09 Eylül, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Çerçeve Yasamız

09 Eylül 2026, Çarşamba 08:01
Çerçeve Yasamız

PKK (Partiya Karkerên Kurdistan - Kürdistan İşçi Partisi), Abdullah Öcalan liderliğindeki bir grup tarafından 27 Kasım 1978 tarihinde Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde kurulmuş. 15 Ağustos 1985 yılında Eruh ve Şemdilnli Saldırıları ile PKK'nın Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı başlattığı silahlı terör faaliyetlerinin başlangıcı olmuştur.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024 tarihinde partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda "Terörsüz Türkiye" sürecini başlatan ilk somut ve kapsamlı çıkışını yaptığı konuşmasında; terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'a yönelik tarihi bir çağrı yaparak ”Örgütün Lağvedildiğini Meclis'te Haykırmasını İstedi” ve bu çıkışı kamuoyunda "Terörsüz Türkiye" diye adlandırılan sürecin miladı oldu.

Beşşar Esad, Rusya’nın Ukrayna savaşına yoğunlaşması ve gerekli desteği alamaması, muhalif grupların başkent Şam'a doğru başlattığı hızlı ilerleyiş ve Esad rejiminin çöküşü sonrası can güvenliği nedeniyle ailesi ile birlikte 8 Aralık 2024 tarihinde Suriye'den kaçarak Rusya'ya sığındı. Esad sonrası ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) yeni bir strateji değişikliğine gitmiştir.

“Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında, TBMM Genel Kurulunda 468 gibi yüksek kabul oyu ile geçen  “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine” ilişkin Kanun Resmi Gazete 10 Ağustos 2026 tarihinde yayımlandı.

Eş Genel Başkanları dahil geniş bir kadroyla imza veren DEM Parti, TBMM'de kabul edilen kanun teklifinin tek başına tüm sorunları çözecek nihai bir metin olarak değil, "Büyük Bir Kapıyı Aralayan Başlangıç" olarak görmekte ve "Silahlı Çatışma Zemininden Hukuk Ve Demokratik Siyaset Zeminine Geçişte Tarihi Bir İlk Adım Ve Ortak Gelecek İradesi" olarak değerlendirmekte olduklarını ifade etmişlerdir.  

DEM Partinin “Hukuk Ve Demokratik Siyaset Zemini” ortaya koydukları talepten benim evrensel olarak anladığım “Temel İnsan Haklarını” esas alan “Bireylerin Düşüncelerini Özgürce İfade Edebilmesi”, “Din-Vicdan Özgürlüğünde Serbest olması”, “Dilediği iş alanında herkesin eşit şekilde hareket edebildiği mesleğini icra etmesi” dir. Ayrıcalıklı bir kesimin olmamasıdır.  Diğer taraftan kuvvetler ayrılığını esas alan “Yasama”, “Yürütme” ve “Yargı” Erklerinin birbirinden bağımsız olarak karar veren sistemin oluşturulmasıdır.

Ülkemizdeki demokratikleşme çalışmaları Osmanlı İmparatorluğu'nda yapılan ilk anayasa 23 Aralık 1876 tarihli Kanun-i Esasi'dir. 1909 yılında 2. Meşrutiyetin ilanı ile anayasada değişiklikler yapılarak padişahın yetkileri kısıtlandı. Kişisel hak ve özgürlükler tanındı, basın üzerindeki sansür kaldırıldı. Hükümet artık padişaha değil, meclise karşı sorumluydu. 

Ankara da kurulan 1. Meclis tarafından Kurtuluş Savaşı sırasında, 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adıyla yeni bir anayasa kabul edilmiş. Bu anayasada egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu belirtilmiş. Yasama yetkisi de Büyük Millet Meclisi’ne bırakılmıştı. 

Cumhuriyet’in ilanından sonra 20 Nisan 1924'te yapılan ve yine Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adını taşıyan yeni bir anayasa ile yasama ve yürütme yetkileri Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bırakılmış. Meclis yasama yetkisini kendisi, yürütme yetkisini de cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu eliyle kullanıyordu. Cumhurbaşkanının onayı ile göreve başlayan bakanlar kurulu meclise karşı sorumlu sayılmıştı. 

