dore okulları
Malatya
23 Temmuz, 2024, Salı
  • DOLAR
    32.83
  • EURO
    35.68
  • ALTIN
    2536.7
  • BIST
    11163.08
  • BTC
    66459.54$

Üçüncü Dünya Savaşı

26 Haziran 2024, Çarşamba 09:49
Üçüncü Dünya Savaşı

Gündemdeki sorulardan biri üçüncü dünya savaşı çıkar mı? 

Bu konuda öncelikle altı çizilmesi gereken şey tarihte yaşanan savaşlarla ilgili adlandırma sonradan yapılır. Yani her iki dünya savaşı da önce iki devlet arasında başlamış ve sonrasında yaşanan gelişmelerle yayılarak dünya savaşı şeklinde ifade edilen bir felakete dönüşmüştür. Savaşları hissedenler bile büyüklüğünü ve süresini tahmin edemediler. Düşünün Birinci Dünya Savaşı’nın zayıf devletlerinden biri olan Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Savaşı’nı kazanacağını ve bunun sonucu olarak Rusya’da bir devrim yaşanacağını kim bilebilirdi?

İkinci önemli konu ise tarihte savaşlar ya güçlü bir devletin dengi veya daha küçük bir devlete saldırması (bunun nedeni fetih, ilhak ya da sömürgecilik olabilir fark etmez) ile başlamıştır ya da büyük güçler arasındaki dengenin bozulması nedeniyle bir sistem savaşı olarak kendini göstermiştir. Bu bakımdan her iki dünya savaşı Avrupa’da büyük güçler arasında denge arayışına matuf Avrupa merkezli bir sistem savaşı olmuştur. 

İkinci Dünya Savaşı’nın yaygınlığı ve tahribatı ise o kadar büyüktü ki diğerlerine kıyasla savaştan daha güçlü çıkan iki devlet yani ABD ve Sovyetler Birliği uluslararası sistemin iki kutbunu oluşturmuştur. Bu yapılanmanın arkasındaki en önemli itici güç kapitalizm-komünizm rekabetine dayanan bir ekonomik hâkimiyet mücadelesidir. Her iki ekonomik sistemin siyasi taşıyıcı olan demokrasi-sosyalizm ise bu mücadelenin politik yanını oluşturur. 

1990 yılında Sovyetler Birliği dağılınca bu iki kutuplu yapılanma da sona erdi. Fakat bu dağılmanın ardından büyük güçler arasındaki denge ve ilişki bir türlü sistematize olamadı. Tarihte hep olan şey, uluslararası sistemin yaygın bir savaşın ardından ortaya çıkması iken 1990’dan günümüze kadar yaygın bir savaş çıkmadığı için belirgin bir sistemden de söz etmek mümkün değil. 

Burada ilginç olan şey daha önce savaşlara neden olan dengesizlik bu kez neden büyük güçler arasında bir savaş çıkartmadı sorusudur. Bu sorunun cevabı zamanın ve koşulların artık değişmiş olmasıdır. Ayrıca Avrupa’da ki büyük devletler İkinci Dünya Savaşında yaşanan dehşetten o kadar büyük bir ders çıkarttılar ki tekrar böyle bir yola sürüklenmemek konusunda sosyal ve politik refleksleri oldukça sağlam hale geldi. Buna ek olarak devletler arasındaki mücadelenin yerini artık sosyo-ekonomik tabakalar arası mücadeleye bıraktığını, bu nedenle günümüzün ticaret ve finans devletleri arasındaki gerginliğin bir savaşa dönüşme riski oldukça düşük olduğunu söyleyebiliriz. Zira geçmişte yaşanan her iki dünya savaşı büyük güçleri zayıflatarak her defasında sıralamanın değişmesine, hatta İngiltere gibi küresel bir gücün bile küme düşmesine neden olmuştu. Günümüzün ekonomik ve askeri devleri olan ABD ve Çin ise özellikle ekonomik güçlerinin kritik sınırında. Yaygın bir savaş bu ülkelerin küresel ve bölgesel hâkimiyetlerini riske atar veya sonlandırabilir. 

Tüm bunlara ek olarak diğer devletler de artık eskisi kadar edilgen değil. Afrika’nın eski sömürge devletleri, Orta Asya’nın mahkûm ulusları, Ortadoğu’nun rantiyer devletleri artık uluslararası politikaya kendi başlarına dâhil olabiliyorlar. 

