Tecde İlkokulu ve Cumhuriyet'in 10. Yılı Kutlaması
29 Ekim 2025, Çarşamba 08:44
İlk okul birinci sınıfı Tecde ilkokulunda okudum. 2.sınıfa geçtiğim yıl şehire göçtüğümüz için okula orada devam ettim ve Derme İlkokulundan mezun oldum.
1954 Yılında Tecde İlkokulu birinci sınıfındayken okulun giriş kapısı merdivenlerinde bu toplu fotoğrafı çekilmiştik. O günü çok iyi anımsıyorum. Öğretmenim beni en öne alıp sol başata ve ayakta tutmuştu. Duruşumu ayarlamış ve dik durmamı tembihlemişti. Bu benim ilkokul yaşamımdaki ilk ve tek fotoğrafımdı. O günü hiç unutamam. Unutamadığım bir anımı da anlatayım:
Okuma-yazmayı yeni öğreniyorduk. Bir gün ( fotoğrafta sağ baştaki) öğretmenim beni tahtaya kaldırarak “köfte” yazmamı söyledi. Bende karatahtaya özenerek tebeşirle söylediği kelimeyi yazdım. Tenefüste elimden tutarak bitişik sınıfa götürdü. O sınıfın öğretmenine:
“Bak, Suat yazmayı öğrendi, ne güzel yazıyor” diyerek yine benden köfte yazmamı istedi. O sınıfın karatahtasına da yine özenerek yazdım. Başladılar gülmeye. Önceleri öğretmenlerin niçin güldüklerine bir anlam verememiştim ama sonra anladım ki meğer ben köfte yerine “küfte” yazıyormuşum. Şimdi düşünüyorum da öğretmenim iyi ki “Köfte çeşitlerini yaz” dememiş. Sayfalar dolusu “küfteleri” nasıl yazardım!..
Şimdi, Rahmetli Lütfi amcamın anlatımlarından yola çıkarak daha çok gerilere gideceğim. Günümüzden doksanbeş yıl öncesini, 1933 yılı Tecde İlkokulunu anlatacağım.
O zamanlar Tecde köy statüsündeydi ve köy ilkokulları 3 yıldı. Tecde’nin özel olarak yapılmış bir okul binası yoktu. İlkokulu, Cafer Ağaların iki katlı konağından bozmaydı. Aşağıda ahır vardı. İkinci kattaki iki büyük oda da sınıf olarak kullanılırdı. Bir oda da müdür ve öğretmenlere ayrılmıştı.
Konağın arka bölümünde oturan çiftçi Memedo’nun iki öküzü, eşeği ile Şevket Öğretmenin doru atı ahıra bağlanırdı. Sınıflar ahırın üzerindeydi. Bahçede basit, tahtadan yapılmış tuvaletin kokusu, gübre kokularına karışırdı.
Okulun Başöğretmeni, Ali Bey’di. Şevket Bey ile Leman Hanım okulun öğretmenleriydi. Lemen Öğretmenin kırmızı küçük bir arabası vardı. Şehirden okula bu arabayla gelip giderdi. Köyün çocukları arabayı ilk kez görüyorlardı. Arabanın etrafına toplanır nasıl çalıştığını merakla izlerlerdi. Çamura, kara gömülünce de iterek kurtarırlardı.
Tecdeli öğretmen-yazar Lütfi Gülşen 1933 yılında, bu okulun öğrencisiyken, okuldaki Cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarını anı kitabında şöyle anlatmıştır:
Günlerce önce kutlama hazırlıkları başlamıştı. Anneler, kız kardeşler evlerimizi temizleyip süslemişlerdi. Biz de okulu geline benzetmiştik. Kız arkadaşlarımız krapon kağıdından, elişi kağıtlarından zincirler, fenerler, bayraklar yapmıştı. Bayrakları, süsleri pencere camlarına yapıştırmıştık. Öğretmenlerimizle, büyük sınıflardaki arkadaşlarımız da okulun giriş kapısını söğüt dallarıyla süslemişlerdi. Sınıflar arası bir süsleme yarışı başlamıştı. Her sınıf özenle bayrama hazırlanmıştı.
