemediler. Çünkü ben onların çemberine ait değildim.”</p>

<p>Bu olaydan sonra Derinkök için sadece bir gazete kaybedilmemişti. Aynı zamanda medya dünyasında kendisine açılacak kapılar da kapanmıştı. Bu yüzden oyun sahasını yeniden şekillendirmeye karar verdi.</p>

<p>İşleri büyüttü. Uluslararası bağlantılar kurdu. Orta Doğu pazarında kısa sürede etkili oldu. Lojistikten dış ticarete, tekstilden askeri ürünlere kadar birçok alanda ticaret yaptı.</p>

<p>Bu başarı, gölgeleri de beraberinde getirdi.<br />
MİT, Derinkök’ün yurt dışındaki para trafiğini takibe aldı.<br />
Bazı bankalarla yaptığı işlemler inceleme altına alındı.<br />
Devletin dikkat kesildiği adam, artık sadece iş dünyasının değil, güvenlik birimlerinin de radarındaydı.</p>

<p>Ancak o, tüm bu gözetim altında bile kendinden emin şekilde ilerliyor, gece hayatında adından söz ettiriyor, Lübnanlı sanatçılarla anılıyor, şaşaalı yaşam tarzıyla dillerde dolaşıyordu.</p>

<p>Gelecek bölümde…<br />
Skandalların, gözaltıların, Yüce Divan’ın ve kaçırılan bir THY uçağının tam ortasında, bir iş adamı nasıl duruşmaya gitmekten kurtuluyor?</p>

<p>⸻</p>

<p>DEVAM EDECEK<br />
&nbsp;</p>

<p><strong>İLGİLİ KONU:&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795 "><span style="color:#c0392b">https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795</span></a><a href="https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795 "><span style="color:#c0392b">&nbsp;</span></a></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 15 Apr 2025 07:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/ilginc-malatyalilar-2-bolum-1744690897.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlginç Malatyalılar – 1. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/ilginc-malatyalilar-1-bolum-106795</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Malatya’da Başlayan Efsane</strong></p>

<p>O, devletin bile zor hizaya getirdiği adamlardandı. Arsa alırdı, banka kurardı, gazete satın alırdı, vergi rekortmeni olurdu, gözaltına alınırdı, dava açardı, cezaevine girerdi, ama sonra yeniden servet beyan ederdi. Öyle biriydi ki, kimine göre fırsatçı, kimine göre dâhi, ama herkes için unutulmazdı. Ve o adamın hikâyesi Malatya’da başladı.</p>

<p>Mustafa Kemal Derinkök, 1940 yılında Malatya’da dünyaya geldi. Dedesi Hasan Bey, Cumhuriyet’in ilk Malatya Belediye Başkanıydı. Yalnızca bir kamu görevlisi değil; Malatya’nın çehresini çizen, servetiyle şehri şekillendiren bir isimdi. Derinkök ailesi, 40 bin dönüm araziye, yetmişten fazla köye ve İstanbul’da yüz binlerce metrekare gayrimenkule sahipti.</p>

<p>Hasan Derinkök, sadece toprak zengini değildi; siyasetin, devletin ve mülkün dilini iyi biliyordu. İşte Mustafa Kemal, böyle bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitimini Malatya’da tamamladı. Herkes onun aile çiftliklerinde kalacağını, bu zenginliğin gölgesinde kaybolacağını sanıyordu. Ama o Malatya’dan çıktı ve bir gün <strong>“Devletten sonra en büyük benim”</strong> diyecek kadar büyüdü.</p>

<p>Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Masasında kimler vardı dersin? Aydın Menderes, Hasan Celal Güzel, Mehmet Keçeciler, Mahir Çayan. Aynı sıralarda hem sağın hem solun lider isimleriyle oturdu, kim bilir hangi fikir tartışmalarında ne tür tecrübeler edindi.</p>

<p>Fakat onu diğerlerinden ayıran şey, soyadı kadar derin olan iştahıydı. Ailesinden kalan büyük mirası, sınıf arkadaşlarının hayal dahi edemeyeceği şekilde kullanacaktı. Ankara’daki genç siyasetçilerin ideallerle boğuştuğu yıllarda, o bambaşka bir savaş alanına giriyordu: iş dünyası.</p>

<p>İlk adımı sessiz ama etkiliydi. Gıda ve inşaat sektörüne girdi. Kısa süre içinde Nişkoz adlı şirketiyle Türkiye’nin<strong> “Nişasta Kralı”</strong> unvanını aldı. Yatırımlar büyüdü, portföy çeşitlendi. Mustafa Kemal Derinkök artık sadece Malatya’nın değil, İstanbul’un da tanıdığı bir isimdi. Ama bu başlangıçtı.</p>

<p>Bir sonraki hamlesi, basındı. İstanbul Ekspres gazetesini satın aldı. Medya dünyasına adım attı. Satın almak istediği ikinci gazete ise Milliyet’ti. Masaya oturduğu kişi, Ercüment Karacan’dı. Ama o masanın altında başka bir dosya daha vardı: Abdi İpekçi’nin vetosu. Ve o veto, ileride çok daha büyük bir hikâyenin fitilini ateşleyecekti.</p>

<p>Fakat bunlar bir sonraki bölümün meselesi.</p>

<p><br />
<strong>DEVAM EDECEK</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Apr 2025 10:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/04/ilginc-malatyalilar-1-bolum-1744609916.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hititlerin Malatya&#039;sından Asurların Şehrine: Tarihin Derinliklerinde Kaybolan Krallık</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/hititlerin-malatyasindan-asurlarin-sehrine-tarihin-derinliklerinde-kaybolan-krallik-106119</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/hititlerin-malatyasindan-asurlarin-sehrine-tarihin-derinliklerinde-kaybolan-krallik-106119</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA: HİTİTLERİN İZİNDE BİR ŞEHİR</span></strong></p>

<p>Tarih boyunca Malatya, sadece bir şehir olmadı.</p>

<p>Bazen bir kale, bazen bir ticaret merkezi, bazen bir savaş meydanı, bazen de bir başkent oldu.</p>

<p>Ancak bu şehir, en çok Hititler döneminde önemli bir yer kazandı.</p>

<p>Hititler, M.Ö. 2000’li yıllarda Anadolu’nun en büyük uygarlıklarından biri olarak yükseldiğinde, Malatya onların en stratejik noktalarından biri haline geldi.</p>

<p>Bu dönemde Malatya, Kuzey Suriye ile Anadolu arasında bir köprü gibiydi.</p>

<p>Ancak bu köprü sadece tüccarları değil, savaşçıları da taşıyordu.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HİTİTLER VE MALATYA: KRALLARIN SAVAŞI</span></strong></p>

<p>Malatya’nın Hitit İmparatorluğu’na dâhil olduğu dönemde, ilk büyük fetihler yaşandı.</p>

<p>Kuşara Kralı Anitta, M.Ö. 1750 civarında Anadolu’yu tek bir yönetim altında toplamaya başladı. Malatya’nın da bu birliğe katıldığı düşünülüyor.</p>

<p>Ardından Hititler, güneydeki egemenliklerini pekiştirmek için büyük savaşlara girişti.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;I. Hattuşiliş, Kuzey Suriye yolunu güvence altına aldı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;I. Murşiliş, Anadolu’yu kontrol ettikten sonra Halep ve Babil’e sefer düzenledi.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hitit Kralı Şuppililiuma, M.Ö. 1450’lerde Fırat Nehri’ni geçerek Malatya’yı tekrar ele geçirdi.</p>

<p>Malatya, bu dönemde Hitit İmparatorluğu’nun en önemli şehirlerinden biri haline geldi.</p>

<p>Ancak hiçbir imparatorluk sonsuza kadar hüküm sürmezdi…</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HİTİTLERİN ÇÖKÜŞÜ VE MALATYA’NIN KADERİ</span></strong></p>

<p>M.Ö. 1200-1000 yılları arasında, Anadolu’yu kavimler göçü vurdu.</p>

<p>Hitit İmparatorluğu bir gecede yıkılmadı, ama parçalanarak dağıldı.</p>

<p>Bu dönemde Malatya, Hititlerin mirasını sürdüren küçük krallıklardan biri oldu.</p>

<p>Buna Geç Hitit Dönemi denir.</p>

<p>Hititlerin çöküşüyle birlikte, Malatya küçük bir şehir devleti olarak varlığını sürdürdü.</p>

<p>Ancak bu kez, gözünü Malatya’ya diken yeni güçler vardı.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ASURLARIN GÖZÜ MALATYA’DA</span></strong></p>

<p>Asurlular, Malatya’yı kendileri için bir tehdit ve fırsat olarak gördüler.</p>

<p>M.Ö. 1116-1096 yıllarında Asur Kralı I. Tiglat Pileser, Malatya’ya saldırarak şehrin kralını yendi.</p>

<p>Malatya halkı vergilendirildi ve rehin alındı.</p>

<p>Ancak Asurlular için bu yeterli değildi.</p>

<p>Malatya’nın stratejik önemi, daha fazla savaşın yaşanmasına neden oldu.</p>

<p>M.Ö. 835’te Asur Kralı III. Salmanassar, Malatya Kralı Lalli’yi yenerek şehri ağır vergiye bağladı.</p>

<p>Bu dönemden itibaren Malatya tam anlamıyla Asur baskısı altına girdi.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA KRALLARININ DİRENİŞİ VE URARTULAR</span></strong></p>

<p>Malatya, Asurlara karşı tam anlamıyla teslim olmadı.</p>

<p>M.Ö. 824-807 yıllarında Urartu Krallığı güçlenmeye başladı.</p>

<p>Urartu Kralları, Asurlara karşı Malatya’yı kendi müttefiki yapmak istedi.</p>

<p>Malatya Kralı Sulumeli, Urartulara karşı direnmeye çalıştı.</p>

<p>Ancak M.Ö. 789’da Urartu Kralı I. Argişti, Malatya’yı ele geçirdi.</p>

<p>Bu süreçte Malatya, sürekli olarak Urartular ve Asurlular arasında el değiştirdi.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’NIN SON KRALI VE ASUR SÜRGÜNÜ</span></strong></p>

<p>M.Ö. 722’de Malatya Kralı Funzianu, Asur Kralı II. Sargon’a esir düştü.</p>

<p>Bu, Malatya Krallığı’nın sonu oldu.</p>

<p>Asur Kralı II. Sargon, Malatya halkını sürgüne gönderdi.</p>

<p>Malatya artık bağımsız bir krallık değil, Asur’a bağlı bir yönetim haline gelmişti.</p>

<p>Bu, Malatya’nın tarih sahnesindeki en büyük kırılmalardan biri olarak kaydedildi.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA: KİMLİĞİNİ KAYBEDEN ŞEHİR Mİ?</span></strong></p>

<p>Hititlerin başkenti değil, ama en önemli şehirlerinden biri…</p>

<p>Asurluların büyük bir fetih zaferi…</p>

<p>Urartuların direndiği kale…</p>

<p>Malatya, tarih boyunca sürekli el değiştiren bir şehir oldu.</p>

<p>Ama asıl soru şu:</p>

<p>Malatya, bu kadar güçlü bir tarihî mirasa sahipken, bugün bu kimliği yeterince yaşatıyor mu?</p>

<p>Belki de Malatya’nın gerçek tarihi, sadece müzelerde sergilenen heykellerde değil, toprak altında keşfedilmeyi bekleyen taşlarda saklı.</p>

<p>Ve belki de…</p>

<p>Malatya, geçmişini hatırladıkça yeniden bir tarih şehri olacak.</p>

<p><strong>Son</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 14:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/hititlerin-malatyasindan-asurlarin-sehrine-tarihin-derinliklerinde-kaybolan-krallik-1741953164.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya&#039;nın Saklı İsmi: Tarih Boyunca Bu Şehre Ne Dediler?</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/malatyanin-sakli-ismi-tarih-boyunca-bu-sehre-ne-dediler-106079</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/malatyanin-sakli-ismi-tarih-boyunca-bu-sehre-ne-dediler-106079</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİR ŞEHRİN İSMİNDE SAKLI TARİH</span></strong></p>

<p>Bazı şehirler vardır ki, isimleri bile bir tarih kitabı gibidir.</p>

<p>Malatya da o şehirlerden biridir.</p>

<p>Binlerce yıl boyunca farklı imparatorluklara, krallıklara ve uygarlıklara ev sahipliği yapan bu şehir, her dönem farklı bir isimle anıldı.</p>

<p>Peki, Malatya’nın gerçek adı neydi?</p>

<p>Melita mıydı? Melid mi? Maldiya mı?</p>

<p>Yoksa bugün kullandığımız <strong>“Malatya”</strong> ismi binlerce yıllık bir dönüşümün ürünü müydü?</p>

<p>Hititlerden Romalılara, Asurlardan Osmanlılara kadar bu kadim şehre hangi isimlerin verildiğini ve bu isimlerin ardındaki anlamları keşfedelim.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">İLK KAYITLAR: MALATYA’NIN EN ESKİ ADI</span></strong></p>

<p>Malatya’nın adı ilk kez Kültepe tabletlerinde ortaya çıkar.</p>

<p>Bu eski Asur ticaret kolonisi kayıtlarında <strong>“Melita” </strong>adıyla anılır.</p>

<p>Hititler döneminde ise şehir <strong>“Maldia”</strong> olarak geçer.</p>

<p>Ancak Malatya isminin kökeni konusunda en güçlü teori, Hititçe <strong>“Melid”</strong> kelimesinden türediğidir.</p>

<p>Bu kelime, “<strong>bal”</strong> anlamına gelir.</p>

<p>Yani Malatya, bereketli toprakları ve zengin tarımıyla<strong> “bal gibi tatlı” </strong>bir şehir olarak anılmış olabilir.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MEDENİYETLERİN MALATYA’YA VERDİĞİ İSİMLER</span></strong></p>

<p>Malatya, sadece bir şehir değil, Anadolu ve Mezopotamya arasındaki en önemli geçitlerden biriydi.</p>

<p>Bu yüzden her medeniyet, bu şehre farklı bir isim verdi:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hititler: Maldia<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Asurlar: Meliddu, Melide, Melid, Milid, Milidia<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Urartular: Melitea<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yunan ve Roma kaynakları: Melitene<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Araplar: Malatiyye</p>

<p>Bu farklı isimlerin ortak noktası neydi?</p>

<p>Hepsi, Malatya’nın bir ticaret merkezi, bir geçit noktası ve bir yönetim merkezi olduğunu gösteriyordu.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ROMALILARIN VE BİZANSLILARIN MELİTENE’Sİ</span></strong></p>

<p>Romalılar, Anadolu’nun doğusundaki en önemli askeri merkezlerden birini Malatya’da kurdu.</p>

<p>O dönemde şehre <strong>“Melitene” </strong>adı verildi.</p>

<p>Romalılar, Malatya’nın stratejik önemini fark etmiş ve burayı büyük bir askeri üs ve eyalet merkezi haline getirmişti.</p>

<p>Bu dönemde inşa edilen Roma surları, Bizans İmparatorluğu döneminde de kullanılmaya devam etti.</p>

<p>Bizans, Romalıların bıraktığı mirası devraldı ve Malatya’yı doğu sınırlarını koruyan bir kalkan olarak gördü.</p>

<p>Ancak bu durum uzun sürmedi…</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ARAPLAR VE TÜRKLER MALATYA’YA NE İSİM VERDİ?</span></strong><br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;7.&nbsp;&nbsp; &nbsp;yüzyılda Araplar, Malatya’yı fethetti.</p>

<p>İslam orduları ile Bizans arasında sürekli el değiştiren şehir,<strong> “Malatiyye” </strong>adıyla anılmaya başlandı.</p>

<p>Abbasiler döneminde Malatya, Bizans’a karşı yapılan seferlerin en önemli hareket üslerinden biri oldu.</p>

<p>Bu dönemde Arap ve Türk nüfusu artmaya başladı.</p>

<p>Ve en önemli değişim…</p>

<p>Malatya, artık Türklerin yönetimine giriyordu.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;11.&nbsp;&nbsp; &nbsp;yüzyılda Danişmentliler Malatya’yı fethetti ve burayı Türklerin kalıcı bir yurdu haline getirdi.</p>

<p>Osmanlı dönemine gelindiğinde ise Malatya, bugünkü adını koruyarak bir Osmanlı sancağı haline geldi.</p>

<p>Türkler, Malatya’nın adını değiştirmedi.</p>

<p>Binlerce yıllık isim, bugün hâlâ yaşamaya devam ediyor.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA: TARİHİN SAKLI ŞEHRİ</span></strong></p>

<p>Bugün Malatya’nın sokaklarında yürüyen biri, bu toprakların Hititler, Romalılar, Araplar ve Osmanlılar tarafından yönetildiğini ne kadar hissediyor?</p>

<p>Bu şehir, sadece bir şehir değil…</p>

<p>Binlerce yıl boyunca farklı isimlerle anılmış ama kimliğini asla kaybetmemiş bir tarih kitabı.</p>

<p>Ve o isimler hâlâ bu toprakların altında, taşların arasında, eski surlarda ve mezar taşlarında saklı.</p>

<p>Melita mı, Melid mi, Maldiya mı?</p>

<p>Tarih boyunca her medeniyet bir isim verdi.</p>

<p>Ama biz onu Malatya olarak bildik.</p>

<p>Ve tarih burada bitmedi…</p>

<p><strong>Son</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Mar 2025 11:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/malatyanin-sakli-ismi-tarih-boyunca-bu-sehre-ne-dediler-1741854677.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hititler, Romalılar, Osmanlılar… Peki, Malatya’yı Bu Kadar Özel Kılan Ne?</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/hititler-romalilar-osmanlilar-peki-malatyayi-bu-kadar-ozel-kilan-ne-106052</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/hititler-romalilar-osmanlilar-peki-malatyayi-bu-kadar-ozel-kilan-ne-106052</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA: GEÇİT VEREN ŞEHİR</span></strong></p>

<p>Anadolu’nun en eski şehirlerinden biri…</p>

<p>Tarih boyunca medeniyetlerin geçiş noktası, ticaretin merkezi ve savaşların stratejik bölgesi oldu.</p>

<p>Malatya, yalnızca bir şehir değil, binlerce yıl boyunca şekillenen bir kavşak noktasıdır.</p>

<p>Doğu ile Batı’nın, Kuzey ile Güney’in birleştiği bu kadim şehir, Hititlerden Romalılara, Araplardan Selçuklulara kadar pek çok uygarlığın yollarını kesiştirmiştir.</p>

<p>Ve tarih burada sadece yaşanmadı, aynı zamanda yazıldı.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA VE KADİM YOLLAR</span></strong></p>

<p>Malatya, Anadolu ile Mezopotamya arasında doğal bir geçiş noktası olarak tarihin her döneminde büyük önem taşıdı.</p>

<p>Doğu Anadolu’dan gelen Malatya – Sivas – Erzurum yolu, buradan Kafkasya’ya kadar uzanıyordu.</p>

<p>Güneyde, Malatya ve Diyarbakır üzerinden Mezopotamya’nın büyük şehirlerine açılan yol, ticaretin en yoğun güzergahlarından biri oldu.</p>

<p>Batıya uzanan Malatya – Kayseri – Konya yolu, Anadolu’nun Ege kıyılarına açılan kapısıydı.</p>

<p>Torosların zorlu geçitlerinden biri olan Malatya – Kahramanmaraş hattı, Anadolu’nun iç bölgeleriyle Güney arasında bir köprü görevi gördü.</p>

<p>Bu yollar, yalnızca tüccarların, seyyahların ve orduların geçişi için kullanılmadı.</p>

<p>Bu yollar, tarihin yönünü belirledi.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TARİHİN TANIKLARI: KRALLAR VE ORDULAR</span></strong></p>

<p>Malatya’dan geçen yollar, sadece ticaret yolları değil, aynı zamanda orduların yürüdüğü savaş güzergahlarıydı.</p>

<p>Akad İmparatoru Sargon’un orduları bu yolları aşarak Anadolu’nun içlerine ilerledi.</p>

<p>Hititler, Malatya üzerinden büyük seferler düzenledi. Hitit Kralı Şuppililiuma, Fırat Nehri’ni Malatya civarında geçerek Anadolu’daki devletlere meydan okudu.</p>

<p>Roma İmparatorluğu, Malatya’nın askeri önemini fark etti ve yolları güçlendirdi. Yol kenarlarına dikilen mil taşları, Malatya’nın Roma dönemindeki stratejik yerini kanıtlıyor.</p>

<p>Bizans, Roma’nın izinden giderek bu yolları hem ticaret hem de savunma amacıyla kullandı.</p>

<p>Arap akınları başladığında, Malatya yine savaşların merkezlerinden biri oldu. Arap orduları Bizans’a karşı yürüyüşlerinde Malatya’nın geçitlerinden faydalandı.</p>

<p>Selçuklular, Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’ya ilerlerken Malatya, Türklerin ilk yerleşim bölgelerinden biri haline geldi.</p>

<p>Ve Osmanlılar geldiğinde Malatya artık bir geçiş noktası değil, Anadolu’nun kalıcı merkezlerinden biri haline gelmişti.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’NIN ÖN TARİHİ: PALEOLİTİKTEN TUNÇ ÇAĞINA</span></strong></p>

<p>Malatya’nın tarihi yalnızca Hititler veya Romalılarla başlamadı.</p>

<p>Bu topraklar ilk insan topluluklarının yerleştiği en eski merkezlerden biri olarak biliniyor.</p>

<p>Paleolitik Çağ’a kadar uzanan Malatya tarihinin en eski izleri, Yazıhan’daki Ansır (Buzluk) ve İnderesi mağaralarında bulunmuştur.</p>

<p>İlk yerleşik hayatın başladığına dair en önemli kanıtlardan biri, Karakaya Barajı kurtarma kazıları sırasında İzollu Cafer Höyük’te ortaya çıkarılmıştır.</p>

<p>M.Ö. 7000 yılına tarihlenen bu bölge, insanların göçebe hayattan tarım ve hayvancılığa geçtiği ilk yerleşim yerlerinden biri olmuştur.</p>

<p>Cafer Höyük kazılarında dünyanın en eski heykel örneklerinden biri olarak kabul edilen, beyaz kireç taşından yapılmış küçük figürler bulunmuştur. Bu eserler bugün Malatya Müzesi’nde sergilenmektedir.</p>

<p>Aslantepe, Değirmentepe ve diğer höyüklerde yapılan kazılar, Malatya’nın Kalkolitik Çağ’dan itibaren önemli bir ticaret merkezi olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Fırat Nehri sayesinde Kuzey Mezopotamya ve Suriye ile yoğun ticaret yapılmış, bölge hem kültürel hem ekonomik bir merkez haline gelmiştir.</p>

<p>M.Ö. 3000’li yıllarda Malatya’da seramik üretimi başlamış, tarım gelişmiş ve ilk büyük yerleşim yerleri ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Aslantepe’de ortaya çıkarılan tapınak yapıları, bölgenin dini ve idari bir merkez olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Bugün bile devam eden kazılar, Malatya’nın tarihini her geçen gün biraz daha aydınlatıyor.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA: TARİHİN VE KÜLTÜRÜN MERKEZİ</span></strong></p>

<p>Malatya’nın yolları, medeniyetleri birbirine bağlayan damarlar gibi şehri şekillendirdi.</p>

<p>Bir zamanlar Hitit ordularının geçtiği yollar, bugün modern caddelere dönüşmüş olabilir.</p>

<p>Ancak tarih, hiçbir zaman tamamen silinmez.</p>

<p>Bugün Malatya’nın üzerinde yürüyen herkes, binlerce yıllık geçmişin izlerini taşıyan topraklara basıyor.</p>

<p>Aslantepe’nin taşları, hala binlerce yıl öncesinin seslerini fısıldıyor.</p>

<p>Ve Malatya, sadece bir şehir değil, tarihin kendisi olmaya devam ediyor.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong>Son</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Mar 2025 11:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/hititler-romalilar-osmanlilar-peki-malatyayi-bu-kadar-ozel-kilan-ne-1741769175.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kralların ve Orduların İzinde: Malatya&#039;nın Unutulmaz Yolları</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/krallarin-ve-ordularin-izinde-malatyanin-unutulmaz-yollari-106029</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/krallarin-ve-ordularin-izinde-malatyanin-unutulmaz-yollari-106029</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah Hakder yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">YOLLAR SADECE TAŞ VE TOPRAK MIDIR?</span></strong></p>

<p>Bazı yollar vardır, yalnızca bir yerden bir yere gitmek için kullanılır.</p>

<p>Bazı yollar vardır ki, tarihin kendisini taşır.</p>

<p>Malatya’nın yolları, sadece tüccarların geçtiği rotalar değil, aynı zamanda medeniyetlerin, kralların, komutanların ve orduların iz bıraktığı tarihi geçitlerdi.</p>

<p>Bugün Malatya’nın sokaklarında yürüyen biri, aslında binlerce yıllık bir tarihin üzerinde dolaştığının farkında mı?</p>

<p>Bu yollar, Akadlardan Hititlere, Romalılardan Selçuklulara kadar pek çok medeniyetin izlerini taşıyor.</p>

<p>Ve belki de en önemlisi…</p>

<p>Bu yollar hâlâ bir şeyler anlatıyor.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA: GEÇİT VEREN ŞEHİR</span></strong></p>

<p>Malatya, tarihin her döneminde Anadolu ve Ortadoğu’nun kilit noktalarından biri oldu.</p>

<p>Şehir, hiçbir zaman sadece bir yerleşim yeri olmadı. O hep bir geçit oldu.</p>

<p>Tarih boyunca Malatya’dan geçen yollar, sadece bir ulaşım hattı değil, aynı zamanda ticaretin, savaşların ve fetihlerin ana güzergahıydı.</p>

