27 Eylül, 2026, Pazar
  • DOLAR
    49.01
  • EURO
    56.11
  • ALTIN
    6740.8
  • BIST
    12.899
  • BTC
    84448.665$

Rüya mı gerçek mi? (Karakaya Baraj Gölü ve Fırat Nehri gezisi)

27 Eylül 2026, Pazar 09:02
Rüya mı gerçek mi? (Karakaya Baraj Gölü ve Fırat Nehri gezisi)

Nazım Hikmet, “Saman Sarısı” adlı uzun şiirinin bir yerinde ünlü ressam Abidin Dino’ya soruyor: “sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin”
Abidin Dino da bu soruya şöyle cevap veriyor bir şiirinde: 
“Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
Ne boya…”
Bana da “Karakaya Baraj Gölü Fırat nehri üzerindeki botla gezini anlatabilir misin?” diye sorsanız, 
“Tabi ki anlatırım geziyi,
Buna ne kelime yeterli,
Ne de sayfa…” derdim.
Ne İstanbul Boğazı’ndaki tekne gezisi, ne Kelebekler Vadisi’ndeki paraşütle atlayış, ne de Bodrum koylarındaki gezi hiçbir zaman Fırat Nehri üzerindeki botla seyahatimizin tadını veremez. Çok iddialı ve abartılı bulan okuyucularımın görüşüne saygılıyım, ama müsaade ederseniz Türkiye’de tatmadığım gezi zevki kalmamış, gezmediğim yerler bana küsmüş biri olarak anlatayım, neden Karakaya Baraj gölü diye… 
Hazır mısınız? 
Sabah daha imsak vakti girmeden yola koyulmuşuz, rehberimiz Ömer Velioğlu ile birlikte Arguvan yolu üzerindeyiz ve bot yüklü aracımızın istikameti Karakaya Baraj gölünü gösteriyor. Yaklaşık 60 kilometre sonra, Arapgir yolu üzerinden sağ tarafa toprak bir yola sapıyoruz. Altı kilometre uzunluğundaki stabilize yol üzerindeki Çiftlik köyünü geçtikten sonra Baraj Gölü sahiline ulaşıyoruz. 
Karanlık yerini aydınlığına terk etmek için doğum sancısı çekiyor. Karanlık ile aydınlık arası sabahın koyu mavi renkleri hakim gökyüzüne… Baraj Gölü, siyaha çalan mavisiyle âdete büyülüyor bizi… Çarşaf gibi serilmiş, yumuşacık bir görüntüsü var gölün… Ortalık sessiz, ne balık uyanmış ne de kuşlar… Gezimiz başladığında, botu gölün üstüne saldığımızda, çalışan motor sesi birazdan bu sessizliği bozmuş olacak. Baskil tarafındaki ışıkları yanan köyler derin uykuda… İki şehri Malatya ile Elazığ’ı (Arguvan ile Baskil’i) birbirinden ayıran nehir, bizi, davetli iki misafiri (beni ve Ömer’i) kucağında misafir etmek için sanki sabırsızca bekliyor. En azından biz öyle sanıyoruz. 
Gündüzbeyli Yamagil’in Selver’in oğlu Suat Kaya’ya ait, emanet aldığımız botu bir an evvel şişirip hazırlayıp, kendimizi Fırat Nehri’nin kollarına bırakmak için tatlı bir telaş içindeyiz. Yeri gelmişken söyleyeyim, Suat beni Gündüzbey’de ilkokul sıralarında iken mahallede dövmüştü. Aradan geçmiş yıllar, ben hesabını şimdi soruyorum: 
“Suat beni neden küçükken dövdün?” 
“Alişan abi o yıllar önceydi, çocuktum.” dedi. 
Ben de dedim ki, “Olsun, ben hala hatırlıyorum”.  
“Botu verdik ödeştik” dedi. Böylece Suat’la helalleşmiş olduk. 
Rehberimiz Ömer Velioğlu, tam profesyonel bir gezgin, avcı ve doğa hayranı… İşinin ehli… Güvenilir ve sağlam… Zaten o yüzden Allah’tan aşağı kendimizi Ömer’e emanet ettik. Buraların kurdu olmuş… Yazıhan, Arguvan, Arapgir, Sivas bölgesinde ayak basmadık dağ, dere, göl, orman ve yol bırakmamış… Avlamadığı havyan kalmamış… Avcılığın kitabını yeniden yazan adam… Karakaya Baraj gölünün efendisi, dağların kralı… 
Peki, diyeceksiniz ki, asıl gezi arkadaşın Selahattin-i Eyyubi (Kürün) hazretleri nerede? Onun boynu altında kalmış, hastalanmış o yüzden gelemedi. Sanırım şimdi bu yazıyı okuduğunda, fotoğraflara baktığında çıldıracak ve iyice hasta olacak. 
