20 Temmuz, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Yeşilyurt'un Hikmet Sofrası: Bir İftar Terbiyesi

18 Mart 2026, Çarşamba 20:21
Yeşilyurt'un Hikmet Sofrası: Bir İftar Terbiyesi

80’lerin ortası... Takvim yaprakları henüz gençliğimizin ilk rüzgârlarıyla savrulurken, Malatya’nın o meşhur "sarı sıcağı" dışarıda hayatı adeta mühürlemişti. Sokaktaki el ayak çekilmiş, güneşin kavurucu nefesinden kaçan esnaf ve telaşsız yolcular, Kiğılı Pasajı’nın serin koridorlarına, kâğıt ve mürekkep kokulu dükkânlarına sığınmıştı. 
Kiğılı pasaji bir universite gibi idi. Bir cok kitabevinin adeta birer fakulte gibi faaliyet gosterdigi  bir ilim ve mefkure okulu idi.

Bizler de bu okulun birer müdavimi ve  kitapların gölgesinde hakikati arayan  gençler idik.

Henüz 17  yaşındaydım; yolun başı demek bile yetersizdi, aslında yolun tam eşiğindeydim. Cebimde dünyayı değiştirebileceğine inanan o hırçın ateş, zihnimde okuduğum kitaplardan devşirdiğim fikir fırtınaları... Sakallarımızın yeni terlediği, ideallerimizin ise boyumuzu aştığı o demlerde, her tartışma bir devrim, her kitap yeni bir dünya demekti bizim için. Kitabevinde oturuyorken camiamızın hürmet edilen,  ağabeyinin gür ve vakur sesi böldü.  

“Toplanın hele... Bu akşam iftarda Yeşilyurt’tayız!”

Yıllar sonra dünyaca ünlü şef Danilo'nun  "dünyanın en güzel yemeği" diye  tescilleyeceği o bereketli lezzetli sofrası ile maruf birçok  meyve ve mahsulatı ile meşhur Çırmıhtı'ya doğru İki araba düştük yola;  Altı-yedi kişiydik. Altın sarısı kayısı bahçelerinin arasından süzülürken, şehrin o boğucu ve yoran sıcağı geride kalıyor; Yeşilyurt’un merkezden daha ferah, insanı usulca okşayan o hafif tatlı esintisi bizi karşılıyordu. Malatya’nın kavurucu sıcağından sonra buranın serinliği güzel bir iftar ortami hissi vermişti.
Zihnimizde ise ister istemez krallara layık bir sofra canlanıyordu. Zira bizi davet eden, mükellef sofralar pişiren Fırıncı Ağabey’di; cömertliğiyle bilinen, gönül ehli ama yeri geldiğinde celaliyle de bilinen bir vakar timsali... Yeşilyurt’un nefes aldıran iklimine vardığımızda, iştahımız sabırsızlığın sınırlarını çoktan zorlamaya başlamıştı.

Beklenti ve Hakikat

Vardığımızda bizi bir mahalle fırınının önüne, adeta emaneten konulmuş sade bir tahta masa ve birkaç mütevazı tabure karşıladı. Fırıncı Ağabey, yüzünde hafif bir tebessümün ardına gizlenmiş, ne yapacağımızı merak eden o delici bakışlarıyla, “Çökün bakalım!” dedi. Oturduk ama gözlerimiz gayriihtiyari fırının kor ateşinden çıkacak o efsanevi tepsileri, dumanı tüten "yağlı yüzlü" Malatya tavalarını arıyordu.

Ezan-ı Muhammedi semada bir vuslat müjdesi olarak arşa yükselirken, ağabeyimiz fırından o devasa bakır tencereyi büyük bir vakarla çıkarttırdı. Önümüze "açık ekmek" dediğimiz o ince fırın pidelerinden birkaç tane usulca bıraktı. Kapağı açtığında hepimizin yüzündeki o iştahlı beklenti, yerini derin bir sessizliğe ve gizleyemediğimiz bir şaşkınlığa bıraktı.

Aman Allah’ım! Tencerenin içinde sadece sade, kupkuru bir bulgur pilavı duruyordu! İçinde ne bir parça et, ne de göz kamaştıran bir yağ parıltısı vardı.

Gönül Terbiyesi

Hepimiz şoke olmuştuk. Midelerimiz ziyafet beklerken, dimağımızdaki o görkemli sofra imgesi saniyeler içinde tuzla buz olmuştu. Birbirimize bakıyor, acaba şaka mı diye içimizden geçiriyorduk. Toyduk; henüz hayatın özünün "görünüşte" değil "mâna"da olduğunu kavrayacak yaşta değildik. Hayal kırıklığı ve gizli bir sitem ruhumuzu sarmışken,  Ağabeyimiz o, sarsıcı "fırçasını" attı. Yüzündeki o sert ama merhamet dolu ifadeyle gözlerimizin içine bakarak:

 “Yesenize! Ne duruyorsunuz? Yağlı yüzlü sofra bekliyordunuz değil mi? Nefsinize ziyafet çekecektiniz... Nasibiniz bu; şükredin ve iftar edin. Gönlünüzü de hoş tutun; çünkü bu topraklar mideyi değil, ruhu doyuranların yurdudur.”

İlk kaşığı, gençliğin verdiği o toy gönülsüzlükle pilava daldırdım. Fakat o lokma damağıma değdiği an, sanki bir hakikat perdesi aralandı. O "kuru" dediğimiz pilavda toprağın bereketi, kerpiç fırının ateşi ve ağabeyimizin o sert mizacının ardına gizlediği safiyane gönlünün tadı vardı. İştahla, adeta gizli bir hazine bulmuşçasına yedik o pilavı.
O akşam Yeşilyurt’un o serin ve huzurlu yaz iftarında anladık ki; mesele sofradaki muazzam sadeliği bizzat lezzete dönüştüren o kadim irfandır. O pilav sadece bir yemek değil, bir nefis terbiyesiydi. Unutulmaz bir iftar, silinmez bir ders olarak ruhumuza nakşedildi. Sadeliğin içindeki o devasa zenginliği fark ettiğimizde, ruhumuzun da doyduğunu hissettik.

Selam ve muhabbetle...

Yorumlar

  • yorum avatar
    Suzan Demirler
    22-03-2026 15:33

    O Mübarek irfan sofralarından nasiplenmek ne muhteşem bir duygu. O manevi terbiyenin ruhunu bedenine harmanlayıp yaşanabilir kılanlara selam olsun.

  • yorum avatar
    KADRİYE
    18-03-2026 21:06

    Artık o muhteşem kayısı bahçeleri yok yeşilyurtta ,o lezzetli sohbetleri anlayacak sizin gibi gençlerde yok?

  • yorum avatar
    Murat Bulut
    18-03-2026 21:02

    Harika bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık abi.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.