<p>Doğuya uzanan en eski yol, Malatya – Sivas – Erzurum hattıydı. Buradan Kafkasya’ya ulaşılırdı.</p>

<p>Mezopotamya’ya açılan en önemli yol, Malatya – Diyarbakır hattıydı. Anadolu’yu kadim Mezopotamya şehirleriyle bağlayan bu yol, tarih boyunca büyük bir öneme sahipti.</p>

<p>Torosların aşılması gereken en zorlu geçitlerden biri, Malatya – Kahramanmaraş yoluydu. Anadolu’nun Güney ile bağlantısını sağlayan bu güzergah, ticaret ve askeri seferler açısından kritik bir noktadaydı.</p>

<p>Batıya açılan büyük ticaret yolu, Malatya – Kayseri – Konya hattıydı. Bu yol Ege sahillerine kadar uzanarak Anadolu’nun ticaret damarlarını besledi.</p>

<p>Bu yollar, binlerce yıldır medeniyetleri birbirine bağladı.</p>

<p>Ve bu yolların üzerinde yürüyen her medeniyet, Malatya’yı bir geçit şehri olarak gördü.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’DAN GEÇEN ORDULAR VE MEDENİYETLER</span></strong></p>

<p>Bu yolları ilk kullananlardan biri Akad İmparatoru Sargon’du. Malatya, onun doğudan batıya ilerleyen seferlerinde kritik bir noktadaydı.</p>

<p>Hititler, bu yolları sadece ticaret için değil, savaş için de kullandı. Hitit Kralı Şuppililiuma, bu yollar üzerinden Anadolu’daki rakiplerine karşı büyük seferler düzenledi.</p>

<p>Roma İmparatorluğu, sınırlarını korumak ve ticareti güvence altına almak için Malatya’yı askeri merkezlerinden biri haline getirdi. Yol kenarlarına dikilen mil taşları, Romalıların Malatya’dan geçen yolları ne kadar önemsediğini gösteriyordu.</p>

<p>Bizans İmparatorluğu, Roma’nın bıraktığı yolları kullanmaya devam etti. Ancak bu defa yolların işlevi değişti. Artık bu yollar, doğudan gelen Arap akıncılarının ve batıya yönelen Bizans ordularının savaş güzergahı haline gelmişti.</p>

<p>Araplar, Bizans topraklarına yaptıkları akınlarda Malatya’yı ana geçit noktası olarak kullandı. Akınlardan sonra geri çekilirken yine bu yolları tercih ettiler.</p>

<p>Sonra, Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun kapılarını açan Selçuklular, bu yolları kullanarak Orta Anadolu’ya ilerledi.</p>

<p>Ve nihayet Osmanlılar geldiğinde, Malatya artık sadece bir geçit değil, aynı zamanda kalıcı bir şehir haline gelmişti.</p>

<p>⸻</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>TARİHİN YÜKÜNÜ TAŞIYAN ŞEHİR</strong></span></p>

<p>Bugün Malatya’nın caddelerinde yürüyen biri, bu topraklardan geçen orduların, tüccarların ve yolcuların bıraktığı izleri görebilir mi?</p>

<p>Belki eski hanlar, kervansaraylar, köprüler ve yollar hâlâ bir şeyler anlatıyordur.</p>

<p>Ama bu yolları kullanan medeniyetler bir bir yok olup giderken, geriye sadece taşlar mı kalmıştır?</p>

<p>Malatya’nın yolları hâlâ eski ihtişamını koruyor mu, yoksa modern yapıların gölgesinde kaybolup gitti mi?</p>

<p>Bir zamanlar orduların yürüdüğü, kralların geçtiği bu yollar, artık yalnızca unutulmuş hikâyelerin mi parçası?</p>

<p>Tarih, bir şehrin sokaklarında dolaşanlar tarafından hatırlanmadığında kaybolur.</p>

<p>Ve belki de Malatya’nın yolları, geçmişin ayak izlerini silmeden önce bir kez daha anlatılmalıdır.</p>

<p><strong>Son</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Mar 2025 14:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/krallarin-ve-ordularin-izinde-malatyanin-unutulmaz-yollari-1741687355.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Battalgazi&#039;den Malatya&#039;ya Göçün Hikâyesi - 1. Bölüm   2. (Final)</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/battalgaziden-malatyaya-gocun-hikayesi-1-bolum-2-final-106013</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/battalgaziden-malatyaya-gocun-hikayesi-1-bolum-2-final-106013</guid>
                <description><![CDATA[(Malatya Günlüğü’ndeki yazıdan ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ASPUZU BAĞLARI’NIN ALTIN ÇAĞI VE KAYBI</span></strong></p>

<p>Bir zamanlar yeşillikler içinde saklı bir cennet vardı: Aspuzu Bağları.</p>

<p>Battalgazi’den göç edenler için burası yeni bir başlangıçtı.</p>

<p>Verimli toprakları, bol su kaynakları ve temiz havasıyla Aspuzu, yeni Malatya’nın temellerinin atıldığı yer oldu.</p>

<p>Ama hiçbir şey sonsuza kadar sürmezdi…</p>

<p>Aspuzu’nun altın çağı sona erdiğinde, Malatya’nın kaderi bir kez daha değişecekti.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ASPUZU: YEŞİLLİKLER İÇİNDE BİR CENNET</span></strong></p>

<p>Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde bile övgüyle bahsedilen Aspuzu Bağları, Osmanlı döneminde “serinliği, meyve bahçeleri ve bereketiyle ünlü bir diyar” olarak anılıyordu.</p>

<p>Göz alabildiğine uzanan üzüm bağları…</p>

<p>Dalları yere eğilen kayısı ağaçları…</p>

<p>Kış aylarında kar sularıyla beslenen, yazın serinleten dereler…</p>

<p>İşte Malatya halkı, Battalgazi’den ayrıldıktan sonra burasını yeni yurtları olarak seçti.</p>

<p>Ve Aspuzu’da büyük bir kültür doğdu.</p>

<p>Buraya yerleşenler, sadece bir mahalle kurmadı. Bir yaşam biçimi inşa etti.</p>

<p>İnsanlar, bahar geldiğinde bağlarına göç ediyor, tarlalarında çalışıyor, sofralarını meyve ve sebzeyle donatıyor, geceleri yıldızların altında sohbet ediyorlardı.</p>

<p>Ama her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi…</p>

<p>Aspuzu da yavaş yavaş değişmeye başladı.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ASPUZU’NUN YOK OLUŞU: ŞEHİRLEŞMENİN AĞIR BEDELİ</span></strong></p>

<p>Zamanla Malatya büyüdü.</p>

<p>Aspuzu Bağları artık yalnızca bir bağ değil, genişlemeye başlayan şehrin yeni yerleşim alanıydı.</p>

<p>Önce bağların çevresine yollar yapıldı.</p>

<p>Sonra küçük evler dikildi.</p>

<p>Ve derken büyük apartmanlar yükselmeye başladı.</p>

<p>Şehrin hızla genişlemesi, Aspuzu’nun yeşil örtüsünü yok etmeye başladı.</p>

<p>Bir zamanlar dut ağaçlarının altında kahkahalar atan çocukların yerinde şimdi beton yığınları vardı.</p>

<p>Kayısı bahçelerinin olduğu yerlerde pazarlar, fabrikalar ve yollar yapıldı.</p>

<p>Ve zaman içinde, Aspuzu’nun eski kimliği tamamen kayboldu.</p>

<p>Bugün, Malatya’da Aspuzu Bağları’nın adını duyan kaç kişi var?</p>

<p>Kaçı, burasının bir zamanlar şehir için bir yaşam kaynağı olduğunu biliyor?</p>

<p>Kaçı, burada yetişen ilk üzümleri, ilk kayısıları, ilk bahar çiçeklerini hatırlıyor?</p>

<p>Aspuzu, yavaş yavaş geçmişin derinliklerine gömüldü.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’NIN KAYBETTİĞİ DEĞER: ASIRLIK BAĞLARIN SONU</span></strong></p>

<p>Bir zamanlar Battalgazi’den göç eden insanlar, Malatya’nın geleceğini Aspuzu’da kurmuştu.</p>

<p>Ama şimdi…</p>

<p>O bağlardan geriye sadece birkaç hatıra, birkaç eski fotoğraf ve birkaç yaşlı insanın anlattıkları kaldı.</p>

<p>Aspuzu artık bir şehir mahallesi, ama bir kültür mirası olmaktan uzak.</p>

<p>Şimdi geriye tek bir soru kalıyor:</p>

<p>Biz, kaybettiğimiz bu değerleri tekrar yaşatabilir miyiz?</p>

<p>Yoksa…</p>

<p>Malatya’nın hafızası birer birer silinmeye devam mı edecek?</p>

<p><strong>Bu yazı dizisi burada sona erdi.</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/666(28).jpg" style="height:300px; width:450px" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Mar 2025 15:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/battalgaziden-malatyaya-gocun-hikayesi-1-bolum-2-final-1741609994.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 Şubat Süreci ve Malatya (8. Bölüm)</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-8-bolum-105964</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-8-bolum-105964</guid>
                <description><![CDATA[Bugün Geriye Ne Kaldı? 28 Şubat’ın İzleri Silindi Mi?
28 Şubat süreci bitti ama izleri silinmedi. Mahkemeler kapandı, gazeteler sustu, fişleme listeleri yok oldu. Ama hayatları kararanlar, adaleti arayanlar, kaybettiklerini geri alamayanlar hâlâ var.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong>28 Şubat tarih oldu ama izleri hâlâ yaşıyor</strong></p>

<p>Malatya’da 28 Şubat denince, insanların yüzü değişiyor. Çünkü bu şehirde 28 Şubat bir gazete kupürü değil, yaşanmış bir travma.</p>

<p>Camilerin kapısında bekleyen polisler, üniversite kapılarında başörtülü kızları durduran güvenlik görevlileri, sabaha karşı yapılan operasyonlar, mahkeme salonlarında verilen haksız kararlar…</p>

<p>Her şey bitti. Ama bu anılar bitmedi.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong>28 Şubat mağdurları unutuldu</strong></p>

<p>O dönemde haksız yere yargılananların bazıları, yıllar sonra beraat etti. Ama beraat kararı, hayatlarını geri getirmedi.</p>

<p>Kimisi adını temize çıkarmak için hâlâ uğraşıyor.</p>

<p>Kimisi, “geçmişi unutturayım” diye başka bir şehirde, başka bir isimle yeni bir hayata başlamak zorunda kaldı.</p>

<p>Kimisi, hâlâ eski dosyaların arasında unutulmuş bir mahkeme kararı bekliyor.</p>

<p>Çünkü devlet, bir dönem suçlu ilan ettiği insanları unuttu.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong>Süreç bitti ama mağduriyet devam etti</strong></p>

<p>Malatya’da o dönemde işten atılan öğretmenlerden bazıları, hâlâ mesleğine dönemedi.</p>

<p>Hapisten çıkan iş adamları, eski ticari itibarlarını kazanamadı.</p>

<p>Üniversite kapısından geri çevrilen başörtülü kızlar, yıllar sonra okullarına döndüğünde, artık mezun olmak için çok geçti.</p>

<p>Bazıları, hâlâ adaleti bekliyor.</p>

<p>Bazıları, adalete olan inancını çoktan kaybetti.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong>Devlet vefa borcunu ödedi mi?</strong></p>

<p>28 Şubat sürecinde mağdur olanlara hiçbir zaman tam anlamıyla bir özür dilenmedi.</p>

<p>Mahkemeler hukuksuzlukları kabul etti, bazı dosyalar yeniden açıldı. Ama bu insanlara yaşadıklarının telafisi yapılmadı.</p>

<p>Hapis yatanlara geri dönebilecekleri bir hayat sunulmadı.</p>

<p>İşinden atılanlara eski pozisyonları geri verilmedi.</p>

<p>Çocukları babalarından koparılanlara, o yıllar geri kazandırılamadı.</p>

<p>Kimileri için 28 Şubat siyasi bir olaydı.</p>

<p>Ama mağdurlar için hayatlarının en büyük kaybıydı.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong>28 Şubat yeniden yaşanabilir mi?</strong></p>

<p>28 Şubat mağdurları, bir daha böyle bir sürecin yaşanmaması için yıllardır uyarılarda bulunuyor.</p>

<p>Ama aynı zihniyet, farklı kılıklarda bugün de var.</p>

<p>Bir dönem başörtülü kadınları üniversitelere almayanlar, bugün başka bir sebeple insanları dışlamaya çalışıyor.</p>

<p>Bir dönem muhafazakâr iş adamlarını cezalandıranlar, bugün farklı yollarla ekonomik baskı uyguluyor.</p>

<p>Bu nedenle, 28 Şubat sadece bir tarih değil, bir uyarıdır.</p>

<p>Eğer unutulursa, aynısı yeniden yaşanabilir.</p>

<p>⸻</p>

<p><strong>Peki 28 Şubat gerçekten bitti mi?</strong></p>

<p>Malatya’da hâlâ o günleri yaşayan insanlar var.</p>

<p>Bir baba, 20 yıl sonra bile o gün cezaevine götürülen oğlunun anısını anlatırken gözyaşlarına hâkim olamıyor.</p>

<p>Bir kadın, hâlâ kocasının haksız yere aldığı cezayla yitip giden hayatına yanıyor.</p>

<p>Bir öğretmen, yıllar sonra bile öğrencilerine kavuşamamanın acısını taşıyor.</p>

<p>Bazıları için 28 Şubat tarih kitaplarında yazan bir süreçtir.</p>

<p>Ama Malatya’da bazıları için 28 Şubat, her sabah uyandıklarında içinde yaşadıkları bir gerçektir.</p>

<p>Ve sorulması gereken en büyük soru şudur:</p>

<p>Eğer adalet tam anlamıyla sağlanmadıysa, 28 Şubat gerçekten bitti mi?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Mar 2025 19:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/28-subat-sureci-ve-malatya-8-bolum-1741366784.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 Şubat Süreci ve Malatya (7. Bölüm)</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-7-bolum-105937</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-7-bolum-105937</guid>
                <description><![CDATA[Yıllar Sonra: 28 Şubat Mağdurlarının Mücadelesi
28 Şubat bitti ama mağdurlar için süreç hiç bitmedi. Cezaevinden çıkanlar hayatlarına dönemedi. İşlerini kaybedenler geri alınmadı. Fişlenenler, beraat etse bile suçsuz sayılmadı. Kimse kaybettiklerini geri alamadı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dışarı çıktılar ama özgür değillerdi</strong></p>

<p>Yıllar sonra, 28 Şubat mağdurlarından bazıları cezaevinden çıktı. Ama çıktıklarında, onları eski hayatları değil, bir enkaz bekliyordu.</p>

<p>Bir adam, 10 yıl hapis yatmıştı. Kapıdan çıktığında annesini göremedi. Çünkü o artık hayatta değildi.</p>

<p><strong>“Çıktım ama evime gidemem. Çünkü artık evim yok.”</strong></p>

<p>Bir öğretmen, 7 yıl sonra beraat etti. Ama döndüğünde okulu yoktu. “Mesleğime geri dönmek istiyorum” dedi. Kapılar yüzüne kapandı.</p>

<p>İş adamları, isimlerini temize çıkarmaya çalıştı. Ama banka kayıtlarında, ticaret sicil belgelerinde, ihale dosyalarında hâlâ <strong>“sakıncalı”</strong> olarak işaretliydiler.</p>

<p>28 Şubat süreci mahkeme kararlarıyla bitmişti. Ama mağdurlar için bitmemişti.</p>

<p>⸻</p>

<p>Suçsuz olduklarını ispatlayanlar bile eski hayatlarına dönemedi</p>

<p>Bazıları yıllar sonra yeniden yargılandı. Mahkemeler, delil yetersizliğinden beraat kararı verdi.</p>

<p>Ama beraat edenler bile eski kimliklerini geri alamadı.</p>

<p>Çünkü Türkiye’de en zor şeylerden biri, <strong>“temize çıkmış bir suçlu” </strong>olarak yaşamaktı.</p>

<p>Bir adam, yıllar sonra aklandı ama iş bulamadı.</p>

<p><strong>“Beni hapse atanlar unuttu, ama insanlar unutmadı. Adımı internete yazınca mahkeme haberleri çıkıyor. Artık kimse iş vermez.”</strong></p>

<p>Bir üniversite öğrencisi, başörtüsü yasağı yüzünden okulunu bırakmıştı. Yıllar sonra yasa kaldırıldı. Ama artık mezun olmak için çok geçti.</p>

<p>⸻</p>

<p>Aileler parçalandı, hayatlar darmadağın oldu</p>

<p>Hapisten çıkanların bazıları, evlerine döndüğünde kimseyi bulamadı.</p>

<p>Bir adam, 15 yıl sonra cezaevinden çıktığında, kapısının önünde eski bir fotoğraf buldu. Karısı ve çocuklarıyla çekilmiş bir fotoğraftı.</p>

<p>Ama o eve girdiğinde, artık kimse yoktu. Çocukları büyümüş, başka şehirlerde hayatlarına devam etmişti. Karısı, beklemekten vazgeçmişti.</p>

<p><strong>“Oğlum ben içeri girdiğimde 5 yaşındaydı. Şimdi 20 yaşında. Beni tanımıyor bile.”</strong></p>

<p>Bazıları, içeri girdiğinde sağlıklıydı. Ama cezaevinde yaşadıkları, sağlıklarını ellerinden aldı.</p>

<p>Bir mahkûm, içeride aldığı darp sonucu kalıcı felç oldu.</p>

<p>Bir diğeri, yıllarca güneş yüzü görmediği için gözleri zayıfladı.</p>

<p>Bir başkası, içeride kanser oldu. Ama tedavi edilmediği için hastalık ilerledi. Çıktığında, doktorlar ona fazla zamanının kalmadığını söyledi.</p>

<p>⸻</p>

<p>Devlet mağdurları görmezden geldi</p>

<p>28 Şubat sürecinde yaşananlar yıllar sonra bile tartışıldı.</p>

<p>Ama kimse mağdurların kaybettiklerini geri vermedi.</p>

<p>Öğretmenler mesleklerine geri dönmek istediklerinde, dosyalarında hâlâ eski fişleme kayıtları duruyordu.</p>

<p>İş adamları, kredi almak için başvurduklarında, <strong>“riskli müşteri”</strong> olarak işaretlenmişti.</p>

<p>Kamu görevlileri, yıllar sonra affedildi. Ama geri dönmek istediklerinde, kapılar kapanmıştı.</p>

<p>⸻</p>

<p>Peki kim özür diledi?</p>

<p>28 Şubat sürecinde suçsuz yere cezalandırılanlardan kim özür diledi?</p>

<p>Hiç kimse.</p>

<p>Ne mahkemeler, ne hükümet yetkilileri, ne de o dönem bu zulmü destekleyen medya… Hiç kimse çıkıp <strong>“hata yaptık” </strong>demedi.</p>

<p>28 Şubat’ı yönetenler, yıllar sonra koltuklarını kaybetti. Ama mağdurların kaybettikleri bir koltuk değil, bir ömürdü.</p>

<p>⸻</p>

<p>Hâlâ devam eden mücadele</p>

<p>Bugün hâlâ, 28 Şubat mağdurları hakkını arıyor.</p>

<p>Kimileri hâlâ mahkeme salonlarında isimlerini temize çıkarmaya çalışıyor.</p>

<p>Kimileri hâlâ devlete dilekçeler yazıyor. <strong>“Beni işe geri alın”</strong> diye yalvarıyor.</p>

<p>Kimileri, hâlâ içerde.</p>

<p>Ve kimileri, hiçbir zaman geri dönmedi.</p>

<p>⸻</p>

<p>28 Şubat bitti ama 28 Şubat mağdurlarının çilesi hiç bitmedi…</p>

<p>Bunca zulmün, baskının, yıkımın ardından bir soru hâlâ akıllarda. 28 Şubat gerçekten bitti mi?</p>

<p>Son bölümde, Malatya’da hâlâ 28 Şubat’ın izlerini taşıyan insanları, sürecin toplumsal hafızadaki yerini, unutulan mağdurları ve tekrar yaşanmaması için alınan dersleri anlatacağız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Mar 2025 19:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/28-subat-sureci-ve-malatya-7-bolum-1741279804.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fransa&#039;nın Bageti mi, Malatya&#039;nın Tandırı mı? – 2. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/fransanin-bageti-mi-malatyanin-tandiri-mi-2-bolum-105905</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/fransanin-bageti-mi-malatyanin-tandiri-mi-2-bolum-105905</guid>
                <description><![CDATA[(Alişan Hayırlı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">FRANSA’NIN BAGET EKMEĞİ VE UNESCO’NUN ÇİFTE STANDARTLARI</span></strong></p>

<p>2022 yılında Fransa’nın ünlü baget ekmeği, UNESCO tarafından somut olmayan kültürel miras listesine alındı.</p>

<p>Fransız hükümeti, yıllarca baget ekmeğinin bu listeye alınması için lobi yaptı.</p>

<p>Ve başardı.</p>

<p>Baget ekmeği artık sadece bir ekmek değil, uluslararası koruma altına alınan kültürel bir değer oldu.</p>

<p>Peki…</p>

<p>Baget ekmeği, Malatya’nın tandır ekmeğinden daha mı değerliydi?</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BATI’NIN GIDA ÜZERİNDEN KÜLTÜREL SAHİPLENME STRATEJİSİ</span></strong></p>

<p>Dünyanın her yerinde yerel mutfaklar ve geleneksel gıdalar, bir kültürün en önemli unsurlarından biri olarak kabul edilir.</p>

<p>Ancak dikkat ederseniz, Batı, kendi yemek kültürünü dünyaya kabul ettirme konusunda bizden çok daha başarılıdır.</p>

<p>Örneğin:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İtalya’nın pizzası dünya çapında tanıtıldı ve tescillendi.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Fransa’nın şarapları, peyniri ve baget ekmeği UNESCO tarafından kültürel miras olarak kabul edildi.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İspanya’nın paellası, Almanya’nın sosis kültürü, Amerika’nın fast food zincirleri dünya mutfağını domine etti.</p>

<p>Ama…</p>

<p>Anadolu’nun binlerce yıllık ekmek yapma kültürü hâlâ yerel düzeyde bile yeterince korunmuyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">ANADOLU’DA EKMEK KÜLTÜRÜ GÖRMEZDEN GELİNİYOR</span></strong></p>

<p>Tandır ekmeği…</p>

<p>Yufka…</p>

<p>Lavaş…</p>

<p>Bazlama…</p>

<p>Gözleme…</p>

<p>Bunların her biri, binlerce yıldır süregelen bir kültürün mirası. Ama dünya mutfağında yeterince temsil edilmiyor.</p>

<p>Oysa Anadolu’nun ekmek kültürü, Fransa’nın baget ekmeğinden çok daha köklü bir geçmişe sahip.</p>

<p>Ama Fransa’nın bageti dünya mirası kabul edilirken, bizim tandır ekmeğimiz hâlâ bir köşede unutulmaya mahkûm ediliyor.</p>

<p>Peki neden?</p>

<p>Çünkü biz, kendi değerlerimize Batı kadar sahip çıkmıyoruz.</p>

<p>Fransa’nın bageti dünya çapında bir marka haline getirilirken, Malatya’nın tandır ekmeği hâlâ sadece kırsal kesimde yaşayanların tükettiği bir gelenek olarak görülüyor.</p>

<p>Bu adalet mi?</p>

<p>Tandır ekmeği, sadece bir ekmek değil, binlerce yıllık Anadolu medeniyetinin bir simgesidir.</p>

<p>Ve hak ettiği değeri görmelidir.</p>

<p>Peki, tandır ekmeğini UNESCO kültürel miras listesine sokmak mümkün mü?</p>

<p>Bu yazı dizisi üç bölümden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>Devam edecek</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Mar 2025 21:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/fransanin-bageti-mi-malatyanin-tandiri-mi-2-bolum-1741201031.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 Şubat Süreci ve Malatya (6. Bölüm)</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-6-bolum-105904</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-6-bolum-105904</guid>
                <description><![CDATA[Malatya Hapishaneleri: Kimler Yargılandı, Kimler Mahkûm Oldu?
Mahkemeler bitti, cezalar açıklandı. Suçsuz insanlar cezaevine gönderildi. Zindan kapıları kapandı, umutlar tükendi. İçeride hayat bitmedi, ama dışarıda onlar için hayat bitti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kapılar kapandı, umutlar bitti</p>

<p>Mahkemelerde verilen cezalar, sadece sanıkları değil, ailelerini de mahkûm etti.</p>

<p>Bir sabah, Malatya Adliyesi’nin önünde bir kalabalık toplandı. Kimi çaresiz, kimi öfkeli, kimi inanmaktan vazgeçmişti.</p>

<p>O gün, babalar, oğullar, eşler, kardeşler, evlatlar cezaevine gönderildi.</p>

<p>Kapılar kapandı. Anahtarlar çevrildi. Ve içeride kimseye seslerini duyuramayacaklarını anladılar.</p>

<p>Delil yoktu, ama ceza vardı</p>

<p>28 Şubat sürecinde Malatya’da mahkûm edilenlerin çoğu, neyle suçlandığını bile bilmiyordu.</p>

<p>Bir imam, sabah namazına gittiği camide cemaatle sohbet ettiği için “örgüt lideri” olarak damgalandı.</p>

<p>Bir esnaf, dükkânında bir bardak çay içen bir “şüpheliyle” yan yana oturduğu için mahkemeye çıkarıldı.</p>

<p>Bir öğrenci, üniversitenin kantininde yanlış masaya oturduğu için terörle ilişkilendirildi.</p>

