21 Haziran, 2026, Pazar
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Rızık-Adalet İlişkisi

04 Mayıs 2026, Pazartesi 13:41
Rızık-Adalet İlişkisi

Herkese Eşit Verilseydi Daha İyi Olmaz mıydı? 

“Senin var benim neden yok!?” sorusu insanlık tarihi kadar eski kadim bir sorudur.

Kur’anı Kerim’de Rezzak olan Allah’ın, kullarından dilediğine rızkı bol verdiği, dilediğine de kıstığı1 buyurulur. Bugün bazı coğrafyalarda kimileri paralarını harcayacak yer bulamazlarken bazılarının ise adeta açlıktan nefesi kokmaktadır. Burada şöyle bir soru karşımıza çıkmaktadır: Mademki rızkın anahtarı Allah’ın elinde, o zaman niçin kullarına ekonomik anlamda eşit imkânlar vermiyor. Vermediği halde aynı dini kurallara tabi tutma konusunda eşit sorumluluklar yüklüyor. Bu suallerin bir kitap hacminde birden fazla boyutu/cevabı var. Bazılarını özetlemeye çalışacağız.

Öncelikle Rabbimiz her insandan aynı görev ve sorumlulukları istememektedir. Örneğin fakir olan bir Müslüman farz olan zekât ve hac ibadetinden sorumlu değildir. Yine ayakta duramayacak olan bir Müslümana namazın zorunlu rükünlerinden olan kıyam (ayakta durmak) farz değildir. Oturarak, buna da güç yetiremiyorsa yatarak kılar. Yine fiziksel ya da ruhsal anlamda engeli bulunan bir Müslüman’ın namaz, oruç, zekât, cihat gibi ibadetlerden sorumluluğu bu durumuna göre değişir. Demek oluyor ki, her insan aynı dini yükümlülüklerden sorumlu olmayıp, verilen imkân ve nimetler oranında sorumludur. Aksi zulümdür. Allah zulümden münezzehtir.2 

Allah’ın takdir ve taksimatına (rızık, mal, mevki, ilim, güzellik vb. paylaştırmasına) itiraz edenlerin durumu Kur’an’da açıkça eleştirilir. Böyle bir tutum, Allah’ın hakîmane düzenini sorgulamak anlamına geldiğinden kibir ve nankörlük olarak değerlendirilir.

“Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan bir kısmını diğerine derecelerle üstün kıldık ki biri diğerine iş gördürebilsin. Rabbinin rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır.”3

Bir diğer ayette Rabbimiz “kiminin rızkını bollaştırırken kimini kıstığı...” “Şayet Allah kullarına rızkı bol bol verseydi azar, yeryüzünde taşkınlık ederlerdi; ama O dilediği ölçüye göre vermektedir. Çünkü O kullarının durumunu çok iyi bilmekte ve görmektedir.”4 buyurmak suretiyle tüm canlı ya da özelde insanlara bol veya eşit rızık verilseydi sanıldığı gibi bunun sonucu iyi ve güzel olmayacaktı. Aksine Kur’an’ın ifadesi ile asıl kargaşa o zaman daha fazla olacaktı. 

HERKESE EŞİT RIZIK, PROBLEMLERİ ÇÖZER MİYDİ?

Burada önce eşitlik iddiasına temas edelim. Bilindiği gibi sosyalist dünya görüşüne göre evrendeki bütün kavgaların en büyük nedeni mülkiyet farkı, yani “senin var benim yok!” kavgasıdır. Dışarıdan yüzeysel bakışta mantıklı gibi görünen bu görüş aslında hem pratikte imkânsız hem de fıtrat (yaradılış) kanunlarına aykırıdır. 

Konuyu yetmişli yıllarda trend olan meşhur bir hadise ile anlatmaya çalışalım. Üniversitede biri milliyetçi diğeri sosyalist iki arkadaş tartışırken sosyalist olanı şöyle der ki: “Benim savunduğum düzen gelse tüm sorunlarımız ortadan kalkacak, adeta kurt kuzu ile yaşayacak kadar ülkemiz bir barış ve huzur ülkesi olacak. Çünkü sosyalizmde eşitlik var, örneğin senin bir evin bir araban var, benim de aynı kalite ve büyüklükte evim, aynı marka ve modelde arabam olacak. Senin bir inek,  iki koyunun, 10 tavuk ve iki horozun var, benim de aynı sayıda hayvanlarım olacak... (Bütün bunlar devletin olup kullanım hakları bizim olacak).” 

