Milletvekilinin Milleti Nerede?
28 Eylül 2026, Pazartesi 13:33
Abdurrahman Babacan milletvekilliğini tarif etmiş.
Kısaca:
Köy köy gezmez.
Sokak sokak dolaşmaz.
Çay ocağında oturmaz.
Ne yapar?
Ankara’da ilişki kurar.
Bakanlıkların yolunu tutar.
Şehrine yatırım getirir.
Örneği de hazır:
ASELSAN.
İyi tarif.
Bir problem var.
Babacan, AK Parti milletvekili.
Genel Başkanı da Recep Tayyip Erdoğan.
Erdoğan’ın siyaset tarifi biraz farklı:
“Çalmadık kapı, sıkmadık el, almadık gönül bırakmayacağız.”
Bir tarafta:
Kapı kapı dolaş.
Öbür tarafta:
Köy köy dolaşma.
Aynı partinin iki tarifi yan yana gelince…
iş biraz karışıyor.
Dün İstanbul’da Pütürge Başmezra Derneği’ndeydim.
Bülent Tüfenkci geldi.
Ortam pek çaylık değildi.
Millet öfkeli.
Şikâyet çok.
Hatta açıkça:
“Böyle giderse oy yok.”
diyen var.
Tüfenkci kalkıp:
“Ben milletvekiliyim, işim Ankara’da.”
demedi.
Oturdu.
Dinledi.
Konuştu.
Ses yükseldiğinde bekledi.
Öfkeyi aldı.
İnsanları yumuşattı.
Her derdi çözemedi.
Ama milletin karşısında vekillik yaptı.
Üstelik Ankara’yı da biliyor.
Bakanlık yaptı.
Dört dönemdir milletvekili.
Demek ki bakan tanımak…
vatandaşı unutmayı gerektirmiyormuş.
Babacan ekranda da hayli görünür.
Geçtiğimiz ay:
A Haber.
CNN Türk.
Haber Global.
TV Net.
TV100.
Beş yayın.
Maşallah.
Ankara’dan stüdyoya yol bulunuyor.
Köy kahvesine gelince:
“Milletvekilinin işi bu değil.”
Olmaz.
Bir de ASELSAN var.
Babacan onu örnek gösteriyor.
Eyvallah.
Takip ettiyse emeğidir.
Katkı sunduysa hakkıdır.
Ama ASELSAN’ın Malatya’ya gelişinde yalnız Babacan yok.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın direktifiyle başlatıldı.
Savunma Sanayii Başkanlığı koordine etti.
Babacan’ın emeği varsa o da teslim edilir.
Fakat buradan:
“Milletvekili köy köy dolaşmaz.”
sonucu çıkmaz.
Çünkü fabrikanın adı ASELSAN.
Vekilin adının başında ise hâlâ:
Millet var.
Bakanın kapısını çalacaksın.
Köylünün kapısını da.
Yatırımın peşine düşeceksin.
Vatandaşın derdini Ankara’ya taşıyacaksın.
Ekrana çıkıyorsan…
kahveye de gireceksin.
Çünkü Tayyip Erdoğan köy köy, kasaba kasaba, ilçe ilçe dolaşarak siyaset yaptı.
15 Temmuz gecesi de sokağa çıkan yine milletti.
Milletvekilliğinin “vekil” kısmını Ankara doldurabilir.
Ama başındaki kelimeyi Ankara’dan değiştiremezsiniz.
Millet.
.jpeg)
FİLYASYON MALATYA’YA UZANIR MI?
Pandemiden bize bir kelime kaldı:
Filyasyon.
Bir temaslı bulunur.
Sonra çevresi.
Halka genişler.
Katılımevim dosyasında şimdi virüs aranmıyor.
Para aranıyor.
Hesaplar açılıyor.
Telefon trafiği çıkarılıyor.
Ortaklıklar inceleniyor.
Kim kimi tanıştırmış?
Kimin önünü kim açmış?
Para hangi hesaba uğramış?
Ben ise Malatya’ya bakıyorum.
Çünkü yapının üst düzey yöneticilerinden biri Malatyalı:
Niyazi Derindağ.
Derindağ’ın adını hüküm cümlesine yazmıyorum.
Ama filyasyon onun çevresinde de dolaşır.
Akademisyenlere…
İş insanlarına…
Siyasetçilere…
STK başkanlarına…
Daha kimlere kimlere…
Malatya’da kolay paranın kokusunu seven çevreler olduğunu biliyorum.
