Bir Mahalle Murat Kurum'a Çok Mu?
04 Ağustos 2026, Salı 11:05
Malatya’nın caddeleri isim dolu.
Cezmi Kartay var.
Turgut Temelli var.
Şehrin hafızasına uğramamış nice isim, tabelalarda yıllardır saltanat sürüyor.
Kimdir?
Malatya’ya ne vermiştir?
Hangi yaraya merhem olmuş, hangi taşı üst üste koymuştur?
Bilen az.
Soran yok.
Tabela asılmış…
Mesele kapanmış.
Sonra 6 Şubat geldi.
Malatya çöktü.
Çarşı sustu.
Mahalleler dağıldı.
İnsanlar evini, dükkânını, hatırasını enkazın altında bıraktı.
Tam o günlerde bazı siyasetçiler mikrofon taşıdı.
Bazıları mazeret üretti.
Kimi fotoğraf verdi.
Murat Kurum ise yük aldı.
Geldi.
Gitti.
Yeniden geldi.
Şantiyeye girdi.
Masaya oturdu.
İşi takip etti.
Şehir merkezinden konut alanlarına kadar Malatya’nın yeniden ayağa kalkması için didindi.
Üstelik maharetli bir yerel siyaset kadrosundan mahrum; çoğu zaman beceriksizliğin duvarını yara yara…
“Devletin parasıyla yaptı” diyen çıkacaktır.
Doğru.
Cebinden yapmadı.
Zaten hiçbir bakan cebinden şehir kurmaz.
Para kasadaydı.
İrade makamda yoktu.
Yetki Mehmet Özhaseki’deyken de devlet aynı devletti.
Bütçe aynı bütçeydi.
Malatya aynı Malatya’ydı.
Fakat şehir bekledi.
İnşaat ağırlaştı.
Yaralar kabuk bağlayacağına iltihaplandı.
Demek ki kasada para bulunması yetmiyor; makamda Malatya’yı dert eden birinin de bulunması gerekiyor.
Murat Kurum bunu yaptı.
Malatya için yoruldu.
Yıprandı.
Koşturdu.
Taşa el uzatmadı yalnızca; makamının bütün ağırlığını da sahaya sürdü.
Bugün bu şehirde yaklaşık 150 bin konuttan, yeniden kurulan merkezden ve yükselen mahallelerden söz ediliyorsa, o emeğin içinde Murat Kurum’un izi vardır.
Şimdi Murat Kurum’un adının bir caddeye verilmesi konuşuluyor.
İyi de…
Ne caddesi, Sami Başkan?
Bu şehir, Malatya’yla bağı tartışmalı isimlere caddeler, sokaklar vermiş.
Kendisini enkazdan çıkaran isme de bir tabela kenarı mı ayıracak?
Murat Kurum’un emeği, bir caddenin başıyla sonu arasına sığmayacak kadar büyüktür.
Bir yol levhasına sığmaz.
Bir kavşağın köşesinde tüketilemez.
Çünkü onun mesaisi bir caddeyle sınırlı kalmadı…
Şehrin merkezini kurdu.
Mahalleleri yükseltti.
Malatya’nın yeniden ayağa kalkmasına öncülük etti.
Sami Başkan, caddeyi bırakın.
Murat Kurum’un adını bir mahalleye verin.
Mesela Saray Mahallesi…
Adı saray.
Ortada saray yok.
Hatırası yok.
Hikâyesi yok.
Pekâlâ Murat Kurum Mahallesi olabilir.
Çünkü şehir hafızası, kuru tabelayla kurulmaz.
Vefayla kurulur.
Kendisine taş koyanı unutmayan şehir, kendisi için taş üstüne taş koyanı da unutmamalıdır.
Malatya’nın cadde isimleri geçmişi anlatıyorsa…
Yeni mahallelerinden biri de yeniden doğuşunu anlatmalı.
Cadde adı teşekkür(!) sayılır.
Mahalle adı ise vefanın mührü olur.
.jpeg)
KORKULUK NİÇİN DEĞİŞSİN?
Eylül yaklaşıyor.
Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nde aynı sual:
Rektör değişir mi?
Kulislerin terazisi hassas.
Yüzde 49 gider.
Yüzde 51 kalır.