Ve botumuz hazır. Ya Allah bismillah diyerek botu gölün üzerine saldık, motoru çalıştırdık. İlk defa bir bot üzerinde Karakaya Baraj gölünü gezecek olmanın içimize sığmayan mutluluğunu tarif edecek cümle bulamıyorum. Karadan gölün ortasına doğru açıldıkça, sanki sonsuzluğa doğru, evrenin boşluğunda uçuyormuş gibi hafif hissediyorum kendimi… 
Arkandan bıraktığın hiç kimseyi, hiçbir şeyi, acı tatlı hiçbir olayı düşünmeden, sıfır hafıza ve bilgiyle başlıyorsunuz bu eşi benzeri görülmeyen geziye… Dünyayı satıp çıkıyorsunuz sanki hiç bitmeyecek olan bu yolculuğa… Doğanın içinde, vahşi dağların arasında, masmavi ve buz gibi gölün üstünde sana sadece martılar eşlik ediyor, uzak zirvelerin ve sarp kayaların arasında gezen keçiler selam veriyor, altımızda yüzen balıklar hiçbir şeyden habersiz avlanmayı bekliyor… Saatte 30 kilometre hızla ilerleyen botun üzerinde gölün serin esen rüzgârı hem bedenimizi hem de ruhumuzu okşayıp geçiyor. Etrafımı aç kurtlar gibi seyrediyor, dağlara, göle, kıyılara ve martılara sanki yiyecekmiş gibi bakıyorum. Seyahat boyunca gördüğüm her yeri ve güzelliği iyice içime çekemeden, beynime ve kalbime kaydedemeden geçtiğim için üzülüyor ve fakat biraz sonra önüme çıkan yeni güzellikler ve harika manzaralar ile seviniyorum.
Hareketimizden yaklaşık 700 metre sonra erken denilecek bir vakitte sahile yanaşıp karaya çıktık. Neden? Çünkü 30 kilometre boyunca, ta Keban Barajı gölüne kadar olan mesafede görebileceğimiz en önemli tarihi ve arkeolojik mekânla buluştuk. 
Gölün her iki tarafında da yüksek kayalar ve bu kayaların içinde bulunan mağaralar, delikli taşlar, oyuklar… Kaç yıllık kalıntı, hangi çağdan kalma, kimler yaşamış, nedir neyin nesidir, hiç bilmiyoruz… Ne Malatya cephesi ne de Elazığ tarafında bir araştırma yapıldı mı, onu da bilmiyoruz. Bu kayalara ve mağara içlerine tırmanmak neredeyse imkânsız… Keşfedilmeyi bekleyen göle nazır muhteşem görüntüler… Valilikler, Kültür ve Turizm Müdürlükleri, Belediyeler, Üniversitelerde unvan kapmak için yarışan öğretim elemanları ne iş yaparlar, bilmiyorum. Gölün kenarında tarihi bir hazine yatıyor, kimsenin haberi yok. Tarihçilerimiz, yazarlarımız ne iş yapar, onu da bilmiyoruz. 
Gelin, araştırın, ayağa kaldırın, yol açın, düzenleyin ve turizme kazandırın beyler! Bazı ülkeler uyduruk tarih üzerinden turizme yatırım yaparken bizimkiler ayakta uyuyor. 
Ve burası tamamen terk edilmiş, balık tesislerinin ve hazine avcılarının insafına bırakılmış… Halbuki, bu mağaralar öyle bir turistik su yolu ve yürüyüş güzergahı olur ki, Malatya dünya turizminin en önemli seyahat destinasyonlarından biri haline gelir. Ama ne gelen var ne giden… Türkiye varlık içinde yokluk yaşıyor. Geziden döner dönmez, Malatya Kültür ve Turizm İl Müdürü Çetin Şişman’ı aradım, görevini yapmaya davet ettim. Dur bakalım bir sonuç çıkacak mı?
Mağaraları gezip fotoğrafladıktan sonra botumuza binip son varış noktamız Keban’a doğru hareket ediyoruz. Dört-beş kilometre sonra Arguvan topraklarını geride bırakıp artık Arapgir sınırına girdik. 
Botla yaptığımız Karakaya Baraj Gölü (Fırat Nehri) gezimiz yaklaşık 30 kilometre sürdü. Arguvan Çiftlik sınırında başlayıp Sögütlüçay, Deregezen, Kaynak, Kazanç, Sinikli ve Ballıca köy ve mevkilerini geçip Elazığ’ın Keban ilçesinin Pınarlar köyünde son buldu. Gün yetmediği ve karanlık bastırdığı için Keban Barajı’nın gövdesine sekiz kilometre kala botumuzu karaya çekmek zorunda kaldık. Yani Keban’ı görmek yine nasip olmadı. 
