Sayın Cumhurbaşkanım, Tabanın Sesini Duyun!
04 Ekim 2026, Pazar 13:38
Sayın Cumhurbaşkanım,
Yıllardır AK Parti'ye gönül vermiş, sizin liderliğinizde bu hareketin nice badirelerden geçerek bugünlere gelmesine şahit olmuş insanların adına yazıyorum.
Fon krizini herkes konuşuyor.
Ben bu krizinin ardından ortaya çıkan siyasi tabloyu konuşacağım.
Fatma Betül Sayan Kaya'nın istifasını ve ardından Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına getirilen Prof. Dr. Hülya Terzioğlu'nu...
Kaya'nın istifası siyasi açıdan önemli bir davranıştır. Hakkındaki iddiaların doğruluğuna elbette hukuk karar verecektir. Fakat siyasi sorumluluk alarak görevinden ayrılması, üzerinde ayrıca durulması gereken bir tavırdır.
Peki, yerine neden Hülya Terzioğlu?
İlahiyatçı, kelam akademisyeni, kadın ve toplumsal cinsiyet konularında çalışmaları bulunan, geçmişinde KADEM Sakarya kurucu temsilciliği olan feminist, felsefeci, aklı naklin önüne alan bir isim.
Elbette akademik birikimi ve şahsı tartışma konusu değildir. Fakat artık mesele şahsi değildir. Çünkü kendisi AK Parti'nin Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısıdır.
Dolayısıyla temsil ettiği sosyal politika anlayışı, milyonlarca AK Parti seçmenini ilgilendirir.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Ankara'da belki çok fazla duyulmuyor ama tabanda ciddi bir rahatsızlık var.
Sosyal medya bunun açık göstergesi.
İnsanlar soruyor:
“AK Parti nereye gidiyor?”
“Bizim değerlerimiz ne olacak?”
“Aile politikamız hangi istikamete evriliyor?”
“Kadın haklarını savunmakla aile yapısını zayıflatabilecek anlayışlar arasındaki sınır nerede?”
AK Parti'nin gücü sadece teşkilatlarından, milletvekillerinden veya Ankara'daki kadrolarından gelmedi.
Bu hareketin asıl gücü, Anadolu'daki muhafazakâr, dindar, vatansever milyonların gönül bağından geldi.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Fatma Betül Sayan Kaya'nın istifası gerçekten sadece fon krizinin siyasi sonucu muydu, yoksa bu kriz aynı zamanda AK Parti'nin sosyal politikalar kadrosunda bir değişiklik yapmak için değerlendirilmiş bir fırsat mıydı?
Çünkü bir kadro değişikliğinin arkasındaki tercih, bazen o partinin istikametini de gösterir.
Son yıllarda kadın hakları, kadın istihdamı, kadına pozitif ayrımcılık, kadın beyanı diye diye ne aile, ne erkeklik ne de babalık kurumu bıraktık!
Bütün bunlar için kadim tarihimiz ve inanç değerimiz yeterli değil miydi ki, son 15 yıl içinde aileyi yerle yeksan eyledik?
Bizdeki kadın ile Avrupa'daki kadın mefhumu tamamen ayrıdır. Bizde kadın annedir, eştir, kardeştir, evlattır. Avrupa'da bu değerlerin hiç birisinin kıymetiharbiyesi yoktur. O nedenle medeni sandığımız vahşi batı, olmayan kadın haklarını, yasalarla getirmeye ve koruma altına almaya çalışıyor.
Bizim bütün hayatımız, yasalarımız, her şeyimiz "ANA" üzerine kurulmamış mı?
Ana, her şey değil mi?
Ana, her şeyin başı değil mi?
Cennet anaların ayağının altında değil mi?
Analar emanet değil mi?
Peygamberin ümmetine en son vasiyeti kadınlar değil mi?
Nedir son yirmi yılda bu ülkenin başına getirilenler?
Nedir bu dağılan yuvalar?
Nedir bu evlenmeyen gençler?
Nedir bu doğumdaki tarihi düşüş?
Nesil kayboluyor...
Aile yılı diyoruz, yılın sonunda ellerinden hakları ve velayeti alınan babalar, dağılan aileler...
Kadın hakları diyoruz, babaları tapulu evlerinden dışarı atıyoruz...
Kadının beyanı diyoruz, nicelerini haksız yere cezaevlerine koyuyoruz...
Nafaka diyoruz, sevgilisine kocasını sponsor ediyoruz...
Allah çocukların velayetini babaya vermiş, biz zorla kadına veriyoruz...
Biliyoruz ki kadın ıslah olursa toplum ıslah olur. Kadın ifsad olursa toplum ifsad olur, helak olur. Yine de kadını ifsad eden yasalarını çıkarmaktan geri durmuyoruz.
Kadın hürriyeti adı altında kadınları sokaklara döktük. Şimdi toplayamıyoruz!
Baba, gece yarısı eve gelen kızına “Neredesin?” diye soramıyor!
Bekâret mefhumu eskide kaldı!
Sevgilisi olmayan genç kalmadı!
Metresi olmayan insan yok!
Saymakla bitmeyen haram serüveni...
Medeniyetimizde kadın hakkı ile aile kurumu birbirinin düşmanı değildir. Biz düşman ettik...
Yanlış olan bir davranışı sırf kadın yaptı diye doğru kabul etmek, aileyi korumak değildir...
