Valiyi Mi Seçtik?
23 Haziran 2026, Salı 07:56
Malatya’da garip bir seçim sistemi var.
Sandık kuruluyor.
Milletvekili seçiliyor.
Sonra herkes valiyi arıyor.
Ankara’da kapı mı çalınacak?
Vali.
Dosya mı takip edilecek?
Vali.
Yatırım mı kovalanacak?
Vali.
Şehrin hakkı mı savunulacak?
Vali.
İnsan ister istemez saymayı bırakıyor.
Çünkü rakam tutmuyor.
Ortada milletvekilleri var.
Ama konuşulan vali.
Ortada siyasetçiler var.
Ama umut bağlanan vali.
Ortada seçilmişler var.
Ama yüklenen görev atanmışın sırtında.
Bu, valinin büyüklüğünü değil… siyasetin küçüklüğünü anlatıyor.
Kimse masal anlatmasın.
Malatyalı valiye hayran olduğu için dönüp ona bakmıyor.
Başka yere bakacak hâli kalmadığı için bakıyor.
Çünkü insan susayan kuyuyu değil…
su bulduğu yeri hatırlar.
Şehrin en büyük trajedisi de burada başlıyor.
Vali görevini yapınca alkış alıyor.
Milletvekili görevini yapmayınca sessizlik oluyor.
Normal olan tersineydi.
Ama Malatya’da terazinin ayarı kaçalı çok olmuş.
Bir deprem şehri düşünün.
Milyarlar konuşuluyor.
Yüz binlerce insanın kaderi yeniden yazılıyor.
Ama vatandaşın dilinde proje yok.
Vizyon yok.
Siyasi ağırlık yok.
Tek soru var:
“Vali ne dedi?”
İşte insanı ürküten cümle bu.
Çünkü bir şehirde insanlar validen valilik beklese mesele yok.
Yol yordam budur.
Devlet nizamı budur.
Ama Malatya artık validen valilik beklemiyor.
Milletvekilliği bekliyor.
Şehrin sözcüsü olmasını bekliyor.
Şehrin avukatı olmasını bekliyor.
Şehrin takipçisi olmasını bekliyor.
Ve galiba asıl fotoğraf burada ortaya çıkıyor.
Vali görev alanını genişletmedi.
Siyaset görev alanını boşalttı.
O yüzden bugün konuşulan isim Seddar Yavuz değil.
Bugün konuşulan şey…
Altı milletvekilinin dolduramadığı boşluğun tek bir valiye yüklenmiş olması.
.jpeg)
KÜTÜPHANEYE KAVURMA TAKVİYESİ
Üç yüz milyon lira harcadılar.
Kütüphane yaptılar.
Yetmedi.
Anlatmaya başladılar.
Yetmedi.
Göstermeye başladılar.
Demek ki ortada küçük bir problem var.
Bazı eserler açılır açılmaz konuşur. Bazıları ise sürekli konuşturulmak ister.
Bir köprü yaparsın.
Şehir kullanır.
Bir yol açarsın.
Trafik anlatır.
Bir meydan kurarsın.
İnsanlar sahiplenir.
Ama bazı yatırımlar vardır…
Bitince asıl mesai başlar.
Bugün heyet gezdir.
Yarın program yap.
Öbür gün söyleşi düzenle.
Ardından kavurma dağıt.
Sonra çiğ köfte yoğur.
Bir sonraki hafta etkinlik icat et.
Çünkü bina tamamlanmış.
Fakat hikâye tutmamış.
Kalemin ucu tam burada kırılıyor…
Üç yüz milyon liralık bir eser kendi ayakları üzerinde duramıyorsa…
sürekli birilerinin koluna girip gezdirmenin sebebi ne?
Kütüphane ders çalışılan yer midir?
Yoksa organizasyon merkezi mi?
Bilgi yuvası mıdır?
Yoksa etkinlik salonu mu?
Bu telaş biraz da başka bir şeyi ele veriyor.
Galiba harcanan paranın büyüklüğü ile oluşan etkinin küçüklüğü arasında görünmez bir mesafe var.
O yüzden sürekli yeni vitrin aranıyor.
Yeni kalabalık.
Yeni fotoğraf.
Yeni manşet.
Çünkü rakam büyük.
Beklenti büyük.
Ama yankı…
aynı büyüklükte değil.
Şehrin hafızası acımasızdır.
Betona değil…
tesire bakar.
Ve galiba asıl mesele de burada başlıyor.
Üç yüz milyonluk bina yapılmış olabilir.
