PKK'nın Türkiye'den Çekilmesi ile Terörün Son Perdesi ve Devletin Kudreti
27 Ekim 2025, Pazartesi 08:41
TARİHİN ŞAHİD OLDUĞU SON DÖNEMEÇ
Her dönemin bir final sahnesi vardır; bazıları gözyaşıyla, bazıları zaferle yazılır. Türkiye için bu sahne, hem devlet aklının kudretiyle hem de milletin sabırla edilen dualarıyla yazıldı. Kırk yıllık bir karanlık perdenin kapanışını izliyoruz. Bu, yalnızca bir örgütün değil, milletin yüreğine çöken korkunun da sahneden çekilişidir.
KRİTİK AŞAMADA HAYATİ ÖNEMDE BİR KARAR
Kırk yıldır bu topraklarda kan, gözyaşı ve acıdan başka bir şey bırakmayan terör belası, bugün artık son nefesini veriyor. PKK’nın Türkiye’den tamamen çekildiğini duyurması, sadece bir örgütün sahneden inmesi değildir; bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin iradesinin, kararlılığının ve devlet aklının zaferidir. Bu karar, yıllardır “bitmez” denilen bir meselenin, milletin sabrıyla, devletin kudretiyle çözülebileceğini gösteren tarihi bir dönemeçtir.
Elbette bu tablo bir gecede oluşmadı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Terörle müzakere edilmez, terör bitirilir” çizgisiyle yürüttüğü kararlı irade; MHP lideri Devlet Bahçeli’nin milli duruşla sergilediği siyasi omurga; ve milletin devletine olan güveni, bu sonucun temel taşları olmuştur. Bugün artık terörün değil, huzurun, kardeşliğin ve milli birliğin konuşulduğu bir döneme giriyoruz. ELHAMDULİLLAH…
Kuzey Irak’tan gelen o açıklamada sadece bir örgüt değil, aynı zamanda yıllardır Türkiye’yi meşgul eden, enerjisini sömüren, kalkınmasını baltalayan bir senaryonun da son perdesi kapanıyor. Dün PKK’nın “Türkiye’den tamamen çekiliyoruz” açıklaması, artık bu milletin sırtına vurulan yükün kalktığı, geleceğin yeniden inşa edildiği bir dönemin başlangıcıdır.
Ama unutmamak gerekir: Bu sadece bir bitiş değil, aynı zamanda bir uyanıştır. Çünkü terör biter ama gaflet bitmez; hain susar ama tetikte olmak şarttır. Kalıcı barışın yolu, geçici sevinçlerden değil, bilinçli bir milli kararlılıktan geçer.
CUMHUR İTTİFAKI VE DEVLET POZİSYONU
Bugün geldiğimiz nokta, bir siyasi ittifakın değil; devletin yeniden milletle kenetlendiği bir dönemin eseridir. Cumhur İttifakı’nın teröre karşı aldığı tavır, sadece bir güvenlik politikası değildir; bu, Türkiye’nin yeni yüzyıl vizyonunun, “Terörsüz Türkiye” hedefinin somutlaşmış hâlidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Devlet, millet el ele; terörle değil, kalkınmayla anılan bir ülke olacağız” sözleri, bugün sahada karşılığını buluyor. Ömer Çelik’in “Bu sadece güvenlik değil, medeniyet mücadelesidir” açıklaması; Efkan Âlâ’nın “Milletin yüzünü güldürecek bir eşiğe geldik” sözleri; hepsi aynı hedefin farklı cephelerdeki yansımalarıdır.
MHP’nin duruşu da burada tarihî bir mihenk taşıdır. Devlet Bahçeli’nin ısrarla vurguladığı gibi, “Terörün kökü kazılmadan, Türkiye tam bağımsız olamaz.” İşte dün o söz, pratiğe dönüşmüştür. Türkiye, artık terörle değil, üretimle, sanayiyle, savunmayla konuşulmaktadır.