Milliyetçi olanı ise sözü alarak sorar: “Bir dakika; senin kaç gömleğin kaç ayakkabın var?” diye sorar. Sözlerinin kesilmesinden rahatsız olan sosyalist genç heyecanla, “4 gömlek iki ayakkabım var” diyerek cevap verir. Bunun üzerine milliyetçi genç “Tamam, öyleyse bir yerden başlayalım. İki gömlek ve bir ayakkabını bana verir misin?” der. Bu istek karşısında şaşıran sosyalist genç; “Ben şimdi demedim. Sosyalist rejim ülkeye egemen olursa dedim…” diye cevap verir. Bunun üzerine milliyetçi: “Hayır! Arkadaşım. Ben sana da savunduğun rejime de inanmıyorum. Bugün elindeki bir ayakkabısını vermeyen yarın iki evinden birini vermez” der. Ve oradan ayrılır.

Eşitlik iddiası, vaktiyle milyonları safına çeken sosyalizmin de komünizmin de bir aldatmaca ve hayalden ibaret olduğu, doğup büyüdüğü Rusya’da bile yıkılmasıyla anlaşıldı. Evet, eşitlik bir aldatmacadır. Aslolan eşitlik değil adalettir. Ata da köpeğe de ot vermek eşitliktir ama adalet değildir; adalet, ata ot, köpeğe et vermektir.
Kur’an rızkın eşit dağıtılmama nedenini imtihan, tanışma, yardımlaşma ve daha önemlisi yukarıda geçen ayette yer alan ifadede olduğu gibi5 “birinin diğerine iş gördürebilmesi” olarak ifade eder. 

Bu açıdan baktığımızda asıl kıyamet herkesin eşit olmasıdır. Neden mi? 

Toplumda bütün insani ilişkiler; komşuluk, arkadaşlık, muhabbet, hatta aşk, tarafların birbirleri ile tanışması, yardım etmeleri, karşılıklı ihtiyaçlarını karşılamaları ile doğar, büyür, gelişir. Bunlardan en büyük ihtiyaçların (duygusal, cinsel) karşılanması aşkı doğurur. 

İmkânsız da olsa herkesin eşit olduğunu hayalen de olsa şöyle bir düşünelim: Komşuda ne varsa bende de ondan var. Ev, araba, telefon, gelir düzeyi. Her şeyi ile eşitiz. Hatta bunu biraz daha büyütelim. Boylarımız, kilolarımız, renklerimiz, mesleklerimiz, hobilerimiz... Hepsi eşit olsun. İmkânsız ama oldu diyelim. O zaman dünya daha yaşanılabilir, daha bir barış ve huzur yurdu mu olur sanıyorsunuz!? Maalesef ki hayır!

Hayatın devam etmesi için, farklı karakter ve mizaçta yaratılan insanların farklı işlerde, alanlarda çalışmaları gerekir. Ayette “Herkes kendi mizacına, istidat ve kabiliyetine göre iş yapar…”6 buyurulur.

İnsan sosyal bir varlıktır. Dostluklar, arkadaşlıklar, muhabbetler eşitlikten değil, tam tersine farklılıklarımızdan ve birbirimize olan ihtiyaçlardan doğar ve gelişir. Ahmet ekmek üretirken, Mehmet elbise dikecek, Hasan gıda satarken Yusuf tıraş edecek… Örnekler uzar gider. Her meslek sahibi bir diğerinin ihtiyacını görerek hayatı kolaylaştırırlar. Değilse herkes terzi ya da öğretmen olursa yolları, binaları kim yapacak, araçları kim tamir edecek, sokakları kim süpürecek.. vs. Demek oluyor ki farklılıkta hayat var; eşitlikte ise, dilde, ırkta, meslekte, zenginlikte kargaşa çıkar.

Komşumuz her bakımdan bizimle eşit olsaydı, bugüne kadar hiçbir işimizi, ihtiyacımızı karşılamış olmasaydı, onun varlığı ile yokluğu arasında bizce fark olmazdı, değeri de olmazdı. İşte eşitlik iddiası hayatın devamı için kaosa sebep olacağı gibi ve değersizliği de netice verir.

Ayette vurgulanan diğer husus; “Şayet Allah kullarına rızkı bol bol verseydi azar, yeryüzünde taşkınlık ederlerdi…”7 diye ifade ediliyor. Rızkın bol verilmemesi Allah’ın cezalandırması değil rahmetidir. Tarih, Roma, Bizans imparatorlarından tutun Hitler’e, ondan bugünkü ABD ve İsrail başkanlarına kadar gücün şımarttığı zalimlerle doludur. Bu ayetten, rızkın bol verilmesinin de taşkınlık nedeni olacağı bildirilerek insanlığa huzur getirmeyeceğini anlıyoruz.