<p>Delil yoktu. Tanık yoktu. Ama cezalar belliydi.</p>

<p>Hapishanedeki insanlık dışı muameleler</p>

<p>Cezaevine götürülenlerin çoğu, daha önce karakolun kapısından bile geçmemiş insanlardı.</p>

<p>Ama içeri girdiklerinde, kendilerini suçlu hissettirmek için her şey yapıldı.</p>

<p>Girişte kimlikleri alındı. İsimleri değil, artık birer numaraları vardı.</p>

<p>İlk gün, bazı mahkûmlar saatlerce ayakta bekletildi.</p>

<p>Geceleri koğuşlara çekildiklerinde, kimse uyuyamıyordu. Çünkü her an bir baskın olabilir, “arama” adı altında aşağılanabilirlerdi.</p>

<p>Bir mahkûm anlatıyor:</p>

<p><strong>“İlk gecemizdi. Herkes sessizdi. Kimse konuşmuyordu. Kimi yere bakıyor, kimi pencereden dışarıyı izliyordu. Ama hepimizin aklında tek bir soru vardı: ‘Ne kadar burada kalacağız?’ Kimse cevap veremedi.”</strong></p>

<p>Dışarıda bekleyen ailelerin çaresizliği</p>

<p>Mahkûmlar içeri atılmıştı. Ama dışarıda aileleri için de bir ceza başlamıştı.</p>

<p>Cezaevi kapılarında bekleyen anneler, ziyaret günlerinde içeri alınmadığında saatlerce gözyaşı döktü.</p>

<p>Bir kadın, eşini görmek için üç saat bekledi. İçeri alınmadı. Orada bir taşın üzerine oturdu ve günlerce her sabah geldi.</p>

<p>Çocuklar babalarını görebilmek için günlerce bekledi. Bazıları, babalarının neden orada olduğunu bile anlayamadı.</p>

<p>Bir çocuk, annesine sordu:</p>

<p><strong>“Babam neden burada?”</strong></p>

<p>Annesi gözyaşlarını silerek cevap verdi:</p>

<p><strong>“Yanlış zamanda, yanlış yerde olduğu için.”</strong></p>

<p>Yıllar geçti, ama içeridekiler unutuldu</p>

<p>Zaman geçti. Bazıları mahkemelerde yeniden yargılandı, bazıları serbest bırakıldı.</p>

<p>Ama içeride hâlâ unutulanlar vardı.</p>

<p>Bazı isimler, yıllarca hiçbir gelişme olmadan cezaevinde kaldı. Avukatları seslerini duyuramadı.</p>

<p>Bazıları beraat ettiğinde bile, hayata yeniden tutunmakta zorlandı.</p>

<p>Çünkü hapisten çıktıklarında, iş yerleri kapanmış, evleri boşalmış, aileleri dağılmıştı.</p>

<p>Bir mahkûm, cezaevinden çıktığında annesinin mezarını buldu.</p>

<p><strong>“Giderken elini tutmuştum. Döndüğümde sadece mezar taşına dokunabildim.”</strong></p>

<p>28 Şubat bitti ama mahkûmlar için bitmedi</p>

<p>Malatya’da 28 Şubat sürecinde cezaevine atılan insanların birçoğu, yıllarca unutuldu.</p>

<p>Hapishanelerde zaman geçti, ama kimse eski hayatına dönemedi.</p>

<p>Beraat edenler bile, artık eski kimlikleriyle anılmadı. Herkesin zihninde “<strong>mahkûm</strong>” olarak kaldılar.</p>

<p>Hapishanelerden çıkanlar, bir enkazın içine döndü…</p>

<p>Yıllarca içeride kalanların karşısına, bir başka gerçek çıktı. 28 Şubat sürecinin yalnızca cezaevlerinde değil, hayatın her alanında yıkım bıraktığını gördüler.</p>

<p>Bir sonraki bölümde, 28 Şubat sürecinde mağdur edilen insanların yıllar sonra nasıl mücadele verdiğini, hayata nasıl tutunmaya çalıştıklarını ve Malatya’da hâlâ süren travmayı anlatacağız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 05 Mar 2025 19:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/28-subat-sureci-ve-malatya-6-bolum-1741193816.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 Şubat Süreci ve Malatya (5. Bölüm)</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-5-bolum-105875</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-5-bolum-105875</guid>
                <description><![CDATA[Medya Linçi: Malatya’daki Olayların Manşetlere Yansıması
28 Şubat yalnızca mahkemelerde, üniversitelerde, iş dünyasında yaşanmadı. En büyük savaş, gazetelerde, televizyon ekranlarında verildi. Manşetler atıldı, isimler ifşa edildi, yalan haberler yapıldı. Fişlemeler medya eliyle yürütüldü, insanların hayatları bir gazete kupürüyle karartıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Haber değil, hüküm veriliyordu</p>

<p>28 Şubat süreci, Türkiye genelinde medyanın devletin yanında, halkın karşısında saf tuttuğu en sert dönemlerden biri oldu. Televizyon ekranlarında, gazetelerde, köşe yazılarında, haber bültenlerinde sistematik bir linç kampanyası başlatıldı.</p>

<p>Manşetler bir mahkeme kararı gibi atılıyordu. İnsanlar mahkemede yargılanmadan önce, gazetelerde suçlu ilan ediliyordu.</p>

<p>Malatya da bu medya operasyonunun en büyük hedeflerinden biri oldu.</p>

<p>Manşetler insan hayatlarını değiştirdi</p>

<p>Sabah uyanan Malatyalılar, gazetelerde tanıdıkları isimleri gördüler.</p>

<p>Öğretmenler, iş adamları, öğrenciler… Daha önce hiç suç işlemediği bilinen insanlar, bir anda Türkiye’nin en büyük tehdidi gibi gösterildi.</p>

<p>Gazeteler şöyle yazıyordu:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp;<strong> &nbsp;“Malatya’da irticai yapılanma büyüyor!”<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;“Şeriatçı hücre evleri tespit edildi!”<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;“Cuma namazı sonrası örgütlenme!”</strong></p>

<p>Ama bu haberlerin içinde hiçbir somut bilgi yoktu.</p>

<p>Haberler, polis raporlarına dayanmıyordu. Mahkeme kararlarına dayanmıyordu.</p>

<p>Ama en önemlisi, gerçeğe dayanmıyordu.</p>

<p>İsim isim fişleme listeleri yayımlandı</p>

<p>Gazeteler, televizyonlar haber yapmadı. Fişleme listelerini kamuoyuna sundu.</p>

<p>İsimler verildi. Kimin nerede yaşadığı, hangi iş yerinde çalıştığı, hangi camiye gittiği, kimlerle oturduğu detaylı bir şekilde yazıldı.</p>

<p>Bir gün bir öğretmen uyandı ve gazetesini açtığında adını gördü.</p>

<p><strong>“İrticai faaliyetlerde bulunan eğitimciler tespit edildi!”</strong></p>

<p>Öğretmen okula gitti. Müdür kapıda durdu.</p>

<p><strong>“Senin hakkında haber var.”</strong></p>

<p>Öğretmen içeri giremedi. Çünkü artık öğretmen değil, bir gazetede suçlu ilan edilen biriydi.</p>

<p>İş dünyası medya yoluyla susturuldu</p>

<p>Malatya’da gazeteler, iş adamlarını da hedef gösterdi.</p>

<p>Bir fabrikanın sahibi, gazetedeki haberini sabah çayını içerken gördü.</p>

<p><strong>“İrticai çevrelerle işbirliği içinde olan firmalar!”</strong></p>

<p>Öğlene kadar telefonları sustu. Bankası krediyi iptal etti. Bir gün önce anlaşmaya vardığı ihale, geri çekildi.</p>

<p>İş ortakları, <strong>“Bizimle artık çalışamazsın” </strong>dedi.</p>

<p>Adam fabrikasına gitti, ama o gün işçilerine maaşlarını veremeyeceğini anladı. Çünkü artık iş yapamazdı.</p>

<p>Televizyon programlarında hedef gösterilen insanlar</p>

<p>Sadece gazeteler değil, televizyon programları da Malatya’daki sürecin en büyük araçlarından biri oldu.</p>

<p>Ana haber bültenlerinde, Malatya’daki Cuma namazı sonrası yapılan yürüyüşler büyük bir tehdit olarak gösterildi.</p>

<p>Kimi zaman eski görüntülerle, kimi zaman hiç olmayan olaylar varmış gibi gösterilerek kamuoyunda bir korku algısı oluşturuldu.</p>

<p>Sokakta yürüyen birkaç genç, ekranlarda <strong>“örgüt mensubu” </strong>olarak tanıtıldı.</p>

<p>Haber sunucuları, hükümetin istediği mesajları topluma vermek için özel olarak seçilmişti.</p>

<p>Onlara göre, Cuma namazına gitmek tehlikeliydi.</p>

<p>Başörtüsüyle derslere girmek, devlete meydan okumaktı.</p>

<p>Hayır işleri yapan vakıflar, tehdit oluşturuyordu.</p>

<p>Manşetler atıldı, hayatlar mahvoldu</p>

<p>Bir haber, bir cümle, bir gazete kupürü, insanların tüm hayatlarını değiştirdi.</p>

<p>Kimse haberlerin doğru olup olmadığını sormadı.</p>

<p>Çünkü artık gerçeğin önemi yoktu. Önemli olan, kimin hedef gösterildiğiydi.</p>

<p>Gazetelerde adını görenler, evlerinden çıkamaz oldu.</p>

<p>Küçük çocuklar, okula gittiklerinde, babalarının isimlerinin gazetelerde <strong>“terörist” </strong>diye geçtiğini gördü.</p>

<p>Bir sabah evden çıkan bir adam, bakkala gittiğinde herkesin ona farklı baktığını fark etti.</p>

<p>Çünkü gazetedeki bir manşet, onu toplumdan koparmıştı.</p>

<p>Medyanın desteği olmadan 28 Şubat olmazdı</p>

<p>O günlerde televizyon izleyen, gazete okuyan herkes, sadece tek bir ses duyuyordu.</p>

<p>28 Şubat süreci, hükümetin istediği gibi ilerledi çünkü medya, bu sürecin en büyük destekçisi oldu.</p>

<p>Manşetler atılmasaydı, insanlar hedef gösterilmeseydi, yalan haberler yayımlanmasaydı…</p>

<p>Bugün 28 Şubat sürecinden bahsettiğimizde, yüzlerce insanın yaşadığı mağduriyet belki hiç yaşanmayacaktı.</p>

<p>Mahkemeler, baskılar, ekonomik yıkım ve medya linçleri yetmedi…</p>

<p>28 Şubat süreci, sadece yaşanan olaylarla bitmedi. Bu sürecin en acı izleri, Malatya’daki hapishanelerde kaldı.</p>

<p>Bir sonraki bölümde, 28 Şubat sürecinde cezaevine atılan insanları, hapishanede yaşanan insanlık dışı muameleleri, yıllarca süren mahkûmiyetleri ve içeride kalanların nasıl unutulduğunu anlatacağız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Mar 2025 20:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/28-subat-sureci-ve-malatya-5-bolum-1741110245.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fransa&#039;nın Bageti mi, Malatya&#039;nın Tandırı mı? - 1. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/fransanin-bageti-mi-malatyanin-tandiri-mi-1-bolum-105874</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/fransanin-bageti-mi-malatyanin-tandiri-mi-1-bolum-105874</guid>
                <description><![CDATA[(Alişan Hayırlı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’NIN TANDIR EKMEĞİ – ASIRLIK BİR GELENEK</span></strong></p>

<p>Malatya’nın sokaklarında dolaşırken, bir köşede tüten tandır dumanını, sıcak ekmeğin kokusunu duyduğunuzda bir şeyi anlarsınız: Burada hâlâ tarih yaşıyor.</p>

<p>Tandır ekmeği, sadece bir ekmek değil, bir kültür, bir miras, bir hayat biçimi.</p>

<p>Anadolu’nun kadim mutfak kültüründe tandır, hem ekmeğin hem de aile sıcaklığının merkezinde yer alır. Yüzyıllardır, evlerin bahçelerinde, köy meydanlarında, mahalle aralarındaki tandırlarda ekmek pişirilir.</p>

<p>Peki, Malatya’nın tandır ekmeği neden bu kadar özel?</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">TANDIR EKMEĞİNİN TARİHİ VE ANADOLU’DAKİ YERİ</span></strong></p>

<p>Tandır ekmeğinin tarihi, binlerce yıl öncesine dayanır. Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan bu ekmek yapma geleneği, Türklerin göçebe kültürüyle şekillenmiş, yerleşik hayata geçişle birlikte Anadolu’nun vazgeçilmezlerinden biri olmuştur.</p>

<p>Malatya’da ise tandır ekmeği, sadece bir besin değil, aile içindeki birlikteliğin ve paylaşımın simgesidir.</p>

<p>Eskiden, her evin bahçesinde bir tandır bulunurdu. Sabah erken saatlerde kadınlar bir araya gelir, tandırın başında hamurlar açılır, sohbetler edilir, ekmekler pişirilirdi. Bu, sadece ekmek yapmak değil, bir dayanışma ritüeliydi.</p>

<p>Gelenek şöyleydi:<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Tandır yakılmadan önce aile büyükleri dua ederdi.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Hamurlar özenle yoğrulur, un ve suyun en doğal haliyle hazırlanırdı.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İlk ekmek, eve bolluk ve bereket getirmesi için sofranın ortasına konurdu.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Tandır başında ekmek pişiren kadınlar, aralarında hikâyeler anlatır, türküler söylerdi.</p>

<p>Bugün Malatya’nın kırsal bölgelerinde bu gelenek hâlâ sürüyor. Ama şehir merkezlerinde tandır ekmeği, eski sıcaklığını kaybetmeye başlamış durumda.</p>

<p>TANDIR EKMEĞİNİN YAPIM SÜRECİ VE LEZZETİNİN SIRRI</p>

<p>Tandır ekmeği, modern fırınlarda üretilen ekmeklerden çok farklıdır. Çünkü…<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Doğal undan yapılır, katkı maddesi içermez.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Yüksek ateşte pişirildiği için uzun süre bayatlamaz.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Kendine has kokusu ve dokusuyla diğer ekmeklerden ayrılır.</p>

<p>Malatya’da tandır ekmeği, genellikle çift katlı ve büyük olur. İç kısmı yumuşak, dışı çıtırdır. Odundan gelen is kokusu, ekmeğe ayrı bir aroma katar.</p>

<p>Ama en önemlisi, tandır ekmeği, fırın ekmeği gibi seri üretime dayalı değildir. Her biri emek ve sabırla tek tek pişirilir.</p>

<p>Peki, böylesine köklü bir kültürel mirasın hak ettiği değeri görüp görmediğini hiç düşündünüz mü?</p>

<p>Fransa’nın baget ekmeği UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alındı.</p>

<p>Ama tandır ekmeği…</p>

<p>Hâlâ Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş değerlerinden biri olarak kalmaya devam ediyor.</p>

<p>Oysa tandır ekmeği, sadece bir ekmek değil, bir kültürel hazinedir.</p>

<p>Baget mi daha değerli?</p>

<p>Yoksa Anadolu’nun binlerce yıllık tandır ekmeği mi?</p>

<p>Peki, Batı’nın ekmeği kültürel miras olarak kabul edilirken, biz neden kendi değerlerimizi savunmuyoruz?</p>

<p>Bu yazı dizisi üç bölümden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>Devam edecek</strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Mar 2025 20:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/fransanin-bageti-mi-malatyanin-tandiri-mi-1-bolum-1741109631.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Battalgazi&#039;den Malatya&#039;ya Göçün Hikâyesi - 1. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/battalgaziden-malatyaya-gocun-hikayesi-1-bolum-105858</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/battalgaziden-malatyaya-gocun-hikayesi-1-bolum-105858</guid>
                <description><![CDATA[(Malatya Günlüğü’ndeki yazıdan ilhamla…) Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BATTALGAZİ’DEN ASPUZU’YA – GÖÇÜN SEBEPLERİ VE SÜRECİ</p>

<p>Malatya…</p>

<p>Bugün bildiğimiz modern şehir, bir zamanlar yalnızca bağlar, bahçeler ve eski taş evlerden oluşan bir bölgeydi. Asıl Malatya, yani Battalgazi, yüzyıllar boyunca bu toprakların merkezi olmuştu.</p>

<p>Ancak bir gün, her şey değişti.</p>

<p>Battalgazi’nin kadim halkı, şehri terk edip bugünkü Malatya’nın bulunduğu bölgeye doğru göç etmeye başladı.</p>

<p>Peki, ama neden?</p>

<p>Tarihî Arka Plan: Eski Malatya ve Yeni Yerleşim Arayışı</p>

<p>Eski Malatya, yani bugünkü Battalgazi, uzun yıllar boyunca şehrin kalbi olmuştu. Burada büyük medreseler, camiler, kervansaraylar ve çarşılar vardı. Ancak zamanla farklı sebepler, halkı eski şehirden ayrılmaya zorladı.</p>

<p>Bu sebeplerin başında su kaynaklarının azalması, iklim değişiklikleri ve tarımsal verimliliğin düşmesi geliyordu.</p>

<p>Ancak en büyük göç dalgasını başlatan olay, 1838-39 Kışı ve Osmanlı Ordusu’nun bölgeye gelişi oldu.</p>

<p>Mevsimlik Göç Geleneği: Aspuzu Bağları’nın Önemi</p>

<p>Battalgazi halkı, yaz aylarında bugünkü Malatya’nın bulunduğu bölgeye, yani Aspuzu Bağları’na taşınırdı.</p>

<p>Bu göç, sıradan bir hareketlilik değildi. Bütün aileler, hayvanlarıyla, eşyalarıyla birlikte bağlara taşınır, yaz aylarını orada geçirirdi.</p>

<p>Aspuzu, suyu bol, havası temiz, meyve ve sebze üretimi açısından verimli bir bölgeydi. Burada üzümler yetişir, kayısı bahçeleri yeşerir, insanlar tarımla geçinirlerdi.</p>

<p>Kış yaklaştığında ise tekrar Battalgazi’ye dönülürdü.</p>

<p>Ancak 1838-39 yıllarında yaşananlar, bu geleneğin kökten değişmesine sebep oldu.</p>

<p>Osmanlı Ordusu’nun Gelişi ve Göçün Kalıcı Hâle Gelmesi</p>

<p>1838 yılında Osmanlı Ordusu, Hafız Paşa komutasında, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanını bastırmak için sefere çıktı. Ordunun bir kısmı, kışı geçirmek üzere Battalgazi’ye yerleşti.</p>

<p>Battalgazi halkı, bu ani geliş karşısında ne yapacağını bilemedi. Çünkü bölgedeki bütün imkânlar Osmanlı askerleri için kullanılmaya başlandı.</p>

<p>Şehirde kıtlık baş göstermiş, halkın gıda ve su kaynakları tükenmeye başlamıştı.</p>

<p>Bunun üzerine halk, bu kez yalnızca yaz için değil, tamamen Aspuzu Bağları’na göç etmeye karar verdi.</p>

<p>Kış aylarını Aspuzu’da geçiren Battalgazi halkı, baharın gelişiyle geri döndüğünde büyük bir sürprizle karşılaştı.</p>

<p>Dönüş Yolunda Karşılaşılan Felaket</p>

<p>O sert kışın ardından Battalgazi’ye dönen halk, şehirlerinin büyük ölçüde zarar gördüğünü, su kaynaklarının eskisi gibi akmadığını ve Osmanlı askerlerinin bölgeyi terk ettiğini gördü.</p>

<p>Ancak artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.</p>

<p>Halk, yeniden Aspuzu Bağları’na dönmeye ve burayı yeni Malatya olarak inşa etmeye karar verdi.</p>

<p>Ve işte böylece, yüzlerce yıl boyunca Battalgazi’de yaşayan halk, yavaş yavaş bugünkü Malatya’ya taşınmaya başladı.</p>

<p>Bu göç, sadece mekânsal bir değişim değil, bir kültürel dönüşümün de başlangıcı oldu.</p>

<p>Ancak Aspuzu Bağları’nın altın çağı çok uzun sürmeyecekti.</p>

<p>Bir zamanlar yeşillikler içinde, cennet gibi bir bölge olan bu bağlar, zamanla tahrip edilecek, verimliliğini kaybedecekti.</p>

<p>Peki, Malatya’nın yeni merkezi olarak kurulan Aspuzu Bağları’nın altın çağı nasıl başladı ve nasıl sona erdi?</p>

<p>Bu yazı dizisi iki bölümden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>Devam edecek</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/SS(2).jpg" style="height:300px; width:450px" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Mar 2025 12:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/battalgaziden-malatyaya-gocun-hikayesi-1-bolum-1741082507.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 Şubat Süreci ve Malatya (4. Bölüm)</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-4-bolum-105847</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-4-bolum-105847</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’da Ekonomik Kıyım: İş Adamları Nasıl Fişlendi? 28 Şubat süreci yalnızca camileri, üniversiteleri ve mahkeme salonlarını vurmadı. İş dünyası da hedef alındı. Malatya’da muhafazakâr iş adamları, bankalardan kredi alamadı, ihalelerden dışlandı, iş yerleri basıldı. Kazandıkları değil, kim oldukları sorgulandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>İş yapmak değil, kim olduğun önemliydi</p>

<p>Malatya, 28 Şubat sürecinin yalnızca siyasi değil, ekonomik darbesini de en ağır hisseden şehirlerden biri oldu. İş dünyasında yıllardır faaliyet gösteren firmalar, aniden kara listeye alındı. Vergi denetimleri sıklaştı, krediler kesildi, ihaleler iptal edildi.</p>

<p>O dönemde Malatya’da esnaflık yapanların en büyük korkusu sabah uyandıklarında dükkânlarının kapısına mühür vurulmuş olmasıydı.</p>

<p>Çünkü artık para kazanmak değil, kime yakın olduğun önemliydi.</p>

<p>Eğer yanlış kişilere selam verdiysen, yanlış camide namaz kıldıysan, yanlış toplantılara katıldıysan… Devlet seni iş yapamaz hâle getirdi.</p>

<p>Bankalar kapılarını kapattı</p>

<p>Malatya’daki muhafazakâr iş adamlarının en büyük şoku, bankalardan geldi.</p>

<p>Yıllardır çalıştıkları, kredi çektikleri bankalar, hiçbir gerekçe göstermeden hesaplarını dondurmaya, kredi taleplerini reddetmeye başladı.</p>

<p>Bir sanayici, bankaya gidip neden kredi alamadığını sordu.</p>

<p><strong>“Risk grubundasınız.”</strong></p>

<p><strong>“Neye göre risk grubundayım?”</strong></p>

<p>Banka görevlisi gözlerini kaçırdı.</p>

<p><strong>“Üst yönetimin kararı.”</strong></p>

<p>Asıl karar, çok daha yukarıdan gelmişti. Devlet, muhafazakâr iş adamlarını ekonomik olarak susturmak istiyordu.</p>

<p>İhalelerden dışlanan şirketler</p>

<p>Malatya’da kamu ihalelerine yıllardır giren, iş yapan firmalar, bir gecede kara listeye alındı.</p>

<p>Dosyalar eksiksizdi. Belgeler tamamdı. Ama ihaleler hep başkalarına veriliyordu.</p>

<p>Bir müteahhit, yıllarca devlet projelerinde çalışmıştı.</p>

<p>O dönemde açılan bir ihaleye girdi. Her şey kuralına uygundu.</p>

<p>Ama ihale açıklanırken, kazanan firma başkaydı.</p>

<p>Kazanan firma iş yapma tecrübesine sahip değildi. Fiyatı da yüksekti. Ama kazandı.</p>

<p>Çünkü ihaleyi kazanmak için proje sunmak yetmiyordu. Doğru siyasi çevrelerle bağlantılı olmak gerekiyordu.</p>

<p>İş yerlerine yapılan baskınlar</p>

<p>O dönemde muhafazakâr iş adamları yalnızca ekonomik ambargoyla değil, fiziksel baskılarla da karşılaştı.</p>

<p>Bazı iş yerleri sabaha karşı basıldı. Vergi müfettişleri, sigorta denetçileri, zabıta ekipleri aniden kapıda belirdi.</p>

<p>Bir fabrikatör anlatıyor:</p>

<p><strong>“Saat sabah altıda geldiler. Defterleri istediler. İşçilerle konuştular. O kadar detaylı incelediler ki, sanki ben kaçakçılık yapıyormuşum gibi hissettim.”</strong></p>

<p>Ama gerçekte kaçakçılık yoktu.</p>

<p>Kaçak olan şey, o iş adamının siyasi duruşuydu.</p>

<p>Fişleme listeleri ve korku düzeni</p>

<p>28 Şubat sürecinde Malatya’da ekonomik kıyım yapılırken, iş dünyasındaki birçok kişi fişlendi.</p>

<p>Gizli raporlar hazırlandı.</p>

<p>İş adamlarının kime oy verdiği, hangi camiye gittiği, kimlerle iş yaptığı not alındı.</p>

<p>Bazıları sessiz kalmayı tercih etti. Ama bazıları sesini çıkardı. Onlar için cezalar daha ağır oldu.</p>

<p>Vergi cezaları yağmur gibi geldi. Devletin verdiği krediler kesildi. İş yapmaları imkânsız hâle getirildi.</p>

<p>Ve en kötüsü, yalnız bırakıldılar.</p>

<p>Komşu esnaf, muhafazakâr bir iş adamıyla yan yana görünmekten korkuyordu. Çünkü o da fişlenebilirdi.</p>