Ama insanlar hâlâ üç yüz milyonluk etkiyi arıyor.

MAKAMDAN MEYDANA
Eskiden belediye başkanları proje kovalardı.
Şimdi davetiye.
Eskiden yatırım dosyası taşınırdı.
Şimdi cenaze programı.
Bir zamanlar makam odalarında şehir konuşulurdu.
Bugün düğün salonlarında poz veriliyor.
Bir açılış.
Bir taziye.
Bir nikâh.
Bir mevlit.
Bir kurdele.
Bir fotoğraf.
Bir paylaşım.
Bir paylaşım daha.
Şehir?
Beklesin.
Sosyal medya belediyeciliği öyle bir noktaya geldi ki, asfaltın yerini filtre aldı.
Eskiden başkanlar bulunmazdı.
Çünkü çalışıyorlardı.
Şimdi her yerdeler.
Çünkü görünmeleri gerekiyor.
Sabah bir cenaze.
Öğlen bir temel.
Akşam bir düğün.
Gece bir paylaşım.
Sanki şehir yönetmiyorlar.
Sanki yoklama veriyorlar.
“Buradayız.”
“Unutmayın.”
“Fotoğrafı kaydırınız.”
Eser küçüldü, kadraj büyüdü.
Yatırım sessiz işti.
Şov gürültülü çıktı.
Üretim zahmet isterdi.
Görünürlük daha kolay geldi.
Bir bakıyorsun…
Şehrin problemi aynı.
Trafik aynı.
Çamur aynı.
Borç aynı.
Dert aynı.
Ama albüm kabarmış.
Galeri dolmuş.
Arşiv şişmiş.
Çünkü artık bazı makamlar çözüm üretmiyor.
İçerik üretiyor.
Vakit kalırsa Ankara.
Biraz daha kalırsa İstanbul.
Daha da artarsa bağ.
Bahçe.
Tarla.
Köy.
Şehir ise uzaktan seyrediyor.
Makam odaları boşaldı diye üzülmüyorum.
Şehir dosyalarının yerini düğün takviminin almasına üzülüyorum.
.jpeg)
SABİ SÜBYAN FANTEZİSİ
Sami Er bir zamanlar çok esaslı konuşmuştu.
“Sabi sübyanın hakkını bir fanteziye harcayamam” demişti.
Güzel cümle.
Tok duruyor.
Vicdanlı duruyor.
Dindar duruyor.
Sonra ne oldu?
Fantezinin adı değişti.
Birinci Lig’de Yeni Malatyaspor vardı.
Süper Lig görmüş.
Avrupa havası solumuş.
Profesyonel kadro kurmuş.
Şehir hafızasına girmiş.
Onu bıraktılar.
Gittiler, üçüncü ligden bir kulübün elinden tuttular.
Yeşilyurt Belediyespor’u aldılar.
Adına Malatya makyajı yaptılar.
Sonra da başladılar para akıtmaya.
Hani belediyelerin kulüplere para vermesi meseleydi?
Hani müteahhitten para alınmazdı?
Hani çocuk hakkı yenmezdi?
Şimdi soralım.
Bu kulübün finansörü kim?
İş adamları mı?
Hangi iş adamları?
Altyapı işi yapanlar mı?
Belediyeden iş alanlar mı?
Müteahhitler mi?
İlhan Geçit “iş adamlarımız var” diyor.
Ne güzel.
İsimleri de şehir biliyor.
Bazı hayırlar çok şeffaftır.
Kimin eliyle yapıldığı görülmez ama kimin gölgesinde büyüdüğü anlaşılır.
Bir de yönetim listesine bakıyorsun.
Belediye müdürü.
Daire başkanı.
Kamu personeli.
Maaşlı memur.
Devletin mesaisini tutan adamlar.
Şimdi bunlar kulübe ne katacak?
Mesailerinden mi artıracaklar?
Yoksa belediye zamanından mı eksiltecekler?
Sabi sübyanın hakkını düşünen başkan…
belediye çalışanının mesaisini kulüp koridorunda eritmesine niye susar?
Demek ki mesele hak değilmiş.
Hak, hangi cümlede işe yarıyorsa orada hatırlanıyormuş.
Daha garibi şu.
Hazır marka dururken…
yeni tabela kurdular.
Kısa yol varken…
uzun patikaya girdiler.
Birinci Lig tecrübesi varken…
üçüncü lig hayaline servet bağladılar.
Sonra da halay.
Davul.
Fotoğraf.
Sosyal medya.
Sanki Malatya futbolu kurtuldu.
