Beşikten Mezara Kadar Bizimle Olanlar
07 Ekim 2026, Çarşamba 08:15
Her yıl 1-7 Ekim arası, Camiler ve Din Görevlileri Haftası olarak kutlanır. Fakat bu hafta sadece bir kutlama haftası değildir.
Öncelikle bu anlamlı haftanın, Diyanet camiasına ait herkese hayırlı olmasını diliyorum.
Diyanet camiasından söz etmek, aslında milletimizin hayatının tamamına dokunan büyük bir hizmet alanından söz etmektir.
Yıllar önce, koronavirüsün bütün dünyayı sarstığı günlerde
“Teşekkür Etmeyi Unuttuklarımız”
başlıklı bir yazı kaleme almıştım. ( https://share.google/y4YOUH8P0fGyHDh1j )
O günlerde sağlık çalışanlarımızın fedakârlığı haklı olarak gündeme gelirken, toplumun çoğu zaman fark etmediği başka bir kesimin de büyük bir gayret içerisinde olduğunu hatırlatmıştık.
Onlar, din görevlilerimizdi.
Aradan yıllar geçti. Fakat biz onları hâlâ çoğu zaman yalnızca görev yaptıkları yerde görüyoruz; oysa onlar hayatımızın neredeyse her merhalesinde bizimle.
Bir çocuk dünyaya gelince, kulağına ezan okunur.
Bir çocuk büyür, ilk Kur’an’ını öğrenir, temel dinî bilgilerini edinir.
Yaz tatili gelir, millet tatile çekilirken hocalarımız çocuklarımızla ilgilenir. Onlara sadece Kur’an öğretmez; camiyi, ibadeti, ahlakı ve dini sevdirmeye çalışırlar.
Gençlerimizin soruları olur, din görevlilerimiz onların sorularına cevap vermeye, yol göstermeye çalışır.
Aile kurarız, nikâhımızda, düğünümüzde, sevincimizde yanımızda olurlar.
Hastalanırız, dualarımızda, ziyaretlerimizde, manevi desteğimizde yine onları görürüz.
Bir yakınımızı kaybedince, cenazemizde onlar olur.
Gassalından imamına, müezzininden müftüsüne kadar din hizmetlerinin farklı kademelerinde görev yapan insanlar, en zor anlarımızda yanımızda olur.
Hacca gitmeye karar veririz, yolculuğumuzdan ibadetimize kadar hac ve umre hizmetlerinde görev yapan Diyanet mensupları bizimle olur. Binlerce kilometre uzakta, hiç tanımadıkları insanların ibadetlerini huzur içerisinde yerine getirebilmeleri için gece gündüz çalışırlar.
Camide onlar, Kur’an öğrenirken onlar, düğünümüzde, cenazemizde, sevincimizde ve acımızda hep onlar vardır...
Kısacası hayatımız boyunca bizimle olan büyük bir hizmet ordusundan söz ediyoruz.
Üstelik bu hizmet sadece caminin dört duvarı içerisinde yürütülmüyor.
Bugün Diyanet teşkilatı; cami hizmetlerinden Kur’an eğitimine, gençlik çalışmalarından aile hizmetlerine, irşat faaliyetlerinden hac ve umre organizasyonlarına, sosyal ve manevi rehberlik hizmetlerinden yurt dışındaki din hizmetlerine kadar çok geniş bir alanda görev yapıyor.
Bütün bu hizmetlerin farklı alanlarında görev yapan binlerce insan var.
İşte bu yüzden Diyanet camiasına yalnızca “memur” gözüyle bakmak büyük bir eksikliktir.
Çünkü mesele sadece bir görev yapmak değildir.
Mesele bir emaneti taşımaktır;
Mihrabın emaneti vardır.
Minberin emaneti, ezanın emaneti, Kur’an’ın emaneti ve cübbenin emaneti vardır.
Din görevlisi, temsil ettiği makamın ağırlığını bilmek zorundadır.
Çünkü insan bazen bir din görevlisinin sözüne bakarak dini tanır.
Bazen bir imamın davranışından İslam’ı anlamaya çalışır.
Bazen bir hocanın merhametinden, adaletinden ve güzel ahlakından etkilenir.
Bazen bir müezzinin güzel ezan okumasıyla insanlar bu dini seçer. Bunun da canlı şahidiyim.
Bu nedenle din görevlisinin yaptığı güzel bir iş sadece kendisini değil, toplumu da güzelleştirir.
Toplumun en temiz ve en sağlam damarı olan din hizmetleri zayıflarsa, bunun bedelini yalnız Diyanet camiası değil, bütün toplum öder.
Çünkü bu camia ıslah ederse toplum ıslah olur.
Onlar doğruyu, güzeli, ahlakı, merhameti ve adaleti yaşatırsa bunun dalgası mahalle mahalle, aile aile, nesil nesil yayılır.
Ama bu damar bozulursa, yozlaşırsa, görev sadece bir maaş ve mesai meselesine dönüşürse bunun zararı da yine toplumun tamamına dokunur.
İşte bu yüzden din görevliliği sıradan bir meslek değil, Peygamberlerin mirasına talip olmaktır. Bu da büyük bir sorumluluğu omuzlamaktır.
Bizler de millet olarak üzerimize düşeni yapmalıyız.
Din görevlilerimizi sadece eleştirmek için hatırlamamalıyız.
Görevini hakkıyla yapanları görmeli, takdir etmeli, teşekkür etmeli ve onların da insan olduğunu unutmamalıyız.
Çünkü biz çoğu zaman onları hep görev başında gördük.
Ama onların da yorulduğunu, onların da ailelerin olduğunu, onların da dertlerinin bulunduğunu çoğu zaman düşünmedik.
Bizim derdimiz olduğunda kapısını çaldık, onlar bizim kapımızı çaldığında ise bazen açmayı bile unuttuk.
Oysa mahallemizin imamını tanımak, müezzinimizin hâlini sormak, Kur’an kursundaki hocamızın emeğini görmek, müftülükte görev yapanların yükünü anlamak, hac ve umre hizmetlerinde insanlara rehberlik eden görevlilerin fedakârlığını takdir etmek de bir vefa meselesidir.
Koronavirüs günlerinde gördük.
15 Temmuz gecesinde gördük.
Acımızda gördük, sevincimizde gördük.
Onlar hep bizim yanımızdaydı.
Şimdi sıra bizde...
Camiler ve Din Görevlileri Haftası vesilesiyle başta görevini hakkıyla yapan bütün din görevlilerimiz olmak üzere, Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütün mensuplarına teşekkür ediyorum.
Müftüsünden vaizine,
İmamından müezzinine,
Kur’an kursu hocasından din hizmetleri uzmanına,
Aile ve gençlik hizmetlerinde çalışanından hac ve umre görevlisine,
Yurt içinde ve yurt dışında din hizmeti veren bütün kardeşlerimize teşekkürler...
Sizler gerçekten beşikten mezara kadar bizimle olanlarsınız.
Allah görevini hakkıyla yapan bütün din görevlilerimizin hizmetlerini bereketli, ömürlerini hayırlı eylesin.
Camilerimizi cemaatsiz, minarelerimizi ezansız, Kur’an’ımızı gönülsüz, din hizmetlerimizi samimiyetsiz bırakmasın.
Camiler ve Din Görevlileri Haftamız hayırlı olsun.
Fî Emânillah...
Ebuzer AYDIN
“Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan, Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni.”