Bir oyla seçim kazanılır ya…
Bir puanla rektör kurtarılıyor.
Niçin gitsin?
Üniversiteyi ayağa kaldırıp ortalığı mı karıştırdı?
Bilimde çığır açıp birilerini mi gölgede bıraktı?
Şehre ufuk çizip siyasetin önüne mi geçti?
Haşa!
Sessiz.
Sakin.
Uysal.
Rüzgâr hangi taraftan eserse, yüzü oraya dönük.
Akademik pusulası bulunmuyor belki; siyasi rüzgârgülü maşallah tıkır tıkır çalışıyor.
Proje soruyorsun…
Ses yok.
Vizyon diyorsun…
Cevap yok.
Üniversitenin Malatya’ya kattığı değeri arıyorsun…
Kocaman bir sessizlik.
Ama makamı koruma dersinde tam not.
Protokolde hazır.
Talimat gelince çevik.
Siyasi iradenin kaşı kalkmadan ceket iliklenmiş.
Bilim bekleyebilir.
Akademi sabredebilir.
Öğrenci zaten alışkın.
Mühim olan yukarının keyfi kaçmasın.
Çünkü bazı rektörler üniversite yönetir.
Bazıları dengeleri.
Bazıları akademik miras bırakır.
Bazıları koltuğun kumaşını eskitir.
Burada başarı; yayınla, patentle, buluşla ölçülmüyor. Kimseyi rahatsız etmeden geçirilen dönemle ölçülüyor.
O sebeple değişim zor.
Yeni gelecek biri fikir üretebilir.
İtiraz edebilir.
Şehir adına söz söyleyebilir.
Allah muhafaza…
Üniversiteyi üniversite gibi yönetmeye kalkabilir.
Mevcut düzen niçin böyle bir maceraya girsin?
Korkuluk konuşmaz.
Sorgulamaz.
Gölge etmez.
Tarlaya hükmetmez.
Yalnızca dikildiği yerde durur.
Üstelik kuşlar da alışmışsa, korkuluğu sökmek kimin aklına gelir?

ŞAMPİYONUN MEMLEKETİNDE SESSİZLİK
Filenin Sultanları zirveye çıktı.
Ay-yıldızlı forma parladı.
Bayrak yükseldi.
İstiklâl Marşı okundu.
Dünya ayağa kalktı.
Malatya oturdu.
O büyük yürüyüşün başında bir Malatyalı vardı:
Mehmet Akif Üstündağ.
Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı.
Uluslararası voleybol yönetiminde söz sahibi.
Memleketin yetiştirdiği başarılı bir spor adamı.
Ankara’yı aşmış.
Avrupa’ya uzanmış.
Dünyaya kendisini kabul ettirmiş.
Gelgelelim Malatya siyasetine sesini duyuramamış.
Çünkü burada başarı tek başına yetmez.
Kimin adamı olduğuna bakılır.
Hangi masaya oturduğun tartılır.
Kime yakın durduğun ölçülür.
Sonra liyakat bir kenara bırakılır.
Cetvel çıkarılır.
Malatya’da insanın boyunu başarısı ölçmez; siyasi gölgesi belirler.
Üç kişinin katıldığı toplantıya “tarihî buluşma” denir.
Bir protokol ziyaretinden destan çıkarılır.
Çay içilir.
Fotoğraf çekilir.
Basın bülteni hazırlanır.
Memlekete hizmet edilmiş gibi alkış beklenir.
Dünya çapında başarı kazanan hemşehrimiz içinse ağızlar mühürlü.
Ne coşku var.
Ne sahiplenme.
Ne de hak ettiği kuvvetli bir takdir.
Sanki Filenin Sultanları başka ülkenin takımı.
Sanki federasyonun başındaki isim başka şehrin evladı.
Sanki bu gururun Malatya’ya tek gramlık payı yok.
Burada sessizlik, unutkanlıktan fazlasını düşündürüyor:
Mehmet Akif Üstündağ’ın anılması mı istenmiyor?
Başarısı bazılarını mı rahatsız ediyor?
Yoksa vefa, seçimden seçime hatırlanan bir propaganda kelimesine mi dönüştü?
