Siyasetin Finansmanı…
01 Haziran 2026, Pazartesi 10:11
Geçen hafta Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Dairesi “Cumhuriyet Halk Partisinin 2023 yılında yapılan kurultayda bazı delegelere menfaat sağlandığı gerekçesi (Ankara ve İstanbul Asliye Ceza Mahkemelerinde görülmekte olan ve henüz sonuçlanmamış 2 davadaki savcılık iddianamesi ve dosya içinde yer alan belgeler ışığında) ile kurultayın sakatlandığına (aynı gerekçelerle 2023 tarihli İstanbul Kongresi içinde) hükmederek Yargıtay yolu açık olmak üzere ve 2023 kurultayına götüren eski yönetim kademelerini de mahkeme kararı kesinleşinceye kadar tedbiren göreve getirilmesine karar vermişti.
Fakat geçmişte İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne ilki 2 Mayıs, ikincisi 22 Kasım 2011 tarihlerindeki düzenlenen iki operasyonla başlatılan 130 sanıklı Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu “örgüt lideri” iddiasıyla 397 yıl hapsinin istenmiş ve tüm sanıkların beraatıyla sonuçlanmış. Ceza davalarında savcılık makamının talebi doğrultusunda dava sonuçlanmayabilir.
Konunun hukuki sonuçlarını değerlendirmeyi daha sonraya bırakarak bu yazımda önce 2023 kurultayına götürüp kendi düzenlediği kurultayda seçimi kaybeden ve geçen haftada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Dairesi tarafından görevlendirilen Genel Başkan; 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 6’lı masanın Cumhurbaşkanı adayı olarak adı geçtiğinde; masada bulunan İYİ Partinin seçilebilecek aday olmalı itirazı üzerine CHP dışındaki 5 Partinin Genel Başkanları Cumhurbaşkanı Yardımcısı olmasına ilave olarak İstanbul ve Ankara Belediye başkanlarının da Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak Hükümette yer almasına 1. Tur öncesi karar verilmişti.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde İlk turda hiçbir aday %50 oyu aşamayınca 2. Turda 6’lı masaya Zafer Partisinin de katılımı ile %48 oy alınarak seçim kaybedilmişti.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tur sonuçlarıyla ilgili 29 Mayıs 2023 tarihinde açıklama yaparak, “Unutmayın değişmeyen tek şey, değişimdir. Her sahada her ortamda değişim. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç asla beklemeyeceğiz artık. Türkiye’nin şimdi hızlıca normalleşmeye ve gerçek sorunlarına çözüm bulmaya ihtiyacı vardır. Bugün, büyük hayal kırıklığı yaşayan on milyonların olduğunun farkındayım” diyerek değişim için CHP’nin dava konusu olan Kurultayına (çevrimiçi toplantıları da basına sızmıştı) toplantılar yaparak hazırlandılar.
Bütün İlçe ve İl örgütlerinin kongreleri Sayın Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığında Seçim Kurullarının kontrolunda yapıldı. Kasım 2023’de yapılan Kurultay da Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun açılış konuşması ile başlamış. Kurultayda Genel Başkanlık için Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP Meclis Grup Başkanı Özgür Özel adaydı. 2 Genel Başkan adayın önerisi doğrultusunda kurultayı yönetmek üzere divan başkanlığına Ekrem İmamoğlu aday gösterildi. Divan başkanlığı için yapılan oylama sonucu Ekrem İmamoğlu delegelerin oyları ile divan başkanı seçildi.
Yüksek Seçim Kurulu gözetiminde yapılan seçim sonrası Genel Başkanlık Mazbatası Özgül Özel’e verildi.
CHP Mart 2024 yapılan yerel seçimlerde 1. Parti olması sonrası erken seçim talebi ve Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için sandıkta oylama yapılması üzerine Mart 2025 Örgüt lideri olarak tutuklanması durumuna ilişkin Bülent Arınç’ın "Siyasette erken öten horozun başını keserler" ifadesini kullanarak; İmamoğlu'nun adaylığını erken açıklamasının hedef haline gelmesine yol açtığını, tutuksuz yargılamanın esas olması gerektiğini öne sürerek 12 Eylül döneminde kendisinin de yargılanmasının tutuksuz yapıldığını örnek olarak belirtmiştir.
Bayramın 4. Günü Kemal Kılıçdaroğlu parti bayramlaşması için gelen topluluğa yaptığı konuşmasında; “Cumhuriyet Halk Partisi'nin şerefli delegelerini pavyon masalarında pazarlık konusu yapanların, Mustafa Kemal'in partisini mahkeme kapılarına düşürüp itibarımızı ayaklar altına almaya çalışanların maskesini vaktinde indiremediğim için sizlerden özür diliyorum. Halkın belediyesinde, yetimin hakkına göz dikip rüşvete, talana bulaşan o rüşvetçi belediye başkanlarını bu partiden söküp atamadığım, onları tek tek ayıklayamadığım için sizlerden, örgütümden ve tarihi önünde Hakk deryasından özür diliyorum. Benim temiz niyetimi, bu ülkeye olan sevdamı sırtımdan hançerlenmek için kullananları göremedim. Hakkınızı helal edin ve beni affedin.”