<p>Kapanan dükkânlar, iflas eden iş adamları</p>

<p>Malatya’da, 28 Şubat sürecinde yüzlerce küçük işletme iflas etti.</p>

<p>Giyim mağazaları, matbaalar, pastaneler, toptancılar…</p>

<p>Devlet desteği kesildi. Ticaret baltalandı. Müşteriler korktuğu için alışveriş yapamaz oldu.</p>

<p>O dükkânların kepenkleri bir daha açılmadı.</p>

<p>Bazı iş adamları, ailesini geçindirmek için şehir değiştirdi.</p>

<p>Bazıları ise, geçmişte büyük işlerin altına imza atarken, şimdi evini geçindirmek için elinde kalanları satmaya başladı.</p>

<p>Malatya’nın sermayesi el değiştirdi</p>

<p>Baskılar yalnızca muhafazakâr iş adamlarını cezalandırmadı.</p>

<p>Malatya’da sermayenin kimde olacağını da belirledi.</p>

<p>Bazı büyük şirketler, sahip değiştirdi.</p>

<p>Malatya’da yıllardır ticaret yapan bazı isimler, devletin baskıları nedeniyle işlerini devretmek zorunda kaldı.</p>

<p>O dönem büyüyen şirketlerin çoğu, 28 Şubat’ın ekonomik düzeninde ayakta kalanlardı.</p>

<p>Yani devletin uygun gördüğü isimlerdi.</p>

<p>Ekonomik darbe, siyasi darbe kadar yıkıcıydı</p>

<p>28 Şubat sürecinde Malatya’da cezaevine girenlerden daha fazla kişi ekonomik olarak mahkûm edildi.</p>

<p>İş yerleri kapatıldı. Sermayeleri tükendi. Şehirden gitmek zorunda kaldılar.</p>

<p>Ama 28 Şubat bittiğinde bile, onların hayatı normale dönmedi.</p>

<p>Çünkü bir insanın geçmişi silinemezdi.</p>

<p>Ve 28 Şubat sürecinde fişlenenlerin isimleri, her zaman devletin arşivinde kaldı.</p>

<p>Ekonomik yıkım yetmedi, Malatya’da bir de medya linçi başladı</p>

<p>28 Şubat yalnızca mahkemelerle ve ekonomik ambargolarla yürümedi.</p>

<p>Medya, sürecin en büyük silahlarından biri oldu.</p>

<p>Bir sonraki bölümde, Malatya’daki gazetelerin, televizyonların, köşe yazarlarının nasıl hedef gösterdiğini, insanların nasıl medya aracılığıyla suçlandığını ve basının nasıl bir propaganda makinesine dönüştüğünü anlatacağız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Mar 2025 20:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/28-subat-sureci-ve-malatya-4-bolum-1741023858.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya Valisini Soyan 3 Atmalı  – 2. (Final) Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/malatya-valisini-soyan-3-atmali-2-final-bolum-105843</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/malatya-valisini-soyan-3-atmali-2-final-bolum-105843</guid>
                <description><![CDATA[(Vahap Güner’in yazısından ilhamla…)

 Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#2980b9">YAKALANMA, YARGILAMA VE SONRASI</span></strong></p>

<p>Bir valiyi soymak…</p>

<p>Bunu yapanların yakalanmadan yaşayabileceğini düşünen var mıydı?</p>

<p>Ballıkaya’da gerçekleşen bu soygun, kısa sürede Ankara’ya kadar ulaştı. Devlet otoritesine meydan okuyan bu olayın cezasız kalmayacağı belliydi.</p>

<p>Malatya Valisi İbrahim Etem Akıncı, yoluna devam etmiş ama soygunun hemen ardından güvenlik güçlerini harekete geçirmişti. Bütün jandarma birlikleri Atma köylerine yönlendirilmiş, bölgedeki yollar tutulmuştu.</p>

<p>Kaçış şansları yoktu.</p>

<p>Soygundan birkaç gün sonra, Seydi Battal Çıplak, Hüseyin Sırma ve Mehmet Rıza yakalandı.</p>

<p>Ama onların yakalanması, olayın sona erdiği anlamına gelmiyordu.</p>

<p>Vali Akıncı, bizzat davaya müdahil olmuştu. Sanıklar Sivas’ta yargılanacak, devletin gücünü göstermek için örnek bir ceza verilecekti.</p>

<p>Mahkeme günü geldiğinde, herkes şaşkındı.</p>

<p>Çünkü Vali Akıncı, sanıkları mahkemede yalnız bırakmadı. Üstelik sadece davaya katılmakla kalmadı, hapiste onları ziyaret etti, neden böyle bir işe kalkıştıklarını sordu.</p>

<p>Atmalılar pişmandı. “Biz kimseye zarar vermek istemedik, sadece paraya ihtiyacımız vardı” dediler.</p>

<p>Ama devlet için pişmanlık yeterli değildi.</p>

<p>Soyguncular ağır cezalara çarptırıldı. Böylece Malatya tarihine kazınan bu olay, bir dönemin en büyük vakalarından biri olarak kayıtlara geçti.</p>

<p>Ancak olayın yankıları, mahkeme kararıyla bitmedi.</p>

<p>Yıllarca Atma köylerine hiçbir vali uğramadı.</p>

<p>Ta ki 1992 yılına kadar…</p>

<p>O yıl, Malatya Valisi Saffet Arıkan Bedük, yıllar sonra Atmalılar’a yapılan bu sessiz protestoyu bitiren kişi oldu. Köylere gitti, insanlarla konuştu, eski defterleri kapattı.</p>

<p>Ama tarih, unutmadı.</p>

<p>Bir zamanlar üç Atmalı, Malatya Valisi’ni soymuş, bir dönemin en büyük olaylarından birine imza atmıştı.</p>

<p>Bugün Ballıkaya’dan geçen biri, orada yaşananları bilmeden yürüyebilir.</p>

<p>Ama o yol, hâlâ o sabahın gölgesini taşıyor.</p>

<p>Ve kim bilir…</p>

<p>Belki de Malatya, bir valisinin soyulduğu tek şehir olarak tarihe geçmiş oldu.</p>

<p>Bu yazı dizisi burada sona erdi.</p>

<p><strong>Son</strong><br />
<img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/555(48).jpg" style="height:177px; width:282px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Mar 2025 16:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/malatya-valisini-soyan-3-atmali-2-final-bolum-1741009785.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MALATYA VALİSİNİ SOYAN 3 ATMALI – 1. BÖLÜM</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/malatya-valisini-soyan-3-atmali-1-bolum-105819</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/malatya-valisini-soyan-3-atmali-1-bolum-105819</guid>
                <description><![CDATA[(Vahap Güner’in yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">BİR VALİ, ÜÇ ATMALI VE TARİHE GEÇEN SOYGUN</span></strong></p>

<p>14 Kasım 1933…</p>

<p>Gün ağarmadan önce, Malatya-Sivas yolu üzerinde, Ballıkaya mevkiinde gölgeler saklanıyordu.</p>

<p>Bu gölgeler, o gün tarihe geçecek bir olaya imza atacaklarından habersizdi.</p>

<p>Sabahın erken saatlerinde, Malatya Valisi İbrahim Etem Akıncı, resmi aracıyla Hekimhan üzerinden Sivas’a doğru yol alıyordu. Yanında vali muavini ve birkaç görevli vardı. Yol, virajlarla doluydu ve henüz kimsecikler ortalarda görünmüyordu.</p>

<p>Ancak, yolun ilerisinde üç Atmalı pusuya yatmış bekliyordu.</p>

<p>Seydi Battal Çıplak, Hüseyin Sırma ve Mehmet Rıza…</p>

<p>Üçü de Atma Aşireti’ne mensuptu ve bugün büyük bir iş yapacaklarını düşünüyorlardı. Ancak yaptıkları bu iş, bir valiyi soymak olunca, olayın yankısı tahmin ettiklerinden çok daha büyük olacaktı.</p>

<p>Araba Ballıkaya’ya yaklaştığında, birden önlerine silahlı adamlar çıktı. Vali ve yanındakiler neye uğradıklarını şaşırdılar. Araç durduruldu, Vali Akıncı ve diğerleri aşağıya indirildi.</p>

<p>Soyguncuların gözleri, valinin üzerindeydi. Ama bu sıradan bir soygun değildi. Saygıda kusur etmemeye çalışıyor, ancak işlerini de aksatmak istemiyorlardı.</p>

<p>“Kusura bakma vali bey, ama işimiz bu. Senin paranı alacağız.”</p>

<p>Vali Akıncı soğukkanlıydı. Üzerindeki tüm parayı teslim etti.</p>

<p>“Bu kadar mı?” diye sordu Seydi Battal.</p>

<p>Vali, daha fazlası olmadığını söyleyince, Atmalılar kısa bir tereddüt yaşadılar. Bir valinin bu kadar az parayla yolda olması garipti. Ama çare yoktu, soygun gerçekleşmişti.</p>

<p>Silahlarını kaldırdılar, valiyi ve yanındakileri bırakıp gözden kayboldular.</p>

<p>Ancak, olay burada bitmeyecekti.</p>

<p>Bir valiyi soyanlar, sadece yol kesen eşkıyalar olarak anılmayacak, devletin en sert tokadını yemeye hazırlanacaklardı.</p>

<p>Çünkü Malatya Valisi’ni soymak, o günün Türkiye’sinde eşi benzeri görülmemiş bir olaydı.</p>

<p>Ve devlet, bu hadisenin hesabını soracaktı.</p>

<p>Bu yazı dizisi iki bölümden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>Devam edecek</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/222(51).jpg" style="height:177px; width:282px" /></strong><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Mar 2025 20:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/malatya-valisini-soyan-3-atmali-1-bolum-1740936381.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 Şubat Süreci ve Malatya (3. Bölüm)</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-3-bolum-105803</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-3-bolum-105803</guid>
                <description><![CDATA[Mahkemeler ve Suçsuzluğu İspat Etmenin Zorluğu
Malatya’da mahkemeler başladı. Sanıklar ayakta, hâkimler sert, deliller eksikti. Fişleme listeleriyle yargılamalar yapıldı, suçsuz insanlar suçlu ilan edildi. Bir savunma bile hakkı tanınmadan verilen cezalar, yıllar sonra bile unutulmadı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
<strong><span style="color:#2980b9">Büyük dava süreci başladı</span></strong></p>

<p>28 Şubat sürecinde, Malatya’da yalnızca sokakta yürüyenler, başörtüsüyle okula gitmek isteyenler, Cuma namazına katılanlar hedef alınmamıştı.<strong> Devletin hazırladığı listelerde, isimleri önceden belirlenmiş yüzlerce insan vardı.</strong></p>

<p>Bu insanlar hakkında hiçbir somut suçlama yoktu. <strong>Ama artık suçlu olmaları gerekiyordu.</strong></p>

<p>Şehrin dört bir yanındaki evlere baskınlar yapıldı. Gece yarısı kapılar çalındı, karakola götürülenler “sorgu” adı altında psikolojik baskıya maruz kaldı. <strong>Ama asıl süreç, mahkeme salonlarında başladı.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Sanıklar ayakta, hâkimler sert, deliller eksik</span></strong></p>

<p>Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) salonu kalabalıktı. Sanıklar sırayla içeri alındı. <strong>Kimi başını eğmişti, kimi dik durmuş, kimi hayata bir daha asla güvenmeyecek gibi boş gözlerle etrafa bakıyordu.</strong></p>

<p>Hâkim kürsüye çıktı. <strong>Ağır bir sessizlik hâkim oldu.</strong></p>

<p>“Sanıklar getirilsin.”</p>

<p>Elleri kelepçeli birkaç kişi salona alındı. Arka sıralarda oturan aileler, yakınlarını ilk kez bu hâlde görüyordu. <strong>Bazıları ağlıyordu, bazıları şaşkınlık içindeydi, bazıları ise hâlâ ne olduğunu anlayamamıştı.</strong></p>

<p>İddianame okundu.</p>

<p>İçinde somut delil yoktu.</p>

<p>Sanıkların camiye gittikleri, Cuma namazı kıldıkları, belirli kişilerle sohbet ettikleri yazıyordu. <strong>Ama bunlar hangi yasaya göre suçtu, kimse bilmiyordu.</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Bir sanığın mahkeme salonundaki çaresizliği</strong></span></p>

<p>Duruşmalardan birinde, gözaltına alınanlardan biri ayağa kalktı. Gençti. Suçsuzdu.<strong> Ama artık savunma yapmasının bile bir anlamı yoktu.</strong></p>

<p>Sesi titredi, ama yine de konuştu.</p>

<p>“Ben neyle suçlandığımı bilmiyorum. Okuluma gidiyordum. Cuma namazına gidiyordum. Babamın dükkânında yardım ediyordum. Bunun neresi suç?”</p>

<p>Hâkim, önündeki dosyalara baktı. <strong>Savcının iddianamesinde, gencin bir gruba üye olduğu yazıyordu.</strong></p>

<p>“O grupta olduğun söyleniyor.”</p>

<p>“Kim söyledi?”</p>

<p>Savcı dosyayı kapattı. “Devletin bilgisi var.”</p>

<p>Sanık birkaç saniye durdu. <strong>Başını öne eğdi. Anladı ki bu mahkemede kendini savunmanın bir anlamı yoktu. Çünkü suç, çoktan işlenmişti. Mahkemeye çıkarılmadan önce karar verilmişti.</strong></p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Delilsiz yargılamalar, hazır cezalar</strong></span></p>

<p>Hukukun temel kurallarından biri<strong> “Suçsuzluk karinesi”</strong> idi. Ama<strong> Malatya’daki mahkemelerde bu kural işlemiyordu.</strong></p>

<p>Sanıkların suçsuz olduğunu ispatlaması gerekiyordu. <strong>Ama suçun bile ne olduğu belli değildi.</strong></p>

<p>Bir terzi, dükkanına gelen insanlarla sohbet ettiği için “örgüt üyeliği” ile suçlandı.</p>

<p>Bir imam, namaz kıldırdığı kişiler arasında “şüpheli isimler” olduğu için görevden alındı.</p>

<p>Bir öğrenci, okul kantininde arkadaşlarıyla konuşurken biri tarafından fişlendiği için hapse atıldı.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Bana cezamı verin, artık bitsin”</span></strong></p>

<p>Mahkemelerin en trajik sahnelerinden biri, yıllardır süren duruşmaların sanıklar üzerindeki etkisiydi.</p>

<p>Tutukluların bir kısmı artık yorulmuştu. Bir duruşmada, yargılanan bir adam söz aldı.</p>

<p>“Üç yıldır buradayım. Ne suç işlediğimi bilmiyorum. Ama suçlu ilan edildim. Cezam neyse verin, bitsin artık.”</p>

<p>Salonda bir sessizlik oldu. Hâkimler, savcılar bile bu çaresizliğe karşı ne diyeceklerini bilemediler.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Gazetelerin tetiklediği yargı süreci</span></strong></p>

<p>Mahkemelerde savcıların elindeki deliller zayıftı. <strong>Ama gazeteler her gün yeni manşetler atıyordu.</strong></p>

<p>“İrticai faaliyetlerin sanıkları yargılanıyor”</p>

<p>“Şeriatçılara ağır cezalar kapıda”</p>

<p>“Örgüt bağlantıları ortaya çıktı”</p>

<p>Örgüt, bağlantı, delil… Hiçbiri yoktu. <strong>Ama mahkemelerde en güçlü delil, gazetelerin attığı manşetlerdi.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Suçsuzluk değil, pişmanlık bekleniyordu</span></strong></p>

<p>Bazı sanıklardan, <strong>işlemedikleri bir suç için pişmanlık göstermeleri istendi.</strong></p>

<p>“Biz hata yaptık” deseler, cezaları hafifletilecekti.</p>

<p>Ama çoğu bunu yapmadı.</p>

<p>Çünkü suç işlememişlerdi.</p>

<p>Ve en trajik sahne, cezalar açıklandığında yaşandı.</p>

<p>Bazıları 10 yıl, bazıları 20 yıl, bazıları müebbet aldı.</p>

<p><span style="color:#2980b9"><strong>Sonu gelmeyen adalet arayışı</strong></span></p>

<p>Kararlar verildi. Sanıklar götürüldü. <strong>Mahkeme salonlarında annelerin, babaların, eşlerin gözyaşları kaldı.</strong></p>

<p>Yıllar geçti, bazıları tahliye edildi. Bazıları içeride kaldı.</p>

<p>Ama Malatya’daki bu mahkemelerde yargılananlar,<strong> hiçbir zaman aklanmadı.</strong></p>

<p>Ve birçoğu için <strong>28 Şubat, hâlâ bitmemiş bir süreç olarak kaldı.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Dava bitti ama Malatya için zulüm devam etti</span></strong></p>

<p>Bu mahkemeler, sadece insanların özgürlüğünü çalmadı. <strong>Şehirde ekonomik ve sosyal bir yıkım da yaşattı.</strong></p>

<p>Bir sonraki bölümde, 28 Şubat sürecinde <strong>Malatya’daki iş adamlarının nasıl fişlendiğini, ticari hayatta nasıl engellendiklerini, devletin ekonomik baskılarla muhafazakâr kesimi nasıl susturduğunu anlatacağız.</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Mar 2025 13:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/28-subat-sureci-ve-malatya-3-bolum-1740912924.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 Şubat Süreci ve Malatya (2. Bölüm)</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-2-bolum-105791</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-2-bolum-105791</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’da Cuma namazı artık sadece ibadet değildi. Camiden çıkanlar sessizce yürüyordu, ama bu bile devleti rahatsız etti. Polis müdahalesi başladı, gözaltılar arttı, gazeteler hedef göstermeye başladı. Bir annenin feryadı karakolun önünde yankılandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#3498db"><strong><span style="background-color:#ffffff">Sessizliğin suç sayıldığı dönem</span></strong></span></p>

<p>Malatya’da 28 Şubat süreci, her geçen gün daha sertleşiyordu. <strong>Siyasi kararlar yalnızca Ankara’da alınmıyor, Anadolu’nun sokaklarında uygulanıyordu. </strong>Ve bu sokakların en sessiz ama en güçlü ayak sesleri, Cuma namazından sonra duyuluyordu.</p>

<p>Cemaat namazdan çıkıyor, kimse birbirine bir şey demeden yürüyüşe geçiyordu. Pankart yoktu. Slogan atan yoktu. Ama bu bile fazlaydı. <strong>Devletin yeni düşmanı, bağıranlar değil, yürüyenlerdi.</strong></p>

<p>O günlerden birinde, Malatya’nın dar sokaklarında yürüyen birkaç genç, ansızın beliren sivil polisler tarafından durduruldu. <strong>Ne bir açıklama yapıldı, ne de bir suçlama okundu.</strong> Sadece kollarından tutuldular ve hızla gözaltına alındılar. <strong>O an herkes anladı ki artık sokakta yürümek bile suçtu.</strong></p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>Cuma namazı sonrası operasyonlar başladı</strong></span></p>

<p>Camilerden çıkan insanlar tedirgindi. Kimse yüksek sesle konuşmuyor, kimse bir araya gelmemeye çalışıyordu. Çünkü her geçen gün, devletin eli biraz daha sertleşiyor, baskılar biraz daha yoğunlaşıyordu.</p>

<p>Polis, cami çevresinde bekliyor, cemaatin arasına sızan sivil memurlar, kimlerin birbirleriyle konuştuğunu, hangi yoldan yürüdüklerini dikkatle takip ediyordu.</p>

<p>Ve bir gün, ani bir emir geldi.</p>

<p>Cuma namazı sonrası cemaat camiden çıkarken, polisler sokağın başını tuttu. <strong>Önceden belirlenen bazı isimler hızla gözaltına alındı. </strong>Karşı çıkan olmadı, çünkü karşı çıkmanın cezası ağırdı. <strong>İnsanlar sadece baktı.</strong> Ama en acısı, bir babanın oğlunun götürüldüğünü görmesiyle yaşandı.</p>

<p>Baba çaresizce polise yaklaştı.</p>

<p>“Oğlum ne yaptı?” diye sordu.</p>

<p>Cevap gelmedi. <strong>Çünkü artık suçun ne olduğu önemli değildi. Önemli olan, cezalandırılmaktı.</strong></p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>Gazeteler hedef göstermeye başladı</strong></span></p>

<p>Ertesi gün, Malatya’daki yerel gazeteler büyük manşetlerle çıktı.</p>

<p>İrticai kalkışmadan bahsediyorlardı.</p>

<p>Şehirde tehlikeli yapılanmaların varlığından söz ediliyordu.</p>

<p>Şeriatçılar örgütleniyor, ülkenin geleceğini tehdit ediyordu.</p>

<p>Haberlerin içinde hiçbir delil yoktu. Ama olması da gerekmiyordu. <strong>Çünkü artık medya, mahkemelerden önce hüküm veriyordu.</strong></p>

<p>Ankara’dan gelen emir belliydi. Malatya’daki muhafazakâr çevreler susturulmalıydı.</p>

<p>Bu haberlerden sonra, şehirde korku daha da arttı. <strong>İnsanlar birbirine selam vermekten bile çekinir oldu. </strong>Çünkü artık kimse, kimin fişlendiğini, kimin bir sonraki hedef olduğunu bilmiyordu.</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>Bir annenin karakol önündeki feryadı</strong></span></p>

<p>Gözaltına alınanlar arasında, henüz on sekiz yaşında bir genç de vardı. İlk yılını okuyan bir üniversite öğrencisiydi. Suçu neydi? Kimse bilmiyordu. Ama birileri onun da susturulması gerektiğine karar vermişti.</p>

<p>O günün akşamında, karakolun önünde bir kadın vardı.</p>

<p>“Oğlumu geri verin. O ne yaptı size? Sadece okuluna gidiyordu. Oğlumu benden almayın.”</p>

<p>Kapılar açılmadı. Çünkü bu sistemde, <strong>insanları en çok acıtan şey, sessizlikti.</strong></p>

<p>Kadın gece boyunca bekledi. Ertesi gün de geldi, bir sonraki gün de. Ama kapılar hep kapalıydı.</p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>Fişlenen esnaflar, yalnızlaştırılan insanlar</strong></span></p>

<p>Bir sabah, Malatya’daki yerel gazeteler yeni bir liste yayımladı. İçinde bazı esnafların, öğretmenlerin, kamu çalışanlarının isimleri vardı. İrticai faaliyetlerde bulunanlar olarak ilan edilmişlerdi.</p>

<p>O listede adı geçen bir öğretmen, sabah okula gittiğinde içeri alınmadı. <strong>Bir daha öğrencilerinin yüzünü göremedi.</strong></p>

<p>O listede adı geçen bir terzi, yıllardır diktiği kıyafetleri satamaz oldu. <strong>Çünkü müşterileri korkuyordu.</strong></p>

<p>O listede adı geçen bir avukat, mahkemeye gittiğinde artık kimse onunla konuşmuyordu. <strong>Çünkü herkes, onunla konuşursa kendi de fişleneceğinden çekiniyordu.</strong></p>

<p>Malatya’da insanlar yalnızlaşmaya başladı. <strong>Çünkü bu sistem, en iyi yalnızlaştırarak susturuyordu.</strong></p>

<p><span style="color:#3498db"><strong>Bu daha başlangıçtı</strong></span></p>

<p>Malatya’da 28 Şubat süreci, korkunun sistematik olarak inşa edildiği bir dönemdi. Camiler gözetleniyor, namazdan çıkanlar sorgulanıyor, sessiz yürüyenler tutuklanıyor, insanlar sudan sebeplerle işlerinden ediliyordu.</p>

<p>Ama baskılar, yetkililer için yeterli değildi. <strong>Malatya’da devasa bir dava süreci başlatılacaktı. </strong>Camiden çıkanlar, dernek yöneticileri, başörtüsüyle okula gitmek isteyenler, hayır işleri yapan vakıf temsilcileri. Hepsi yargılanacaktı.</p>

<p>Bir sonraki bölümde, Malatya’da açılan davaları ve mahkeme salonlarında yaşanan trajedileri ele alacağız. Mahkemeye getirilen sanıkların çaresiz bakışlarını, yıllarca süren hukuk mücadelesini, suçsuz insanların suçlu ilan edilmesini okuyacaksınız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Mar 2025 13:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/03/28-subat-sureci-ve-malatya-2-bolum-1740824807.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanalboyu - Kernek Mahallesi Yazı Dizisi – 7. (Final) Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-7-final-bolum-105789</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-7-final-bolum-105789</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#3498db">KERNEK BİR KÜLTÜRDÜR: MAHALLENİN SON TANIKLARI</span></strong></p>

<p>Bir mahallenin ruhu, binalar yıkılıp yenileri yapıldığında değil, onu hatırlayan son insan da gittiğinde ölür.</p>

<p>Kernek…</p>

<p>Bir zamanlar Malatya’nın en sıcak mahallelerinden biri olan, dut ağaçlarının gölgesinde büyüyen çocukların, komşuluk hukukunun, dostlukların yaşadığı bir yerdi.</p>

<p>Bugün Kernek sokaklarında dolaşanlardan kaçı bu geçmişi biliyor?</p>

<p>Kaçı, bir zamanlar bu sokaklarda mahalleli çocukların akşama kadar top oynadığını, dut ağaçlarının altındaki sohbetleri, Mahfel Sineması’nda izlenen filmleri hatırlıyor?</p>

<p>Ve en önemlisi… Bu geçmişi hatırlayan kaç kişi kaldı?</p>

<p>O eski dost meclislerinde oturanlardan kaçı hâlâ aynı sokaklardan geçiyor?</p>

<p>Kernek’in yaşlıları, mahallelerinde çocukluklarını, gençliklerini, en güzel anılarını geçirdi ama şimdi kapılar kapandı, sokaklar sessizleşti.</p>

<p>Komşular bir zamanlar birbirine göz kulak olurdu. Şimdi herkes penceresini sıkı sıkı kapatıyor.</p>