Sami Er…
Milletvekilleri…
İl başkanları…
Oda yöneticileri…
Her fırsatta “Malatya’nın değerleri” diyorsunuz.
Buyurun, değer karşınızda.
Üstelik kürsü aramıyor.
Makam dilenmiyor.
Alkış istemiyor.
Adam zaten başarmış.
Size düşen yalnızca görmek.
Fakat memleket siyasetinin gözü küçük hesaplara öylesine alışmış ki büyük başarıyı seçemiyor.
Yakınına bakmaktan ufku göremiyor.
Kendi afişini seyretmekten şampiyonu fark edemiyor.
Mehmet Akif Üstündağ dünyaya Türk voleybolunun gücünü gösterdi.
Malatya siyaseti ise bir kez daha kendi küçüklüğünü.
.jpeg)
KAYISI MALATYA’NIN, SAHİBİ ELAZIĞ’IN!
Kayısının adı Malatya.
Tescili Malatya.
Şöhreti Malatya.
İhracatı Malatya.
Sahibi ise maşallah Elazığ milletvekilleri!
İktidarı ayrı.
Muhalefeti ayrı.
Partisi başka.
Rozeti farklı.
Kayısı deyince beşi birden Baskil dalına tünüyor.
Malatya’nın vekilleri?
Onlar da meyvenin çekirdeğindeki derin sessizliği temsil ediyor.
Elazığlı vekiller Malatya ekonomisini düşünüyor sanmayın.
Komşuluk hakkı…
Bölgesel kalkınma…
İhracat kardeşliği…
Geçiniz.
Dertleri gayet berrak:
Kayısı Baskil’in adıyla tescillensin.
Pazarı Baskil’de kurulsun.
İşleme orada yapılsın.
Paket Baskil’de kapansın.
Ticaret Elazığ’a aksın.
Yani meyvenin kabuğu kardeşlik…
Çekirdeği ekonomi.
Önce “Baskil Kayısısı” dediler.
Sonra coğrafi işaret istediler.
Şimdi hukuki süreç başlatıyorlar.
Yarın ihracat beyannamesine de nüfus kaydı isterler:
Ana adı Elazığ.
Baba adı Baskil.
Doğum yeri dal.
Malatya Kayısısı yıllardır dünyaya açılan bir marka.
Avrupa görmüş.
Tescil almış.
Pazar kurmuş.
İhracat zinciri oluşturmuş.
Elazığ’ın siyasi aklı ise hazır sofraya sandalye çekiyor.
Ağacı sen büyüt, gölgesine ben oturayım.
İşin daha acıklısı şu:
Elazığ’ın beş milletvekili tek kayısı için yan yana geliyor.
Malatya’nın vekilleri aynı fotoğrafa girmek için bile protokol sırası bekliyor.
Komşu şehir ürünün adını tartışıyor.
Bizimkiler festivalde kayısı yiyor.
Onlar dosya hazırlıyor.
Bizimkiler stant geziyor.
Onlar tescile yürüyor.
Bizimkiler çekirdek kırıyor.
Elazığ’ın milletvekilleri Baskil’in kayısısına sahip çıkmakta haklıdır.
Asıl ayıp onlarda değil.
Malatya’nın altınını komşu savunurken, Malatya’nın vekillerinin teneke sessizliğine gömülmesindedir.
Böyle giderse kayısı yine Malatya’da yetişir…
Ama tapusunu Elazığ alır.
TABELASI KÜÇÜK, GÖLGESİ BÜYÜK
Malatya’da her derneğin bir tabelası var.
Her başkanın bir kartviziti.
Her yönetimin de kalabalık bir fotoğrafı…
Lakin sıkıntı kapıya dayanınca kare seyrekleşiyor.
Sel oluyor…
Salih Karademir orada.
Deprem vuruyor…
MAGİNDER sahada.
Yangın çıkıyor…
Yine aynı yüzler, yine aynı ekip.
Bazıları felaketten sonra açıklama yapıyor.
Bunlar felaketin içine giriyor.
Bazıları geçmiş olsun mesajı yayımlıyor.
Bunlar geçmiş olsun denilecek hâle geliyor.
Çünkü çamura basmadan memleketçilik yapılmıyor.
Arkalarında iktidar yok.
