İran'a Saldırıların Sonuçları
31 Mart 2026, Salı 10:07
Kur’an-ı Kerim’de “nice az topluluklar çok topluluklara galip gelmiştir” diye bir ayet yer alıyor. Bu ayetin işaret ettiği gerçek, uluslararası ilişkilerde “asimetrik çatışma teorisi” olarak bilinmektedir. Yani, bu teoride vurgulandığı ve gerçek hayatta pek çok örneğine rastlandığı gibi, askeri üstünlük her zaman zafer kazandırmaz.
Asimetrik savaşlarda direnişçilerin temel stratejisi askeri bir zafer kazanmak değil, savaşı zamana yayarak işgalci gücün kendi ülkesindeki kamuoyu desteğini ve siyasi kapasitesini tüketmek olmalıdır. Nitekim ABD ve İsrail’in saldırganlığı devam ettikçe gerek dünya kamuoyunda gerekse ABD ve İsrail’de savaş aleyhtarlığı artmaktadır.
İran’ın asimetrik avantajlarının başında coğrafya gelmektedir. Zira ABD ve İsrail kendi topraklarından binlerce km uzağında bulunan bir ülkede sınırlı bir savaş sürdürürken, İran kendi topraklarında bir savunma savaşı vermektedir. Bu nedenle İran bu sınırlı savaşı gerektiğinde topyekûn savaşa çevirebilme avantajına sahiptir.
Bu tür uzak mesafelerde savaş yürüten güçlü devletlerin karşılaştığı iç siyasi bölünmelerin, ekonomik maliyetlerin ve moral çöküşün kaçınılmaz birer stratejik engel haline geldiğini söyleyebiliriz.
Büyük devletler askeri olarak sahada yenilmeseler bile, siyasi olarak yenilebilirler. ABD’nin hedefi İran’ı işgal etmek değil, siyasi otoriteyi ortadan kaldırmaktı. Bunu sağlayamayınca savaşma azmi oldukça kırıldı. Eğer bir dış gücün "savaşma azmi" kırılırsa, sahip olduğu devasa askeri teknoloji etkisiz hâle gelir.
ABD’nin bölgedeki müttefiklerinde yer alan askeri üslerden yararlanması aynı zamanda koruma sorumluluğunun da bölgeye yayılması anlamına gelir. Böylelikle İran farklı zamanlarda farklı hedeflere yapacağı misillemeler ile ABD ve İsrail’in bir yere odaklanmasını engelleyebilir. Bu durumda stratejide bilinen bir kural devreye girer. Küçük devletler kaybetmedikleri sürece kazanmış, büyük devletler kazanmadıkları sürece kaybetmiş sayılır.
Bu savaşın ABD/İsrail ikilisine en önemli maliyetlerinden biri ahlaki sorgulamadır. Zira uluslararası hukuk, BM Sözleşmesi ve Cenevre Sözleşmelerine uymayan açık bir saldırganlığın uluslararası alanda savunulabilir bir yönü bulunmamaktadır. Ayrıca bu savaşın başlama ve sürdürülme biçimi, küresel çapta hegemonik bir devletin İsrail gibi küçük bir devletin peşine takıldığı izlenimini vermektedir ki, bu durum ABD ve Amerikalılar açısından ciddi bir prestij kaybı ve aşağılanmadır.
Asimetrik bir savaşta büyük devletin maddi kaynakları (nükleer silahlar, devasa ordular) var olsa da, bunları sınırlı bir savaşta kullanmanın siyasi bedeli çok yüksektir. Nitekim savaşın dünya piyasalarına etkileri hemen her yerde hissedilmeye başlanmıştır. Bu durum siyasi bölünmeyi ve kamuoyu baskısını artıracaktır. Nitekim Trump ve Netanyahu arasındaki anlaşmazlıklar daha şimdiden gün yüzüne çıkmaya başladı.