Aileyi çağın ideolojik tartışmalarına teslim etmek doğru değildir...
Genel Başkan Yardımcılığına getirilen kadının iki tane sohbetinden kısa kesitler izledim. Eğer Hristiyan bir kadın, ya da CHP'li bir kadın olarak bu açıklamaları yapsaydı kıyameti koparırdık.
Ama her ne hikmetse, yanlış açıklamalarını, dini tahrifini, Kur’an’ı yanlış anlatmasını ödüllendirmişiz!.
Yok mu bu ülkede İslam’a göre inanan, Kur’an’a göre yaşayan bir akademisyen kadın?
İlla feminist mi olmalı?
İlla KADEM’in içinden mi olmalı?
İlla Allah ve Resulü’ne savaş açan mı olmalı?
Peki böylesini seçtiniz, bari buna uygun kılık kıyafeti olsun!
Neden başörtülü biri tercih ediliyor?
Neden ilahiyatçı deniliyor?
Kelam ilmi ve felsefe ilahiyat mı?
Neden bu feministlerin ön kimlikleri ilahiyatçı oluyor?
Bu millet, bir asırdır kursağında bırakılan imanını, ahlakını, iffet ve namusunu korumak için 25 yıldır bizi tercih ediyor. Ama biz hiç birisinin yapamadığını kademe KADEM’e yaptırdık!!!..
Feminist, bu ülkenin değerleriyle ortak bir yanı olmayan, tarihi mirasımızla, medeniyetimizle taban tabana zıt bir kadın derneği bu kadar mı önemli!..
Atanan üst düzey yetkililer, Bakanlar, Genel Başkan Yardımcıları İlla da bu dernekten mi olmalı?!.
Kuruluşundan bugüne kadar saçını süpürge eden, evin yolunu unutan, ayaklarına karalar düşsede dava diyerek kapı kapı dolaşan, yüz binlerce kadın içinde varsa yoksa bu feminist dernek mi?
Kim bunlar, Allah aşkına?
Bu partiye, bu harekete ne faydaları var?
Koruma altına alınan, özel yer tahsis edilen, kendilerine milyonlar aktarılan bu kuruluş bu millete mi hizmet ediyor?
Sayın Cumhurbaşkanım,
Siz siyasette akademisyenlere olumlu bakmıyordunuz. Onlar için siyaset bir sıfır geriden başlıyordu. Şimdi ne değişti de felsefeci, KADEM’li kadınlar söz sahibi oluyorlar!?.
Kadın atamalarla kadının onuru korunmuyor, aile korunmuyor, iffet namus korunmuyor, kadının değeri korunmuyor, iman ahlak korunmuyor, devlet korunmuyor, nesil korunmuyor...
Sayın Cumhurbaşkanım,
Siz Anadolu'nun sesini Ankara'ya taşıyarak siyasete girdiniz.
Bugün Ankara'nın Anadolu'nun sesini yeniden duymaya ihtiyacı var.
Tabandan AK Parti'ye tepkiler büyüyor. Gün gelir bu önü alınamaz büyük bir çığa dönebilir.
Lütfen önceki iki seçimin bize söylediklerine bakın!
Abdestinizi tazeleyin dedi millet.
Bu gidişle boy abdesti alın diyecektir...
Bugün halkın sesini, tepkisini “sosyal medya gürültüsü” olarak görürseniz, yarın sandıklar açıldığında sonucu değiştiremezsiniz...
O ses şunu söylüyor:
“Biz AK Parti'nin değişmesini değil, değerlerinden kopmasını istemiyoruz.”
Benim de ulaştırmak istediğim asıl mesaj budur.
Çünkü mesele bir genel başkan yardımcısının kim olduğu değildir.
Mesele, AK Parti'nin istikametidir, temsil ettiği düşünülen anlayışın AK Parti'nin geleneksel muhafazakâr tabanıyla nerede buluştuğudur.
Hülya Terzioğlu'nun şahsına karşı bir düşmanlığımız yoktur. Onun gibi nicelerini gördük. Gidip dönmeyeni var, sırasını bekleyeni var!..
Allah bu davanın, bu dinin, bu ülkenin ve bu milletin sahibidir. Bir şey dilemişse, her şeye rağmen olacaktır.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Bugün sizden beklenen, tabanın sesini duymanızdır.
Bu hareketi bugünlere getirenler yalnızca Ankara'daki yöneticiler değildir.
Mahallesinde sizin için çalışan kadınlardır.
Çocuğunuza, ailenize dua eden annelerdir.
Sandık başında görev yapan gençlerdir.
Davasına inanarak yıllarca teşkilatlarda emek veren insanlardır.
Ve onların ortak bir beklentisi vardır:
AK Parti değişebilir, yenilenebilir, kadrolar değişebilir; ama değerleri kaybolmasın.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Bu açık mektubu bir muhalif olarak değil, tabanın içinden gelen bir ses olarak okuyun.
Çünkü bazen en yakın dostun söylediği rahatsız edici söz, en uzak kişinin alkışından daha değerlidir.
Mesele AK Parti’nin istikametidir. Anadolu konuşuyor, ben de o sesin duyulması için yazıyorum. Derdimiz ne Hülya Terzioğlu ne de bir başkası.
Hayal ettiğimiz hedeflerimiz var. Ramak kaldı derken, kursağımızda kalmasın. Dünya gözüyle bir kere görelim...
Fî Emânillah.
Ebuzer AYDIN
"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"