Hangi masalarda kimlerin oturduğuna…
hangi dostlukların ticarete döndüğüne dair notlar da mevcut.
Bugün isim vermiyorum.
Devlet kayıtları açarsa…
aramalar bir şey söyler.
Hesap hareketleri başka bir şey.
Ortaklıklar da kendi hikâyesini anlatır.
Bir de Fatma Betül Sayan Kaya var.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısıydı.
İddialar gündeme geldi.
Affını istedi.
Erdoğan kabul etti.
Malatya’daki siyasetçiler bunu iyi okusun.
Tayyip Erdoğan kendi genel başkan yardımcısının gözünün yaşına bakmadıysa…
Malatya’daki siyasetçi de, STK başkanı da, iş insanı da kartvizitine fazla güvenmesin.
Dosya Malatya’ya uzanırsa…
ilk hangi isim düşecek?

MAHMUT BEY, MALATYA DA VAR!
Mahmut Poyraz’ın son günlerdeki dili dikkat çekiyor.
Akçadağ.
Akçadağlılar.
Akçadağlı iş insanları.
Akçadağlı hemşehriler.
MTSO seçimi mi yapılıyor, Akçadağ buluşması mı?
Hedef Malatya.
Dil, Akçadağ’dan çıkamıyor.
Oysa tüccarın memleketi tek ilçe değil.
Sanayicinin de.
Esnafın da.
İhracatçının da.
MTSO’nun tabelasında Malatya yazıyor.
Rahmetli Hasan Hüseyin Erkoç geldi aklıma.
Yazılarımı pek sevmezdi.
Bir gün karşılaştık.
Başladı Yeşilyurt’u anlatmaya:
“Yeşilyurtlular şöyledir…”
“Yeşilyurtlular böyledir…”
Dayanamadım:
“İyi de ağabey, ben Yeşilyurtlu değilim ki.”
Şaşırdı.
“Sen Yeşilyurtlu değil misin?”
“Yok.”
“Pütürgeliyim.”
Bir an durdu.
Sonra kendisini Pütürge’ye bağlayan bir şey buldu:
“Benim babamın bakkalı vardı… Bizim de Pütürgeli bir komşumuz vardı.”
Rahmetli buydu.
Bir yolunu bulur, hemşehrilikten mutlaka bir köprü kurardı.
Mahmut Poyraz’ın Akçadağ ısrarını görünce de o sohbet geliyor aklıma.
Hemşehrilik kıymetlidir.
Ama oda başkanlığı hemşehri derneği yönetmeye benzemez.
Malatya’yı Akçadağ’a sığdıramazsınız.
Çarşı başka bir dünya.
OSB’nin hesabı ayrı.
On üç ilçe masada.
Tüccarın beklentisi başka.
Sanayicinin hesabı ayrı.
İhracatçının gözü dış pazarda.
Hepsi Malatya.
Mahmut Bey…
Akçadağ sizi büyütebilir.
Ama Malatya’yı küçülterek başkan olunmaz.
1 Ekim’de sandık kurulacak.
Kazanan çıkacak.
Kaybeden de.
Malatya da haftalardır süren bu suni seçim gündeminden kurtulacak.
Naçizane tavsiyem…
Sandık kalkınca iki aday da biraz dinlensin.
Mahmut Poyraz biraz daha fazla.
Bu kadar gerilim…
bu kadar açıklama…
bu kadar Akçadağ…
adamı yorar.
Bir check-up fena olmaz.
.jpeg)
DEPREM OLDU… EXPO DA MI YIKILDI?
EXPO 2028.
Hatırlayan var mı?
Bir zamanlar bu şehirde büyük büyük anlatılıyordu.
Malatya değişecekmiş.
Yeşil şehir olacakmış.
Dünyaya örnek gösterilecekmiş.
Su yönetiminden sanayiye…
tarımdan enerjiye…
şehircilikten çevreye kadar yeni bir vizyon kurulacakmış.
2028’de dünya bizi konuşacakmış.
Güzel.
Takvim ilerledi.
EXPO nerede?
Koskoca Büyükşehir Belediyesi bu konuda ne yapıyor?
Şehrin siyaset kurumu neden sessiz?
Bir Allah’ın kulu çıkıp da:
“Bizim EXPO’ya ne oldu?”
diye sormuyor.
Deprem oldu.
Şehir yıkıldı.
Canlarımız gitti.
Çarşı çöktü.
Eyvallah.
Ama aynı felaket başka bir hikâyenin başlangıcı da olabilirdi.
Malatya yeniden kuruluyor.
Konutlar yükseliyor.