Oldukça kapsamlı bu konu ile ilgili olarak sadece kişi başına yıllık 90 bin doların düştüğü Amerika örneğini vermek kâfi sanıyoruz. Amerika’nın, demokrasi ve barış getireceğim diyerek işgal ettiği topraklarda yaptıklarına bakarak, taşkınlığın ve zulmün boyutlarını anlamamız mümkün.

MÜLK ALLAH’INDIR

Konunun adalet boyutunu biraz daha açacak olursak, bilinmeli ki, bir mümin mülkün tümüyle Allah’a ait olduğuna inanıyorsa Allah’tan hak dava edemez. Zira insan bu âleme önce bir bitki olarak gelmiş olsa liyakat gösterip bir süre sonra hayvanat âlemine, burada da başarı ve liyakat göstererek insan olma imtiyazına kavuşsaydı belki bir hak dava edebilirdi. Oysa gerçek böyle olmamış ne kendisinin ne de varlığına sebep olan ana-babasının talebi, çabası veya başka ifade ile siparişi ile dünyaya insan olarak gelmiş değildir. O tamamen Rabbinin ihsan ve keremi ile; yok olmadı, bitki olmadı, iki veya dört ayak üzerinde yürüyen bir hayvan olmadı. Yeryüzünün en imtiyazlı varlığı insan olarak dünyaya geldi, yani getirildi.

Cenabı-Hak Nur suresinde “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır…”8 buyuruyor. Yani Mülk umumen O’nundur. Mülk sahibi, mülkünde istediği gibi tasarruf edebilir.

Burada konuya kerem ve ihsan noktasından da bakabiliriz. Bir zatın kendi mülkünde istediği gibi tasarruf etmesine zulüm denilmez. Zulüm gayrın hukukuna tecavüzdür. Kerem, ihsan ve ikram adaletle tartılmaz. Kimsenin Allah’tan hak isteme, dava etme hakkı yoktur. Onun bir hakkı gasp edilmemiş ki hak dava etsin. Aynen bunun gibi O, hiçbir mecburiyeti olmadığı halde tamamen ihsan ve kereminden kiminin rızkını bol eyler kimininkini daraltır. Mülkün ona ait olduğuna gerçekten inanan hiçbir mümin, ‘benimki niye az’ diye hesap sormaz. Bilir ki, hakkı da haddi de değildir. Peygamberinin tavsiye ettiği gibi sadece çalışarak, yoksulu gözeterek, sıla-ı rahim yaparak Allah’tan dua ve niyazda bulunarak rızkının artmasını talep edebilir.9

Konuyu Bediüzzaman’ın manidar cümleleri ile noktalayalım:

“Demek şu meşhud saltanat-ı insaniyet ve terakkiyât-ı beşeriye ve kemâlât-ı medeniyet, celb ile değil, galebe ile değil, cidâl ile değil; belki ona, onun zaafı için teshîr edilmiş, onun aczi için ona muâvenet edilmiş, onun fakrı için ona ihsan edilmiş, onun cehli için ona ilham edilmiş, onun ihtiyacı için ona ikram edilmiş. Ve o saltanatın sebebi, kuvvet ve iktidar-ı ilmî değil, belki şefkat ve refet-i Rabbâniye ve rahmet ve hikmet-i İlâhiyedir ki, eşyayı ona teshîr etmiştir. Evet, bir gözsüz akrep ve ayaksız bir yılan gibi haşerâta mağlûp olan insana bir küçük kurttan ipeği giydiren ve zehirli bir böcekten balı yediren, onun iktidarı değil, belki onun zaafının semeresi olan teshîr-i Rabbâniye ve ikram-ı Rahmânîdir.”10
Rabbim bizleri tamamı zatına ait olan rızkın tevziini layıkı ile anlamaya, her hal ve durumda kendisinden razı olmaya ve nimetlerini takdir edip şükredici olmaya muvaffak eylesin.(*) 

Kaynaklar:
1. Bkz. Rum, 30/37; Sebe, 34/39; Zümer, 39/52
2. Yunus 10/44
3. Zuhruf, 43/32
4. Şura 42/27
5. Zuhruf 43/32
6. İsra 17/84
7. Şura 42/27
8. Nur 24/42
9. Bkz. Buhari “Buyu”, 13; İbn Mace “Edeb”
10. Sözler, 23. Söz, İkinci Mebhas 439

(*)  Dr. Ziya KESRİKLİOĞLU/Zafer İlim- Araştırma Dergisi/ Mayıs 2026

Yorumlar

  • yorum avatar
    Şaban Aşıcı
    07-06-2026 12:31

    Kıymetli Başkanım elinize kaleminize sağlık

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.