Önlerinde bürokrat yok.
Yanlarında sermaye çevresi yok.
Sırtlarını dayadıkları tek şey, doğdukları şehir.
Salih Karademir Malatyalı.
Ekibi de öyle.
İthal heyecan değil.
Taşıma kadro hiç değil.
Bu toprağın çocukları…
Bu şehrin derdiyle yorulan insanlar.
Kısa zamanda söz sahibi oldular.
Kimse kürsü vermedi.
Kendileri ses oldular.
Kimse alan açmadı.
Dara düşenin yanında yer buldular.
Nice köklü kuruluş protokolde büyüdü.
MAGİNDER ise musibetin ortasında.
Demek ki bir sivil toplum kuruluşunun çapı, yönetim kurulu listesinden ziyade; şehir düştüğünde tuttuğu yerden anlaşılıyormuş.
MAGİNDER’in arkasında makam yok.
Omuzlarında Malatya var.

KALEM HAKKI: KAMPÜSLER UYUYOR
Uyuşturucu kazanıyor.
Sanal kumar kazanıyor.
Kaybeden hep aynı… Gençler.
Şehirde iki üniversite var.
Yüzlerce profesör var.
Binlerce akademisyen var.
Konferans çok.
Sempozyum çok.
Protokol çok.
Peki bu şehrin çocuklarını uyuşturucudan, sanal kumardan kurtaracak ortak akıl nerede?
Çünkü bir şehrin çöküşü sokakta başlamaz… Kampüs sustuğu gün başlar.
LAF EBESİ:
MAVİ LENSLİ KADRAJ
Canan Erdoğan da kayısı bahçesine girmiş.
Poz tamam.
Kadraj hazır.
Fotoğraf siyasetine yeni bir kare daha…
Şimdi soru şu:
Canan mı mavi lensli vekile özendi,
mavi lensli vekil mi Canan’a?
Malatya’nın derdi sarı kayısı…
Siyasetin derdi mavi bakış.
Demedi deme Canan…

FIKRA GİBİ MEMLEKET:
MAKİNE İHTİYARLADI
Yaşlı kadın fotoğrafçıya dert yanmış:
“Son fotoğraflarım eskisi kadar rağbet görmüyor.”
Fotoğrafçı gülümsemiş:
“Seneler geçiyor hanımefendi…”
“Makine ihtiyarladı.”
…
Battalgazi’de de Bayram Taşkın fotoğraf üstüne fotoğraf veriyor.
Mekân değişiyor.
Kare değişiyor.
Poz değişiyor.
Lakin makine eskidikçe, fotoğraf siyasetçiliği de netliğini kaybediyor.
.jpeg)
FİSKOS MASASI:
Malatya’da bu hafta kulisler yine dolu…
Bir yanda eğitim, bir yanda altyapı, diğer yanda siyaset… Resmî açıklamalar sürüyor ama vatandaşın gündemi yine bambaşka.
Derece Geldi, Birincilik Nereye Gitti?
YKS 2026 sonuçlarında Malatya’dan ilk 20 bine giren 428 öğrenci şehirde memnuniyet oluşturmuş. Ancak kulislerde tek bir soru dolaşıyor: “Eskiden Türkiye birincileri çıkaran Malatya bu yıl neden zirvede yok?” Deprem sonrası eğitim şartları, öğretmen değişiklikleri ve konteyner eğitim sürecinin etkisi hâlâ konuşuluyor.
Filtreyi Sökene Sürpriz Çıkıyor!
Son günlerde evlerindeki su arıtma filtrelerini değiştirenlerin gördüğü manzara mahalle aralarında en çok konuşulan konulardan biri olmuş. Filtrelerde biriken çamur görüntülerinin, şebeke suyu ve altyapı çalışmalarıyla ilgili soru işaretlerini yeniden artırdığı konuşuluyor. Vatandaşın dilindeki soru net: “Bu su gerçekten gönül rahatlığıyla içilir mi?”
TÜİK Başka, Pazar Başka!
Açıklanan enflasyon rakamlarıyla pazardaki etiketlerin birbirini tutmadığı yönünde sohbetler çarşıdan pazara yayılmış durumda. Yaz meyvesinin bile cep yaktığını söyleyen vatandaş, şimdiden kışı konuşmaya başlamış. Kulislerde en çok duyulan cümle şu: “Yaz böyleyse, kış nasıl geçecek?”
