O Bulaşıkları Kim Yıkayacak Sayın Ağbaba?
24 Temmuz 2026, Cuma 20:19
Biz kadınlar iyi biliriz; güzel bir sofranın bereketi kadar, sofradan sonra mutfağın nasıl toplandığını da… Yemek yenir, çaylar içilir, sohbet edilir. Sonra sıra dağınıklığı toplamaya gelir. İşte o an, kim gerçekten sorumluluk alıyor, kim sessizce sıyrılıp gidiyor, ortaya çıkar. Hayatın kuralı değişmez; dağıtmak kolaydır, toplamak emek ister. Bugün siyasette yaşananlara bakınca da aklıma ister istemez bu geliyor.
Yediniz, içtiniz, ziyafeti çektiniz... Bulaşıkları masada darmadağın bırakıp hesabı da 100 yıllık partiye mi kestiniz?
Yeni Parti kuruldu.
Üstelik bir de "partide arınma" adı veriliyor, öyle mi?
Bakın etrafa; gündem dökülüyor. Şoför ifadeleri, kargo poşetleriyle taşınan dövizler, lüks hediyeler, ihale iddiaları havada uçuşuyor. Dosyalar İzmir’den Ankara’ya mekik dokurken parti yönetimi nihayet "yeter" deyip ihraç düdüğünü çalıyor.
Peki Veli Bey ne yapıyor?
Çıkmış kürsüye, gözlerimizin içine bakarak "Yeni bir sayfa açıyoruz, hedefimiz iktidar" diyor.
Siz hangi sayfayı açıyorsunuz Sayın Ağbaba? Sayfa falan açıldığı yok, kapı yüzünüze kapanıyor, farkında değil misiniz?
Kargo poşetinde euro iddialarıyla disipline sevk edileceksiniz, sonra da çıkıp buna "yeni bir umut" diyeceksiniz... Masayı devirdiniz, çorbayı üzerimize döktünüz, giderken bir de "afiyet olsun" diyorsunuz.
Pardon ama buna "arınma" değil, açıkça hesabı partiye yıkıp kaçmak denir.
Madem yeni bir yolculuğa çıkıyorsunuz; bavul yapmanıza gerek yok. O meşhur kargo poşetlerini yanınıza alın yeter...
Pratiktir, tutması kolaydır, lazım olur!
Ben bir kadın olarak şöyle düşünüyorum: Hayat da siyaset de biraz ev düzenine benzer. Masayı kurarken herkes görünmek ister, güzel sofrada herkes yerini alır. Ama iş dağılanı toplamaya, kırılanı onarmaya gelince ortada kimlerin kaldığı hemen belli olur. Çünkü gerçek emek, alkış alırken değil; kimsenin görmediği anda sorumluluk üstlenirken ortaya çıkar.
Kirlenen sofrayı başkasının temizlemesini beklemek kolaydır. Zor olan, kendi bıraktığın izlerle yüzleşip elini taşın altına koymaktır. Çünkü hiçbir ev, hiçbir kurum ve hiçbir parti; dağıtanların değil, toparlayanların omuzlarında ayakta kalır.
Benim derdim taraf olmak değil; doğruyu bulmak, sormak ve sorgulamak.
Belki yanılıyorumdur… Belki zaman her şeyi gösterecek. Ama gazetecinin görevi alkışlamak değil, soru sormaktır.
Sevgiyle Kalın.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.