Dolayısı ile Batı’nın büyük güçleri arasında bir savaş çıkması veya bir bölgede yaşanan savaşın yaygınlık kazanarak bir dünya savaşına dönüşmesi ihtimali bana göre oldukça düşük. Buna karşın Azerbaycan-Ermenistan, Rusya-Ukrayna, Suudi Arabistan-Yemen, İsrail-Hamas arasında yaşanan şekliyle orta ve küçük güçler arasında lokal savaşlar mümkündür ve devam edecektir. Zira büyük ülkelerin büyük silah sanayilerinin ayakta kalması lazım. Ayrıca bu ülkeler otokrat liderler tarafından yönetildiğinden kontrollü bir savaş dikkatleri iç politikadan dış politikaya çevirerek kötü yöneticilerin iktidar sürelerinin uzamasına neden oluyor. 

Hali hazırda üçüncü dünya savaşı çıkabilir mi endişesine sebep olan ülke ise Rusya’dır. Zira Rusya nükleer bir güçtür ve başında ise her şeyin ağzına baktığı otoriter bir yönetici mevcut. Rusya Ukrayna’ya yaptığı saldırının nedenini Sovyet Sonrası bağımsızlıklarını tanıdığı ülkelerle yapmış olduğu anlaşmalara dayandırırken Batının Ukrayna’ya olan desteği bir vekalet savaşı örneğidir. Bunu Rusya da Suriye ve Libya’da yapıyor. Fakat Ukrayna’da bu kez kendisi bir anaforun içine sürüklendi. 

Rusya mevcut kapasitesi ve konumu itibariyle Ukrayna karşısında bir yenilgiyi kabul etmeyecektir. O nedenle Batı sürüncemede kalan bir savaş ile gerek Rusya’nın ve gerekse Putin’in yıpranmasını beklemektedir. Bu sırada yaşanan kimi atraksiyonların Rusya’nın Batı’ya mesajlarından çok Kafkas bölgesindeki uluslara ve iç politikaya yönelik olduğunu düşünüyorum. Zira diktatörler için bile hayat çok zordur. 

Başka bir korku Çin ile ilgili. Çin’in puslu havadan istifade ile Tayvan’ı yani resmi adıyla Çin Cumhuriyetini ülkesine katma ihtimali Güney Doğu Asya’yı hareketlendirebilir. Evet Çin Tayvan konusunda agresif bir politika izliyor fakat böyle bir harekat Çin’in uluslararası boyutta izlediği ekonomik güç üzerinden küresel bir güç olma stratejisini baltalayacaktır. O nedenle Çin bölgeyi gergin tutsa da böyle bir atraksiyona girmeyeceği düşüncesindeyim. 

Son olarak İsrail’in Ortadoğu’yu kan gölüne çevirme ihtimalini ise Netanyahu’nun iç politikada yaşadığı gerilimler nedeniyle zayıf görüyorum. Savaşı sürekli körükleyen, ekonomik ve politik açıdan başarısız Netanyahu’nun hakkından İsrail_Hamas savaşının bu şekilde tırmandırılmasından rahatsız olan İsrail kamuoyu gelebilir. 
İran’ın bölgesel bir savaşa girmesi ihtimali de bana göre zayıftır. Zira molla rejimi içeride oldukça sıkışmış durumda. Bölgesel bir gerginlik dikkatleri dışa çekecek olsa da bir savaş durumunda molla rejimi düşebilir. Bence İran yönetimi bunun korkusunu yaşıyor. 

Suudi rejimi ve Körfez ülkeleri ise Batı’da ki konumunu bir boşluğa ve belirsizliğe sürüklemiş olan Türkiye’den geriye kalan alana yerleşmek arzusunda fakat bu estetik operasyonlarla olacak iş değil tabi. 

Özetle evet her zaman olduğu gibi dünya gerginlikler içinde yaşıyor. Geleceği ise kim bilebilir? Zira uluslararası alanda her şeyi düzene sokan ya da kontrol altına alacak olan bir üst otorite mevcut değildir. Ayrıca stratejinin karakteri aslında öngörülemezliktir. Çünkü çok sayıda aktör ve olgu mevcut. En önemlisi de her şeye hâkim olduğunu sanalar aslında hiç bir şeye hâkim değiller. Hepimiz bir istikamete doğru giden trenin içinde istediğimiz gibi dolaşabilecek kadar özgürüz. 
 

Yorumlar

  • yorum avatar
    Ahmet Sayın
    28-06-2024 18:25

    Güzel bir yazı

  • yorum avatar
    Soner ç.
    28-06-2024 00:25

    Çok faydalı bir makale teşekkürler hocam

  • yorum avatar
    Yalcin Ozkutuk
    26-06-2024 11:30

    Derli toplu, anlaşılır ve net bir analiz. Sonuçta bu işin doğrusu veya yanlışı yok. Önemli olan resme yönelik ayağı yere basacak şekilde konusabilmektir. Tedekkurler hocam

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.