Hayır.
Sadece fantezinin kostümü değişti.
Dün haram gördüğü masrafı…
bugün hizmet diye sunuyorlar.
Ve galiba bu hikâyenin adı şu:
Sabi sübyanın hakkı değil… Sami siyasetine lazım olan sahne.

İL BAŞKANI MI, TARAFTAR LİDERİ Mİ?
Siyasetin en ucuz sermayesi gerilimdir.
Üretmesi kolaydır.
Tüketmesi daha kolay.
Toplaması ise neredeyse imkânsız.
Hakan Satılmış göreve geleli daha dün oldu.
Masanın başına oturur oturmaz hakem olması beklenirken…
tribüne oynamayı tercih ediyor gibi.
Yangın yerinde kibrit sallayan çok olur. Mesele su taşıyabilmektir.
İl başkanlığı alkış toplama makamı değildir.
Ağırlık makamıdır.
Denge makamıdır.
İtidal makamıdır.
Kırılanı onarma yeridir.
Dağılanı bir araya getirme yeridir.
Ama ortadaki fotoğraf başka şey söylüyor.
Sanki partiye başkan olmamış da…
taraflardan birine amigoluk yapmaya çıkmış gibi.
Daha doğrusu insanın aklına şu geliyor:
Makama mı oturdu, heyecana mı yenildi?
Çünkü siyaset heves kaldırır.
İştah kabartır.
Nefsi okşar.
Fakat hevesine satılan…
iştahına kapılan…
hevasına teslim olan siyasetçi, önce ölçüyü kaybeder.
Sonra mesafeyi.
Ardından itibarı.
Barış Yıldız’ın yaşadıkları hâlâ hafızalarda.
Siyasette bazen rakipler değil…
tekrar edilen hatalar adamı bitirir.
Aynı duvara ikinci kez çarpmanın adı talihsizlik değildir.
Isrardır.
Tercihtir.
Bugün CHP’nin ihtiyacı yeni kavga değil.
Yeni cephe değil.
Yeni kırgınlık hiç değil.
İhtiyaç duyulan şey aklıselim.
Soğukkanlılık.
Toparlayıcı bir dil.
Ama görünen o ki bazıları koltuğa oturunca omuzlarına sorumluluk değil…
mikrofon takıldığını zannediyor.
Ve siyaset garip bir aynadır.
İnsan bazen rakibine benzeyerek değil, kendi hevesine yenilerek kaybeder.
.jpeg)
KALEM HAKKI: MUHTARLAR RAHATSIZ ETMİŞ
Bayramlaşma programında bir fotoğraf vardı.
Salih Karademir ve onlarca muhtar.
Meğer bazılarını en çok o kare rahatsız etmiş.
Çünkü siyasette hata yapan değil, yükselen hedef olur.
Önce fotoğrafı gördüler.
Sonra gündem üretmeye başladılar.
Demek ki mesele Salih Karademir değilmiş.
Bazılarını asıl korkutan, kalabalığın yönüdür.
LAF EBESİ: ÖZAL’IN ADI
Turgut Özal’ın adını taşıyor.
İnsan bir şey bekliyor.
Mesela vizyon.
Mesela ufuk.
Mesela eser.
Karşısına ne çıkıyor?
Protokol.
Fotoğraf.
Tören.
Turgut Özal’ın adı büyük.
Üniversite büyük.
Peki ağırlık?
Demedi deme Recep…
FIKRA GİBİ MEMLEKET:
Eskiden sorarlarmış:
“Nerede oturuyorsun?”
“Çevre yolunun üstünde.”
Adamın omzu kabarırmış.
“Ya sen?”
“Çevre yolunun altında.”
Adam sesi kısarmış.
Malatya değişti.
Çevre yolu tarihe karıştı.
Şimdi yeni soru şu:
“Kışla’nın hangi tarafındasın?”
Saray Mahallesi mi?
Buyur.
Cezmi Kartay mı?
Sabır.
Bir tarafta yeni şehir.
Bir tarafta eski fotoğraf.
Eskiden Malatya’yı çevre yolu ayırıyordu.
Şimdi…
Kışla Caddesi.

FİSKOS MASASI:
Malatya’da bu hafta kulisler yine hareketli…
Hastaneden siyasete, depremden yangınlara kadar şehirde konuşulan konu çok.
Doğrusu yanlışı bilinmez ama fısıltılar hız kesmiyor.
-Acil Serviste Serum Tartışması!