Baret Hazır, Anahtar Nerede?
Yerel yöneticilerin çarşı inşaatlarında baretli fotoğrafları artık şehirde esprilere konu olmaya başlamış. Her hafta yeni bir teslim tarihi konuşulurken, özellikle esnafın sabrının tükendiği söyleniyor. Paşaköşkü’nden Çarmuzu’ya kadar aynı serzeniş yükseliyor: “Fotoğraf tamam da, dükkânı ne zaman teslim edeceksiniz?”
Ankara’da Kulis, Malatya’da Çukur!
Milletvekillerinin Ankara’da ödenek ve proje trafiği yürüttüğü konuşulurken, belediye ile vekiller arasında soğuk rüzgârların estiği de kulislere yansıyor. Bir taraf “Projeyi ben getirdim” diyor, diğer taraf “Sahada biz varız” diye cevap veriyor. Malatyalının yorumu ise tebessüm ettiriyor: “Önce şu çukurları kapatın, kimin yaptığına sonra bakarız.”
Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…
Çünkü Malatya’da bazen en güçlü yorum, kürsülerden değil; çarşıda, pazarda ve çay ocağında yapılıyor.
(1)(1).jpg)
Selam ve dua ile
Fiemanillah
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Battal
04-08-2026 12:07Sami Er Malatya da partisine muhalif bir isimdir.Geldiği günden beri Gürkan dönemini suçlayarak partisine zarar vermiştir.Oy kaybettirmiştir.Devlet var olsun hükümet bir şekilde Malatya yı ayağa kaldırıyor ama bizim başkan gidip iki bağımsız büyük kütüphane şehre kazandırabilecekken bir belediye binası içine 300 milyona kütüphane yaptı.Allah iyi etsin.
Dayı
04-08-2026 11:55Siyasi arkası olanlar protokolde boy gösterir, memleket sevdalısı olanlar ise çamura basar.
Emekli mühendis
04-08-2026 11:55İçimi yağları eridi bu yazıyı okurken. Elazığlı vekiller Baskil kayısısı diye ortalığı ayağa kaldırıyor, bizim 6 milletvekili bahçede kayısı yiyip poz veriyor!
SELİM
04-08-2026 11:54Bizim siyasetçiler ancak 3 kişinin gittiği dernek açılışında kurdele kessinler. Dünya çapında başarılı olmuş bir hemşehrimizi tebrik etmek siyasi hesaplarına uymuyor demek ki.
Sibel Aydın
04-08-2026 11:54Mehmet Akif Üstündağ bu ülkeye cumhuriyet tarihinin en büyük voleybol başarısını getirtti. Adam Malatyalı! Ama bizim vekiller veya belediye başkanları sırf kendi kliklerinden değil diye adama bir tebrik mesajı bile yayınlamaktan acizler. Yazıklar olsun, vefasızlık diz boyu
Murat Kaya
04-08-2026 11:53Biz kampüste sosyal alan veya bilimsel proje ararken rektör beyi sadece protokol fotoğraflarında görüyoruz. Gerçekten rüzgâra göre yön değiştiren bir yönetim anlayışı var
Sibel
04-08-2026 11:53Turgut Özal Üniversitesi ne yazık ki kurulduğundan beri bir türlü akademik başarısıyla gündeme gelemedi. Şehirde iki üniversite var ama varlıkları ile yoklukları bir.
Kiracı
04-08-2026 11:52Valla ister caddeye versinler ister mahalleye, yeter ki şu evlerimiz bir an önce tamamen teslim edilsin. Murat Kurum olmasaydı bu kadar bile toparlanamazdık, hakkını yemek günah olur. Saray Mahallesi ismi de zaten boştaydı, yakışır.
Emre
04-08-2026 11:52Biz senelerce Malatya'ya tek bir çivisi çakılmamış adamların isimlerini devasa caddelerde gördük. Murat Kurum en azından depremde burayı mesken tuttu, gece gündüz şantiyeleri gezdi. Bir mahalleye adının verilmesi ahde vefadır, Sami Başkan bu sese kulak vermeli