<p>Çocukların ayak sesleriyle yankılanan sokaklar şimdi bomboş.</p>

<p>Kernek’in duvarlarında hâlâ o eski zamanlardan kalan birkaç iz var belki ama o duvarlara yaslanan insanlar çoktan gitti.</p>

<p>Biliyor musunuz?</p>

<p>Bir mahallenin sokaklarında yankılanan kahkahalar kaybolunca, o mahalle ölür.</p>

<p>Kernek, bir kültürdü.</p>

<p>Eşitlikti, kardeşlikti, mertlikti, yiğitlikti, dürüstlüktü, vefaydı, sevgiydi, saygıydı.</p>

<p>Bugün Kernek’in adı hâlâ var ama ruhu nerede?</p>

<p>Bu yazı dizisi burada bitiyor.</p>

<p>Ama belki de…</p>

<p>Kernek’i hatırlayan son kişi de gidene kadar asıl hikâye devam edecek.</p>

<p><strong>Son</strong><br />
<img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/aa(24).jpg" style="height:800px; width:572px" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/bbbb(5).jpg" style="height:397px; width:535px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 18:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-7-final-bolum-1740758475.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Peygamberler Günah İşler mi? İmam-ı Haremeyn Ne Diyor?</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/peygamberler-gunah-isler-mi-imam-i-haremeyn-ne-diyor-105783</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/peygamberler-gunah-isler-mi-imam-i-haremeyn-ne-diyor-105783</guid>
                <description><![CDATA[Molla Lütfi Karadağ ile Röportaj]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde İslamî çevrelerde tartışılan konuların başında peygamberlerin günah işleyip işlemeyeceği meselesi geliyor. Özellikle bu mesele üzerinden bazı kesimlerin kasıtlı bir şekilde İslam âlimlerine saldırması dikkat çekiyor. Konuyla ilgili olarak Molla Lütfi Karadağ’a mikrofon uzattık. Kendisi bu meselede Ehl-i Sünnet’in itikadını delilleriyle birlikte açıklıyor.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Bu Mesele Ortalığı Velveleye Verdi”</span></strong></p>

<p>Molla Lütfi Karadağ, konunun gereksiz bir şekilde büyütüldüğünü ve bazı çevrelerin kasıtlı olarak spekülasyon yaptığını söylüyor:</p>

<p><strong>“Bu mesele medar-ı niza olmuş ve ortalık çok velveleye verilmiş bir mesele. Hocamız hakkında olmadık ithamlar yapılıyor. ‘Dalalet içindedir, sapıktır’ diyorlar. Peki, delilleri ne? Cumhurun görüşünü mü reddediyorlar? Çünkü ekser ulemaya göre peygamberler hata yapabilir. Bunun delillerini de Ehl-i Sünnet kitaplarında bulabiliriz.”</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/88(48).jpg" style="height:600px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Şerh-ül Akaid Ne Diyor?</span></strong></p>

<p>Karadağ, Osmanlı’dan günümüze kadar medreselerde okutulan klasik akaid eserlerinden biri olan Şerh-ül Akaid’den şu bölümü okuyarak devam ediyor:</p>

<p><strong>“Bu kitap bizim medreselerimizde okutulan en temel eserlerden biridir. Defalarca okudum, okuttum. Kitapta şu açıkça yazıyor: ‘Ve amma sudûru’l-kebîri ba’da’n-nubûwati sehven fecevvezehu’l-ekserûne.’ Yani nübüvvetten sonra peygamberlerden sehven büyük günah sudûr eder mi? Ekseri ulemalar caiz görmüşlerdir. Küçük günahlar ise bilerek de işlenebilir diyor. Peki, bu görüşe kimler dahil? İmam-ı Haremeyn Cüveynî, büyük bir fakih ve kelamcı olarak aynı görüştedir. Yani ekseriyetle kabul edilen bir görüşü yok saymak mümkün mü?”</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Kur’an’da Açık Deliller Var</span></strong></p>

<p>Bu görüşü destekleyen Kur’an ayetlerine de değinen Karadağ, özellikle bazı peygamberlerin yaptığı hatalar ve bu hatalarına karşı Allah’ın uyarılarını hatırlatıyor:</p>

<p><strong>“Eğer Şerh-ül Akaid’in bu ifadeleri yetmezse, Kur’an’daki delillere bakalım. Hazreti Âdem, ‘قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا’ yani ‘Rabbimiz, biz kendimize zulmettik’ diyor. Hazreti Yunus, ‘لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ’ yani ‘Ben zalimlerden oldum’ diyor. Hazreti Musa, kıptiyi öldürdüğünde ‘رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي’ yani ‘Rabbim, ben nefsime zulmettim, beni bağışla’ diyor. Peki, bu ayetleri nasıl yok sayabilirsiniz? Kur’an bizzat peygamberlerin hata yaptığını söylüyor ama Allah onları uyarıyor ve hatalarını düzeltmelerini sağlıyor.”</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/99(21).jpg" style="height:600px; width:800px" /></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Hoca’ya Yönelik Suçlamalar Neden?</span></strong></p>

<p>Molla Lütfi Karadağ, bu mesele üzerinden bazı çevrelerin kasıtlı olarak İslam âlimlerine saldırdığını söylüyor:</p>

<p><strong>“Bunların derdi hakikati öğrenmek değil. Bunlar pusuda bekliyor, hocamıza çamur atmak için fırsat kolluyorlar. Bakın, şu an dünyada o kadar küfür, dalalet, bid’at varken, bunlar hiçbirine ses çıkarmıyor, bütün enerjilerini hocamıza saldırmaya harcıyorlar. Bizim geleneğimizde ilim ehline böyle yaklaşılmaz. Eğer bir meselede farklı bir görüş varsa, ilmi delillerle konuşulur, iftira atılmaz.”</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Peygamberlerin Hataları Küfre Girer mi?</span></strong></p>

<p>Karadağ, peygamberlerin hatalarının şirk veya küfür olmadığını, bu hataların hemen Allah tarafından düzeltildiğini belirterek şu uyarıda bulunuyor:</p>

<p><strong>“Kimse peygamberlerin küfre girdiğini söylemiyor. Ama peygamberler de beşerdir, hata yaparlar. Lakin Allah onları hemen uyarır ve istikametlerini düzeltir. Peygamberlerin istiğfar etmesi de bundandır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bile ‘Ben günde yetmiş defa istiğfar ederim’ demiştir. Eğer hata yapma ihtimalleri olmasa, istiğfara neden ihtiyaç duysunlar? Bu mesele aslında çok açık ama anlamak istemeyenler için hiçbir delil yeterli olmayacaktır.”</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">“Önce Hoca’dan İlim Aldınız, Sonra Hançerlediniz”</span></strong></p>

<p>Karadağ, bazı eski talebelerin hocalarına ihanet ettiğini de söylüyor:</p>

<p><strong>“Hoca size ilminden verdi, sizinle ilim meclislerini paylaştı. Ama ne yaptınız? Arkadan hançerlediniz. Önce hocadan istifade ettiniz, sonra aleyhine döndünüz. Bu bir ihanet değil midir? Bir insan hocasını bu şekilde yarı yolda bırakır mı? Bakın, ilminiz varsa gelin, burada Kur’an’dan, sünnetten, akaid kitaplarından konuşalım. Ama siz dedikodu ve iftira ile meşgulsünüz.”</strong></p>

<p><strong>Hülasa:</strong></p>

<p>Molla Lütfi Karadağ, bu meselenin artık bir tartışma konusu olmaması gerektiğini söylüyor ve şu çağrıda bulunuyor:</p>

<p><strong>“İlim ehli tartışırken Kur’an, sünnet ve ulemaya dayanarak konuşmalıdır. Kendi kafamızdan uydurarak değil. Ben burada delilleriyle anlattım. Eğer hâlâ inkâr etmek isteyen varsa, onlar ilmi değil, düşmanlığı seçmiş demektir. Allah hepimize basiret versin.”</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 16:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/peygamberler-gunah-isler-mi-imam-i-haremeyn-ne-diyor-1740748536.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 Şubat Süreci ve Malatya (1. Bölüm)</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-1-bolum-105770</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/28-subat-sureci-ve-malatya-1-bolum-105770</guid>
                <description><![CDATA[Giriş ve Malatya’da İlk Yansımalar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya sokakları o yıllarda ürkekti. İnsanlar konuşurken etraflarına bakınıyor, kelimelerini seçerken titiz davranıyordu. Kimi, çay ocaklarında alçak sesle süreci tartışıyor, kimi, cami avlusunda başına ne geleceğini kestiremiyordu. Malatya, 28 Şubat’ın sarsıntısını yalnızca gazete manşetlerinden değil, evinin içinde, iş yerinin önünde, üniversitenin bahçesinde yaşıyordu.</p>

<p>Bir sabah uyandılar ve şehrin havası değişmişti. Başörtüsüyle okula giden genç kızlar, üniversitenin kapısından geri çevriliyordu. Önce güvenlik uyardı, sonra akademisyenler, ardından rektörlükten kararlar geldi. Öğrenciler, kampüsün dışında çaresiz beklerken, içeride derse girenlerin çoğu sessizdi. Kimse yasaklara karşı yüksek sesle konuşamıyordu. Konuşan olursa, bir sonraki gün onun da kapıda bekleyenlerden biri olacağı belliydi.</p>

<p><strong>İnönü Üniversitesi: Eğitim değil, sorgulama merkezi</strong><br />
O yıllarda Malatya İnönü Üniversitesi, eğitimden çok, kimin ne düşündüğünün denetlendiği bir mekâna dönüşmüştü. Bir akademisyenin kimliği, verdiği derslerden çok, namaz kılıp kılmadığıyla ölçülüyordu. Bir öğrencinin geleceği, başarı ortalamasıyla değil, başındaki örtüyle belirleniyordu.</p>

<p>Derslere başörtüsüyle giren birkaç öğrenci, bir sabah kapıdan çevrildi. “Burası eğitim kurumu” dediler. Eğitim almak isteyen genç kızlar, bir köşede gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu. Ama en ağırı, hiçbir şey yapamayan babalar için oldu. Kızlarını okutmak için yıllarca mücadele eden adamlar, bir cami avlusunda, ellerini açıp dua etmekten başka hiçbir şey yapamaz hale gelmişti.</p>

<p>Üniversitenin rektörü Prof. Dr. Ömer Şarlak, bu yasakların en büyük savunucularından biri olarak anılıyordu. “28 Şubat kararlarına uyulacak” diyordu. Kararlar, kanunlardan değil, baskılardan ve tehditlerden ibaretti. Ama herkes uymak zorundaydı.</p>

<p><strong>Cuma namazından çıkanların uğradığı sokaklar</strong><br />
Şehirde başka bir gündem vardı. Cuma namazları sonrası insanlar sessiz yürüyordu. Camiden çıkanlar, öylece evlerine dağılmıyordu artık. Aralarında konuşmadan, aynı istikamete yöneliyorlardı. Küçük gruplar halinde, Malatya sokaklarında adeta bir yürüyüş başlıyordu. Kimse slogan atmıyor, kimse taşkınlık yapmıyordu. Ama bu bile fazlaydı. 28 Şubat’ın karanlığı, insanların yürüyüşüne bile tahammül edemiyordu.</p>

<p>Ve bir gün, polisler geldi. Cuma namazı sonrası sokağa çıkanları gözaltına almaya başladılar. Kimse neyle suçlandığını bilmiyordu. Eylem yapmamışlardı, bağırmamışlardı, sadece yürümüşlerdi. Ama bu dönemde birilerine göre suç işlemek için bağırmaya gerek yoktu. Sessiz kalmak da bir direnişti.</p>

<p>O gün, bir baba oğlunun gözaltına alındığını duyduğunda, şehrin en kalabalık yerinde dizlerinin üzerine çöküp ağladı. Oğlunu geri almak için polise yalvarmadı, çünkü artık bir şeyin değişmeyeceğini biliyordu.</p>

<p><strong>Medine Mescidi cemaati: Sessizliğin suç olduğu dönem</strong><br />
Malatya’da Medine Mescidi, yıllardır cami cemaatinin bir araya geldiği bir yerdi. İnsanlar burada namaz kılıyor, sohbet ediyor, yardım kampanyaları düzenliyordu. Ama birileri için bu tehlikeli bir hareketti. Çünkü devlet, artık cami cemaatlerini de kontrol altına almak istiyordu.</p>

<p>Gecenin bir vakti kapılar çalındı. Medine Mescidi’ne gelen cemaatin bazı üyeleri gözaltına alındı. Birçoğu neyle suçlandığını bile bilmiyordu. Savcılar, “irticai faaliyet” iddiasıyla dosya açtı. Delil yoktu. Ama suçlamalar büyüktü.</p>

<p>Evlerine dönmelerine izin verilenler, bir sabah kalktıklarında evlerinin duvarlarına sprey boyalarla yazılmış tehdit mesajlarını gördüler. Kim olduğu belli olmayan “bazı insanlar”, camiden çıkanların fişlendiğini, işaretlendiğini göstermek istiyordu. Dini kimlik, artık kimlik belgesinden çok, bir sabıka kaydına dönüşmüştü.</p>

<p><strong>Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) ve büyük dava süreci</strong><br />
Malatya’da İslami Dayanışma Vakfı, fakir ailelere yardım ediyordu. Yetimlere sahip çıkıyordu. Ama bir gece yarısı, vakfa ait tüm dosyalara el konuldu. Güvenlik güçleri binaya girerken, hayır işleriyle ilgilenen insanlar “örgüt kurmakla” suçlanıyordu.</p>

<p>DGM, Malatya’da “örgüt faaliyetleri yürütüldüğü” gerekçesiyle büyük bir soruşturma başlattı. Medine Mescidi cemaati, vakıf yöneticileri, Cuma namazı sonrası yürüyen gençler… Herkesin adı fişlenmişti.</p>

<p>Mahkemeler başladı. Savcılar, zanlıların neden suçlu olduğunu bile açıklayamıyordu. Tek delil, polis raporlarıydı. Polisler, camiye gelenleri, sohbet edenleri, yardım dağıtanları fişlemişti.</p>

<p>Ve o mahkemelerde, suçsuzluğunu haykıran gençlerin sesi, “Mahkeme kararına uymak zorundayız” diyen hâkimlerin soğuk sesiyle bastırılıyordu.</p>

<p>Malatya’da sokaklar eskisi gibi değildi artık. İnsanlar camiye giderken arkasına bakıyordu. Babalar, çocuklarına artık hangi kitapları okuyacaklarını bile söylemeye çekiniyordu. Üniversitenin bahçesinde, bir zamanlar kahkaha atan gençler suskundu. Çünkü her gülüş, bir başkasının hüzünlü sessizliğiyle gölgelenmişti.</p>

<p>Ve o yıllarda, hiç kimse yaşadıklarını unutmadı.</p>

<p>Bu daha bir başlangıçtı. Malatya’da 28 Şubat sürecinin ne kadar derinleştiğini, Cuma namazlarından sonra başlayan baskıları, iş yerlerinde fişlenen insanları ve mahkeme salonlarında geçen yılları daha yeni anlatmaya başlıyoruz. Bir sonraki bölümde, Malatya’daki Cuma eylemlerinin nasıl başladığını ve nasıl sonlandırıldığını okuyacaksınız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 13:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/28-subat-sureci-ve-malatya-1-bolum-1740733084.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanalboyu - Kernek Mahallesi Yazı Dizisi - 6. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-6-bolum-105763</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-6-bolum-105763</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KERNEK’TE DEĞİŞİM: KAYBOLAN DEĞERLER VE GÖÇ EDENLER</span></strong></p>

<p>Bir mahalle değiştiğinde, sadece binalar yıkılıp yenileri yapılmaz.</p>

<p>İnsanlar gider. Hatıralar silinir. Ruh kaybolur.</p>

<p>Kernek de zamanla değişti.</p>

<p>Bir zamanlar dut ağaçlarının gölgesinde sohbet edilen, çocukların sokaklarda oyun oynadığı, evlerin bahçelerinden mis gibi ekmek kokularının yükseldiği mahallede artık eski sıcaklık yok.</p>

<p>O eski dostluklar, sabaha kadar süren sohbetler, kapının önüne bırakılan komşu ekmekleri… Hepsi bir hatıra oldu.</p>

<p>Zaman içinde Kernek’in insanları yavaş yavaş mahalleyi terk etmeye başladı.</p>

<p>Bazıları daha iyi bir hayat umuduyla büyük şehirlere göç etti.</p>

<p>Bazıları eski mahalle kültürünün kaybolduğunu görüp Kernek’in artık Kernek olmadığını fark etti.</p>

<p>Ve mahalle değiştikçe, eskiden o sokaklarda yürüyen, dost meclislerinde oturan, kapısını her zaman açık tutan insanlar birer birer eksildi.</p>

<p>Büyüklerin yerini artık kimse dolduramadı.</p>

<p>Bir zamanlar herkesin birbirini tanıdığı, herkesin birbiriyle selamlaştığı Kernek’te artık kimse kimseyi tanımıyor.</p>

<p>Sokaklarında yürürken tanıdık bir yüze rastlamak zor.</p>

<p>Dut ağaçlarının altında oturan yaşlılar yok.</p>

<p>Mahallede doğup büyüyen çocuklar, artık başka şehirlerde yaşlanıyor.</p>

<p>Peki, geriye ne kaldı?</p>

<p>Kernek hâlâ bir mahalle mi, yoksa sadece adı kalan bir semt mi?</p>

<p>Bir zamanlar Kernek’in sokaklarında yankılanan sesler, şimdi apartmanların arasında boğulup gitti mi?</p>

<p>Eski komşular bir araya gelse, aynı mahalleyi bulabilirler mi?</p>

<p>Yoksa Kernek, çoktan geriye dönüşü olmayan bir değişimin içinde mi kayboldu?</p>

<p>Bu yazı dizisi yedi bölümden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>Devam edecek</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/bbbb(4).jpg" style="height:397px; width:535px" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Feb 2025 18:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-6-bolum-1740671060.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Peygamberlerin Masumiyeti ve Tarih Boyunca Ulemanın Yaklaşımı - 4</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/peygamberlerin-masumiyeti-ve-tarih-boyunca-ulemanin-yaklasimi-4-105734</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/peygamberlerin-masumiyeti-ve-tarih-boyunca-ulemanin-yaklasimi-4-105734</guid>
                <description><![CDATA[(Bu yazı dizisi, toplam 12 bölümden oluşmakta olup, Molla Lütfü Karadağ Hocaefendi’nin görüşleri doğrultusunda hazırlanmıştır.)

4. Bölüm: Peygamberlerin İstiğfarı – Tövbe ve Bağışlanma Meselesi

Peygamberlerin günahsız olduğu bilinirken, neden istiğfar ederlerdi? Günah işlemedikleri halde tövbe etmelerinin hikmeti nedir? Kur’an ve hadislerde bu konu nasıl açıklanıyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim</p>

<p>Peygamberlerin istiğfar etmesi, İslam âlimleri arasında üzerinde çokça konuşulan bir konudur. Eğer peygamberler günahsızsa, neden tövbe ederler?<br />
Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde birçok peygamberin istiğfar ettiği açıkça belirtilmiştir. Ancak bu istiğfar, bildiğimiz anlamda günah işleyip affedilme isteği midir? Yoksa daha derin bir anlam mı taşımaktadır?</p>

<p>Kur’an’da Peygamberlerin İstiğfarı</p>

<p>Kur’an-ı Kerim’de birçok peygamberin istiğfar ettiği bildirilmiştir.</p>

<p><strong>1. Hz. Âdem’in (as) Tövbesi</strong></p>

<p>“قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ”<br />
(Dediler ki: “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, kesinlikle kaybedenlerden oluruz.”) (A’raf, 7/23)</p>

<p>Hz. Âdem ve eşi Havva, yasak meyveden yedikten sonra Rablerinden af dilemiş ve hemen tövbe etmişlerdir.</p>

<p><strong>2. Hz. Nuh’un (as) Tövbesi</strong></p>

<p>“قَالَ رَبِّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَسْأَلَكَ مَا لَيْسَ لِي بِهِ عِلْمٌ ۖ وَإِلَّا تَغْفِرْ لِي وَتَرْحَمْنِي أَكُن مِّنَ الْخَاسِرِينَ”<br />
(Nuh dedi ki: “Rabbim! Hakkında bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım! Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, kesinlikle kaybedenlerden olurum.”) (Hud, 11/47)</p>

<p>Hz. Nuh, tufan sırasında oğlu için dua ettiğinde Allah tarafından uyarılmış ve bunun üzerine hemen tövbe etmiştir.</p>

<p><strong>3. Hz. Musa’nın (as) Tövbesi</strong></p>

<p>“قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَغَفَرَ لَهُ ۚ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ”<br />
(Dedi ki: “Rabbim! Ben kendime zulmettim, beni bağışla!” Allah da onu bağışladı. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.) (Kasas, 28/16)</p>

<p>Hz. Musa (as), Kıpti bir adamı öldürdükten sonra yaptığı hatayı fark etmiş ve Allah’tan bağışlanma dilemiştir.</p>

<p><strong>4. Hz. Peygamber’in (sav) Günde 100 Kere İstiğfar Etmesi</strong></p>

<p>Peygamber Efendimiz (sav), günahsız olduğu halde günde 100 kez istiğfar ettiğini belirtmiştir:</p>

<p>“Ey insanlar! Rabbinize tevbe ediniz. Zira ben günde yüz defa tevbe ederim.” (Müslim, Zikir 42)</p>

<p><strong>Peygamberlerin İstiğfarının Hikmeti</strong></p>

<p>1. Allah’a Yakınlık Şuurunun Bir Tezahürü</p>

<p>Peygamberlerin istiğfarı, günah işlemiş olmalarından değil, Allah’a olan yakınlıklarını artırmak için sürekli bir şuur halinde olmalarındandır.</p>

<p>2. Ümmetlerine Örnek Olmaları</p>

<p>Peygamberler, ümmetlerine istiğfarın önemini göstermek için sürekli tövbe etmişlerdir.</p>

<p>3. Beşerî Hatalar ve Zelleler</p>

<p>Peygamberlerin küçük hataları (zelle) olabilir, ancak Allah onları hemen düzeltir. Bu yüzden peygamberler sürekli istiğfar ederlerdi.</p>

<p>Değerlendirme: İstiğfar ve Peygamberlerin Günahsızlığı<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Peygamberler büyük günahlardan korunmuşlardır.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İstiğfar etmeleri, onların günahkâr olduğu anlamına gelmez.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;İstiğfar, onların Allah’a olan bağlılıklarının ve sürekli arınma isteklerinin bir göstergesidir.<br />
&nbsp;&nbsp; &nbsp;•&nbsp;&nbsp; &nbsp;Ümmetlerine istiğfarın önemini göstermek için sürekli tövbe etmişlerdir.</p>

<p>Bu yazı dizisi 12 bölümden oluşmaktadır ve her bölümde farklı bir konu detaylı olarak ele alınacaktır.</p>

<p><strong>Sonraki Bölüm: “Peygamberlerin Duaları: Kur’an’da ve Hadislerde Dua Örnekleri”</strong></p>

<p>Bu bölümde, Kur’an ve hadislerde geçen peygamberlerin dualarını ele alacağız. Peygamberler hangi durumlarda dua etmişlerdir? Dualarının kabul olma hikmetleri nelerdir?</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Feb 2025 17:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/peygamberlerin-masumiyeti-ve-tarih-boyunca-ulemanin-yaklasimi-4-1740581852.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanalboyu - Kernek Mahallesi Yazı Dizisi - 5. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-5-bolum-105709</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-5-bolum-105709</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)
Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KERNEK’TE SPORUN YÜKSELİŞİ VE MAHALLE KÜLTÜRÜ</span></strong></p>

<p>Kernek Mahallesi, yalnızca kültürü ve tarihiyle değil, sporla da yoğrulmuş bir mahalleydi.</p>

<p>Mahallenin gençleri için sokaklar, bahçeler, hatta boş arsalar bile birer spor alanıydı. Fakat Kernek’te futbol ve voleybolun en önemli mekânı Turfanda ailesinin boş tarlasıydı.</p>

<p>Burası, mahalle gençleri için bir stadyumdan farksızdı.</p>

<p>Bu tarlada kimler top koşturmadı ki…</p>

<p>Malatya futbolunun ve voleybolunun önemli isimleri bu toprak sahada yetişti. Abdullah Turfanda, Erkan Devecel, Cengiz İnci, Adnan Aksoğan, Selim Turan… Hepsi bu mahallede, bu sahada başladılar spor hayatlarına.</p>

<p>Ve bir gün, Kernek’in çocukları futbolla yetinmedi.</p>

<p>Topraksu’da çalışan mühendisler, Kernek’in bu boş tarlasını voleybol sahasına çevirmek için kolları sıvadı. Mahallenin gençleri de bu projeye sahip çıktı. Günlerce taş topladılar, zemini düzelttiler, direkleri kurdular.</p>

<p>O günden sonra Kernek’te futbol kadar voleybol da büyük bir tutkuya dönüştü.</p>

<p>Hatta mahallede bu spor öyle bir sevildi ki, Malatya’nın en güçlü voleybol takımlarından biri olan Hava Gücü, Kernek’e gelip burada maç yaptı.</p>

<p>O maç Kernek için sıradan bir karşılaşma değil, bir gurur meselesiydi.</p>

<p>Mahalle halkı, evlerinin damlarına çıkıp bu maçı izledi. Gençler sahada kıyasıya mücadele etti, mahallede o gün herkes tek yürek oldu. Sonuç mağlubiyet olsa da, Kernek o gün kazandı. Çünkü bu mahalle, sadece bir spor sahasına değil, bir spor kültürüne sahip olmuştu.</p>