Gezimiz boyunca güneşli ve serin bir hava vardı. Yansıma olduğu için dağların ve kayaların gölgesi gölün üzerine düşüyor ve harika bir görüntü veriyordu. Allah’ın iyi kulları olduğumuz ve doğayı sevdiğimiz için Allah da bize yardım ediyordu. Nereye gitsem, hangi mekânı gezsem işim rast gidiyordu. (Çok şükür) 
Gölün Elazığ tarafında su içmek için dağlardan akıp gelen koyun sürüsü ile karşılaşmamız Allah’ın bize bağışladığı büyük bir lütuftu. Geyikkayası mevkiinde Sinikli köyünden Tekneci Bayram ile karşılaştık, teknesinde kahvaltı yapıp, eski terk ettiği balık çiftliğine gittik. Orada hayatımda ilk defa gerçek anlamda, rol icabı olmadan balık tuttum. Hayatımın ilk ve tek balığını Tekneci Bayram’ın terk edilmiş mekânında tuttum. 
Rehberimiz Ömer bana, oltayı nasıl kullanacağımı tarif etti, ben de çok zeki olduğum için, iki dakikada öğrendim ve “Ya Allah bismillah” diyerek göle savurdum. İlk atışta tutamadım ama ikinci atışta oltanın ucunda sevimli bir alabalık görünce sevinçten nara attım. Şimdi balığın kanı buna bulaştı ya, söylenene göre bende daha sönmeyecek olan bir ateş tutuşmuş ve ben hergün balığa gitmek isteyecekmişim. 
Ertesi günü sabah kalktığımda Ömer’i aradım, “Hadi gardaş balığa gidelim!”…
Laf balıktan açılmışken, Baraj gölü üzerinde kurulan balık üretme çiftlikleri hakkında büyük bir parantez açmamız lazım… 30 kilometrelik göl hattı üzerinde 20’nin üzerinde irili ufaklı, aktif ya da terk edilmiş alabalık üretme çiftliklerine rastladık. Bu çiftlikler bir yandan üretim yapıp ülke ekonomisine katkı sağlarken gölü ve çevreyi kirletmemesine de dikkat etmek gerekiyor. Tekneci Bayram’ın anlattığına, bizim de gözlemlerimize göre göl ve çevresinin kirletilmekte olduğu anlaşılıyor. Tekneci Bayram, ayrıca balık ve diğer kara hayvanlarını avlamak üzere ya da gezinti amaçlı gelenlerin geride büyük bir çöp yığını bıraktıklarını söyledi.  
Baraj Gölü ve çevresi Malatya ile Elazığ için büyük bir nimet… Göl ve çevresi muhteşem güzellikler ve manzara barındırıyor. Buraları korumak, planlı gelişmesini sağlamak, kontrollü ve korunaklı bir şekilde turizme açmak vatan borcudur. Bilhassa Arguvan Çiftlik köyü alanındaki mağara ve harabeleri acilen sit alanı ilan etmek birinci görevimiz olmalı… Baraj gölü ve çevresindeki yaban hayatını bilinçsiz avcıların, hazine arayıcıların, doymak bilmez üreticilerin tasallutundan kurtarmalıyız.  
Bu vesileyle şunu da üzülerek ifade etmeliyim ki Baraj gölündeki su seviyesi büyük tehlike arz edecek boyutta ciddi manada düşmüş bulunuyor. Küresel ısınma, su yönetimindeki zaaflar, bilinçsiz kullanma gibi sebepler yüzünden baraj gölü yok olmak üzere… Gölün etrafındaki kayalarda suyun daha önceki seviyesinin izleri bulunuyor. Şimdiki su seviyesi ile yıllar önceki su seviyesi arasında nerdeyse üç metre mesafe bulunuyor. Yani mevcut nehir suyunun iki katı su eksilmiş… Tehlike çanları çalıyor. Kuraklık kapımızda… Felaket bizi bekliyor. 
İnsanoğlu gezip dolaşınca, seyahat edince memleketin her yerinin ne kadar güzel ve cennetten bir köşe olduğunu anlıyor. Biz de Karakaya Baraj Gölünü gezip dolaştık, gördük ki ne güzelliklere sahipmişiz de haberimiz yokmuş… Fakat bir o kadar da üzüldük, çünkü bu güzellikleri koruyamıyoruz, sahip çıkamıyoruz. 
Rehberimiz Ömer’le yaptığımız bot gezisi yaklaşık 30 kilometre ve 17 saat sürdü. İnanın bu sürenin nasıl geçtiğini anlayamadık. Sanki 17 dakikalık bir rüya gibiydi… Tadı damağımızda kaldı… Ve Elazığ Keban sınırlarından karaya çıkıp bizi bekleyen araçla Malatya’ya dönerken sözleştik: “En kısa zamanda yeniden gelelim”
Balıklar mı?
Rehberimizin gözü gönlü tok, tuttuğumuz bütün alabalıkları bana verdi. 
Güzel mekânları güzel insanlarla gezeceksin, Selahaddin-i Eyyubi gibi, Ömer Velioğlu gibi… 
Teşekkürler Ömer, sağolasın Suat Kaya… 
Abidin Dino’nun dediği gibi Karakaya Baraj Gölü, Fırat Nehri ve çevresini anlatamadım, ne kelimeler yetti ne de sayfalar…

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.