Aşure Günü ve Yanlış Uygulamalar
23 Haziran 2026, Salı 16:21
İslam tarihinde Aşure günü, hicrî yılın ilk ayı olan Muharrem’in 10. günüdür. “Aşure” kelimesi de zaten “on” anlamına gelen “aşere” kökünden gelir.
Ancak ne yazık ki, tarih boyunca İslam’ın sahih çizgisine sonradan eklenen bazı hurafe ve bid‘atler, Aşure gününü de asli mecrasından uzaklaştırmıştır. Kimi çevreler bu günü, sünnetin gösterdiği istikametten çıkarıp sadece bir matem ve yas günü hâline getirmiş; kimi çevreler ise onu tatlı, lokma ve çeşitli ikram etkinlikleriyle özdeşleştirerek dinî bir merasim görünümüne sokmuştur.
Oysa Müslüman için ölçü; gelenek, çevre baskısı, mezhebî taassup veya folklor değil, Kur’an, sahih sünnet ve selef-i sâlihînin yolu olmalıdır.
Aşure gününün İslam’daki yeri çok büyüktür. Bu gün, İslam tarihinde faziletli günlerden biridir.
Bu günün en önemli yönlerinden biri, Allah Teâlâ’nın Musa aleyhisselâmı ve İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden kurtardığı gün olmasıdır.
Nitekim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine’ye geldiğinde Yahudilerin Aşure günü oruç tuttuklarını görmüş, sebebini sormuş; onlar da, “Bu, Allah’ın Musa’yı kurtardığı gündür” demişlerdir. Bunun üzerine Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Biz Musa’ya sizden daha yakınız” buyurmuş ve Aşure günü oruç tutmuştur.
Yine Abdullah bin Abbas’tan -radıyallahu anhümâ- rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Eğer gelecek seneye kadar yaşarsam, dokuzuncu günü de oruç tutarım.” (Müslim, 1134)
Bu hadis, Aşure ile birlikte Tâsûâ’nın yani Muharrem’in 9. gününün de oruçla değerlendirilmesinin müstehap olduğuna delildir.
Ayrıca Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Aşure orucunun fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:
“Ben, Aşure günü tutulan orucun, ondan önceki bir senenin günahlarına kefaret olmasını Allah’tan umarım.” (Müslim, 1162)
Dolayısıyla Aşure gününün İslam’daki en açık, en sahih ve en sabit ibadeti oruçtur.
Ayrıca Aşure günü, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ciğerparesi, cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin radıyallahu anh’ın Kerbelâ’da şehid edildiği gün olması bakımından da ümmetin yüreğinde derin bir acı taşır. Hiç şüphesiz bu büyük cinayet, İslam tarihinin en karanlık hadiselerinden biridir ve her müminin kalbini yaralar.
Ancak bir facianın yaşanmış olması, o günün din tarafından belirlenmiş ibadet şeklini değiştirme hakkı vermez. Hz. Hüseyin’in şehadetini bahane ederek bu günü yas merasimlerine, taşkınlıklara, lanetleşmelere, sahabeye dil uzatmaya ve mezhebî nefrete dönüştürmek, İslam’ın öğrettiği istikamet değildir. Mümin, Hz. Hüseyin’i sever; Ehl-i Beyt’i sever; Kerbelâ’ya üzülür; zalimi lanetler. Fakat bütün bunları sünnetin çizdiği hudut içinde yapar.
Aşure’yi tatlı, lokma ve şölen gününe çevirmek doğru değildir.
Bugün bazı çevrelerde Aşure denildiğinde akla ilk gelen şey; tatlı yapmak, lokma dağıtmak, yemekli etkinlikler düzenlemek ve bunu dinî bir vecibe gibi sunmak oluyor. İşte problem tam burada başlıyor.
Aşure gününün sahih sünnette sabit ibadeti oruçtur; yemek şöleni değildir.
O günün öne çıkan ameli; yemek yemek değil, oruç tutmaktır.
Lokma dağıtmak, aşure tatlısı yapmak, sofralar kurmak, etkinlik tertiplemek; eğer Aşure gününün dinî bir gereği, sevap vesilesi veya sünneti gibi sunuluyorsa, bunun İslamî bir dayanağı yoktur.
Elbette insanlar kültürel olarak tatlı yapabilir, ikramda bulunabilir, misafir ağırlayabilir. Buna mutlak mânada “haramdır” demek başka bir iddiadır. Ancak bunları Aşure gününe mahsus dinî bir ritüel, ibadet, sünnet veya faziletli bir merasim gibi takdim etmek doğru değildir. Kültürel bir faaliyet olarak başka bir günde yapılır, başka bir zamanda yapılır; buna kimsenin itirazı olmaz. Fakat oruç günü olan Aşure’yi yiyip içme ve etkinlik gününe çevirmek, sünnetin ruhuna terstir.
Müslümanın tavrı ne olmalıdır?
Yarın Çarşamba Tâsûâ, yani Muharrem’in 9. günüdür.
Öbür gün Perşembe ise Aşure, yani Muharrem’in 10. günüdür.
Müslümana düşen; bu iki günü, özellikle de Aşure gününü, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin öğrettiği şekilde oruçla ihya etmektir. Bu günleri bid‘atlerle, hurafelerle, yas gösterileriyle veya din diye sunulan kültürel şölenlerle gölgelemek doğru değildir.
Sonuç olarak;
- Aşure gününün sahih sünnette sabit ibadeti oruçtur.
- Tâsûâ ile birlikte tutulması daha faziletlidir.
- Kerbelâ acısı istismar edilerek matem dini üretilemez.
- Tatlı, lokma ve benzeri kültürel uygulamalar Aşure’nin dinî ibadeti gibi sunulamaz.
- Müminin ölçüsü duygu değil, sünnettir.
Rabbim cümlemizi Tâsûâ ve Aşure orucuna muvaffak eylesin.
Bizleri bid‘at ve hurafelerden muhafaza buyursun.
Ümmet-i Muhammed’e sünnet üzere yaşamayı, sünnet üzere ölmeyi ve Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sancağı altında haşrolunmayı nasip eylesin.
Fi emânillah.
Ebuzer AYDIN
"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.