<p>Ama zamanla…</p>

<p>O tarlada oynanan maçlar azaldı.</p>

<p>Bir zamanlar Kernek’in çocuklarının top koşturduğu saha, zamanla bir inşaat alanına dönüştü.</p>

<p>Futbol topları, voleybol ağları, taşlardan yapılan kaleler bir bir kayboldu.</p>

<p>Kernek’in çocukları artık ekran başında büyüyor, sokaklarında oynayan, mahalleye neşe katan sesler eskisi gibi yankılanmıyor.</p>

<p>Oysa bir zamanlar bu mahallede spor, sadece bir oyun değil, hayatın ta kendisiydi.</p>

<p>Şimdi düşündüğünüzde…</p>

<p>O sahada top koşturan çocuklardan kaçı hâlâ Malatya’da?</p>

<p>Mahallede hâlâ bir araya gelip futbol ya da voleybol oynayan gençler var mı?</p>

<p>Yoksa Kernek’in spor tutkusu da eski bir hatıraya mı dönüştü?</p>

<p>Bu yazı dizisi yedi bölümden oluşmaktadır.</p>

<p>Devam edecek<br />
<img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/bbbb(3).jpg" style="height:397px; width:535px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 25 Feb 2025 19:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-5-bolum-1740501660.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanalboyu - Kernek Mahallesi Yazı Dizisi - 4. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-4-bolum-105686</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-4-bolum-105686</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>KANALBOYU’NUN SOSYAL HAYATI VE SİNEMA KÜLTÜRÜ</p>

<p>Bir zamanlar Kanalboyu, sadece bir su kanalı değil, Malatya’nın sosyal hayatının merkeziydi.</p>

<p>Sıcak yaz günlerinde insanlar bu serin suların kenarında soluklanır, çocuklar yalın ayak suya girer, büyükler dut ağaçlarının gölgesinde kahve içerdi. Kanalboyu’nun iki tarafına dizilmiş evler, yalnızca taş duvarlardan ibaret değil, yaşayan bir kültürün temsilcisiydi.</p>

<p>Ve bu kültürün tam ortasında Mahfel Sineması vardı.</p>

<p>Mahfel, Ordu Evi’nin bir parçasıydı ama sadece askerlerin değil, tüm Malatya’nın gözbebeğiydi. O dönem, sinema denildiğinde herkesin aklına burası gelirdi. Modern salonları, konforlu koltukları ve dönemin en iyi filmleriyle Mahfel, Malatyalıların buluşma noktasıydı.</p>

<p>Cuma akşamları sinema önünde uzun kuyruklar oluşur, beyazperdede Yeşilçam’ın efsane filmleri dönerdi. Gençler burada ilk defa sinema heyecanını yaşar, mahallede filmler günlerce konuşulurdu. Hababam Sınıfı’nı, Vesikalı Yarim’i, Kibar Feyzo’yu burada izlemeyen yoktu.</p>

<p>Mahfel’in yanı başında ise Abdussamet Akış’ın büyük konağı yükselirdi. 1920’lerde Kilis’ten Malatya’ya gelen Abdussamet Akış, burada bir hayat kurmuş, şehrin ilk petrol istasyonlarından birini açmıştı. Konağın alt katında ise Malatya’nın tanınmış sporcuları Dinçer Şekerci, Malatyaspor futbolcusu “Çete” lakaplı Tuncer Şekerci ve kardeşi Güner Şekerci otururdu.</p>

<p>Mahfel’den sonra Kanalboyu boyunca ilerlediğinizde, her evin bir hikâyesi, her kapının ardında bir anı saklıydı.</p>

<p>Sıvacı Muhammed Dayı’nın evi, eski şoförlerden Çullu Vahap Dayı ve oğulları Mustafa ile Yılmaz’ın evi, kabak gibi sesiyle türkü söyleyen Zozo Zülküf ve kardeşi Ceviz Ali’nin oturduğu ev, eczacı Zeki Özyavuz’un evi…</p>

<p>O dönem Kanalboyu’nda oturan herkes birbirini tanır, herkes birbiriyle selamlaşırdı. İnsanlar akşamları kapılarının önüne oturur, sohbet ederdi. Kadınlar çekirdek çitler, erkekler memleket meselelerini tartışır, çocuklar gecenin ilerleyen saatlerine kadar oyun oynardı.</p>

<p>Şimdi baktığınızda…</p>

<p>Kanalboyu hâlâ aynı mı?</p>

<p>Mahfel Sineması’nda ışıklar çoktan söndü.</p>

<p>O dut ağaçlarının gölgesi yok artık.</p>

<p>Eski evlerin yerine yükselen apartmanlar, o bahçelerde oynayan çocukları çoktan unuttu.</p>

<p>Kernek’te artık kimse kapısının önünde oturmuyor, kimse kanalın kenarında soluklanmıyor.</p>

<p>O sokaklar hâlâ hatıralarla dolu ama o hatıraları hatırlayanlar giderek azalıyor.</p>

<p>Bir zamanlar her köşesinde bir hayat yaşanan Kernek, şimdi yalnızca isimlerde mi kaldı?</p>

<p>Bu yazı dizisi yedi bölümden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>Devam edecek</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/aa(23).jpg" /></strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/bbbb(2).jpg" style="height:397px; width:535px" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Feb 2025 21:40:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-4-bolum-1740423084.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KANALBOYU - KERNEK MAHALLESİ YAZI DİZİSİ – 3. BÖLÜM</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-3-bolum-105659</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-3-bolum-105659</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>KERNEK’TE AİLELER, EVLER VE MAHALLENİN HAFIZASI</p>

<p>Bir mahallenin ruhu, sadece sokaklarında değil, o sokaklara dizilmiş evlerinde ve içinde yaşayan insanlarında saklıdır.</p>

<p>Kernek, bu ruhun yaşadığı bir mahalleydi.</p>

<p>Mahalleye adım attığınızda, her biri kendi içinde birer tarih barındıran evler karşılıyordu sizi. Yüksek duvarlar, geniş avlular, dut ve ceviz ağaçlarıyla çevrili bahçeler… Bu evler sadece barınak değil, hatıraların, dostlukların, mahallenin hafızasının taşıyıcısıydı.</p>

<p>Şimdiki Turan Apartmanı’nın olduğu yerde, Cumali Turan ve Fatih Turan’ın bahçesi vardı. Bahçesinde saz sesleri yükselir, sanat okulundan mezun olan gençlerin el emekleriyle yaptığı ahşap eserler sergilenirdi.</p>

<p>Bitişiğinde Dr. Celal Öztop’un babasının evi, hemen yanında Malatya düğünlerinin vazgeçilmez saz ekibi Halis ve Muhlis kardeşlerin evi vardı.</p>

<p>Sokağın karşısına geçtiğinizde sizi, Malatya’nın modernleşmeye başladığı dönemin ilk sinemalarından biri karşılıyordu: Mahfel.</p>

<p>Mahfel, ordu evinin bir parçasıydı ama sadece askerler değil, tüm Malatya buradan faydalanırdı. Kadın erkek, genç yaşlı herkes burada film izler, sinema kültürü mahallenin sosyal hayatına renk katardı.</p>

<p>Kernek, sadece evlerin ve bahçelerin değil, insanların isimleriyle de yaşadığı bir mahalleydi.</p>

<p>Bir mahallenin sokaklarını hatırlamak kolaydır, ama orada yaşamış insanların isimlerini, hayatlarını, hatıralarını yaşatmak gerçek aidiyetin göstergesidir.</p>

<p>İşte bu yüzden Kernek, sadece bir mahalle değil, yaşayan bir hafızaydı.</p>

<p>Bugün Kernek’in sokaklarına baktığınızda, bu isimlerden kaçı hâlâ hatırlanıyor?</p>

<p>Kaçı o eski bahçelerinde, dut ağaçlarının altında oturuyor?</p>

<p>Kaçı, çocukluklarının geçtiği sokaklara geri dönüp eski günleri anabiliyor?</p>

<p>Bir zamanlar o sokaklarda yankılanan kahkahalar, şimdi apartmanların duvarlarında sessiz çığlıklara mı dönüştü?</p>

<p>Kernek’in evleri hâlâ hatıraları saklıyor mu, yoksa o hatıralar birer birer unutulup gidiyor mu?</p>

<p>Bu yazı dizisi yedi bölümden oluşmaktadır.</p>

<p>Devam edecek<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 23 Feb 2025 20:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-3-bolum-1740331550.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanalboyu - Kernek Mahallesi Yazı Dizisi - 1. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-1-bolum-105627</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-1-bolum-105627</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

 Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KERNEK’İN ADI VE SU KAYNAĞININ HİKÂYESİ</span></strong></p>

<p>Kernek…</p>

<p>Sadece bir mahalle değil, bir kültürdü.</p>

<p>Eskiden Malatya’nın en güzel, en canlı yerlerinden biriydi. Bugün her ne kadar betona, griye, sessizliğe teslim olmuş olsa da, bir zamanlar burada hayat su gibi akardı.</p>

<p>Peki, Kernek ismi nereden geliyordu?</p>

<p>Bu kelimenin kökeni Ermenice “Karnak” yani ilkbahar anlamına geliyordu. O eski zamanlarda, her ilkbahar geldiğinde, Mart ayının ortalarına doğru, Kernek’te bambaşka bir olay yaşanırdı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/33(136).jpg" style="height:800px; width:572px" /></p>

<p>Mahallenin içindeki o büyük kaynak suyu, yerin altından bir gümbürtüyle fışkırır, Derme suyuna doğru süzülerek akar, nazlı bir gelin gibi şehrin damarlarına can verirdi.</p>

<p>Bu su, Kernek Mahallesi’nin ruhuydu. Kadınlar çamaşırlarını bu suda yıkardı. Çocuklar bu suda oynardı. Mahallenin ağır abileri, dut ağaçlarının gölgesinde bu suyun akışını izlerdi. Kernek suyu, yaşamın kendisiydi.</p>

<p>Ama bir gün, o suyun akışını değiştirdiler.</p>

<p>Doğal güzelliğiyle yıllarca mahalleyi besleyen Kernek suyu, önce beton duvarlarla çevrildi, sonra üzeri kapatıldı. Gün geldi, bu su adeta varlığı inkâr edilen bir hatıraya dönüştü.</p>

<p>Zamanla mahallede bir şeyler değişmeye başladı. Dut ağaçları kesildi, yerlerine apartmanlar dikildi. Su kaynağının etrafında toplanan insanlar yavaş yavaş dağıldı. Kernek’in neşesi azaldı, mahalle sessizleşti.</p>

<p>Ama bu değişim, Kernek’in geçmişine sahip çıkanların hafızasında hâlâ yaşıyor.</p>

<p>Bir zamanlar Kernek’in dut ağaçlarının gölgesinde oturup bu suyun sesini dinleyen yaşlılar, bugün hâlâ o sesi hatırlıyor mu?</p>

<p>O suyu görmeden büyüyen çocuklar, bu mahallenin bir zamanlar ilkbaharı bekleyen bir şehir gibi olduğunu biliyor mu?</p>

<p>Ve en önemlisi…</p>

<p>Kernek hâlâ Kernek mi?</p>

<p>Bu yazı dizisi yedi bölümden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>Devam edecek</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/11(159).jpg" style="height:397px; width:535px" /></strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Feb 2025 19:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/kanalboyu-kernek-mahallesi-yazi-dizisi-1-bolum-1740155312.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Varmış Bir Yokmuş  – 5. (Final) Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-varmis-bir-yokmus-5-final-bolum-105569</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-varmis-bir-yokmus-5-final-bolum-105569</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">HAVA GÜCÜ İLE BÜYÜK MAÇ VE KERNEK’İN KAYBOLAN RUHU</span></strong></p>

<p>Kernek’te voleybol artık sıradan bir oyun değildi.</p>

<p>Mahallede başlayan bu spor, bir anda herkesin konuştuğu bir meseleye dönüştü. Galatasaray formasını giyen o gizemli adam, gençlere öyle bir ivme kazandırmıştı ki, artık Kernek’in voleybol takımı mahalle sınırlarını aşmıştı.</p>

<p>Ve sonra haber geldi.</p>

<p>O yılların en güçlü spor kulüplerinden biri olan Hava Gücü, Kernek’e maç yapmaya geliyordu.</p>

<p>Bu, Kernek için bir onur meselesiydi. Mahallede herkes bu maçı konuşuyor, sokak aralarında taktikler tartışılıyor, gençler gece gündüz antrenman yapıyordu. Çünkü artık bu iş mahalle eğlencesi olmaktan çıkmış, Kernek’in gururu hâline gelmişti.</p>

<p>Maç günü Kernek tıklım tıklımdı. Mahallenin kadınları, çocukları, esnafları, yaşlıları… Herkes sahayı doldurmuş, Kernek’in gençlerini desteklemeye gelmişti. Tribünler yoktu ama ağaçların, duvarların, hatta damların üstü bile seyirciyle doluydu.</p>

<p>Ve düdük çaldı.</p>

<p>Maç başladı.</p>

<p>Hava Gücü, profesyonel oyuncularıyla ilk seti domine etti. Ama Kernek pes etmiyordu. Direndiler, mücadele ettiler. Her sayıda mahalle ayağa kalkıyor, gençlerin her hamlesi coşkuyla karşılanıyordu.</p>

<p>Ama yetmedi.</p>

<p>Maçın sonunda Kernek takımı mağlup oldu.</p>

<p>O an mahallede derin bir sessizlik oldu. Ama sonra beklenmedik bir şey gerçekleşti. Hava Gücü oyuncuları, Kernek’in gençlerini tebrik etti. Rakip takımın kaptanı, “Burası bir mahalle sahası ama biz burada büyük bir takım ruhu gördük” dedi.</p>

<p>Ve işte o an…</p>

<p>Kernek kazandı.</p>

<p>Onlar maçı kaybetmişti ama mahalle olarak bir değer kazanmışlardı. Bu voleybol sahası sadece bir oyun alanı değil, Kernek’in birlik ve beraberlik ruhunun simgesi olmuştu.</p>

<p>Ancak zamanla her şey değişti.</p>

<p>Kernek’in o tıklım tıklım dolan sahası, yavaş yavaş sessizleşti. Gençler büyüdü, kimisi şehri terk etti, kimisi hayat telaşına kapıldı. O coşkulu maçlar artık eskisi gibi oynanmıyordu.</p>

<p>Yıllar geçtikçe, Kernek’in tarlası da kayboldu.</p>

<p>Futbolun, voleybolun, kahkahaların yankılandığı o toprak sahada artık bambaşka şeyler yükseliyordu. O günlerin coşkusu anılara, anılar nostaljiye dönüştü.</p>

<p>Ve işte o zaman, Kernek’in dut ağaçlarının altında oturan yaşlılar birbirine aynı soruyu sormaya başladı.</p>

<p>“Bir zamanlar burada kimler oynardı, hatırlıyor musun?”</p>

<p>Ama o günleri hatırlayanların sayısı her geçen gün azalıyordu.</p>

<p>Ve anlaşıldı ki, Kernek’in asıl kaybı bir maç değil, bir ruhun yok oluşuydu.</p>

<p>Bu yazı dizisi beş bölümden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>Son</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Feb 2025 17:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/bir-varmis-bir-yokmus-5-final-bolum-1739974544.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ – 4. BÖLÜM</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-varmis-bir-yokmus-4-bolum-105543</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-varmis-bir-yokmus-4-bolum-105543</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong>MAHALLEYE GELEN GİZEMLİ YENİ KOMŞU</strong></span></p>

<p>Kernek’te her şeyin akışında gittiği bir dönemde, mahalleye yeni biri taşındı.</p>

<p>Sessiz, kendi halinde, kısa boylu, çelimsiz bir adamdı. Kimse nereden geldiğini, kim olduğunu bilmiyordu. Sokağın köşesinde, elinde çantasıyla yürürken birkaç kişi onu tanımaya çalıştı ama çok da önemsemedi.</p>

<p>Bir pazar günü, Kernek’in gençleri voleybol sahasında ter dökerken, bu yeni komşu utangaç bir şekilde yaklaşarak bir soru sordu.</p>

<p><strong>“Ben de oynayabilir miyim?”</strong></p>

<p>Gençler birbirine baktı. Sonra içlerinden biri, hafif bir gülümsemeyle, <strong>“Tabii ki oynayabilirsin” </strong>dedi.</p>

<p>Adam kısa bir süre duraksadı.<strong> “O zaman eve gidip üstümü değiştirip geleyim”</strong> diyerek hızla oradan ayrıldı.</p>

<p>Kimse fazla bir şey beklemiyordu. Mahallenin gençleri için bu sadece bir voleybol maçıydı. Ancak birkaç dakika sonra sahaya geri dönen adamı görünce gözleri faltaşı gibi açıldı.</p>

<p>Üzerinde sarı kırmızı, Galatasaray amblemli bir forma vardı. Altında yine GS logolu bir şort, çorapları bile özenle seçilmişti. Ama asıl dikkat çeken, ayağındaki profesyonel voleybol ayakkabılarıydı.</p>

<p>Kernek’te hiç kimse böyle birini görmemişti.</p>

<p>Sahaya girip topa ilk dokunduğunda herkes sustu. Adamın hareketleri farklıydı. Pasları, smacı, sahadaki duruşu… Onun amatör olmadığı çok belliydi.</p>

<p>Meğer bu adam, Malatya’ya tayini çıkmadan önce İstanbul’da Galatasaray Kulübü’nde profesyonel voleybol oynayan bir sporcuydu.</p>

<p>İşte o andan sonra Kernek’te voleybol sadece bir oyun olmaktan çıkmış, büyük bir tutkuya dönüşmüştü.</p>

<p>Gençler onun oyun tarzını izleyerek kendilerini geliştirdi, mahalledeki voleybol sevgisi her geçen gün büyüdü.</p>

<p>Ama bu değişim yalnızca mahalle sınırlarında kalmayacaktı.</p>

<p>Kernek’in voleybol takımı artık şehir çapında tanınmaya başlamıştı. O kadar ki, Malatya’da hem futbol hem de voleybolda çok güçlü olan Hava Gücü takımı, Kernek’in gençleriyle maç yapmak için mahallenin tarlasına gelmeye karar verdi.</p>

<p>Ve bu, sadece bir maç değil, Kernek’in spor tarihine geçen bir gün olacaktı.</p>

<p>Bu yazı dizisi beş bölümden oluşmaktadır.</p>

<p>Devam edecek<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Feb 2025 18:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/bir-varmis-bir-yokmus-4-bolum-1739892000.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Varmış Bir Yokmuş – 3. BÖLÜM</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-varmis-bir-yokmus-3-bolum-105487</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-varmis-bir-yokmus-3-bolum-105487</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KERNEK’TE FUTBOLDAN VOLEYBOLA GEÇİŞ</span></strong></p>

<p>Tarlada futbol oynayan gençler, bir sabah büyük bir şaşkınlık yaşadı.</p>

<p>Sahanın bir köşesinde işçiler toplanmış, kazmalar inmiş, taşlar toplanmıştı. Topraksu’da çalışan mühendisler tarlayı inceliyor, gençlerin yıllardır top koşturduğu alanın bir bölümünü düzenliyorlardı.</p>

<p>Kernek’te herkesin dilinde aynı soru vardı.</p>

<p><strong>“Burada ne olacak?”</strong></p>

<p>Kısa süre sonra mahalleye haber yayıldı. Tarlanın alt kısmına, kanal tarafına bir voleybol sahası yapılacaktı. Gençler futbol sahalarının ellerinden gittiğini düşünerek homurdanıyordu ama kimse bu yeni fikrin nasıl bir değişim getireceğini bilmiyordu.</p>

<p>Mahallede hummalı bir çalışma başladı. Gençler günlerce tarlanın taşlarını toplayarak sahayı temizledi. Topraksu’nun atölyelerinde direkler yapıldı, birkaç hafta sonra direkler mahalleye getirildi ve herkesin gözü önünde büyük bir heyecanla kuruldu.</p>

<p>Kernek’te ilk defa bir voleybol sahası vardı.</p>

<p>İlk günlerde voleybol sahasında oynayanlar, sahayı yaptıran mühendislerdi. Mahallenin gençleri kenardan izliyor, bu yeni spora alışmaya çalışıyordu.</p>

<p>Ama kimse, çok kısa bir süre sonra bu sahayı asıl sahiplerinin devralacağını bilmiyordu.</p>

<p>Kernek’in gençleri, voleybol sahasını keşfetmeye başlamıştı. Abdullah Turfanda, Erkan Devecel, Cengiz İnci, Adnan Aksoğan ve Selim Turan gibi isimler, mahallede voleybolu hızla yaygınlaştırıyordu.</p>

<p>Ama asıl değişim, mahalleye taşınan gizemli bir kişiyle yaşanacaktı.</p>

<p>Kısa boylu, çelimsiz bir adam… Mahallede kimse onu tanımıyordu ama o, bir pazar günü gençlerin arasına gelip, utana sıkıla bir soru sordu.</p>

<p><strong>“Ben de oynayabilir miyim?”</strong></p>

<p>Gençler bir an şaşkınlıkla baktı, sonra gülümseyerek kabul ettiler.</p>

<p>Ama kimse, birkaç dakika sonra sahaya döndüğünde bu adamı tanımakta zorlanacağını bilmiyordu.</p>

<p>Bu yazı dizisi beş bölümden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>Devam edecek</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 16 Feb 2025 19:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/bir-varmis-bir-yokmus-3-bolum-1739723407.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Varmış Bir Yokmuş  – 1. BÖLÜM</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bir-varmis-bir-yokmus-1-bolum-105456</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bir-varmis-bir-yokmus-1-bolum-105456</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KERNEK: BİR ZAMANLAR YEŞİL VE CANLI BİR MAHALLE</span></strong></p>

<p>Bir varmış, bir yokmuş…</p>

<p>Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Develer tellal iken, pireler berber iken…</p>

<p>Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken… Yeşil Malatya’da Kernek diye bir mahalle varmış.</p>

<p>Kernek, sadece bir semt değil, bir yaşam biçimiymiş. Mahallenin kadınları köpüçlerle çamaşır yıkarken, gençler dut ağaçlarının gölgesinde sohbet eder, çocuklar Derme suyunun serin sularında neşeyle oynarmış.</p>

<p>Her Mart ayında Kernek suyu büyük bir patlama ile yeryüzüne çıkar, salına salına Derme suyuyla buluşurmuş. İşte o zaman mahallede hayat başlarmış.</p>

<p>Her günün kendine has bir ritüeli varmış. Sabahın erken saatlerinde anneler çamaşırlarını yıkamak için su başına gider, çoluk çocuk orada oynar, yaşlılar dualar eşliğinde Kernek Baba yatırında mum yakarmış. Mahallenin ağır abileri ise gölgede dut ağacının altında toplanır, kahvelerini yudumlayarak memleket meselelerini tartışırmış.</p>

<p>Ve burası, sadece sıradan bir mahalle değilmiş. Kernek için şiirler yazılır, şarkılar bestelenir, anılar kulaktan kulağa yayılırmış.</p>

<p>Ama bir gün…</p>

<p>O dut ağaçlarının gölgesinde sohbet eden ağır abiler, bir şey fark etmiş.</p>

<p>Kernek değişmeye başlamış. Sular bulanık akıyor, dut ağaçları soluyor, eski mahalle yavaş yavaş yok oluyormuş.</p>

<p>Peki ama nasıl?</p>

<p>Bu yazı dizisi beş bölümden oluşmaktadır.</p>

<p><strong>Devam edecek</strong></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Feb 2025 19:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/bir-varmis-bir-yokmus-1-bolum-1739551607.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Keşke Rüya Olmasaydı – 6. (Final) Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-6-final-bolum-105144</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-6-final-bolum-105144</guid>
                <description><![CDATA[KEŞKE RÜYA OLMASAYDI – 6. (Final) BÖLÜM

(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">KEŞKE RÜYA OLMASAYDI!</span></strong></p>

<p>Şehir merkezindeyim. Malatya’nın sokaklarında, çarşısında, meydanında dolaşıyorum. Gözlerimi kapatıp eski Malatya’yı hayal ediyorum…</p>

<p>Kapalı Çarşı’nın dar sokakları, taş duvarları… Esnaf sabah erkenden dükkânını açmış, müşterilerini “Hoş geldiniz” diyerek karşılıyor. Küçük çay ocaklarında demli çaylar içiliyor, camiden yükselen ezan sesine karışan dost sohbetleri yankılanıyor.</p>

<p>Çınarlı Camii’nin avlusunda oynayan çocukların sesleri, şadırvandan akan suyun tınısına karışıyor. Tarihi binalar dimdik ayakta, şehir kimliği her taşında, her sokağında hissediliyor. İnsanlar doğdukları topraklarda, evlerinde, mahallelerinde…</p>

<p>Ama gözlerimi açınca, gördüğüm manzara bambaşka.</p>

<p>Kapalı Çarşı’nın taş duvarları yok, yerinde devasa beton bloklar yükseliyor. Esnafın çoğu gitmiş, dükkânlar tabelalarını bile değiştirmiş. Çınarlı Camii’nin etrafında yükselen binalar, güneş ışığını bile kesmiş. Malatya’nın sokaklarında tanıdık yüzler yerine, yabancı simalar dolaşıyor.</p>

<p>Bu şehir, Malatya mı?</p>

<p>Biz mi şehrimizi terk ettik, yoksa şehir mi bizden koptu?</p>

<p>Bir kenti kent yapan, yalnızca binaları değildir. Ruhu, kültürü, hafızasıdır. Malatya bir kez daha yıkıldı, ama bu kez yalnızca taşları değil, hafızası da enkaz altında kaldı.</p>