Cumhur İttifakı’nın omurgasında yer alan bu kararlılık, sadece PKK’ya değil, Türkiye’ye dışarıdan operasyon çekmek isteyen bütün şer odaklara da bir mesajdır: “Bu topraklarda artık vekalet savaşlarına yer yok.” Çünkü devlet aklı bir kez daha sahneye çıkmış, kurumlar arasında koordinasyon sağlanmış, terörle mücadele sadece askerî değil, siyasî ve diplomatik bir stratejiye dönüştürülmüştür.
PKK’NIN BU KARARININ ANLAMI VE YANSIMALARI
PKK’nın Türkiye’den çekilmesi, sadece bir örgütün geri adımı değildir; bu, Türkiye’nin “güç merkezine” dönüşünün en somut göstergesidir. Çünkü terör, zayıf devletlerin ilacı değildir; tam tersine güçlü devletlerin sabrıyla bitirilir. Bugün Türkiye, terörle mücadelesini artık sadece dağlarda değil, devlet idaresinin kararlı iradesi ile masalarda da kazanmıştır.
Bu kararın ardında üç büyük sonuç yatmaktadır:
1- Türkiye toprakları artık “çatışma alanı” değil, “yatırım alanı” haline gelmektedir. Şırnak’ta, Hakkâri’de, Diyarbakır’da fabrika kurmak artık hayal değil. Çünkü silah susmuş, umut konuşmaya başlamıştır.
2- Türkiye’nin ekonomik yükü azalmaktadır. Türkiye, 40 yılda teröre harcadığı 2 trilyon dolardan fazla bir bedelini hem mali hem beşeri olarak ağır ödemiştir. Bu yük artık kalkıyor. O kaynaklar artık okula, hastaneye, üretime, teknolojiye yöneliyor.
3- Bölgesel barışın kapısı aralanıyor. Ortadoğu’nun kalbinde Türkiye’nin güvenliği demek, Suriye’nin, Irak’ın, hatta İran’ın istikrarı demektir. Terörün devreden çıkması, bölgede yeni bir güç dengesi kuracaktır.
Ancak unutulmaması gereken en kritik nokta şu: PKK sahadan çekilse de, onu yıllarca “kullanışlı aparat” haline getiren odaklar, özellikle de Amerika ve öncelikle İsrail henüz sahneden çekilmiş değildir. Türkiye’nin dikkat etmesi gereken şey, bu örgütün ideolojik mirasını farklı kimliklerle yeniden canlandırmaya çalışan iç ve dış uzantılardır. Çünkü PKK’nın bitişi, emperyalistlerin bölgede kaybettiği en büyük piyon anlamına geliyor.
KEMALİST SİSTEMİN GERÇEK KORKUSU: MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİ
Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana devletin içine sirayet etmiş Kemalist anlayış, hiçbir dönemde gerçek tehdidi doğru okuyamadı. Onlara göre Türkiye’nin en büyük tehlikesi, dağlarda pusular kuran terör örgütü değil; inancına sahip çıkan, secdesine sahip çıkan Müslüman halktı. “İrtica geliyor!” paranoyasıyla milletin imanına savaş açılırken, ülkenin damarlarını kemiren PKK terörü göz ardı edildi. Bu sapkın bakış açısı, yıllarca hem güvenlik politikalarını çarpıttı hem de halk-devlet bağını zayıflattı.
Bugün ise o zihniyetin kalıntıları, terörsüz bir Türkiye gerçeğini kabullenemiyor. Çünkü varlıklarını milletin huzurundan değil, kaostan ve korkudan besliyorlar. CHP ve çevresindeki bazı muhalif yapılar hâlâ aynı hastalıklı çizgiyi sürdürüyor: Terörün bittiği, istikrarın sağlandığı bir Türkiye, onların siyasetinin de sonu demektir. Bu yüzden PKK’nın çekilişini hazmedemiyorlar; çünkü bu çekiliş, sadece dağların değil, ideolojik olarak onların da yenilgisi anlamına geliyor.
