10 Temmuz, 2026, Cuma
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

İmam Matüridi’nin Günah ve Günahkâr Psikolojisine Yaklaşımı

10 Temmuz 2026, Cuma 12:17
İmam Matüridi’nin Günah ve Günahkâr Psikolojisine Yaklaşımı

Kelam ilminin öncü alimlerinden İmam Mâtüridî, bugünkü Özbekistan Cumhuriyeti Semerkant şehrinin Mâtürid semtinde doğmuştur. (ö. 333/944) Kenar bir mahalle olan doğum yerine  nispetle Mâtüridî lakabıyla tanınmıştır. Üçüncü ve dördünce asırda, İmam-ı Azam’dan gelen ilmi halkalarda ders almıştır. Bu nedenle “Maveraünnehir” bölgesinin İslam ilimleri, kültür ve medeniyetle zenginleşmesinin temelinde bu iki büyük alimin ve talebelerinin ilim meclisleri etkili olmuştur.  Onun ilminden istifade edenler zamanla,” imamü’l hüda”hidayet rehberi, “imamü’l mütekellimin”/ kelamcıların önderi  ve “reisu ehli’s-sünne”/ehli sünnet’in lideri gibi unvanlarla anmışlardır. Maturidi’nin en önemli özelliği, insanı hayata ve umuda motive eden “akıl, vahiy ve hikmeti” birbirini tamamlayan değerler olarak ele almasıdır.     

İnsan ve Günah İşleme Potansiyeli

Dinin yasakladığı ve işleyenin ceza göreceği belirtilen davranışlara günah denir. Bu bağlamda yeryüzünde irade ve eylemlerinden sorumlu tutulan tek varlık insandır.  Melekler sadece Allah’ı tenzih ve O’na itaat etmek üzere yaratıldıkları için günah işlemezler. Onlar fesat çıkarma ve kan dökme potansiyelini taşıyan insanın yaratılmasına itiraz etmişlerdir.  Cenab-ı Hak onların bu temennilerine, “ben sizin bilmediklerinizi bilirim” şeklinde cevap vererek insanın sevap ve günah işlemeye müsait iki kutuplu bir varlık şeklinde yarattığını açıklamıştır. (Bakara 2/30) Bu nedenle insan, irade ve duygularını kontrol noktasında bazı zaaflarla yaratılmıştır. (Nisa 4/28) Nefsine iyilik ve kötülük ilham edilerek dilediğini tercih etme kabiliyeti verilmiştir.  (Şems 91/ 7-8) Kur’an-ı Kerim insanın bu gizemli psikolojisini dikkate alarak başına bir tehlike ve zarar geldiğinde hemen Allah’a dua etmeye koyulduğunu, bu atmosferden kurtulduğunda ise, -sanki hiç acı yaşamamış ve Allah’a   yalvarmamış gibi- tekrar inkârcılığa döndüğünü hatırlatmaktadır.  (Yunus 10/12) İnsanın bu ruh hali, Hz. Ali’ye ait olduğu değerlendirilen, “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük âlem sende gizlidir” sözü ile onun psikolojisine işaret etmektedir.  Bununla birlikte az önce ifade edildiği üzere Allah bütün canlı alemler arasından, kendisine kulluk etmesi için yalnız insanı seçmiş ve kutsal varlıklar olan meleklerin bile ona saygıyla eğilmelerini istemiştir. Bu yönüyle insan evrenin bütün sırlarını bünyesinde taşıyan küçük bir âlem ve komplike bir varlıktır. 