<p>Elimi cebime atıyorum. Telefonda eski bir fotoğraf açıyorum. Birkaç yıl önce çekilmiş, Akpınar’ın o cıvıl cıvıl hâli… Çocuklar, yaşlılar, esnaflar… Şimdi o karedeki insanların çoğu başka şehirlerde.</p>

<p>Bir şehrin yıkılması yalnızca binaların çökmesi değildir. İnsanlar giderse, ruh da gider.</p>

<p>Ve işte tam o anda, anlıyorum…</p>

<p>Keşke rüya olmasaydı.</p>

<p><strong>(SON.)</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Feb 2025 18:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/02/keske-ruya-olmasaydi-6-final-bolum-1738509614.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Keşke Rüya Olmasaydı – 5. BÖLÜM</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-5-bolum-105116</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-5-bolum-105116</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

 Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">AİDİYET VE DEMOGRAFİK DENGE: MALATYALILAR ŞEHRİNE SAHİP ÇIKIYOR!</span></strong></p>

<p>Bir şehir düşünün…</p>

<p>İnsanları, sokaklarına, caddelerine, çarşılarına sahip çıkıyor. Malatyalılar, doğdukları topraklarda yaşamayı tercih ediyor. Şehir, sadece taş binalardan değil, onu var eden insanlardan ibaret!</p>

<p>Göç etmek zorunda kalanlar, Malatya’nın yeniden ayağa kalktığını görünce geri dönmüş. Çarşı esnafı tezgâhını açmış, sanatkârlar işinin başına geçmiş. Fabrikalar üretime devam ediyor, iş sahaları genişliyor.</p>

<p>Ve en önemlisi…</p>

<p>Şehir kimliği korunmuş!</p>

<p>Yıllardır “bizi biz yapan değerler” dediğimiz Malatya kültürü yok olmamış. Yerel lezzetler hâlâ aynı sokaklarda satılıyor, eski mahalleler beton yığınına dönüşmeden yaşatılmış. Kendi insanımızın yaşadığı, kendine ait bir şehir…</p>

<p>Gelenekler sürdürülmüş, sosyal doku korunmuş. Şehrin merkezindeki esnaf yine Malatyalı. Dışarıdan gelen sermaye, yerli kültürü yok etmemiş, aksine yaşatmış!</p>

<p>Ve Malatya, eskisinden daha güçlü olmuş.</p>

<p>Göç veren değil, göç alan bir şehir olmuş. Üniversite mezunları geri dönmüş, gençler “burada bir gelecek var” diyerek memleketlerinde kalmış. Kimse daha iyi bir yaşam için başka şehirlere sığınmak zorunda kalmamış.</p>

<p>Ama sonra…</p>

<p>Sokaklarda gezerken bir şey dikkatimi çekiyor.</p>

<p>Yüzler tanıdık değil. Malatyalılar azalıyor, şehrin demografisi değişiyor. Eski mahalleler yıkılmış, yeni yapılan evler başka ellerde.</p>

<p>Çarşı esnafına bakıyorum… Bir zamanlar babadan oğula devredilen dükkânlar, artık bambaşka kişilere ait.</p>

<p>Gelenek yaşatılmamış, dönüşüm adına her şey yok edilmiş.</p>

<p>Ve anlıyorum…</p>

<p>Keşke rüya olmasaydı.</p>

<p><strong>(Devam edecek – Final Bölümü…)</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Jan 2025 19:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/01/keske-ruya-olmasaydi-5-bolum-1738342332.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Keşke Rüya Olmasaydı – 4. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-4-bolum-105083</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-4-bolum-105083</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)
 Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA’NIN YÜZ YILLIK PLANLAMASI: TORUNLARA MİRAS BİR ŞEHİR</span></strong></p>

<p>Bir şehir düşünün…</p>

<p>Bugünü değil, yarını inşa eden bir vizyonla yönetilmiş. Üç-beş yıllık geçici projeler yerine, yüz yıl sonrasını düşünen planlamalar yapılmış.</p>

<p>Malatya’da trafik keşmekeşi mi? Artık yok!</p>

<p>Ana arterler genişletilmiş, yeni çevre yolları açılmış. Kentin yükünü azaltmak için Battalgazi ve Yeşilyurt’ta ticari alt merkezler oluşturulmuş. Artık herkes çarşıya yığılmak zorunda değil. Şehrin her bölgesi dengeli bir şekilde kalkındırılmış.</p>

<p>Ve en önemlisi… Malatya, sadece bir beton yığını değil, yaşayan bir şehir olmuş.</p>

<p>Dikey mimariyle sıkıştırılmış binalar yerine geniş sosyal alanlar yapılmış. Çocuklar için parklar, yaşlılar için yeşil yürüyüş yolları, gençler için kültürel merkezler… Malatya, sadece bina değil, yaşam inşa eden bir şehir olmuş!</p>

<p>Modern konut projeleri yapılırken kentsel dönüşüm rantsal dönüşüme dönüşmemiş. İnsanlar mahallelerinden koparılmamış, şehrin eski dokusu bozulmadan yeni konutlar yükselmiş.</p>

<p>Şehir, nüfus artışı hesaplanarak planlanmış. Önümüzdeki yüz yıl boyunca Malatya’da altyapı sorunu yaşanmayacak! Deprem riski, bilimsel raporlarla analiz edilmiş, fay hatları göz önüne alınarak sağlam zeminlere inşa edilen güvenli konutlarla halk korunmuş.</p>

<p>Ve artık göç veren değil, göç alan bir şehir olmuşuz!</p>

<p>İnsanlar geri dönmüş. Ekonomik canlılık artmış. Malatyalılar, yeniden doğdukları topraklarda yaşamayı seçmiş.</p>

<p>Gurur duyuyorum…</p>

<p>Ama bir an duruyorum.</p>

<p>Trafikte ilerlemeye çalışırken fark ediyorum ki, hâlâ aynı dar caddelerde sıkışıp kalıyoruz.<br />
Battalgazi ve Yeşilyurt’taki sözde ticari alt merkezler, açıldığı gün unutulmuş projelerden ibaret…<br />
Mahallemize baktığımda, devasa beton blokların arasında kaybolan çocukları görüyorum.<br />
Deprem sonrası yapılan konutlar, güven mi veriyor? Kim bilir…</p>

<p>Ve anlıyorum…</p>

<p>Keşke rüya olmasaydı.</p>

<p><strong>(Devam edecek…)</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jan 2025 17:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/01/keske-ruya-olmasaydi-4-bolum-1738246396.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Keşke Rüya Olmasaydı – 3. BÖLÜM</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-3-bolum-105051</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-3-bolum-105051</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya… Tarihiyle, kültürüyle, kimliğiyle yeniden ayağa kalktı!</p>

<p>Şehrin hafızasını oluşturan yapılar, modern restorasyon teknikleriyle aslına uygun şekilde inşa edildi. Akpınar’da, Kapalı Çarşı’nın küçük bir örneği yapıldı. 1730’dan kalma bu yapı, Malatya’nın ticaret hafızasını yaşatmaya devam ediyor. Esnaf, taş duvarların arasındaki dükkânlarında ata mirası zanaatları sürdürüyor.</p>

<p>Ve en güzeli, turistler Malatya’ya hayran!</p>

<p>Tarihî çarşının ortasında, şadırvanlı avlu eski günlerini aratmıyor. Yabancı ve yerli ziyaretçiler, Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Bedesten’de nostaljik bir yolculuğa çıkıyor. Malatya, tarihî dokusuyla anılıyor, ruhunu kaybetmeden modernleşiyor.</p>

<p>Şehrin sembol yapıları da yok olmaktan kurtuldu. Eski Çınarlı Camii, 1627’deki ihtişamıyla tekrar yükseldi. 1763 yılında Vilayet-i Ayan Reisi Hacı Bektaş tarafından yaptırılan Söğütlü Camii, vakıf arazisinde, aslına sadık kalarak yeniden inşa edildi. Caminin önüne gölge düşüren, görüntüsünü kapatan kaçak yapılar mı? Onlara asla izin verilmedi!</p>

<p>Üstelik Malatya’nın tarihî çehresi, sadece restore edilmekle kalmadı. Şehir planlamacıları, modern yapıların tarihî dokuyla bütünleşmesini sağladı. Estetikten yoksun, kimliksiz, soğuk binalar artık yok! Malatya’nın her caddesi, her sokağı şehrin hafızasını taşıyor.</p>

<p>Ne mutlu bize… Kültürel mirasımız yok olmadı, aksine canlandı.</p>

<p>Derin bir nefes alıyorum…</p>

<p>Ama bir tuhaflık var…</p>

<p>Kapalı Çarşı’nın önüne geldiğimde, büyük bir moloz yığınıyla karşılaşıyorum. Şadırvanın olduğu avluda, koca bir boşluk… Tarihî çarşının duvarları yıkılmış, taşlar gelişigüzel yığılmış.</p>

<p>Turistler mi? Eskisi gibi gelmiyorlar. Esnaflar mı? Kimisi gitti, kimisi mecburen AVM’lerde çalışıyor.</p>

<p>Gözlerimi ovuşturuyorum…</p>

<p>Ve anlıyorum…</p>

<p>Keşke rüya olmasaydı.</p>

<p><strong>(Devam edecek…)</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Jan 2025 18:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/01/keske-ruya-olmasaydi-3-bolum-1738163003.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Malatya’da Ev Yapmak Serbest, Tapu Almak Yasak! (Yazı Dizisi – 1. Bölüm)</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/malatyada-ev-yapmak-serbest-tapu-almak-yasak-yazi-dizisi-1-bolum-105029</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/malatyada-ev-yapmak-serbest-tapu-almak-yasak-yazi-dizisi-1-bolum-105029</guid>
                <description><![CDATA[Hüccetullah HAKDER yazdı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Malatya’da tapu almak, çölden buz toplamak gibi…</p>

<p>Varsa da yok, yoksa da var!</p>

<p>Öyle hazine arazisiymiş, kaçak yapıymış, yasalmış, yasal değilmiş… Kimin umurunda?</p>

<p>Millet çoktan dikmiş binayı!</p>

<p>Elektrik mi? Var!</p>

<p>Su mu? Akıyor!</p>

<p>Doğalgaz mı? Mis gibi yanıyor!</p>

<p>Ama tapu?</p>

<p>Ah işte o yok!</p>

<p>Bir şekilde herkes hazine arazisine ev yapmış, belediye de bakmış, “Madem yaptılar, bari elektrik bağlayalım” demiş…</p>

<p>Sonra su…</p>

<p>Sonra doğalgaz…</p>

<p>Sonra bir gün birisi çıkıp sormuş:</p>

<p>“Peki bu tapu ne olacak?”</p>

<p>Malatya’da yıllardır süren <strong>klasik bir belediyecilik geleneği var:</strong></p>

<p><strong>Kaçak yapıyı görme, alt yapıyı bağla, sonra da “bu işi nasıl çözeriz” diye kara kara düşün!</strong></p>

<p>Önce vatandaş bir gecekondu dikiyor…</p>

<p>Sonra çevresi doluyor…</p>

<p>Derken mahalleye dönüşüyor!</p>

<p>Elektrik, su, doğalgaz derken, belediye bir gün dönüp fark ediyor:<strong>“Biz burada resmi olarak yokuz ama fiilen varız!”</strong></p>

<p>Hadi bakalım, şimdi işin en sevdiğimiz kısmı geliyor!</p>

<p><strong>Milli Emlak devreye giriyor!</strong></p>

<p>Diyor ki:</p>

<p>“<strong>Burası hazine arazisi kardeşim, öyle kafanıza göre arsa sahibi olamazsınız</strong>!”</p>

<p>Peki ne yapıyorlar?</p>

<p><strong>Belediye uzun bir sürece giriyor…</strong></p>

<p>Önce hazine kendine <strong>600 metrekare ayırıyor.</strong></p>

<p>Geri kalanı için <strong>bir bedel belirleniyor.</strong></p>

<p>Sonra “Bunu vatandaşa satacağız” deniyor.</p>

<p>Çok güzel değil mi?</p>

<p>Ama işin küçük bir detayı var…</p>

<p>Bu işlem <strong>yıllar</strong> sürüyor!</p>

<p>Belediyeler bakanlıkla yazışıyor, planlama yapılıyor, yeni gelen yönetimler eskisinin ne yaptığını anlamaya çalışıyor…</p>

<p>Derken vatandaş yine <strong>tapusuz yaşamaya devam ediyor!</strong></p>

<p>Geçmişte Yeşilyurt Belediyesi bu işle uğraşmış…</p>

<p><strong>Topsöğüt, Bindal, Özal Mahallesi</strong> yıllarca çalışılarak tapuya kavuşmuş…</p>

<p>Topsöğüt’teki işin bir kısmı tamamlanmış, bir kısmı yarım kalmış…</p>

<p>Ama sonra?</p>

<p><strong>Yeni yönetim geldi…</strong></p>

<p>Peki tapu meselesine ne oldu?</p>

<p>Güncelleme yok, çalışma yok, açıklama yok!</p>

<p>Mehmet Çınar döneminde bu işi bilen insanlar vardı, kentsel dönüşüm üzerine kafa yoran ekipler vardı…</p>

<p>Ama şimdi?</p>

<p>Öyle bir <strong>bilgisizlik tablosu var ki…</strong></p>

<p>Sorsan, “<strong>Biz mi çözeceğiz bu işi?</strong>” diye aval aval bakacaklar!</p>

<p>Tapu meselesi mi?</p>

<p><strong>Büyükşehir ilgilensin!</strong></p>

<p><strong>İlçe belediyesi mi? Yok canım, o kadar işimiz var!</strong></p>

<p><strong>Kim çözecek peki?</strong></p>

<p>Belli değil…</p>

<p>Öyle ya da böyle, Malatya’da en büyük tehlike kapıda!</p>

<p>Şimdilik birkaç mahallede işler yoluna girmiş görünüyor…</p>

<p>Ama Yaka Mahallesi gibi yerlerde insanlar hâlâ <strong>hazine arazisini satıyor!</strong></p>

<p>Tapusuz!</p>

<p>Ama parayla!</p>

<p>Ve işin ironisi…</p>

<p>Bir gün devlet “Burası benim” derse, satın alanların elinde hiçbir şey kalmayacak!</p>

<p>Peki <strong>belediyelerin bu işi çözebilecek bir altyapısı var mı?</strong></p>

<p><strong>Yok!</strong></p>

<p><strong>...</strong></p>

<p><a href="https://www.malatyatime.com/makale/malatyada-ev-yapmak-serbest-tapu-almak-yasak-yazi-dizisi-1-bolum-78329"><span style="color:#c0392b"><strong>YAZININ DEVAMI BURADA</strong></span></a></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Jan 2025 08:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/01/malatyada-ev-yapmak-serbest-tapu-almak-yasak-yazi-dizisi-1-bolum-1738130198.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Keşke Rüya Olmasaydı – 2. BÖLÜM</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-2-bolum-105026</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-2-bolum-105026</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…)

 Hüccetullah Hakder]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">GEÇMİŞTEN GELECEĞE MALATYA: KÜLTÜR VE KİMLİK KORUNARAK YENİDEN İNŞA EDİLDİ!</span></strong></p>

<p>Malatya’nın sokaklarında yürüyorum… Ama bu, bildiğim Malatya değil.</p>

<p>Şehrin her köşesi tarihle iç içe, kültürel miras özenle korunmuş. Akpınar’da, 1730’da inşa edilen Kapalı Çarşı’nın küçük bir örneği yapılmış. Dükkanlar, ince taş işçiliğiyle süslenmiş. Esnaf, dedelerinden kalan geleneği yaşatıyor, içeri giren her müşteriye<strong> “Hoş geldiniz” </strong>derken gözleri gülüyor.</p>

<p>Ve en şaşırtıcı olanı ne biliyor musunuz?</p>

<p>Yeni Malatya inşa edilirken şehrin ruhu yok olmamış!</p>

<p>Geçmişimiz silinmemiş, beton kuleler arasında kaybolmamış. Şehrin kalbinde, eski Malatya’nın izleri hâlâ yaşıyor. Sadece binalar değil, hafızamız da ayakta kalmış.</p>

<p>Eski Çınarlı Camii, tıpkı 1627’de Darüssade Ağası İsmail Ağa tarafından yaptırıldığı gibi, aslına uygun şekilde inşa edilmiş. Camiyi gölgede bırakan, siluetini bozan o devasa iş merkezleri mi? Onlar artık yok! Caminin tüm ihtişamı ortaya çıkmış, avlusunda insanlar huzurla oturuyor.</p>

<p>Yetkililer, tarihe saygı göstermiş, şehir kimliğini yaşatacak projeler geliştirmiş.</p>

<p>1900’lü yılların başında yaptırılan Şirket Hanı’nın küçük bir replikası bile inşa edilmiş. Eskiden olduğu gibi, burada tacirler, tüccarlar buluşuyor. Malatya, bir alışveriş merkezi şehri değil, kültürün ve ticaretin iç içe geçtiği bir medeniyet merkezi olmuş.</p>

<p>İşte böyle bir Malatya hayal etmişiz…</p>

<p>Bizi biz yapan değerleri koruyan, sadece<strong> “yeniden inşa eden” </strong>değil, şehrin ruhunu yaşatan bir anlayış…</p>

<p>Ama bir an duruyorum…</p>

<p>Gözlerimi kısarak etrafa bakıyorum…</p>

<p>Tarihi caminin önünde yükselen, onu gölgeleyen çirkin beton blokları görüyorum.</p>

<p>Kapalı Çarşı’nın yerinde koca bir enkaz, taş işçiliğinden eser kalmamış.</p>

<p>Şirket Hanı’nın replikası mı? Hâlâ proje aşamasında, kağıt üzerinde…</p>

<p>Keşke rüya olmasaydı.</p>

<p><strong>(Devam edecek…)</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Jan 2025 17:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/01/keske-ruya-olmasaydi-2-bolum-1738075784.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Keşke Rüya Olmasaydı - 1. Bölüm</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-1-bolum-104994</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/keske-ruya-olmasaydi-1-bolum-104994</guid>
                <description><![CDATA[(Atilla Kantarcı’nın yazısından ilhamla…) Hüccetullah Hakder yazdı...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">MALATYA: MÜKEMMEL ŞEHİR PLANLAMASIYLA DÜNYAYA ÖRNEK OLDU!</span></strong></p>

<p>Malatya’dayım… Deprem sonrası çarşı merkezine doğru ilerliyorum. Gördüklerim karşısında hayretten küçük dilimi yutacak gibiyim.</p>

<p><strong>Malatya, bilimsel planlamanın şaheserine dönüşmüş!</strong></p>

<p>Yıllardır <strong>“cünütlük” </strong>diye bilinen bölgedeki su baskınları tamamen çözülmüş. Öyle ki, yeraltından çıkan sular bilim insanlarının gözetiminde yönlendirilmiş, su ihtiyacı olan yerlere aktarılmış. Fore kazığa bile gerek kalmadan sapasağlam binalar dikilmiş! Artık ne göçük riski var, ne de çamura saplanmış bir temel.</p>

<p>Caddeler genişlemiş, araçlar sıkışıklıktan eser kalmamış yollarda akıp gidiyor. Malatya’da trafik sorunu? O da ne! Otopark mı? Yok artık, park yeri bulamamak tarih olmuş! Her yere yeşil alanlar eklenmiş, güneş ışığı şehrin her noktasına vuruyor.</p>

<p>Alışveriş yapmak mı? Kadınlarımız gönül rahatlığıyla şık mağazalarda dolaşıyor, esnaf dükkânlarını huzur içinde açıyor. Herkesin dükkânı tapudaki metrekaresine uygun şekilde planlanmış. Ne haksızlık var, ne düzensizlik, ne de rant oyunları…</p>

<p>Üstelik Malatya’da 3-5 yıllık geçici çözümler değil, en az 100 yıl sonrasını düşünen bir şehircilik anlayışı hâkim olmuş. Her geçen gün artan trafik yükü mü? O da çözülmüş! Yeni ticari alt merkezler kurulmuş, Battalgazi ve Yeşilyurt şahane planlamalarla şehrin yükünü hafifletmiş.</p>

<p><strong>Ve en önemlisi, Malatya’nın ruhu korunmuş!</strong></p>

<p>Bizi biz yapan değerler yok olmamış. Kent kimliği, şehir kültürü üzerine uzun uzun düşünülmüş. Tarihî yapılar aslına uygun restore edilmiş, şehir yeni bir kimlik kazanmamış, aksine öz kimliğine kavuşmuş.</p>

<p><strong>Tarihî mirasımız da unutulmamış…</strong><br />
1730’dan kalma Kapalı Çarşı yeniden inşa edilmiş, Bedesten Malatya’nın göz bebeği hâline gelmiş. Eski Çınarlı Cami ve Söğütlü Cami aslına uygun bir şekilde restore edilmiş. Önlerine devasa iş hanları dikilmemiş, siluetlerini kapatan çirkin binalar bir daha yapılmamak üzere yıkılmış!</p>

<p><strong>Ve Malatya… </strong>Öylesine güzel olmuş ki, şehirden göç edenler birer birer geri dönmeye başlamış!</p>

<p>Gözlerimi ovuşturuyorum…<br />
Gülümsüyorum…<br />
İçim huzurla doluyor…</p>

<p>Ama bir terslik var…</p>

<p>Elimi yorganın altından çıkarıyorum…<br />
Ve anlıyorum…</p>

<p>Keşke rüya olmasaydı…</p>

<p><strong>(Devam edecek…)</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Jan 2025 18:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2025/01/keske-ruya-olmasaydi-1-bolum-1737990658.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bölüm 5: Zirvede Bir Hayat ve Gelecek Nesillere Mesaj</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bolum-5-zirvede-bir-hayat-ve-gelecek-nesillere-mesaj-103392</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bolum-5-zirvede-bir-hayat-ve-gelecek-nesillere-mesaj-103392</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’dan dünya markasına! Murat Çetin, Rıdvan Mertöz’ün azim ve başarıyla örülü hayatını anlatan yazı dizisini tamamladı. Beşinci bölümde, zirveye ulaşan bu hikayenin ilham veren son noktası sizi bekliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Rıdvan Mertöz, çocukluğunda demir tozu kokusuyla yoğrulan hayatını, bugün bir dünya markası haline gelen Mesan Kilit’le taçlandırmış durumda. Ancak onun hikayesi yalnızca iş dünyasındaki başarılarla sınırlı değil; bu hikaye, zorluklarla büyüyen bir çocuğun, iflasla sarsılan bir gencin ve umudunu kaybetmeden yeniden ayağa kalkan bir adamın hikayesi. Bugün, başarılarının ardında yatan felsefesi ve hayata dair mesajlarıyla hem iş dünyasına hem de genç nesillere ışık tutuyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/hayatin-enkazi-ridvan-mertozun-cocukluk-yillarindaki-yikim-1731501349.jpg" style="height:450px; width:760px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Yüzden Fazla Ürün, Doksan Ülke</span></strong></p>

<p>Mesan Kilit, bugün endüstriyel kilit sektöründe Türkiye’nin lider markası olmanın yanı sıra, dünya çapında bir oyuncu konumunda. Rıdvan, şirketi sıfırdan bu noktaya getirmenin haklı gururunu yaşıyor. Yüzden fazla farklı ürün üreten firma, şu anda üretiminin yüzde 55-60’ını ihraç ediyor. İngiltere, İtalya ve Almanya gibi Avrupa’nın önde gelen ülkelerine yapılan ihracat, firmanın büyüme stratejisinin temel taşı olmuş durumda. Rıdvan, <strong>“Başladığımızda kimse bizi tanımıyordu. Şimdi ise rakiplerimiz bizi örnek alıyor,”</strong> diyerek, uzun yılların emeğinin sonucunu özetliyor.</p>

<p>Rıdvan’ın iş stratejisi her zaman yenilikçi ve cesur adımlara dayanıyor.<strong> “Kopyacı olmayın,” </strong>diyor gençlere. <strong>“Bir şeyler yaratın, risk alın ve cesur olun.” </strong>Yıllar boyunca geliştirdiği patentli ürünler ve yenilikçi tasarımlar, onun bu yaklaşımının bir yansıması. Bugün, Mesan Kilit sadece Türkiye’de değil, dünyada da sektörün yönünü belirleyen bir marka olarak tanınıyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/24111054_photo_20240924_110925.jpg" style="height:451px; width:800px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Gençlere ve Çalışanlarına Verdiği Önem</span></strong></p>

<p>Rıdvan Mertöz, kendi gençlik yıllarında yaşadığı zorlukları unutmamış bir iş insanı. O yıllarda yaşadığı sıkıntılar, bugün gençlere ve çalışanlarına verdiği önemin temelini oluşturuyor. <strong>“Ben stajyerlik dönemimde çektiklerimi gençler çekmesin diye, staj programlarına çok önem veriyorum,”</strong> diyor. Mesan Kilit’te çalışan genç mühendisler ve stajyerler, onun deneyimlerinden faydalanarak kendilerini geliştirme fırsatı buluyor.</p>

<p>Ancak Rıdvan’ın en büyük mesajı, mücadeleden asla vazgeçmemek üzerine. <strong>“Zorluklar karşısında yüzünüzdeki gülümsemeyi kaybetmeyin,”</strong> diyor. Bu söz, onun hayat felsefesinin özeti gibi. Kendi hayatında yaşadığı krizlerde bile, kimseye derdini belli etmeden, pes etmeden mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu her fırsatta dile getiriyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/666.jpg" style="height:304px; width:540px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Hayat Felsefesi ve Vizyonu</span></strong></p>

