OKUL ŞEHRİN MUALLİM TERZİSİ Said Çekmegil
02 Temmuz 2026, Perşembe 14:15
Delici bakışları boğa gibi suratı ile Sokrat...
M.Ö. 470 – M.Ö. 399
"O, Atina’nın loş meydanlarında,
vahyin nuru henüz ufkuna doğmamış, devasa bir zekâ yığını öfkeli adam...
Atina sokaklarında durdurur insanları, sorar...
Hikmet ve irfanı anlatmaktır, bütün derdi...
Ve ondan asırlar sonra bir adam Malatya Sokrat'ı...
Malatya'nın sokaklarında...
Bir fikir çilekeşi bir cins kafa ve bir şehir munevveri ...
Bir muallim ...
Bir hatip ...
Bir akademisyen...
Bir Yazar ...
Bir şair...
Bir dava çilekeşi ...
Ve mütevazı bir terzi...
Malatya'lı ...
Sait Çekmegil.
Şehirler, sadece coğrafi koordinatlardan, beton bloklardan ve birbirine eklemlenen yollardan ibaret değildir. Şehirler, kendi epistemolojisini kuran, insanını o epistemolojiyle terbiye eden ve zamanın akışına karşı duruşunu bir "hakikat iddiası" olarak sunan yaşayan organizmalardır.
Malatya, tarih boyunca fikriyle kuşanmış, irfanıyla şehri terbiye etmiş muallim şahsiyetlerin otağı olmuştur.
Bu irfan halkasının en özgün, en sahici isimlerinden biri; iğnesiyle kumaşı, kalemiyle zihinleri terbiye eden ve benim de hayatımda derin izler bırakan Sait Çekmegil’dir.
1926 yılında Malatya’da doğan ve 2004 yılında Hakk’a yürüyen Çekmegil, ilkokul mezunu bir terziydi; ancak 37 eserlik külliyatıyla akademik hiyerarşiyi aşan bir "halk filozofu" olarak yaşadı.
Kışla Caddesi’nden Bir İrfan Soluğu, ayaküstü medresesi...
Sait Çekmegil, tıpkı antik Atina’nın meydanlarında dolaşan Sokrat gibi, hakikati göklerde değil, çarşının tam ortasında, insanın günlük telâşının içinde arardı.
Onu Malatya sokaklarında, pazarda, herhangi bir köşebaşında birini durdururken görebilirdiniz. İnsanları durdurur ve sorardı:
"Nereye? Varoluşun hakikati nerede, gidişin nereye?"
80’li yılların başından itibaren, Kışla Caddesi’ndeki İstanbulluoğlu İşhanı’nın mescidi, onun fikir ve ibadet karargâhıydı.
Cuma namazlarını, kıymetli kardeşi Dr. Esad Keşşafaoğlu ile dönüşümlü olarak burada kıldırır, vakit namazlarının bir kısmını da yine aynı mütevazı mescitte eda ederdi.
O mescit, bir ibadethane olmanın ötesinde, tıpkı Sokrat’ın o mütevazı "mağara" dersleri gibi, hakikat arayışının fısıltıyla başlayıp vicdanlarda gürlediği bir "okul"du.
Terzi Dükkânı:
Kumaşların ve Zihinlerin Hizaya Geldiği Yer
Sait Ağabey terziydi. Önce Çekirdek Pasajı’nda, sonra Emeksiz’de açtığı dükkânı, sadece bir işyeri değil; kumaşların libasa, zihinlerin ise hakikate hizaya geldiği bereketli bir irfan ve ilim mekânıydı.
O dükkânın kapısından kimler gelip geçmedi ki...
Oraya giren, sadece bir elbise diktirmeye değil, hayatının dikişlerini düzeltmeye gelirdi.
Onunla nerede karşılaşırsak karşılaşalım, ister dükkânında ister mescidin avlusunda olsun, o her zaman aynı "muallim" duruşunu korurdu.
Sait ağabey bizi yakaladığında, adeta bir fikir seferberliği başlardı.
"Birkaç dakika sohbet edelim" der, herkesin bir konu önermesini isterdi.
Seçilen gündem üzerine herkesin bir dakika konuşma zorunluluğu olurdu; doyurucu konuşan bir dakika daha kazanır, herkes kanaat ve malumatını ortaya dökerdi.
O, derin mavi gözleri ile bizi dikkatlice süzerdi.
Söz sırası ona geldiğinde, karmaşık görünen meseleleri Kur’an odaklı, öz ve sarsıcı ifadelerle aydınlatır; o meclisi bir ilim ziyafetine dönüştürerek, hüküm cümlesini mühür gibi basardı...
İzzetin Kaynağı: Sayısal Çokluk mu, Hakikat mi?...
