Malatya'ya Dönüş Yaparken...
13 Ağustos 2026, Perşembe 14:43
Her gurbetçi, bir gün memleketine, doyduğu topraklara dönmek ister. Bir gün yatay döneceksem ayaklarımla dikey gelmeliyim dedim ve dönmeye karar verdim.
Yıllardır, hatta asırlardır bu topraklarda yaşadı dedelerimiz. Onların mezarlarının olduğu toprakta bizim de mezarımız olmalı dedim.
Memleketiniz değilse, nerede olursanız ve ne kadar mutlu olursanız olun, garipsiniz, gurbettesiniz. Dedelerinizin yatmadığı topraklarda kabriniz de gurbettedir!
Beş yıl kalacağım dedim, tam on yıl kaldım. Şimdi şehrimi baştan aşağıya seyrediyorum...
Malatya...
Ne güzel şehir!..
Şimdi size biraz Malatya’dan bahsedeyim mi?
Tarihin gölgesinde, kitapların sayfalarında Malatya neymiş bir bakalım mı?
Nedir Malatya’yı çekici kılan, çiğköftenin acısı gibi yedikçe yiyesin gelen Malatya!?
Müslümanlar, Malatya’yı ilk olarak Hz. Ömer (r.a.) zamanında fethettiler. O dönemin ulaşım şartlarına göre Malatya, Toros Dağları’nın ardında, oldukça uzak ve ulaşılması güç bir konumdaydı.
Belâzurî'nin, önemli eseri olan "Futûhu’l-Buldân" kitabında şöyle aktarılır:
"Rivayet edildiğine göre İyâz b. Ganim, Habîb b. Mesleme el-Fihrî’yi Sümeysât’tan Malatya’ya gönderdi. Habîb Malatya’yı fethetti, ancak daha sonra şehir kapılarını kapattı. Hz. Muâviye Şam’dan, el-Cezîre’den ve diğer bölgelerden getirilen askerlerle Malatya’yı takviye etti. Böylece Malatya, yaz seferlerinin güzergâhı hâline geldi.”
O günden bu yana hep şu soru sorulmuştur: Malatya, Bilâdü’ş-Şam’ın bir şehri midir, yoksa Rûm diyarına mı dâhildir? Başka bir ifadeyle, Malatya tarihî ve coğrafî açıdan Bilâdü’ş-Şam sınırları içerisinde mi değerlendirilmiştir, yoksa Şam diyarının dışında mı kalmıştır?
Yakubî, "Kitâbu’l-Buldân" adlı eserinde Malatya hakkında şöyle der:
“Malatya, Rum diyarından meşhur bir şehirdir ve Şam’a komşudur.”
Yâkût el-Hamevî de "Mu‘cemu’l-Buldân" adlı eserinde Malatya için:
“Rum diyarında meşhur ve bilinen bir beldedir, Şam’a komşudur” ifadelerini kullanır.
Ayrıca şehrin camisinin sahâbîler tarafından inşa edildiğini belirtir.
Bu iki ifade, Malatya’nın Bilâdü’ş-Şam’ın doğrudan bir parçası olmadığını, ancak Şam’a sınırdaş ve komşu olduğunu göstermektedir.
Bu görüş coğrafî açıdan da oldukça makuldür. Zira Malatya, Toros Dağları’nın kuzey tarafında, yani Şam bölgesinin tarihî coğrafî sınırının ötesinde yer almaktadır. Toros Dağları, tarih boyunca Bilâdü’ş-Şam’ın kuzey sınırlarından biri olarak kabul edilmiştir.
Bununla birlikte bazı coğrafya ve tarih âlimleri Malatya’yı Bilâdü’ş-Şam sınırları içerisinde değerlendirmişlerdir.
Nitekim İdrisî, "Nuzhetu’l-Muştâk" adlı eserinde:
“Şam bölgesinin uzunluğu Malatya’dan Filistin Refah’a kadar uzanır" der.
Muhtemelen bunun sebebi, Malatya’nın Şam’ın en uç sınırındaki önemli bir SERHAT şehri olması ve bu nedenle hükmen Şam’a dâhil kabul edilmesidir.
İstahrî ise "el-Mesâlik ve’l-Memâlik" adlı eserinde daha farklı bir açıklama yapar:
“Bazı serhat bölgelerine Şam Serhatları, bazılarına ise el-Cezîre Serhatları denir. Her ikisi de Şam’a dâhildir. Çünkü Fırat’ın ötesinde kalan bütün bölgeler Şam’dan sayılır. Ancak Malatya’dan Maraş’a kadar olan bölgenin el-Cezîre Serhatları olarak adlandırılmasının sebebi, burada el-Cezîre halkının nöbet tutması ve savaşmasıdır. Yoksa bu bölgelerin el-Cezîre’ye ait olması değildir.”