Günahı Tahrik Eden Faktörler

     İnsan olumlu ve olumsuz iki etki arasında kulluk mücadelesi vermektedir. Olumlu etkinin hedefi kulun günaha girmemesi, girdiği takdirde hemen pişman olup tövbe etmesi, Allah’ın affına mazhar olması ve buna vesile olacak bir hayat sürmesidir. Olumsuz etki ise nefisten, şeytandan ve kötü insanların oluşturduğu olumsuz  çevresinden gelmektedir.  Bunun da amacı, kulu Allah yolundan uzaklaştırmak, günah, azgınlık ve taşkınlıkta yarışmasını sağlamaktır. Kişiyi bu iki zıt davranış arasında hayırda tutan veya günaha sürükleyen bazı eylemler vardır: Birincisi; bedendeki kötü nefsin harekete geçirdiği iç güdülerdir. Bu dürtüler insanı günaha sürükleyen, fısıltılar halinde telkinde bulunan ve günahların zeminini oluşturan “nefs-i emmâre” dir. Bu gizli ses ve itici güç, Allah’ın insana acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emretmektedir.(Yusuf 12/53)    İkincisi; kişinin günah duygusunu ıskalayarak ölümsüz bir dünya hayatı tasavvur etmesi ve ahireti unutmasıdır. Bu düşünceyi benimseyenler bin yıl kadar yaşamak isterler.  Oysa ki çok yaşamak, kimseyi azaptan kurtaramaz. (Bakara 2/ 95-96) Üçüncüsü; insan psikolojisi kırılgandır ve zafiyetlerle iç içedir. Hırs, şehvet, duyumsuzluk, fizyolojik ve psikolojik bağımlılıklar üzerinden günaha davetiye çıkaran olumsuzluklardır.  Dördüncüsü; dünya hayatını cazip kılan mal- mülk, saltanat, kadın, çocuk, altın, gümüş, soylu/ besili at, sağmal hayvan, yem yeşil ekinler ve manzaralardır. ( Âl-i İmrân 3/14). Beşincisi; İnsanları hak yoldan saptırmak için Allah’tan ebedi mühlet isteyen şeytanın, çirkin, içi boş, köpürülmüş yalanlarla dolu telkinlerdir. (A’raf 7/ 14-15) 

Günah ve Olumsuz Eylemler

Kur’an, hadis ve genel ahlak kurallarına göre günah sayılan davranışlar   çoğunlukla ismcürm, seyyie, zulüm, tuğyan, zenb, vizr ve cünâh” gibi kavramlarla açıklanmıştır.   Konuşulan günlük dilimizde de kötülük, taşkınlık, zulüm ve kul hakkı gibi eylemler genellikle günah kavramıyla ifade edilmektedir. Bu bağlamda İslâm dini günahı, tövbesiz affedilip edilmemesine göre, küçük/sagīre ve büyük/kebîre olmak üzere ikiye ayırmıştır. Bu taksime göre, kişinin günahları küçük olsun büyük olsun kasıtlı işlememesi gerekir. Hayatın akışında küçük günahlarla karşılaşılması daha yaygın olup bunların bağışlanması kuvvetle ümit edilmektedir. Şu var ki küçük günahlar, alışkanlık haline getirilmemelidir. Aksi halde bu husustaki umursamazlık, büyük günahların kapılarını aralamaya başlar. Oysa ki büyük günah hem Allah’ın emri hem kamu vicdanı açısından kaçınılması gereken davranışlardır. Öyle ki büyük günahlardan kaçınmakla küçük günahların örtüleceği ve bağışlanacağı müjdelenmiştir.  (Nisa 4/31)    Büyük günahların tanımında ve sayısında çeşitli görüşler vardır. Bir tanıma göre; genelde dini değerleri benimsememek, hafife alıp alay etmek veya Kur’ân-ı Kerîm’de yasaklanan, hükümlerin ihlali durumunda ateş, azap ve lânetle tehdit edilen günahlardır. Bununla birlikte bazı hadislerde şu eylemler büyük günah olarak açıklanmıştır: “Allah’a ortak koşmak, adam öldürmek, iffetli kadınlara iftira atmak, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, büyü/sihir yapmak, ana-baba hakkına riayet etmemek, yalancı şahitlik yapmak ve faiz yemek” gibi hususlardır. (Buhârî, Edeb, 6)