<p>Rıdvan Mertöz, iş hayatındaki başarısını tamamen disipline ve azme borçlu. Ancak başarıyı sadece para kazanmakla ölçmüyor. Ona göre başarı, başkalarına ilham verebilmek ve onların hayatlarında bir fark yaratabilmek.<strong> “Eğer bir kişi bile benim hikayemden bir ders çıkarıyorsa, bu benim için gerçek bir başarıdır,”</strong> diyor.</p>

<p>Rıdvan’ın bugünkü vizyonu, yalnızca Mesan Kilit’i büyütmekle sınırlı değil. Türk sanayisinin uluslararası alandaki yerini güçlendirmek, yerli üreticilerin dünya pazarında daha fazla söz sahibi olmasını sağlamak onun en büyük hedeflerinden biri.<strong> “Biz yalnızca kendimiz için değil, ülkemiz için de çalışıyoruz,”</strong> diyor.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/istanbul_demir_ve_demir_disi_metaller_ihracatcilar_birligi_iddmibde_ridvan_mertoz_donemi_2023_hedefi_25_milyar_dolar_h2899.jpg" style="height:313px; width:625px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Son Söz: Pes Etmeden Yola Devam</span></strong></p>

<p>Rıdvan Mertöz’ün hikayesi, Malatya’nın tozlu sokaklarından başlayıp dünya çapında bir markaya uzanan bir başarı hikayesi. Çocukluk yıllarından itibaren yaşadığı zorluklar, ona hayatta en önemli dersleri vermiş. İflasın karanlığından, başarının aydınlığına çıkan bu yolculuk, onun azmi ve inadı sayesinde gerçekleşmiş.</p>

<p>Bu beş bölümlük yazı dizisi, yalnızca bir iş insanının hikayesi değil, aynı zamanda mücadele, azim ve başarıyla örülmüş bir yaşamın özeti. Rıdvan Mertöz’ün hayatı, <strong>“Hayatta her şeye rağmen dimdik durun,”</strong> mesajını veriyor. Ve bugün, o mesajı bir kez daha gençlere iletmekten gurur duyuyor.</p>

<p><strong>Bu son bölümde, Rıdvan Mertöz’ün zirvedeki hayatı ve hayata dair felsefesi detaylı şekilde ele alındı. Murat Çetin’in kaleme aldığı bu yazı dizisi, bir başarı hikayesinin ardındaki insanı, mücadeleyi ve inancı ortaya koyarak okuyuculara ilham vermeyi amaçlıyor.</strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9"><a href="https://www.malatyatime.com/haber/hayatin-enkazi-ridvan-mertozun-cocukluk-yillarindaki-yikim-103242">Bölüm 1 / Hayatın Enkazı: Rıdvan Mertöz’ün Çocukluk Yıllarındaki Yıkım</a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bolum-2-buyuk-sehirde-kucuk-adam-103264">Bölüm 2: Büyük Şehirde Küçük Adam</a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bolum-3-hayallerin-enkazi-ve-iflasin-karanligi-103294">Bölüm 3: Hayallerin Enkazı ve İflasın Karanlığı</a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bolum-4-kullerinden-dogan-bir-basari-103352">Bölüm 4: Küllerinden Doğan Bir Başarı</a></span></strong><br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Nov 2024 14:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/11/bolum-5-zirvede-bir-hayat-ve-gelecek-nesillere-mesaj-1732016632.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bölüm 4: Küllerinden Doğan Bir Başarı</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bolum-4-kullerinden-dogan-bir-basari-103352</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bolum-4-kullerinden-dogan-bir-basari-103352</guid>
                <description><![CDATA[“İflastan uluslararası başarılara! Murat Çetin, Rıdvan Mertöz’ün krizleri fırsata dönüştürerek dünya markası haline gelişini anlatıyor. Beş bölümlük yazı dizisinin dördüncü bölümü yayında!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>1980’li yılların ortalarına gelindiğinde, Rıdvan Mertöz artık yeniden ayağa kalkmıştı. Ancak bu, yalnızca bir başlangıçtı. Hayat ona bir kez daha ders vermişti: <strong>“Dibe vurduğunda, ya orada kalırsın ya da yukarı tırmanmak için bir sebep bulursun.” </strong>Rıdvan, her şeye rağmen ayağa kalkmayı seçmişti. Yıllarca süren çetin mücadelelerden sonra artık kendi işini rayına oturtmuştu. Ama içindeki o sönmeyen tutku, sıradan bir başarıyla yetinmesine izin vermiyordu. Daha büyük düşler kurmaya başlamıştı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/bolum-2-buyuk-sehirde-kucuk-adam-1731575728.jpg" style="height:450px; width:760px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Endüstriyel Kilitlerin Yolculuğu</span></strong></p>

<p>1985 yılında, Rıdvan cesur bir karar aldı: Türkiye’de o dönemde neredeyse hiç olmayan bir alana, endüstriyel kilit üretimine girişecekti. Bu, beyaz eşya yan sanayisinden farklı ve riskli bir alandı. Türkiye’de bu tür ürünler ya hiç üretilmiyordu ya da ithal ediliyordu. <strong>“Birilerinin yapmadığını yapmalı, farklı bir kapı açmalıyız,” </strong>diye düşündü. Bu karar, hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu.</p>

<p>Ancak bu alana girmek kolay değildi. Teknik bilgi, inovasyon ve müşteri güveni gerekiyordu. Rıdvan, gece gündüz çalışarak, yeni bir ürün gamı oluşturdu. İlk ürettiği endüstriyel kilitler, piyasada zorlukla kabul gördü. Bu dönemde yaşadığı hayal kırıklıkları ona Malatya’daki demirciliği hatırlatıyordu.<strong> “Demiri döverek şekillendirdiğimiz gibi, bu sektörü de sabırla şekillendireceğiz,” </strong>diyordu kendi kendine. Ve o sabır, sonunda meyvesini verdi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/istanbul_demir_ve_demir_disi_metaller_ihracatcilar_birligi_iddmibde_ridvan_mertoz_donemi_2023_hedefi_25_milyar_dolar_h2899.jpg" style="height:313px; width:625px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Sovyetler’in Çöküşü ve Yeni Fırsatlar</span></strong></p>

<p>1990’ların başında, Rıdvan’ın işine büyük bir ivme kazandıran uluslararası bir fırsat doğdu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte, Rusya pazarında büyük bir boşluk oluşmuştu. Rıdvan, bu fırsatı kaçırmadı. İlk Rus müşterisiyle yaptığı ticaret, onun uluslararası pazarlara açılmasının kapısını araladı. Rus müşteriler, mallarını nakit ödeme yaparak alıyor, siparişlerini peşin ödüyorlardı. Bu güven, Rıdvan’ın işlerini büyütmesine olanak tanıdı.</p>

<p>Ama bu dönemde de hayat, ona kolaylık sunmuyordu. 1994 yılında Türkiye’deki ekonomik kriz, birçok şirketi iflasa sürüklemişti. Rıdvan, o yılları anlatırken <strong>“Nisan ayında maaş verdim, ama Mayıs’ta ödeyecek param yoktu,”</strong> diyor. Kara kara düşündüğü o günlerde, bir Rus müşteri mağazasına gelerek 20 bin dolarlık sipariş verdi. Bu sipariş, Rıdvan’ın şirketini krizden kurtaran bir can simidi oldu.<strong> “Sanki bir Hızır yetişmişti,”</strong> diyordu. O ay maaşları rahatça ödeyebilmiş ve krizden küçülmeden çıkmayı başarmıştı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/666.jpg" style="height:304px; width:540px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Uluslararası Pazarlara Açılma</span></strong></p>

<p>1990’ların sonunda Rıdvan, işini artık sadece Türkiye içinde değil, dünyada da büyütmeye odaklanmıştı. Almanya’daki Hannover Fuarı’na katılmaya başladı. Bu fuar, ona hem rakiplerini tanıma hem de sektörün büyüklüğünü anlama fırsatı verdi. İlk kez katıldığında, Türk malı ürünlere olan önyargıyla karşılaşmıştı. Ancak Rıdvan, sabırla ürünlerini tanıttı. Yıllar içinde, Türk üretiminin kalitesini ve güvenilirliğini kanıtladı. Bugün 90’dan fazla ülkeye ihracat yapıyorsa, bu azmin ve sabrın eseriydi.</p>

<p>Rıdvan Mertöz’ün başarısının sırrı, krizleri fırsata dönüştürme yeteneğinde saklıydı. Rusya’ya, Almanya’ya, hatta Çin’e ihracat yapmaya başlamıştı. <strong>“Türk malı”</strong> ibaresi, onun ürünleri sayesinde uluslararası pazarda kaliteyle eş anlamlı hale gelmişti. Bu dönemde, onlarca patentli ürün geliştirdi. Hem Türkiye içinde hem de dünyada endüstriyel kilit üretiminde liderlerden biri oldu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/75237.jpg" style="height:362px; width:598px" /></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">Sektörün Yıldızı: Mesan Kilit</span></strong></p>

<p>Rıdvan’ın bu süreçteki en büyük başarısı, Mesan Kilit’i bir dünya markası haline getirmekti. Beyaz eşya yan sanayisinden çıkıp endüstriyel kilit sektöründe lider bir firma ortaya çıkartmıştı. Mesan’ın adı, artık Türkiye’de kalite ve güvenle anılıyordu. Bu başarı, yılların emeği ve mücadelelerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı.</p>

<p>Rıdvan, bugün iş hayatındaki başarılarını anlatırken hep aynı noktaya değiniyor: <strong>“Pes etmemek.” </strong>Çocukluğunda demirin sıcak yüzüyle pişmiş, İstanbul’un acımasız sokaklarında direnmeyi öğrenmiş, iflasın karanlığından ışığa çıkmıştı. Ve bugün, uluslararası bir iş insanı olarak, o çetin yılların ona kattığı dersleri hiç unutmuyordu.</p>

<p>Bu bölüm, Rıdvan Mertöz’ün endüstriyel kilit sektörüne girişi, uluslararası pazarlardaki başarıları ve krizlerden nasıl sıyrıldığını detaylı bir şekilde ele alıyor. Yazı dizisinin son bölümünde, Rıdvan’ın bugünkü başarısı, gençlere verdiği mesajlar ve iş dünyasındaki vizyonu anlatılacak.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/is-insani-ridvan-mertoz-gundeme-dair-onemli-mesajlar-verdi.jpg" style="height:360px; width:650px" /></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b"><a href="https://www.malatyatime.com/haber/hayatin-enkazi-ridvan-mertozun-cocukluk-yillarindaki-yikim-103242">Bölüm 1 / Hayatın Enkazı: Rıdvan Mertöz’ün Çocukluk Yıllarındaki Yıkım</a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bolum-2-buyuk-sehirde-kucuk-adam-103264">Bölüm 2: Büyük Şehirde Küçük Adam</a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bolum-3-hayallerin-enkazi-ve-iflasin-karanligi-103294">Bölüm 3: Hayallerin Enkazı ve İflasın Karanlığı</a></span></strong><br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Nov 2024 15:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/11/bolum-4-kullerinden-dogan-bir-basari-1731920623.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bölüm 3: Hayallerin Enkazı ve İflasın Karanlığı</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bolum-3-hayallerin-enkazi-ve-iflasin-karanligi-103294</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bolum-3-hayallerin-enkazi-ve-iflasin-karanligi-103294</guid>
                <description><![CDATA[Rıdvan Mertöz, üniversiteyi bitirip iş dünyasına atıldığında, genç bir mühendis olarak hayata umutla bakıyordu. İlk işi bir beyaz eşya fabrikasında oldu. Çocukluktan gelen çalışma disipliniyle, işine dört elle sarılmıştı. Sabahları erkenden işe gidiyor, gece yarılarına kadar makinelerin arasında çalışıyordu. Çocukluk yıllarından gelen demirle kurduğu bağ, onu fabrikada da başarıya taşımıştı. Ancak içindeki ses, hep daha fazlasını istiyordu. “Başkasının yanında çalışmak bana göre değil,” diye düşündü bir gün. Hayali, kendi işini kurmaktı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu hayal, büyük bir cesaretle gerçeğe dönüştü. Fabrikadan ayrılarak küçük bir sermayeyle kendi işini kurdu. Başlangıçta işler yolunda gibi görünüyordu. Rıdvan, bir yan sanayi üreticisi olarak beyaz eşya fabrikalarına ürün tedarik etmeye başlamıştı. Kendi işini yapmanın özgürlüğü ve gururu onu motive ediyordu. Ancak hayatın acımasızlığı, onu bir kez daha sınayacaktı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/bolum-2-buyuk-sehirde-kucuk-adam-1731575728.jpg" style="height:450px; width:760px" /></p>

<p>Bir gün çalıştığı beyaz eşya fabrikasından kötü bir haber aldı. Fabrika, ekonomik nedenlerle iflas etmişti. Bu, Rıdvan için yıkıcı bir darbe oldu. O, sadece bir müşterisini değil, işinin en büyük dayanağını kaybetmişti. İşte o gün, hayatındaki en zor dönemlerden birine adım attı. Fabrikanın batışı, onun da işini altüst etmişti. Malatya’nın demircilerinden bir mühendis olarak zirveye çıkma hayali, birkaç gün içinde enkaza dönmüştü.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/istanbul_demir_ve_demir_disi_metaller_ihracatcilar_birligi_iddmibde_ridvan_mertoz_donemi_2023_hedefi_25_milyar_dolar_h2899.jpg" style="height:313px; width:625px" /></p>

<p>Rıdvan, bu dönemde her gece başını yastığa koyduğunda aynı soruyu soruyordu:<strong> “Nerede hata yaptım?”</strong> Bu sorunun cevabını ararken, geceleri uykusuz geçiyordu. Cebindeki son kuruşlarla ayakta kalmaya çalışıyordu. Artık masrafları karşılayamıyor, ailesine destek olamıyordu. Bu, sadece bir ekonomik kriz değil, aynı zamanda bir onur savaşıydı. Gururu, çevresine yaşadığı zorlukları belli etmesine izin vermiyordu. Çaresizlik içinde, Bursa’dan Eskişehir’e kadar ürünlerini satmaya çalıştı ama ne yazık ki satış yapamıyordu.</p>

<p>Bir gün, Eskişehir’de Borsuk Çayı’nın kıyısında oturmuş kara kara düşünüyordu. Üzerindeki yük o kadar ağırdı ki, bu yıkıntının altından nasıl kalkacağını bilemiyordu. O an zihnine gelen o karanlık düşüncelerle mücadele etti.<strong> “Acaba her şey buraya kadar mı?” </strong>diye düşündü. Ancak içindeki o güçlü ses ona bir kez daha yol gösterdi: <strong>“Hayır! Rıdvan, pes etmeyeceksin.”</strong></p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/666.jpg" style="height:304px; width:540px" /></p>

<p>O çaresizlikle Eskişehir’in sokaklarında dolaşırken, Alemdar Ticaret isimli bir dükkânın önünde durdu. İçeri girip bir şeyler satmayı denemeye karar verdi. Dükkânın sahibi Seyhan Bey’e, utanarak ve sıkılarak, <strong>“İstanbul’a dönecek param yok,”</strong> dedi. <strong>“Otogarda bir kolim var, içindeki kilitlerden birkaçını satabilirsem geri dönebilirim.” </strong>Seyhan Bey, bu dürüst ve çaresiz genç adamın hikâyesinden etkilenmişti. <strong>“Getir, bakalım,” </strong>dedi. Rıdvan, kolisini taşıdı, içindeki kilitlerden 25 tanesini sattı ve İstanbul’a dönüş biletini alacak parayı kazandı. O an, Rıdvan için bir dönüm noktasıydı. Eskişehir sokaklarında aldığı bu cesur karar, hayatını yeniden inşa etme sürecinin ilk adımı oldu.</p>

<p>İstanbul’a döndüğünde, cebinde parası, yüzünde gülümsemesi yoktu. Ancak yorganın altına girip ağladıktan sonra kendine bir söz verdi: <strong>“Artık kimse benim sıkıntılarımı bilmeyecek. Yüzüm hep gülecek.” </strong>Bu, Rıdvan için yeni bir başlangıçtı. Hayatın ona verdiği her darbeye karşı dik duracak, yeniden ayağa kalkacaktı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/is-insani-ridvan-mertoz-gundeme-dair-onemli-mesajlar-verdi.jpg" style="height:360px; width:650px" /></p>

<p>Bu dönemde, günde iki işçinin yapabileceği kadar iş yapmaya başladı. Hem patron, hem işçi, hem muhasebeci, hem de pazarlamacıydı. Yorucu ama öğretici bir süreçti bu. Her gün, yeni bir mücadele, yeni bir çaba demekti. Ama Rıdvan, içindeki o kararlı ruhla yeniden hayata tutundu. 1984-1985 yıllarına gelindiğinde, artık parasal sıkıntılarını aşmış, işini yeniden kurmuştu. O karanlık dönemin ardından gelen bu başarı, onun hayatında bir dönüm noktası oldu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/75237.jpg" style="height:362px; width:598px" /></p>

<p>Bu bölümde, Rıdvan Mertöz’ün iflasla yüzleşmesi ve çaresizlikten yeni bir başlangıç oluşturma mücadelesi anlatılıyor.<strong> Yazı dizisinin bir sonraki bölümünde,</strong> onun iş dünyasındaki yeniden yükselişi ve uluslararası pazarlara açılışı ele alınacak.</p>

<p><strong><span style="color:#c0392b"><a href="https://www.malatyatime.com/haber/hayatin-enkazi-ridvan-mertozun-cocukluk-yillarindaki-yikim-103242">Bölüm 1&nbsp;Hayatın Enkazı: Rıdvan Mertöz’ün Çocukluk Yıllarındaki Yıkım</a><br />
<br />
<a href="https://www.malatyatime.com/haber/bolum-2-buyuk-sehirde-kucuk-adam-103264">Bölüm 2: Büyük Şehirde Küçük Adam</a></span></strong><br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Nov 2024 14:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/11/bolum-3-hayallerin-enkazi-ve-iflasin-karanligi-1731666374.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bölüm 2: Büyük Şehirde Küçük Adam</title>
                <category>YAZI DİZİSİ</category>
                <link>https://www.malatyatime.com/haber/bolum-2-buyuk-sehirde-kucuk-adam-103264</link>
                <guid>https://www.malatyatime.com/haber/bolum-2-buyuk-sehirde-kucuk-adam-103264</guid>
                <description><![CDATA[Malatya’nın tozlu sokaklarında büyüyen bir demircinin oğlu için büyük şehir, bir hayalden çok bir korkuydu. Ama Rıdvan, hayallerini geride bırakmayı göze almıştı. 1972 yılında üniversite sınavını kazandığında, ona düşen İstanbul yoluna koyulmaktı. Çocukluğunu geçirdiği o taş ev, babasının demir doğramacı atölyesi, sokakta oynayan çocuklar… Hepsi arkasında kalmıştı. Büyük bir özlemle, titrek bir adımla adım attı İstanbul’a. İstanbul o dönemlerde öyle büyük, öyle korkutucuydu ki, Rıdvan şehirle ilk göz göze geldiğinde içinden yükselen bir ürperti hissetti. Fakat bu ürpertinin altında saklı olan o heyecan, kalbinin atışlarını hızlandırıyordu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıldız Teknik Üniversitesi’nin kapısından içeri girdiğinde, sadece bir okul değil, bir dünya keşfetmeye geldiğini biliyordu. Babasının ona bıraktığı en değerli miras, çalışkanlık ve inatçılıktı. Demire şekil veren elleri, şimdi kitapların arasında dolanıyordu. Ancak, İstanbul’da okumak öyle kolay değildi. Büyük şehir, her anını, her dakikasını parayla ölçüyordu. Yurt masrafları, okul harçları, bir gencin sırtına ağır bir yük gibi çökmüştü. Ama Rıdvan pes edecek biri değildi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/%C3%A7etin.jpg" style="height:800px; width:600px" /></p>

<p>Babasının çekiç sesleri hâlâ kulaklarında çınlıyordu. O çekiç sesleri ona cesaret veriyordu. İstanbul sokaklarında dolaşırken, babasının dükkanında geçen o kıvılcımlı günleri hatırlıyordu. Kendi kendine, <strong>“Demiri döven ellerim beni burada da ayakta tutar,” </strong>diyordu. Üniversitede derslerine odaklanmak için elinden geleni yaptı. Ancak iş sadece ders çalışmakla bitmiyordu; harçlıklarını çıkarmak için akşamları küçük işlerde çalışmaya başlamıştı. Hayatın çetinliği onu bir an olsun yalnız bırakmıyordu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/istanbul_demir_ve_demir_disi_metaller_ihracatcilar_birligi_iddmibde_ridvan_mertoz_donemi_2023_hedefi_25_milyar_dolar_h2899.jpg" style="height:313px; width:625px" /></p>

<p>İstanbul’da her gün yeni bir maceraydı. Bir gün cebindeki son kuruşu harcadığı, bir simit alıp akşam yemeğini geçiştirdiği anları hatırlıyordu. Öğrencilik, Rıdvan için sadece derslere çalışmak değil, hayatta kalmak anlamına da geliyordu. Büyük şehrin kalabalığı arasında kendini kaybetmeden, bir gün Malatya’daki çocukluk arkadaşlarına anlatacağı hikayeler biriktiriyordu. İstanbul, ona hayatın o çetin yüzünü her an gösteriyordu. Üniversitenin kantininde diğer öğrencilerle sohbet ederken, onların varlıklı ailelerinden geldiklerini, her şeyin onlar için çok daha kolay olduğunu gördüğünde, içindeki inat biraz daha kuvvetleniyordu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/is-insani-ridvan-mertoz-gundeme-dair-onemli-mesajlar-verdi.jpg" style="height:360px; width:650px" /></p>

<p>Kışın soğuğu vurduğunda, yurdun küçücük odasında, üzerinde kalın bir battaniye ile uyumaya çalışıyordu. Soğuğun iliklerine kadar işlediği o anlarda, Malatya’nın soğuk kış gecelerini hatırlıyordu. İstanbul’un kışı, Malatya gibi sert değildi belki ama yalnızlıkla birleşince daha acımasız oluyordu. O karanlık gecelerde, aklına babasının nasihatleri gelir, onu daha da motive ederdi.<strong> “Oğlum, demir nasıl ateşte şekilleniyorsa, sen de bu çetin şehirde pişeceksin,”</strong> derdi babası. İşte bu sözler, Rıdvan için karanlık gecelerin ardında bir umut ışığıydı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/24111054_photo_20240924_110925.jpg" style="height:451px; width:800px" /></p>

<p>Okulda derslerine çok önem veriyordu, çünkü biliyordu ki bu eğitim onun geleceğe açılan kapısıydı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde, bir makine mühendisliği öğrencisi olarak her gün yeni bilgiler öğreniyor, her bir dersi hayatının bir parçası haline getiriyordu. Ancak dersler kadar hayatın derslerini de öğreniyordu. İstanbul, ona teorik bilgilerin dışında hayatın nasıl acımasız ve beklenmedik olduğunu gösteriyordu.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/75237.jpg" style="height:362px; width:598px" /></p>

<p>1977 yılına gelindiğinde, Rıdvan artık genç bir mühendis olarak mezun olmuştu. Mezuniyet töreninde cübbesini giydiğinde, gözlerinde yaşlar vardı. Bu, sadece bir okul bitirme sevinci değil, aynı zamanda yılların emeğinin, açlığın, yokluğun ve mücadelenin zaferiydi. Ancak İstanbul henüz ona son dersini vermemişti. Mezun olduktan hemen sonra bir beyaz eşya fabrikasında işe başladı. Fabrika ortamı, Rıdvan için yabancı değildi; çocukluğundan beri demirin soğuk yüzünü tanıyan biri olarak bu iş onun için tanıdıktı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/hayatin-enkazi-ridvan-mertozun-cocukluk-yillarindaki-yikim-1731501349.jpg" style="height:450px; width:760px" /></p>

<p>Gündüzleri fabrikada çalışıyor, gece yarılarına kadar işin ince detaylarını öğrenmeye çalışıyordu. Fakat bu iş, onun gelecekte yaşayacağı büyük krizlerin sadece bir başlangıcıydı. İstanbul’da edindiği tüm deneyimler, hayata karşı güçlenmesini sağladı. Ancak Rıdvan’ın önünde daha büyük sınavlar vardı; belki de hayatında yaşadığı en zor sınav, bu işin ardından gelecekti. Fabrikadaki ilk iş deneyiminden kısa süre sonra, büyük bir karar vermek zorunda kalacaktı. Kendi işini kurma hayali yavaş yavaş filizlenirken, bu hayal onun hayatında yeni bir dönüm noktası olacaktı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.malatyatime.com/public/images/detay/FOTO%C4%9ERAFLAR/666.jpg" style="height:304px; width:540px" /></p>

<p>Bu bölüm, Rıdvan Mertöz’ün üniversite hayatını, İstanbul’daki zorlu mücadelelerini ve mezun olduktan sonra yaşadığı ilk iş deneyimlerini anlatıyor. Rıdvan’ın azmi, her geçen gün biraz daha büyüyor, büyük hayallerin ilk tohumları ekiliyordu. Yazı dizisinin sonraki bölümlerinde, iflasla yüzleşmesi ve yeniden ayağa kalkışı işlenecek.</p>

<p><strong>BÖLÜM 1</strong> :&nbsp;<a href="https://www.malatyatime.com/haber/hayatin-enkazi-ridvan-mertozun-cocukluk-yillarindaki-yikim-103242"><strong><span style="color:#2980b9">Hayatın Enkazı: Rıdvan Mertöz’ün Çocukluk Yıllarındaki Yıkım</span></strong></a><br />
<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Nov 2024 14:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.malatyatime.com/images/haberler/2024/11/bolum-2-buyuk-sehirde-kucuk-adam-1731575728.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