Burada dikkat çekici olan husus, bazı müelliflerin Malatya’yı el-Cezîre bölgesi içerisinde de göstermiş olmasıdır.
Nitekim Şerîşî, el-Harîrî’nin "Makâmât" şerhinde şöyle der:
"Malatya: El-Cezîre’de bulunan, geniş arazileri ve köyleri olan bir beldedir. Rakka’ya elli fersah mesafededir. Rakka ise el-Cezîre’nin ana şehirlerinden biridir.”
Bunun sebebi de muhtemelen Belâzurî ve İstahrî’nin daha önce aktardığı husustur: Malatya’da sınır nöbeti tutan askerlerin önemli bir kısmı el-Cezîre bölgesinden geliyordu.
Nitekim el-Cezîre bölgesinden insanların Malatya’da ribât yapması, sahâbe döneminden itibaren bilinen eski bir uygulamaydı. Bu durum daha sonra Ebû Cafer el-Mansûr döneminde de devam etti.
Belâzurî, "Futûhu’l-Buldân’da" Ebû Cafer el-Mansûr hakkında şöyle aktarır:
"Mansûr, Malatya’ya el-Cezîre halkından dört bin savaşçı yerleştirdi. Çünkü Malatya onların serhatlarından biriydi.”
Dolayısıyla tarihî kaynaklara bakıldığında Malatya’nın statüsü konusunda tek ve tartışmasız bir görüş bulunmadığı görülmektedir.
Bir tarafta Yakubî ve Yâkût el-Hamevî gibi müellifler Malatya’yı açıkça “Rum diyarında, Şam’a komşu” bir şehir olarak tanımlarken; İdrisî gibi bazı coğrafyacılar onu Şam’ın sınırları içerisinde değerlendirmiştir.
İstahrî ise konuyu daha farklı bir çerçevede ele alarak, Malatya’nın Şam serhatları ile el-Cezîre serhatları arasında askerî ve idarî açıdan özel bir konuma sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu nedenle Malatya’yı, tarihî ve coğrafî bakımdan Bilâdü’ş-Şam’ın merkezî bölgelerinden biri olarak değil, Şam’ın kuzeydoğu sınırında bulunan önemli bir serhat şehri olarak tanımlamak daha isabetlidir.
Malatya, Bizans’a karşı İslâm dünyasının en önemli sınır şehirlerinden biri olmuş; farklı dönemlerde Romalılar ve Bizanslılar ile Müslümanlar arasında büyük mücadelelere sahne olmuştur. Şehir çeşitli dönemlerde saldırılara, kuşatmalara ve büyük yıkımlara maruz kalmıştır.
Allah, Malatya’yı fetheden, orada ribât yapan ve İslâm topraklarını korumak için mücadele eden bütün sahâbîlerden, fatihlerden ve mücahitlerden razı olsun.
Evet dostlar, böyle bir şehirde yaşıyoruz. Sahabelerin fethettiği, nöbet tuttuğu, önemsediği, belki birçok sahabenin kabrinin olduğu, nice mücahitlerin yattığı topraklardır burası.
Onun için Malatya’ya gelen sever burayı. Gelmeyen özler, gelmek ister.
Kendi içimizde rekabetimiz ve biraz çekememezliğimiz olsa da, unutmayalım ki bu insanın fıtratında vardır. Nefsin ve şeytanın bu vesvesesini yenen kazanır, yenmeyen ise Allah’ın hükmüne kalır.
Âlimlerin deyimiyle; Malatya’nın toprağı bu tür çekişmelere müsait bir coğrafyadır.
Tarih boyunca Bilâdü’ş-Şam’ın SERHAT şehri Malatya çok kıymetlidir.
Bilen için bugün de aynı kıymeti ve değeri taşımaktadır.
Ne mutlu Bilâdü’ş-Şam’ın SERHAT şehrinde yaşayanlara, kıymetini bilenlere, orada yöneticilik yapanlara...
Malatya’dan Refah'a kadar uzanan "Şam-ı Şirin" topraklarında yaşamak ne güzel!..
İşte böyle!
Belki de beni geri getiren hikâye buydu.
Şam’a komşu olmak, yekvücut olmak, aidiyet hissiyle, Şam ile bütünleşmek ve bu ülkeyi daha güçlü kılmak için...
Yüce Allah'ın kitabı mübininde, İbrahim a.s.'ın duasında buyurduğu gibi:
"Ey Rabbim, nerede olursam olayım beni mübarek kıl"
Fî Emânillâh.
Ebuzer AYDIN
"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"