Allah’ın Rahmeti Sınırlandırılamaz

İslam tarihinde büyük günah işleyenlerin durumu, bir problem olarak hep tartışılmıştır. Konuya radikal bir anlayışla yaklaşan Hâricîler, büyük günah işleyenlerin dinden çıktıklarını belirtmişlerdir. Mu‘tezile ekolünün bilginleri, bu vasıftaki insanların ahirette  imanla küfür arasında bir yerde kalacaklarını söylemişlerdir.  İmam Matüridi ve diğer Ehl-i sünnet mensupları ise, büyük günah işlemekle dinden çıkmayacakları görüşündedir. Dünyada ve ahirette fasık mümin olarak muamele görürler. Büyük günahları iradelerini kullanarak terk edenler küçük günahlardan tövbe etmiş sayılırlar. (Nisa 4/31) Hal böyle iken günümüzde kimi şahıs ve dini akımların cesaretle büyük günah işleyenleri küfürle ve dinden çıkmakla itham etmeleri kabul edilemez.  Kimse Allah’ın rahmetini sınırlandırma ve insanları demoralize etme hakkına sahip değildir. Özellikle ahiret aleminin halleri, tasvir edilerek kimse ceza ve azapla tehdit edilmemelidir. Kastımız günah işlemek isteyenlere alan açmak değil aksine onları dinden soğutmanın tehlikesine dikkat çekmektir. Zira ahiret alemi hakkında yegâne hüküm sahibi Allah’tır. 

 Günah Sonrası İnsanın Psikolojik Hali  

İmam Matüridi’ye göre insan, yaratılışta saf ve günahsız olmakla birlikte ergenlik çağına girdiğinde günah işleme potansiyeline adaydır.  Şayet her günah eylemi, müminin inancına zarar verirse huzur ve umut içinde yaşamak imkânsız olurdu.  O. ysa ki Kur’an-ı Kerim günah işlesin işlemesin herkesi tövbeye davet etmektedir. Hz peygamber (sav) de günde yetmiş defadan fazla Allah’tan bağışlamasını dileyerek tövbe ettiğini bildirmişlerdir.   (Buhârî, Daavat 3. 57) Büyük günah, imandan çıkma sebebi olsaydı bu davetin bir anlamı olmazdı.  (Tahrim 66/8) Elbette mümin, sevap ve günaha yönelik iradesinde kasıtlı davranmamalı, günahları meşru saymamalı ve onlarla övünmemelidir.    En tehlikeli olanı ise, günahları kanıksamak ve alışkanlık haline getirerek sıradanlaştırmaktır. Bununla birlikte Allah’ın rahmeti sonsuzdur dilerse şirkin dışında kalan bütün günahları bağışlar. (Zümer 39/53) Aynı şekilde Hz. Peygamber (sav)ı da “müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli” bir elçi olarak göndermiştir.  (Tevbe 9/128)Buna göre şirk hariç, büyük günah işleyen kişi mümindir. O bir taraftan azap korkusu yaşarken diğer taraftan da Allah’ın rahmetine ve keremine güvenmektedir. Canab-ı Hak kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşanların bile rahmetinden ümit kesmemelerini, dilerse bütün günahları bağışlayacağını bildirmiştir. ( Zümer39/53)

 Görüldüğü üzere Matüridi konuya rahmet, hikmet, akıl ve telkin anlayışıyla yaklaşmaktadır. Zira sevap iyiliğe, gönüllerin huzuruna, günah ise şüphe, kâbus ve kargaşaya sebep olmaktadır. Günah içeren eyleme karşılık bir iyilik yapmak suretiyle onun etkisi hafifletilebilir: “Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder.” (Hud 11/114) Zira günahlardan sakınmak hem Allah’ın emri hem sosyal hayatın bir gereğidir.  Bu nedenle iyiliğin ödülü, Allah nezdinde katlanarak müjdelenmişken kötülük ise, sadece kendi misliyle kalmaktadır. Birincisi ilahi lütfun ikincisi de ilahi adaletin gereğidir: Kim iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır; kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır” (Enam 6/160). İsterseniz konuyu, iyiliğin ve kötülüğün, zaman ve mekân ötesine yansımasını ifade eden şu hadisle tamamlayalım: “Kim İslâm’da güzel bir davranışa öncülük ederse hem (kendi yaptığının) sevabını, hem de kendisinden sonra o işi yapanların sevaplarını alır. Üstelik onların sevaplarından da bir şey eksilmez. Kim de İslâm’da kötü bir davranışa ön ayak olursa, hem kendi günahını, hem de kendisinden sonra onu yapanların günahını alır. Yine onların günahından da bir şey eksilmez.” (Müslim, Zekât, 69)

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.