09 Ağustos, 2026, Pazar
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Malatya’nın Aksakalı, Gönüllerin Turan Amcası: Mehmet Turhan Akyol

09 Ağustos 2026, Pazar 08:54
Malatya’nın Aksakalı, Gönüllerin Turan Amcası: Mehmet Turhan Akyol

Şehirleri şehir yapan; caddeleri süsleyen binalar ya da haritasını çizen sınırlar değildir. 

Şehre asıl ruhunu veren, harcına irfan, hikmet ve samimiyet katan; yürüyüşüyle güven, sözüyle huzur yayan insan güzelleridir.

Malatya’nın toplumsal hafızasına baktığımızda; resmi unvanların, siyasi makamların ve geçici taltiflerin ötesinde, bu topraklara kök salmış hakiki bir "Aksakal" ve bir "şehremin" silüeti yükselir: 

Mehmet Turhan Akyol, ya da bizlerin o babacan çehresiyle hatırladığı en samimi adıyla Turan Amca…

Anadolu İrfanıyla Yoğrulan İlk Yıllar ve İstanbul Tahsili:

Mehmet Turhan Akyol, 1936 yılında Malatya’da dünyaya geldi. 

Doğduğu evde ve büyüdüğü sokaklarda, kadim Anadolu irfanının, köklü aile terbiyesinin ve Malatya’nın o ilim, irfan ve hikmet yüklü şehir kültürünün imbiğinden geçti. 

Küçük yaşlardan itibaren sarsılmaz bir karakter, dürüstlük ve vakar onun en belirgin vasfı oldu.

Gençlik yıllarında yükseköğrenimini tamamlamak amacıyla İstanbul’a gitti. 

İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde aldığı iktisat eğitimi, ona sadece ticari ve fikrî bir derinlik kazandırmakla kalmadı; dönemin cemiyet hayatını, iktisadi yapısını ve entelektüel birikimini de yakından tanıma fırsatı sundu. 

Ancak o, edindiği bu donanımı büyük şehirlerde sefa sürmek yerine, vefa borcu duyduğu doğduğu şehre hizmet etmeyi seçti ve Malatya’ya döndü.

Memleketinde serbest ticarete atılan Turan Amca, ticari hayatında ahilik ahlakını ve dürüstlüğü merkeze aldı. 

Mütevazı mizacı, harama el uzatmayan hassasiyeti ve sözünün eri duruşu sayesinde kısa sürede hem hemşerilerinin hem de esnaf camiasının itimat ettiği güvenilir bir nirengi noktası haline geldi.

Meclis Yılları ve Şehre Kazandırılan Kalıcı Eserler:

1970’li yılların çalkantılı ve çetin siyasi ortamında, inandığı değerlerden ve ahlaki ilkelerden taviz vermeyen duruşuyla cemiyet hayatında fiili sorumluluk aldı. 

1973-1977 yılları arasında Milli Selamet Partisi’nden (MSP) Malatya Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yaptı. 

Siyasi hayatı boyunca temel felsefesi daima "Halka hizmet, Hakka hizmettir" düsturu oldu.

Milletvekilliği süresince şahsi ikballerin değil, Malatya’nın istikbalini inşa edecek stratejik adımların peşinde koştu:

İnönü Üniversitesi’nin Kuruluşu:

Malatya’nın sadece ticaretle değil, bilim ve kültürle de yükselmesi gerektiğine inandı. 

İnönü Üniversitesi’nin kuruluş kanunlaşma sürecinde ve fiziki altyapısının şehre kazandırılmasında tarihi, unutulmaz gayretler gösterdi.

Sanayi ve İstihdam Gayretleri:

Memleket insanının kendi toprağında aş ve iş sahibi olmasını arzuladı. 

Devlet teşviklerinin Malatya’ya yönlendirilmesi, sanayi tesislerinin kurulması ve istihdamın artırılması için parlamentoda ve bakanlıklarda aralıksız mekik dokudu.

Siyaseti hak için hakkıyla yaptı.

Hizmet için yaptı.. 

Malatya için yaptı...

Hırs yapmadı...

Gençlere yer  açılmalı,  taze fikir ve enerjiler ile siyaset sürekli kendini yenilemeli derdi..

Siyaseti bırakmayan hırslı kimseleri hoş görmez bunu yüzlerine söylerdi...

Ve dediğini zaten yapmısti. 

Kendisi henüz genç denecek yaşta Siyaseti bıraktı....