Şu sıralar şehirde en çok konuşulan iddialardan biri Battalgazi Devlet Hastanesi acil servisinde yaşananlar. Söylentilere göre bazı hastalara serum uygulanmadan önce çeşitli evraklar imzalatılıyor. Ardından yaşandığı öne sürülen olumsuz tecrübeler kulaktan kulağa yayılıyor. Şehirde herkes aynı soruyu soruyor: “Bu işin aslı ne?”
-Yangınlar Üreticinin Uykusunu Kaçırdı!
Haziran sıcakları bastırınca yangın haberleri de peş peşe gelmeye başladı. Doğanyol, Pütürge, Kale ve Hekimhan taraflarında çıkan yangınlar özellikle kayısı üreticilerini tedirgin etmiş durumda. Kulislerde konuşulan şu: “Don korkusu geçti derken şimdi de yangın korkusu başladı.”
-Deprem Gündemden Hiç Düşmüyor!
2026’nın ilk yarısına ilişkin deprem verileri açıklandı, Malatya yine üst sıralarda yer aldı. Küçük sarsıntılar artık günlük hayatın parçası olmuş gibi görünse de tedirginlik sürüyor. Fısıltı aynı: “Alıştık ama rahatlamadık.”
-Erken Seçim Hesapları Başladı mı?
Ankara’da konuşulan erken seçim ihtimali Malatya siyasetini de hareketlendirmiş görünüyor. Bazı isimlerin şimdiden ekiplerini toparladığı, saha çalışmalarını artırdığı konuşuluyor. Henüz ortada seçim yok ama kulislerde hazırlıkların başladığı söyleniyor.
-Siyasetin En Sıcak Başlığı!
Malatya siyasetinde son günlerin en çok konuşulan konusu CHP Milletvekili Veli Ağbaba hakkında sosyal medyada dolaşan iddialar. Bir kesim bu iddiaları ciddi bulurken, diğer kesim bunun tamamen siyasi bir operasyon olduğunu savunuyor. Kulislerde tartışma büyüyor, gözler ise gelişmelere çevrilmiş durumda.
Fiskos Masası kulak kabartmaya devam ediyor…
Çünkü Malatya’da bazen haberler manşetlerden önce fısıltılarda dolaşıyor.
.jpg)
Selam ve dua ile
Fi-emanillah
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Adem
23-06-2026 08:50Elinize kaleminize sağlık sayın Çetin. Halkın sözcüsü olmuşsunuz. Sami Er içinde çok görmemek lazım bunları. "Allah beni bugünlere saklamış" diyen admın çevresindekiler ilkokul mezunu. Akıl verenleri onlar olunca bu tür davranışlar gayet normal geliyor. Daha çok göreceğiz bu tür absürd işler. Dikkat edin adam Malatya dışına çıkmıyor artık. Kime gidecek, kimden ne isteyecek bilmiyor çünkü. Eline dosya veren yok. Dosya veren olacak olsa onu da orada barındırmıyorlar. Bunlara eğlence, gezi, yeme, içme vs etkinlik lazım. Yazık oldu Malatya'ya yazık...
H.Şahin
23-06-2026 08:49Siyaset gerilim kaldırmaz, hele Malatya gibi yaralı bir şehirde kavgaya hiç yer yok
KADİR AKIN
23-06-2026 08:48Koca Yeni Malatyaspor göz göre göre yok oldu, şimdi sıfırdan başka kulübe belediye kadrosuyla para akıtıyorlar. Yazık günah bu şehrin kaynaklarına
Ayşe Y.
23-06-2026 08:48Hastanelerle ilgili Fiskos Masası'ndaki iddia doğruysa çok vahim. Zaten sağlık sistemi depremden sonra iyice aksıyor. Acilde canıyla uğraşan insana evrak imzalatmak da neyin nesi? Yetkililerden acilen bir açıklama bekliyoruz
Tolga
23-06-2026 08:47Şu 300 milyonluk kütüphane meselesi içimi sızlattı. Konut bekleyen, konteynerde çile çeken binlerce insan varken, o kadar parayı betona gömüp sonra da içinde kavurma dağıtmak hangi akla hizmet?
Volkan
23-06-2026 08:47Terazinin ayarı kaçtı
Ahmet Yılmaz
23-06-2026 08:47Vali meselesinde turnayı gözünden vurmuşsun. Vekilleri seçimden seçime görüyoruz, şimdi hepsi Ankara’da keyfinde. Depremden çıkmış memlekette vatandaş derdini anlatacak siyasetçi bulamayınca tabii ki valinin kapısına dayanacak.