220 Yıl Önce Trablusgarp'ta, Bugün Ankara'da
27 Eylül 2026, Pazar 08:24
Bugün Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasındaki ilişkilere baktığımızda dikkat çekici bir tablo görüyoruz.
ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan övgüyle söz ediyor.
Erdoğan’ı güçlü bir lider olarak tanımlıyor. Kendisine büyük saygı duyduğunu söylüyor. İki ülke arasındaki ilişkilerde doğrudan lider diplomasisine önem veriyor.
Trump’ın, Cumhurbaşkanımız Erdoğan için “güçlü bir lider” demesi, saygı duyduğunu ifade etmesi tesadüf değildir.
Çünkü Amerika’nın Türkiye ve Türklerle ilgili hafızası yeni değildir.
Bunun için yaklaşık 220 yıl geriye gitmek gerekiyor.
Yıl 1801
Amerika Birleşik Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında bir savaş başladı.
Bu savaş 1805 yılına kadar devam etti.
Bu, Amerika’nın kendi sınırları dışında giriştiği ilk büyük savaş olarak tarihe geçti.
Amerikalılar, Amerikan donanmasının Akdeniz’e girebilmesi karşılığında Trablusgarp Valisi ve Osmanlı hâkimi Yusuf Paşa el-Karamanlı’ya verilen vergi ve harç niteliğindeki ödemeleri yapmak istemedi.
Bunun üzerine Trablusgarp Valisi Yusuf Karamanlı Paşa öfkelendi.
Amerikan’ın Trablus’taki konsolosluk binasında bulunan Amerikan bayrak direğinin kırılmasını emretti.
Amerikan konsolosu da aşağılandı ve şehirden kovuldu.
Bunun üzerine Amerika Birleşik Devletleri’nin üçüncü Başkanı Thomas Jefferson, Amerika’ya yapılan bu hakarete karşılık vermek üzere Amerikan donanmasını Trablusgarp’a gönderdi.
Amaç, Trablus Valisi Yusuf Karamanlı’yı cezalandırmaktı.
Deniz savaşı başladı.
Ancak savaş kısa süre içerisinde Amerika açısından büyük bir sıkıntıya dönüştü.
Amerikan filosu kuşatıldı.
Amerikan donanmasının en büyük gemilerinden biri olan Philadelphia ele geçirildi.
Gemide bulunan 300’den fazla denizci esir alındı.
Amerikalılar gemiyi geri alamayınca casuslar gönderdi.
Philadelphia’yı ateşe verdiler.
Amerikan donanmasının önemli savaş gemilerinden biri böylece kendi elleriyle yakılmış oldu.
Fakat Amerikalılar bununla da yetinmedi.
Trablus Valisi Yusuf Karamanlı ile Mısır’da bulunan kardeşi Ahmed Paşa el-Karamanlı arasındaki anlaşmazlığı kullanmaya çalıştılar.
Ahmed Paşa’ya para ve çeşitli vaatlerde bulunuldu.
Kendileriyle ittifak yapması istendi.
Karşılığında Trablus yönetiminin kendisine bırakılacağı vaat edildi.
Amerikalılar böylece sadece denizden değil, içeriden de Yusuf Karamanlı Paşa’yı sıkıştırmaya çalıştı.
Ardından doğu Libya’daki Derne şehrini ele geçirmek ve Trablusgarp üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla bir kara harekâtı hazırladılar.
Amerikan kuvvetleri, Ahmed Karamanlı ile birlikte Mısır’dan başlayarak çölü aşıp Derne şehrine ulaştı.
27 Nisan 1805’te Derne’ye saldırı başladı.
Amerikan Deniz Piyadeleri, tarihlerindeki ilk defa yabancı kara savaşlarından birine burada girdi.
Amerikan bayrağı ilk kez yabancı topraklarda bir savaş sırasında göndere çekildi.
Fakat savaşın sonu Amerika’nın istediği gibi olmadı.
Derne’nin ele geçirilmesinin ardından Yusuf Karamanlı üzerindeki baskı arttı.
Amerika, Trablus’a doğru ilerlemeyi planlıyordu. Ancak bunu başaramayınca sonunda masaya oturdu.
1805 yılında anlaşmaya varıldı.
Yusuf Karamanlı iktidarını korudu.
Amerika ise Trablusgarp'la barış yapmak zorunda kaldı.
Bu savaşın hatırası bugün bile Amerika’da yaşıyor.
Amerikan Deniz Piyadeleri’nin meşhur marşında hâlâ şu ifade yer alıyor:
“From the Halls of Montezuma
To the Shores of Tripoli...”
Yani:
“Montezuma’nın salonlarından Trablus kıyılarına kadar...”
Peki bugün ne değişti?
Yaklaşık 220 yıl sonra Amerika’nın Başkanı Donald Trump, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yakın bir ilişki kuruyor.
Trump, Erdoğan’ı güçlü bir lider olarak görüyor.
Onunla doğrudan konuşuyor.
Türkiye’nin bölgesel ve küresel ağırlığını dikkate alıyor.
Çünkü devletler sadece bugünü değil, geçmişi de bilir.
Tarih devletlerin hafızasıdır.
220 yıl önce Amerikan askerleri Trablusgarp kıyılarında Türk-İslam dünyasının karşısına savaşmak için çıktı. Ama yenilgi üstüne yenilgi yaşadı.
Bunu bilen Amerika’nın Başkanı bugün Ankara’da Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ile masaya oturuyor.
Bu değişim bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Savaş meydanında karşı karşıya gelmektense, güçlü devletlerle masada anlaşmak daha akıllıcadır.
Ve belki de Trump’ın Türkiye’ye, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a ve Türk milletinin bölgesel ağırlığına yaklaşımını anlamak için yalnızca bugüne değil, 220 yıl önce Trablusgarp’ta yaşananlara da bakmak gerekir.
Ancak, tarih tekerrürden ibarettir.
Dış güçler, 220 yıl önce Trablusgarp valisine karşı Mısır’daki muhalif kardeşini nasıl kullandıysa, bugün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a karşı da dava ve yol arkadaşlarını kullanmaya çalıştılar.
Yine muvaffak olamadılar. Bugün bunu gören ve 220 yıl öncesini bilen Trump, aynı hatayı tekrar etmek istemiyor.
Bu da Türkiye’nin nereden nereye geldiğinin en belirgin işaretidir...
Siz siz olun içimizdeki Mecusi sevicilerine, acem kölelerine, İran muta çocuklarına bel bağlayan ne siyasi partileri, ne liderlerini, ne de sosyal medyadaki sinekleri kafaya takmayın. Herkes görevini yapıyor. İhanet içinde olanlar, ya bir gün ihanetlerinden dönerler, ya da devletimiz onların da hakkından gelir...
Allah devletimizi ve milletimizi güçlü kılsın. Dünyaya adalet dağıtan imparatorluğun yeniden varisi kılsın.
Adil bir dünya için yeni Türkiye'ye dünyanın ihtiyacı vardır.
Rabbim nasib eylesin...
Fî Emânillah.
Ebuzer AYDIN
"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"