Akyol Pasajı’nda Bir Gönül Dergâhı ve "Asker İlmihali":

Milletvekilliği görevi nihayete erdikten sonra siyasetin şatafatından uzaklaştı; ancak insanla, şehirle ve özellikle gençlikle olan gönül bağını hiçbir zaman koparmadı. 

O zamanlar dimdik ayakta olan, fakat yaşadığımız yıkıcı felaket depreminde maalesef yıkılarak tarihe karışan Akyol Pasajı’ndaki o mütevazı yazıhanesi, onun adeta gönül dergâhıydı.

Boğaziçi Çay Ocağı’nın yanı başında yer alan bu mekân; dostların ağırlandığı, acı çayların tatlı sohbetlere dönüştüğü, kırgınlıkların tamir edilip müşküllerin halledildiği bir hüsnükabul kapısıydı.

Pasajdan geçen gençleri o kendine has, tatlı otoriter ama son derece babacan tarzıyla yanına çağırır; bir baba şefkatiyle gözlerinin içine bakarak ilk iş olarak sorardı:

“Namazını kıldın mı?”

Gençlerin sadece dünyalık istikbalini değil, ruhi, ahlaki ve manevi gelişimini de dert edinirdi. 

Bir gün yine yazıhanesinin önünden geçerken beni durdurup, “Her gün geleceksin, sana yarım saat Osmanlıca ders vereceğim” dedi. 

Masanın altından eski, kalın bir kitap çıkardı; o kitap bir "Asker İlmihali"ydi. 

Turan Amca’nın benzersiz bir öğretim metodu vardı: Bana sadece Osmanlıca bir alfabeyi heceletmezdi. 

O tek dersin içinde hem Osmanlıca Türkçesini hem tarih bilincini hem medeniyet edebimizi hem de fıkıh bilgilerini iç içe harmanlayarak öğretirdi. 

Bir talimde tarih, kültür, edep ve ilmihal aynı anda zihne ve kalbe nakşolunurdu.

Akyol Pasajı’nın altındaki devasa alanı da adeta bir mescid ve medrese şeklinde tanzim etmişti. 

Orayı gençlerin ilim öğreneceği, toplanıp kardeşlik hukukunu pekiştireceği bir yuvaya dönüştürmüştü. 

Üstelik sadece imkân sunmakla kalmaz, kendisi de bizzat bu ders halkalarına katılarak talebelerle aynı rahleyi paylaşırdı.

Sessiz bir Hayırsever  ve Şehrin Aksakalı:

Turan Amca, babam dahil pek çok esnafın dükkân sahibiydi. 

Ancak mülk sahibi gibi değil, bir gönüldaş gibi hareket eder; kirayı hiçbir zaman mesele etmezdi. 

Onun asıl derdi ve önceliği; muhitteki çocukların ve gençlerin okuması, ahlaklı ve cemiyete faydalı birer insan olarak yetişmesiydi.

Sağ elinin verdiğini sol elinin görmediği gizli bir hayırseverdi. 

Çaresiz kalmış, darda kalmış insanları sessizce gözetler; kimseye sezdirmeden, beklenmedik anlarda ihtiyaçlarını giderirdi. 

Tam anlamıyla mudanasız bir insandı; kimseden bir teşekkür, bir takdir ya da dünyalık bir karşılık beklemez, yalnızca Allah’ın rızasını gözetirdi. 

Bütün imkânını ve vaktini bu yolda cömertçe harcardı.

Muhitte sosyal bir problemi olan, eşiyle, komşusuyla ya da ortağıyla ihtilafa düşen kim varsa Turan Amca’ya koşardı. 

O, kimseyi kırmadan dökmeden sorunları çözer, küsleri barıştırır, adeta mahallenin ve bütün şehrin hami aksakalı olarak kabul görürdü.

Baki Kalan Hoş Bir Seda:

Evli ve üç çocuk babası olan Mehmet Turhan Akyol, 16 Eylül 1997 tarihinde ebediyete irtihal ederek baki kalan bu gök kubbede hoş bir seda bırakan bahtiyar kullardan oldu.

Bugün, o canlı hatıralara ve güzel dostluklara tanıklık eden Akyol Pasajı depremle birlikte yerle bir olmuş olsa da Turan Amca’nın şehir hafızasında ve gönüllerde bıraktığı derin iz asla silinmemiştir. 

O; bizzat dokunduğu ve yetiştirdiği gençlerin zihninde ve Malatya insanının kalbinde bıraktığı o tertemiz, lekesiz mirasıyla yaşamaya devam etmektedir.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.