MUHALEFETİN, KİMİN UŞAĞI OLDUĞUNUN ANALİZİ
Terörün bittiği bir günde bile bazı muhalefet odaklarının yüzünün asık olması manidardır. Çünkü bu ülkede ne yazık ki terörün varlığından siyasi rant devşiren bir zihniyet vardır. PKK’nın çekilme kararından duydukları rahatsızlık, aslında “Türkiye’nin güçlenmesinden” duyulan rahatsızlıktır.
CHP ve bazı muhalif gruplar, bu gelişmeyi “seçim yatırımı” olarak küçümseme yoluna gitmişlerdir. Oysa bu, milletin kırk yıllık duasının kabulüdür. Fakat onların rahatsızlığı, bu başarıyı kabullenmekten değil; “kontrollü kaos” düzenlerinin bozulmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü terörün bitmesi, “Batı’ya yaranmak için iç karışıklık isteyen” siyaset anlayışının da sonunu getirmiştir.
Bu noktada milletin sorması gereken soru şudur: “Kim, kimin uşağıdır?”
Bir yanda devletin bekasını savunanlar, diğer yanda terör örgütünün siyasî uzantılarına sessiz kalanlar… Bu ülkenin gerçek evlatları, artık kimlerin milletin yanında, kimlerin başka odakların aparatı olduğunu açıkça görmektedir. Bu süreç, sadece PKK’nın değil, siyasetteki sahte maskelerin de düşeceği bir dönemdir. Çünkü terörün bitmesiyle birlikte, herkesin safı netleşecektir: Ya bu milletle olacaksın ya da milletin karşısında.
BÖLGEYE VE TÜRKİYE’YE YENİ BİR SAYFA
Bugün artık Türkiye yeni bir sayfa açıyor. Türkiye Terörle mücadele devrini kapatıyor, “terörsüz kalkınma” dönemine giriyor. Bu süreç sadece güvenlik açısından değil; ekonomik, toplumsal ve diplomatik anlamda da Türkiye’nin elini güçlendiriyor. Şöyleki;
1- İç cephede huzur sağlanıyor. Artık bir anne evladını askere gönderirken yüreği titremiyor; çünkü devlet artık evladını dağlara değil, fabrikalara, üniversitelere gönderiyor.
2- Ekonomik yük hafifliyor. Terörle mücadeleye ayrılan bütçeler artık üretime, istihdama, eğitime yöneliyor.
3- Dış politika sahnesinde Türkiye artık “terörle anılan ülke” değil, “barış inşa eden aktör” konumuna yükseliyor.
4- Milli savunma sanayii sayesinde Türkiye, dışa bağımlılığını azaltmış, kendi gök kubbesinin koruyucusu haline gelmiştir.
Ancak bu yeni dönemde en büyük sorumluluk bizlere, yani millete düşmektedir. Çünkü terörün bitmesiyle, artık mazeretlerin de sonu gelmiştir. Şimdi üretmek, yeniden inşa etmek, kardeşliği güçlendirmek zamanıdır. Devlet, terörün kökünü kazıdı; şimdi millet, umudun filizini yeşertecektir. Ve bu millet bunu yapabilecek yetenektedir.
Unutmayalım: Terörle değil, imanla ve iradeyle ayakta duran bir milletin önünde hiçbir engel duramaz. Bugün bu milletin alnı ak, vicdanı rahattır. Çünkü kırk yıllık zincirler artık kırılmıştır.
UNUTULMAMALIDIR Kİ,
Devletin kudretiyle kapanan perdeyi, milletin duası aydınlatır; çünkü zafer, imanla yazılan bir senaryodur.
SAYGILARIMLA!
AVUKAT MEHMET ALİ KÖROĞLU


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.