Çarşı ayağa kalkıyor.
2028’de gözler buraya çevrilecekti.
Şehir çıkıp diyecekti ki:
“Yıkıldım… ayağa kalktım.”
Bundan daha güçlü bir EXPO hikâyesi mi olur?
Biz ne yaptık?
Bu büyük vizyonu da enkazın altında unuttuk.
O günlerde:
“Dünyanın yıldızı olacağız.”
deniyordu.
Şimdi yıldızı bırakın…
dosyanın kendisini arıyoruz.
Hazırlık ne durumda?
Uluslararası temas hangi aşamada?
Sessizlik.
Bu memlekette proje alınırken fotoğraf kalabalık.
Takibe gelince…
kadraj boş.
EXPO 2028, Selahattin Gürkan’ın şahsi projesi değildi.
Malatya’nın kazanımıydı.
Bugün koltukta Sami Er oturuyorsa…
dosya da onun önünde.
Deprem, organizasyonu ertelemenin bahanesi olabilirdi.
Oysa tam tersine…
EXPO, depremden çıkan Malatya’nın dünyaya göstereceği yüz olabilir.
2028 yaklaşıyor.
Şehir hâlâ kendini topluyor.
Bu büyük vizyondan ise ses yok.
Deprem şehri yıktı.
EXPO da mı enkazda kaldı?

YAPAMIYORSAN, YAPILANI MI BOZUYORSUN?
Atabey İskelesi’ndeyim.
Baraj önünüzde.
Baskil karşıda.
Manzara yerli yerinde.
İskele de.
Park da.
Bakım hariç.
Burası Ahmet Çakır döneminde toparlandı.
Park yapıldı, mescit düzenlendi, iskele canlandı.
Selahattin Gürkan zamanında da canlılığını korudu.
Şimdi?
Çer çöp.
Hayvan pisliği.
Her köşede ihmal.
Sami Başkan…
Geçmişle ne alıp veremediğiniz var?
Kırkgöz Sahil Parkı’na bakıyorum.
Osman Güder yaptı.
Bayram Taşkın devraldı.
Bozmadı.
“Benden önce yapılmış.”
diye kompleks üretmedi.
Bugün aileler yine orada.
Çocuklar koşuyor.
Park yaşıyor.
Demek ki öncekinin yaptığına sahip çıkınca makam eksilmiyormuş.
Beylerderesi’ne geçelim.
Orası İlhan Geçit tarafı.
Kırkgöz açılmadan önce Malatya’nın gözde mesire alanlarından biriydi.
Şimdi eski kalabalığını arıyor.
Alan yerinde.
İnsan çekilmiş.
Bakım unutulmuş.
Tarihte bunun daha sert örnekleri var.
Moğollar Bağdat’a girdi.
Kütüphaneleri dağıttı.
Rivayete göre kitapları Dicle’ye attı.
Şimdi kimse kitabı nehre atmıyor.
Usul değişti.
Yapılmış olan kendi hâline bırakılıyor.
Park çürüyor.
Mescit unutulmuş.
Yeşil de soluyor.
Ardından yeni proje anlatılıyor.
Atabey’in kıymeti yalnız manzarasında da yatmıyor.
Buraya MOTAŞ geliyor.
Arabası olmayan ulaşabiliyor.
Emekli gelebiliyor.
Çocuğunu alıp birkaç saat nefes almak isteyenin de yolu açık.
Burası dar gelirlinin de şehirden çıkabildiği nadir yerlerden.
Ahmet Çakır’ın yaptığı sizi küçültmez.
Selahattin Gürkan’dan kalanı yaşatmak makamınızdan bir şey götürmez.
Beylerderesi için de adres belli:
İlhan Geçit.
Kim yaptıysa yaptı.
Bugünkü hâli sizin hanenize yazılıyor.
Her gelen şehri yeniden kurmak zorunda değil.
Bazen belediyecilik…
yapılmış olanı çürütmemektir.
Atabey’de baraj güzel.
İskele yerinde.
Park hâlâ burada.
Bakım ise kayıp.
LAF EBESİ: DÖNER SERMAYE DÖNMÜYOR!
İnönü Üniversitesi Döner Sermayesi…
2025 zararı:
305 milyon lira.
Adı döner sermaye.
Ama para dönmemiş.
Zarar devretmiş.
Demedi deme İnönü;
böyle dönerse, başımız döner.
KALEM HAKKI: GEÇMİŞ OLSUN VELİ AĞBABA
Gazeteciyiz.
Yazarız.
Eleştiririz.
Sorarız.