29 Ekim sabahı erkenden okula koşmuştum. Zaten o gece pek uyuyamamıştım. Bayramda okuyacağım şiiri içimden okuyup duruyordum. Şimdiden göğsüm bir inip bir kalkıyordu.
En temiz, en güzel okul giysilerimiz üzerimizde. Beyaz kolalı yakalar takılı. Sarı şeritli kepler başlarda... Ellerde büyük bayraklar. En önde, ince uzun boylun Emel, büyük bayrağı düşürmemek için çaba gösteriyordu. O nun arkasında, Kaya’nın tuttuğu okul filaması süzülüyordu. Flamada Tecde İlkokulu yazılıydı.
Onuncu yıl marşını söyleye söyleye ilerliyoruz. Köylüler de öğrenmişlerdi. Bizimle birlikte söylüyorlardı.
“Çıktık açık alınla, on yılda her savaştan
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.”
Ayak sesleri, şarkı sesleri, cıvıltılarımız mahalleyi ayağa kaldırmıştı. Sesi duyan kapıya dökülüyordu. Sevinç gözyaşları içinde öğrencileri alkışlıyorlardı. Arkalarından bayram yerine koşuyorlardı.
Karakolun önündeki meydan tıklım tıklım dolmuştu. Davulcu Kemal var gücüyle tokmağa asılmıştı. Babası Şaban Dayının zurnası ortalığı çınlatıyordu. Köyün gençleri el ele tutuşmuş halay çekiyordu. Yaşlılar zaman zaman aralarına karışıyordu.
Meydana yaklaştığımızı gören davul-zurna koşup, okulumuzu karşılamıştı. Önde onlar, arkada bayrağıyla, filamasıyla okulumuzun alana girişi halkı coşturmuştu.
Törenin başlaması için bizi beklediklerini anlamıştım. Alandaki yerimizi alınca önce muhtarımız M. Kahveci kürsüye çıkmıştı. Halkı selamladıktan sonra kısa bir konuşma yapmıştı.
Muhtardan sonra başöğretmenimiz Ali Bey kürsüye çıkmıştı. Yurdumuzun düşmanlardan nasıl temizlendigini anlatarak, Cumhuriyet yönetiminin iyiliklerini, yapılan başarılı devrimleri sıralamıştı.
Sıra bana gelmişti. Şiir okuyacaktım. Zorlandığımı görünce öğretmenimiz koltuk altımdan tutup beni kürsüye bırakmıştı. Aman Allahım, bu ne kalabalık?.. Sağa sola baş eğerek selam vermiştim. Herkesin gözü kulağı bendeydi.
CUMHURİYET
Eskiden Türk milleti, istibdatla inlerdi
Zalim padişahların sözlerini dinlerdi.
Harebeye dönmüştü vatanın sağı solu
Vergi yetiştirirdi saraya anadolu.
Belimizi bükmüştü senelerce esaret
Hiç kimse edemezdi itiraza cesaret.
Uzayıp giden uzun bir şiirdi. Gittikçe açılmıştım. El kol hareketleriyle, kulakları dolduran gür sesimle gönülleri coşturmuştum. Öğretmenimiz kucaklayıp kürsüden almıştı. Yanaklarımdan öperek kutlamıştı. Biz gene, coşkuyla marşımızı söyleyerek okulumuza dönmüştük:
Başta bütün dünyanın saydığı başkomutan
Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan
Turküz, Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yaraşmaz. Türk önde, Türk ileri!..
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Mustafa KILIÇ
30-10-2025 15:01Suatcığım;eline ,zihnine sağlık. Lütfi öğretmenimin okuduğu şiiri rahmetli babam da bizlere okurdu. Hatta "Babamın Okuduğu Şiirler" diye bir klasörüm vardı, ama eski bilgisayarım çökünce hepsi de gitmiş oldu. Demem o ki, bu yazın beni oldukça duygulandırdı.Bir başka yazını okumayı hasretle bekler, gözlerinden öperim.Kadim dostum, sağol...