27 Mayıs 1960 yılına kadar yürürlükte kalan 1924 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu; genel hükümler, yasama, yürütme, yargı, temel hak ve hürriyetler ile değişik konular olmak üzere 6 bölümden oluşmuş ve yürürlükte bulunduğu 46 yılda 5 değişiklik yapılmış. Devletin dini İslam’dır maddesi 1928 yılında anayasadan çıkarılmış, 1934 yılında seçmen yaşı 22'ye çıkarılmış ve kadınlara da milletvekili olma hakkı verilmiş. 1937 yılında Ormanlar devletleştirilmiş, 1937 yılında Atatürk ilkeleri anayasaya girmiş, Laiklik anayasaya girmiş ve Toprak reformu yapılmış.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi sonrası Akademisyenlere hazırlatılan 1961 Anayasası ile Hükümet ve Meclis’ten bağımsız olarak yargı organları kurulmuş. Millet Meclis’inden ve Senato’dan çıkan yasaların Anayasaya uygunluğunu kontrol eden Anayasa Mahkemesi faaliyete geçmiş; yürütmenin tüm eylemleri, kararları anayasal bir kuruluş olan Danıştay denetimine verilmiş.

Kişinin temel hak ve özgürlükleri Anayasa ile güvenceye alınmış; parlamenter sisteme geçilmiş. Çoğulcu Demokrasi; yani “çoğunluğun yönetim haklarının sınırı azınlığın temel haklarıdır” ilkesi benimsenmiş. Ekonomik ve sosyal haklar tanınmış. İşçilere grev hakkı, işci ve memura sendika kurma ve toplu sözleşme hakkı verilmiş. Sosyal güvenlik hakkı Anayasa’ya girmiş. 1961 Anayasasında 6 defa geniş çaplı değişiklikler yapılmıştır.

12 Eylül 1980 Askeri müdahale sonrası; Meclisin kapatılması, siyasi partilerin kapatılması ve yöneticilerine siyasi yasak getirilmesi, sıkıyönetim uygulamaları, aylarca süren sokağa çıkma yasakları, sıkıyönetim mahkemeleri, kısıtlamış insan hak ve özgürlükleri v.b. birçok katı uygulamalara karşın hazırlanan 1982 Anayasası halkın geniş katılımı ile %93 oyla kabul edilmiş olması (1980 öncesi her gün yaklaşık 20-25 insanımızın teröre kurban gitmesi) halkımızın her şeyden daha fazla huzur istemesi, tartışma kargaşa istememesindendir.  

1982 Anayasasında 18 defa birçok maddelerinin değiştirilmesine karşın sonuç olarak 150 yıl içinde 4 defa “Yeni Anayasa” yapmamıza ve yapmış olduğumuz “Yeni Anayasalarımızda” da bunca değişikliklere ve geçmişle hesaplaşmalarımıza rağmen; toplumuzun bütün kesimleri tarafından kabul görecek çağdaş bir Anayasa’yı yapabilmiş değiliz. 

Temel sorunumuz İktidar gücünü kendinde gören; evrensel hukuk kural ve değerlerini göz önüne almadan, kendi istek ve arzularını göre yasa yapmasında kaynaklanmaktadır. 

Gelecek yıl 250 yılını dolduracak Amerika Anayasası hala yürürlükte olup. Geçen 250 yılda toplam 27 değişiklik yapılmış.

Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin “Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakışı ve Çözüm Önerilerine” ilişkin 1989 yılında raporu Deniz Baykal, Hikmet Çetin, Fuat Atalay, Cumhur Keskin ve Eşref Erdem tarafından hazırlanan kapsamlı çalışma parti meclisi onayından geçerek 1990 yılında TBMM Başkanlığına sunulmuştur.  

Diğer taraftan Turgut Özal’ın meselenin silahla değil, müzakere ve demokratik yollarla çözüleceğini büyük bir cesaretle dile getirerek; Adnan Kahveci ve Org. Eşref Bitlis’e Güneydoğu Raporu üzerine çalışmalarını istemiştir.

Bu sorunlar ve çözüm önerilerine açık olarak konularımızı ele alıp 86 Milyon insanımıza fayda sağlayacak sonuçları yaratmalıyız. 

Bilgin Akbal
 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.