Türkiye'de siyasetin ahlakla mı, parayla mı, hukukla mı, operasyonla mı, millet iradesiyle mi, aparatlar üzerinden mi şekilleneceği meselesi olduğunu ileri sürerek “Bir partinin delegesinin iradesi şaibeli hale gelirse milletin iradesine duyulan güven sarsılır ve derin bir yara alır. Bir partinin yönetimi ahlaki meşruiyet sorunu yaşarsa o partinin Türkiye'de demokrasi vadetmesi de imkânsız hale gelir. Temiz, tertemiz bir kurultay yapacağız. Partililerimiz, partimizin güvenli limanını işaret ve inşa edecek, o güvenli limana hep beraber gideceğiz, doğru düzgün bir limana gideceğiz. Ben değil kardeşlerim, güvenli limanı sizler inşa edeceksiniz ve o sandıktan kim çıkarsa partinin meşru, hukuki lideri olacaktır, başımızın tacı olacaktır.
418 milyar dolar kavgamıza, güçlendirilmiş parlamenter sistem mücadelemize, tüyü bitmemiş yetimin hakkını sömüren beşli çetelerde dinlesin. Sokaklarımızı zehirleyen uyuşturucu baronları da dinlesin. Halkın tepesine çöken mafya artıkları da dinlesin. Kemal Kılıçdaroğlu hayatta olduğu müddetçe, bu can bu bedende kaldığı müddetçe size asla ve asla geçit vermeyeceğiz. O çaldığınız milyar dolarları, bu milletin kasasına geri getireceğim.
Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklaması kendi içinde birçok çelişkileri de ortaya koymaktadır. Geçmişteki özürlü yönetmesinden dolayı özür dilemesi, güvenli limana delegelerin götüreceğini belirtmesi, Parti yönetiminde bulunduğu onca yıla karşın hesap adamı olarak hala hesap soracağını söylemesi akıl alır gibi değildi.
Geçmişte 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal Başbakanlığı döneminde kabinesindeki bir Devlet Bakanının yapmış olduğu yolsuzluktan dolayı Yüce Divanda yargılanmasını sağlayarak ceza almasının yolunu açmasına karşın; iktidarda olduğu dönemde Anavatan İktidarı da kendisinden sonraki iktidarlar da bu gibi eleştirilerden nasibini almışlardır.
Cem Uzan’ın liderliğini yaptığı Genç Parti 2002 Milletvekilliği Genel Seçimlerine katılmış ve %7 oy almıştı. Genç Parti o zaman %10 ülke barajını aşamadığından Milletvekillikleri de çıkaramamışlardı. Seçim kampanyası sırasında yapmış olduğu geniş katılımlı miting organizasyonu, dağıttığı promosyonlar, konserler, reklamlar v.s. çok ciddi paralar döküldü. Bu paraların kaynağı sorgulanmadı. Daha sonra Uzan Ailesinin sahibi olduğu İmar Bankasında resmi kayıtların onlarca katı para hareketlerinin olduğu tespit edilmiş ve faturası da ülke insanımıza çıkmıştı.
2015ında dönemin Başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu açıkladığı "Kamuda Şeffaflık Paketi" ile bu soruna yönelik aşağıdaki başlıklarda; Siyasi partilere yapılan yardımların elektronik ortamda herkes tarafından izlenebilir olması, Seçimlerden önce ve sonra partilerin maddi kaynakları açıklanması, Uyulmazsa para cezası verilmesi, Milletvekili ve belediye başkan adaylarına yapılacak nakdi yardımlar kendi adlarına açılmış olan seçim hesaplarına yatırılacak ve son derece şeffaf olması, Mal bildirimin yenilenme süresi 5 yıldan 2 yıla indirilmesi, Yüksek mahkeme başkan ve üyeleri ile daire başkanları mal bildiriminde bulunması, Önemli bir kamu görevi yürütüyorsunuz, üst düzey bir bürokrat o kurumla ilgili başka bir işe giriyor ticari kimliğiyle ihaleye Müteahhitlik, komisyonculuk iş takibi yapılmaması sağlanmalı, İmar uygulamaları adil ve hızlı olmalı (her gecikme mağduriyete neden olmakta), İmar planı değişiklikleri sonucu değer artışından belediyelerin pay almasını, Her belediye planların yapımı kabul edilenlerin askıya çıkarılmasına ilişkin mevzuatta web üzerinden bilgilendirmesi, Plan değişikliği tarihi kültürel ve doğal dokuyu koruyarak yapılması, Plan değişikliği rutin bir işlem olmamalı, İmar planı değişiklikleri sıkı planlara bağlanarak belediyeler bundan pay alması, İmar planının bir bölümünde yapılacak değişiklik noktasal değil; bir bütünü kapsayan genel plan değişikliği yapılması için göstermiş olduğu çabalar bizzat Genel Başkanlığını yapmış olduğu AkPartisi tarafından kabul görmemiş ve kendisi de başbakanlıktan ayrılmak durumunda kalmıştı.
Kaçak yapılara bağış alarak ruhsat vermek, imar rantı, ihale usulsüzlükleri, liyakatlı kadrolar yerine yakın kayırmacılığı gibi birçok başlıkta tek devlet tek millet olamama durumundan da bir an önce çıkma adımlarını atmalıyız.
Sonuç olarak siyasetin finansmanı deyince Ekonomi Hocamız Prof. Dr. Osman Altuğ’un sözleri kulağımı çınlatır. “Kayıtlı ekonomi olmazsa, demokrasi de olmaz. Siyasetin finansmanı kayıt dışı olursa, iki tane devlet olur”
Bilgin Akbal
Elektrik Yük.Müh.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.