Gençliğin o cevval ama toy döneminde, meselenin nicelikle (kalabalıkla) ilgili olduğunu sanarak sorduğum:
"Sait ağabey, madem bu kadar haklısın, neden çevrende bu kadar az kişi var?" sorusu, modern insanın verimlilik yanılgısının bir yansımasıydı.
O, sükûnetini bozmadan, o vakur edasıyla ve Kur'anî bir şuurla beni hizaya sokmuştu: "İzzet ancak Allah’ındır."
Bu cevap, sadece bir soruya verilen yanıt değil; bir medeniyetin, bir dava ahlakının ve bir tevhid şuurunun özetidir.
Çekmegil, şöhreti reddederek Malatya’da kalmayı, bir "üçüncü yol" arayanlara irfan kalesi kurmayı tercih etti.
O, taklitçiliğe karşı tahkiki, şöhrete karşı hakikati, beton şehirleşmeye karşı ise "gönül haritasını" savundu.
Malatya'yı Yeniden İmar Etmek ...
Bugün Malatya'yı yeniden "okul şehir" olarak inşa etmek istiyorsak, betonun ve teknolojinin ötesine geçmeli; Çekmegil’in o halkalarda biçtiği "insan" kalıbına dönmeliyiz.
Onun şu dizeleri, sadece bir şiir değil; günümüzün savrulan gençliği için bir pusuladır:
İşte ondan bir kaç mısra:
Bitaraf olamazsın,
Tarafsız kalamazsın,
Çünkü sen müslümansın!
Adil bir tarafın,
Sağlam bir safın olacak,
Çünkü sen müslümansın.
Ey Malatya’nın geleceğini inşa edecek gençler!
Sait Çekmegil’in o irfan halkasından yayılan ışık, geçmişin tozlu bir hatırası değil, yarının pusulasıdır.
İzzeti başka kapılarda değil, sadece Hakk’ın rızasında arayın.
Sadece okuyan değil, okuduğunu hayatının dikişi kılan; bir şehri betonla değil, hikmetle, adaletle ve tahkik edilmiş bir imanla imar etmeyi dert edinen bir nesil olun.
Çekmegil’in ruhu şâd olsun; o mektepten mezun olacak nice fikir işçilerine selam olsun!


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Faik KAYNAK
06-07-2026 09:51İsmini hep duyduk güzel bir insan mümin muvahhid şahsiyet sahibi bir abimizdi.. Mekanı cennet makamı âli olsun
Yücel Adıyaman
04-07-2026 20:48Rabbim kendisine rahmetiyle muamele eylesin. Mekanı cennet olsun inşallahKızı, değerli ablamız Semra Çekmegil de babasının izinde Rabbine kullukta elinden geldiğince Malatya'da kalarak davet çalışmalarını sürdürüyor. Ne güzel insanlar.
Asuman Öz
03-07-2026 22:21Evet Sait Çekmegil çok kısa bı muhabbet esnasında bile her kelimesi özenle seçilmiş cümleler kurar, muhatabına güzel sorular sorardı. Ondan ayrıldığınizda içinizde güzel hisler ve okuyup oğrenme isteği kalırdı.
İBRAHİM YAMAN
03-07-2026 20:49Öve öve göklere çıkarmaya çalıştığınız o meczubu Kur'an'a olan saygısını ( ! ) bir de buradan dinleyiniz:90'lı yılların sonu veya 2000'li yılların başı idi. Sizin de çok iyi tanıdığınız iki arkadaşımla ziyaretine gittik. Terzi dükkanının kapısı açıktır ve bacak bacak üstüne atmış elinde bir kitap vardı. Yüzü kapıya dönük olduğu için ne okuduğu görülmüyor du..içeri selamla ilk giren ben oldum. Selamı aldığında yanına varmıştım. Ve halen bacak bacak üstünde idi. Elindeki kitabın Kur'an-ı Kerim olduğunu görünce tepem attı. Sağ elimle Kitab-Mukaddesi elinden alırken sol ayağımla üsteki ayağına bir tekme attım. Zaten ufak tefek biri idi..az kalsın düşecekti..!Kur'anı yüksek rafa koyarken, arkadaşlarıma dönerek, 'Bu edepsizler öğrenecek birşey yok !' derken dükkanı birlikte terk ettik !Yaşanmışlıkları bir anekdot da bu olsun !
Selin Korkmaz
03-07-2026 13:34Kaleminiz o kadar etkileyici ki okurları satır aralarına davet ediyor. Benzetmeleriniz ve tasvirleriniz ile büyülenmiş."Sokrates "ile kurduğunuz bağ mükemmel .Değerli bir şahsiyeti böyle güzel bir kalem ile ele aldığınız için sonsuz teşekkürler.
Hasan
03-07-2026 10:31Çok güzel anlatım. Ruhu şad olsun. Mekanı cennet olsun inşallah
Sadettin Çekmegil
02-07-2026 15:08Elinize, emeğinize sağlık.