11 Eylül, 2026, Cuma
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Bir Zamanlar İmam Hatip Lisesi Hocaları - 4

11 Eylül 2026, Cuma 11:02
Bir Zamanlar İmam Hatip Lisesi Hocaları - 4

Çatık Kaşın Arkasındaki Sürpriz Şefkat: 

Mahmut Çalışkan Hocamız

Yıl 1967...
Sene 1968...

Malatya’da bir okul var ki; adı İmam Hatip Okulu.

Öyle sıradan bir mektep değil...

Adeta fen liselerinin, modern kolejlerin kıskanacağı çift kanatlı bir medrese!

Bir yanda Kur’an-ı Kerim, Arapça, Tefsir, Fıkıh, Hitabet...

Diğer yanda İngilizce, Matematik, Fizik, Felsefe, Mantık, Sosyoloji, Sanat Tarihi...

Günde tam 16 ders!

Dile kolay...

Sabah ilk ders Kur’an-ı Kerim ile başlar, akşamın alaca karanlığında rehberlik dersiyle noktalanırdı.

İşte bu ilim ocağının koridorlarında; adımları vakar dolu, edası dertli, bir nesil yetiştirmenin kaygısını omuzlarında taşıyan bir hoca yürürdü:

Mahmut Çalışkan...

Mühürlü Kâğıtlar, Adalet ve 1-B Sınıfı

Beş yıllık ilkokul bitmiş... Okula girmek çetin iş.

Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan hocamızın hafızasından süzülen o ilk karşılaşma günü, sadece bir ortaokul kayıt sınavı değil; liyakat, adalet ve hakkaniyet dersinin ilk meşkiydi.

O günün şartlarında adalet timsali, adeta bir ahlak abidesi gibi duran bir sınav usulü var:

Aday, sınav cevap kâğıdının sağ üst köşesine kimliğini yazar; kâğıdın o kısmı özenle kıvrılarak yapıştırılır ve mühürlenirdi.

Değerlendirmeyi yapan hoca; kâğıdın kime, hangi aileye, hangi imkâna ait olduğunu asla bilmezdi...

O günün zorlu şartlarında uygulanan bu katı ama adil yöntem, kul hakkına hürmetin ve tarafsızlığın en somut göstergesiydi.

İşte o tarihi imtihan, eski binanın girişine göre sol taraftaki 1-B sınıfında yapılıyor. 

Pencereleri bahçeye bakan o tarihi sınıfta...

Soruları dağıtan, gerekli ciddi ihtarları yapıp vakur adımlarla dışarı çıkan isim: 

Mahmut Çalışkan.

Gözetmen ise birinci sınıfta matematiğe girecek olan Yusuf Karadağ hoca...

O gün kıvrılıp kapatılan, kimliği gizlenen o mühürlü kâğıtlar; sadece sınav cevaplarını değil, bir mektebin ve bir neslin namus sözünü taşıyordu.

Ve o gün bir çocuğun hafızasına Mahmut Hoca’nın sureti kazınıyordu:

Kızıla yakın kıvırcık, arkaya özenle taranmış saçlar...

Nefti renkli şık bir takım elbise...

Ve ilk bakışta insanı çekimseyen çatık bir çehre...

Fakat o çatık kaşların arkasında, muhatabını ansızın sarıp sarmalayan sürpriz bir şefkat saklıdır. Bunu zaman gösterecektir...

Kara Tahtadaki Tebeşir Ritmi
Mahmut Hoca, okulun sadece Kur’an-ı Kerim ve Arapça öğretmeni değil; aynı zamanda Müdür Yardımcısı.

Okul Müdürü ise merhum Yalçın Ünal...

Zaman yönetimi dakik tam zamanı 
Zil çaldığı an derstedir... 

Bir dakikayı, bir saniyeyi dahi heba etmez.
Yazısı mı? 

Mükemmel... Sanırsınız bir hattatın elinden çıkmış.

Arapça kelimeleri tahtaya yazarken tebeşirin kara tahtayla buluştuğu o sert, seri ve ritmik ses...

Hâlâ o sınıfların duvarlarında yankılanır gibidir.

Derslerde takip edilen eserler de özeldir:

Kur’an-ı Kerim için Konyalı tıp doktoru merhum Dr. Ali Kemal Belviranlı’nın "Kur'an Rehberi"; Arapça için merhum Hayrettin Karaman ve Bekir Topaloğlu hocaların kitapları...

Hele ki bir de
Cuma Disiplini ve Tahtalı Minare...

Cuma günleri okulda ayrı bir heyecan, ayrı bir disiplin var.

Hocaların nezaretinde, nizami bir intizamla Cuma namazına gidilir.

Adres çoğunlukla Sıtmapınarı semti... 

En çok da Tahtalı Minare Camii.