Kalemin hakkı bu.
Ama hastalık siyasetin dışındadır.
Veli Ağbaba…
Malatya’nın evladı.
Türkiye siyasetinde ağırlığı olan bir isim.
Rahatsızlığını duyunca mahzun olduk.
Kalem eleştirir.
Gönül dua eder.
Geçmiş olsun Veli Bey.
Allah şifa versin.
FIKRA GİBİ MEMLEKET
SIFIRIN KIYMETİ
Kâtip, borcun yanına bir sıfır fazla koymuş.
Adam itiraz etmiş:
“Bu kadar borcum yok.”
Kâtip gülmüş:
“Alt tarafı bir sıfır.”
Adam demiş:
“Öyleyse başa koy.”
…
Yeşilyurt’ta bir güçlendirme dosyasında 180 metrekarelik alanın 1800 metrekare olarak sisteme girildiği iddia ediliyor.
Vatandaş düzeltme istemiş.
Dosya Bakanlığa kadar gitmiş.
Ses çıkmamış.
Bir sıfırla alan on kat büyümüş…
Cevap hâlâ aynı yerde.
FİSKOS MASASI:
Malatya’da bu hafta sucuk dana çıkmamış, park yeri kavga çıkarmış, kültür merkezi adres şaşırtmış. Şehirde spor konuşulmuş, trafik yine kendi bildiğini okumuş. Anlaşılan Malatya’da gündem hiç boş kalmıyor; bir köşede proje, öteki köşede fiskos hazır bekliyor.
-YÖRESEL ÜRÜN DEDİLER, YÖRESİ BİLE ŞAŞTI!
Yöresel ürünler fuarında yapılan denetimlerde “dana sucuk” diye satılan yüzlerce kilo ürünün piliç çıktığı, eritme peynirleri ve karışım yağların da toplatıldığı konuşuluyor. Esnaf cephesi zaten bu tür organizasyonlara uzun süredir mesafeliymiş. Fuarın fiskosu kısa: “Yöresel ürün diye geldiler, ürünün memleketi bile belli çıkmadı!”
-PARK YERİ BULUNDU, HUZUR BULUNAMADI!
Büyükşehir binasının arkasında park yeri meselesi iki esnafı karşı karşıya getirmiş. İş bıçak ve sopaya kadar uzamış, dört kişi yaralanmış. Malatya’da park işinin geldiği nokta artık trafik sorununu aşmış görünüyor. Sokaktaki fiskos acı: “Yer varmış da tahammül kalmamış!”
-İKİ KÜLTÜR MERKEZİ VAR, VATANDAŞ ADRES SORUYOR!
İstasyon Kavşağı’nda birbirine çok yakın iki ayrı kültür merkezi bulunması bu hafta yeniden gündeme gelmiş. İsimler de birbirine o kadar yakın ki etkinlik duyurusu yapıldığında vatandaşın hangisine gideceği ayrı mesele. Kültür artmış olabilir ama adres tarifi zorlaşmış. Fiskos şu: “Kültür çoğaldı, yön tabelası yetmedi!”
-SPORUN ZİRVESİ KURULDU, FUTBOL HÂLÂ YOL ARIYOR!
Eski futbolcular, spor adamları ve basın mensupları Malatya’ya gelmiş; tesisler gezilmiş, projeler övülmüş, “Malatya futbolu Süper Lig’de olmalı” denmiş. Temenni güzel. Fakat şehrin futbol hafızası son yıllarda o kadar yorgun ki söz, sahaya biraz uzak kalmış. Tribünün fiskosu: “Süper Lig konuşuluyor, takım hâlâ çıkış kapısını arıyor!”
-KAVŞAK DÜZELİYOR, SÜRÜCÜNÜN ROTASI BOZULUYOR!
İnönü Caddesi ile Fuzuli Caddesi arasındaki kavşak çalışması yüzünden trafik birkaç gün başka güzergâhlara verilmiş. Merkezde direksiyon sallayanların işi yine zorlaşmış. Kavşak çalışması başlayınca harita da mesaiye kalıyor. Sürücünün fiskosu belli: “Yol yapılınca seviniyoruz, yapıldığı sürece eve dönemiyoruz!”
Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…
Çünkü Malatya’da bu hafta kimi ürünün içeriğini, kimi park yerini, kimi adresi, kimi de yolunu aramış. Şehrin ortak tarafı değişmemiş: Her şey bulunuyor, huzur biraz gecikiyor.
(1)(1).jpg)
Selam ve dua ile
Fiemanillah


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.