TV’ler kan kusuyor, dur diyen yok!
26 Ağustos 2026, Çarşamba 08:07
Kanal D, Show TV, Star, Fox, ATV gibi ana akım TV’lerin gündüz kuşağında “Kadın, aile, kavga, cinayet, sapıklık” gibi ana başlıklarda toplayacağımız konularda programlar yapılıyor. Bu programlarda genellikle aile kavgaları, kayıplar, cinayetler ve boşanma gibi konular işleniyor. Bu programların izleyicileri ise genellikle kadınlar ve gençler…
Ailelerin yaşadığı kavgalar ve trajediler milyonlarca TV seyircisi önünde, hiçbir mahremiyet sınırı tanımadan konuşuluyor ve tartışılıyor. Şahsi ve ailevi konular reyting uğruna çarşaf çarşaf deşifre ediliyor.
Her TV ve programcı adeta aralarında rekabet ediyor ve seyirci çekmek için en olmadık ve en mahrem konular seçiliyor. TV’ler daha fazla feryat, daha fazla acı, daha fazla dram peşinde… Acılar pazarlanıyor.
1-Bu TV’lerin program yapımcıları ruh hastası,
2-Bu programlara çıkan aile fertleri de ruh hastası,
3-Bunları seyredenler de ruh hastası.
-“Ailelerin sorunlarını çözüyoruz”
-“Gerçek katilleri tespit ediyoruz”
-“Kayıpları buluyoruz”… adı altında tam bir aile ve mahremiyet cinayeti işleniyor.
Bu programları yapanlarda vicdan yok, seyredenlerde de mide yok. Nasıl bir akıl tutulması yaşanıyor ki, başkalarının acıları üzerine reyting pazarı kuruluyor ve seyredenler de başkalarının acılarıyla kendi acılarını unutuyor.
Buna izin veren RTÜK, Hükümet ve siyasileri şiddetle kınıyorum. Bu programların toplum üzerinde yarattığı travmanın boyutlarını hesaplamak mümkün değil. Başkalarının yaralarını sarıyoruz derken aslında toplumun şah damarına altın vuruşlar yapılıyor.
İşlenen bir cinayet olayı ekranlara taşınarak toplumsal cinayet işleniyor. Bir cinayet üzerinden ya da bir aile kavgası üzerinden toplum adeta esir alınıyor. Bu toplum bu kadar suikastı kaldıramaz. Bu toplumsal cinnettir.
Bu TV programlarının bir benzerini Batı ülkelerinin TV’lerinde asla bulamazsınız. Haber kanallarında bile ölçü ve sınır var. Kan ve vahşet gösterilmez. Bizimkiler ise her cinayetin üzerinde tepiniyor, çıkar elde etmek ve seyredilme uğruna her acıyı kullanmaktan çekinmiyor.
Çılgınlık bu!
Mahremiyetin olmadığı yerde merhametsizlik hakim olur.
Özelin olmadığı yerde genel bir cinnet hüküm sürer.
Bir ailenin ya da kişinin dramı toplumsal drama dönüştürülüyor. Bütün bir toplum bir tek acı üzerine yoğunlaşıp akıl sağlığını yitiriyor. Vahşet, sapıklık, ahlaksızlık katlanarak büyüyor. Acıları seyrede seyrede acıya alıştırılıyor. Her türlü gayrı meşru ve ahlaksız davranışlar alenen toplumun gözlerine sokuluyor. Bir ailenin yarasını tamir ederken bütün bir toplum yaralanıyor.
TV’ler hiçbir kutsal tanımıyor, hiçbir değere itibar etmiyor.
TV programları yargı yerine geçip yetki gaspı yapıyor.
Her türlü çirkeflik, iğrençlik toplum önünde konuşularak meşrulaştırılıyor.
TV’ler, toplumsal bir yangının fitilini ateşliyor, heyelan gibi üzerimize çöküyor, sel olup üzerimize akıyor, virüs olup bünyemizi tahrip ediyor.
Hiç kimse TV’lerin başrolü oynadığı bu afete dur diyemiyor. Ne hükümet, ne siyasiler, ne yargı mensupları, ne avukatlar, ne sivil toplum kuruluşları, ne de basın…
Açık hava hastanesine döndü ülke…Hasta ruhlu insanlar her gün TV kanallarında zehir akıtıyor topluma…
Cinnet, kavga, cinayet, sapıklık haberleri TV kanallarında en gözalıcı ve cazip tekniklerle topluma servis ediliyor.
Her gün toplumun değer yargıları ve ailelerin duyarlılıkları aşındırılıyor.
Kopuyor bu millet, bütün moral değerlerinden ve ahlaki ilkelerinden…
Kaybeden yine biz (toplum), kazanan yine bu mahremiyet ve dram cellatları, yani TV’ler…
Kim dur diyecek bu tahribata! Yok mu bu milletin sahibi!


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.