Sonuç olarak, İran buradan askeri bir zafer kazanmayı beklememeli; ayakta kalması ve yıkılmaması ABD ve İsrail hezimeti için yeterli bir durum.
İran’daki yönetimin yapısı ve icraatları uluslararası alanda tasvip görmese bile, bu savaşın İran açısından anlamı bir yurt savunmasıdır ve maliyeti yereldir. Fakat ABD’nin, banisinin kendisi olduğu kurallara dayalı uluslararası sistemin temellerini bu şekilde sarsması kendi bindiği dalı kesmesi anlamına geliyor. Bu nedenle savaşın sonu ne olursa olsun, ABD daha baştan kendi kayıp hanesine bunu yazmış oldu.
Her savaşın hedeflenmeyen sonuçları olur. Bu savaşın ABD açısından hedeflenmeyen sonuçları NATO içindeki prestij kaybı ve diğer NATO ülkelerinin artık ABD ile yolun sonuna geldiklerini düşünmeye başlamalarıdır. Bu durum, NATO’da ABD’den sonra en büyük kara ordusuna sahip Türkiye için önemli bir avantajdır. Bu nedenle Türkiye NATO içindeki konumunu güçlendirecek tutumlar sergilemelidir ve nitekim kamuoyu baskısına rağmen öyle de yapıyor. Günün sonunda ABD NATO’dan ayrılma kararı alacak olursa, bu büyük bir sürpriz olur. Bu İngiltere’nin Avrupa Birliği'nden çıkması gibi ABD için stratejik bir hata anlamına gelir. Bu durumda NATO dağılmaz. Yeni bir çerçeve çizerek yoluna devam eder.
İkinci sonuç ise ABD’nin bu kayıtsız davranışlarının bölgedeki müttefikleri olan Arap ülkelerini derin düşüncelere itmesidir. Halen ABD’ye olan desteklerine devam etmekle birlikte, fayda-maliyet hesaplarını kapı arkasında yapmaya başladıklarına hiç şüphe yok.
Üçüncü sonuç, bu ikinci sonuca bağlı olarak Ortadoğu’da özellikle Körfez Bölgesi’nde yeni bir güvenlik işbirliği ortaya çıkabilir. Fakat bu işbirliği Müslüman ülkelerin dayanışması değil, Arap milliyetçiliğine dayalı olacaktır.
Dördüncü sonuç, bu olaylar İsrail’in hedeflediğinin aksine kendisi için daha emniyetsiz bir dünyayı kendi elleriyle inşa etmesine neden oluyor. Bu nedenle ciddi bir prestij kaybı ve uluslararası kamuoyunun nefreti İsrail’e yönelecektir. Böylelikle İsrail günün kazananı değil, kaybedeni olur. Netanyahu için çanlar çalmaya başladı.
Beşinci ve son sonuç, sanılanın aksine, İran yönetimi bu savaşın sonunda güçlenerek değil, zayıflayarak çıkacaktır. Savaşın İran’a olan ekonomik kayıpları ve rejimin önde gelen isimlerinin kolaylıkla öldürülmeleri İran’da rejimin meşruiyetini olumsuz etkileyecektir.
Nihai olarak, Türkiye halen izlediği dengeli politika ile bu savaştan orta vadede dolaylı bir kazanım elde eden tek ülke olma ihtimali var desem, bunu abartı saymayın.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Mustafa
02-04-2026 12:09Sayın hocam. Kısa vadede ABD' nin NATO dan ayrılmasının yeni teşkilatların, yapılanmaların olduğu bu dönemde ihtimal dahilinde olmadığını düşünüyorum. Ancak bu yeni yapı ve teşkilatlar ABD, İngiltere, İsrail, Yunanistan ve belki de Ukrayna ve hatta Türkiye gibi yeni bir oluşuma evrilirse ancak mümkün olur. (Bu acizane benim fikrim) NATO nun medyada da yer alan yeni yapılanması hakkında bir yorumunuzu okumak isteriz. Saygılar.