Ve kafilenin başında, o disiplinin abidesi olarak mutlaka Mahmut Çalışkan Hoca bulunur.

O yıllarda koridorlar sadece ders sesiyle değil, hayatın acı-tatlı sürprizleriyle de doludur.

İsmi hafızalardan silinen bir sıra arkadaşı intihar ettiğinde, cenaze namazını kıldıran yine Mahmut Hoca’dır.

Koridorda nöbetçi öğretmenler vardır ama Mahmut Hoca’nın kendi nöbet usulü başkadır:

Elinde kavak ağacından oyulmuş, kenarları yontulmuş, siyaha boyalı dört köşeli kısa bir sopa...

Korkutmak için değil; ciddiyeti, düzeni ve mektebin hürmetini korumak için...

Yine bir hatıra...

"Adam Olmaya Geldin, Şâki Olmaya Değil!"

1965’te hizmete giren okulun bahçesi henüz tanzim edilmemiş...

Çukurlar, inşaat kalıntıları, üstü kapatılmamış kireç çukurları...

Teneffüslerde rahat vermeyen, sürekli sataşan iki arkadaş vardır.

Bir gün yine sataşma anında atılan bir çelme... 

Çocuk kireç çukuruna düşer, alnı kanar.

Mesele idareye intikal eder.

Ve huzur: 

Mahmut Çalışkan’ın odası.
Hoca öfkeli ama öfkesi nasihat yüklü:

– "Buraya okuyup adam olmak için geldin, şâkilik yapmak için değil!"

"Adam olmak" ne demekti, "şâki" ne anlama gelirdi?

O çocuk, bu soruların derin cevabını yıllar sonra öğrenecektir. 

Ama o gün o fırça, onu iki arkadaşın tasallutundan ebediyen kurtarmıştır.

Somun Lahmacun Dürümü ve Akşam Maçları
Öğle tatili gelir...

Şehrin dört bir yanından gelmiş talebeler... 

Kimi varlıklı, kimi darda.

Ama bölüşmek kuraldır.

Koca bir somun ekmek ikiye bölünür... 

İçine bir lahmacun ikiye bölünür, kıvrılır.

Alın size Malatya İmam Hatip usulü "somun-lahmacun dürümü".

Kimi helva ekmek yer, kimi sadece niyet eder...

Dersler biter, akşam olur.

Tekel binasının arkasında, çamurdan hallice top sahasında çocuklar hunharca top oynarken havanın karardığı fark edilmez.

Derken saha kenarında bir silüet belirir: 

Mahmut Hoca...
Sevecen ama kararlı bir edayla seslenir:

– "Yetmedi mi? Yarın sınavınız var... Hadi evinize!"

İşte o dönemin hocalarının farkı buradaydı: 

Sadece derste değil, okul dışındaki hayatta da talebenin hamisi, gözü, kulağı olmak...

Yıllar Sonra Yeni Cami Karşısı: 

O Hayat Değiştiren Dokunuş

Yıl 1988 veya 89’un sıcak bir yaz günü...

Malatya Yeni Cami’de öğle namazı çıkışı...

O eski talebe; yanında Mahmut Çalışkan, Karabulut ve M. Nuri Karaman hocalarıyla karşılaşır.

El öpülür, hal-hatır sorulur.

Hocalar sorar: 

"Neler yapıyorsun?"

Talebe gururla cevap verir: "Başbakanlık Uzmanı oldum, tarih alanında doktora yapıyorum."

Mahmut Çalışkan Hoca durur, gözlerinin içine bakar ve o tarihi tavsiyeyi verir:

– "Boşver Başbakanlık uzmanlığını, üniversiteye geç!"
O tek cümle, bir hayatın seyrini değiştirir. 

O talebe hocasını dinler, akademiye adım atar ve ülkenin kıymetli ilim adamlarından biri olur...

Bir Vefa Borcu...

Osmaniye doğumlu olan, Malatya’dan evlenen, 1940’ların başında doğduğu tahmin edilen Mahmut Çalışkan Hoca...

Konya Yüksek İslam Enstitüsü mezunu idi...

Yedek subay üniformasıyla okulu ziyarete geldiği o gururlu gün gibi, talebelerinin hafızasında hep diri kaldı.

Bu kıymetli hatıraları gün yüzüne çıkaran, o günkü adalet mühürlü kâğıtlardan bugünlere uzanan bir ömrün tanığı Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan hocamızın hafızasındaki o tatlı akıştır...

Bizlere düşen; eğitime, ahlaka, talebeye ömrünü adamış merhum Mahmut Çalışkan hocamıza ve ebediyete irtihal eden tüm öğretmenlerimize Yüce Allah’tan rahmet dilemektir.

Hayatta olan hocalarımıza hürmetle, sağlık ve afiyet dileklerimizle...

Selam ve muhabbetle...

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.