Ekrandaki Ahlak Bekçiliği ve Reyting Uğruna Feda Edilen Değerler… Esra Erol Örneği
19 Ocak 2026, Pazartesi 13:28
Türkiye’de televizyon yayıncılığı, uzun süredir "toplumsal gerçeklik" maskesi altında sunulan bir kültürel yozlaşmanın kuşatması altında. Bu kuşatmanın en popüler kalelerinden biri olan Esra Erol’un programı, yaşanan "şeriat" diyaloğuyla bardağı taşıran son damla oldu. Bir konuğun kullandığı "Şeriatın kestiği parmak acımaz" deyimine karşılık, Erol’un konuyu bağlamından kopararak "Şeriat burada yok, Orta Doğu’da var" şeklindeki yanıtı, aslında sadece bir cehaleti değil, aynı zamanda ekrandaki kurgulanmış "kanaat önderliği" soyunmasının ne kadar eğreti durduğunu da gözler önüne serdi.
Halk arasında adalete olan güveni ve teslimiyeti ifade etmek için kullanılan köklü bir deyimi, siyasi bir kutuplaşma malzemesi haline getirmek, her şeyden önce bu toprakların dil kültürüne haksızlıktır. Esra Erol’un buradaki tavrı, adaletin evrenselliğini savunmaktan ziyade, durumu başka bir boyuta taşıyarak suni bir alkış tufanı alma çabasıydı. Bu meşhur deyim, şeriatın kelime anlamından ziyade "hukukun üstünlüğüne ve adalete olan teslimiyeti" simgeler. Yani "eğer bir karar adalete ve hukuka uygunsa, o karar can yaksa bile buna razı olunmalıdır" mesajını verir. Burada kastedilen "şeriat" kavramı, adaletin tecellisidir.
Rezilliğin Normalleştirilmesi…
Programın genel yapısına baktığımızda, karşımıza çıkan manzara tam bir toplumsal facia niteliğinde. Yıllardır süregelen bu formatlarda; aldatanlar, kaçanlar, aile mahremiyetini ayaklar altına alanlar birer birer ekrana dökülüyor. Toplumun en mahrem meseleleri, lapa lapa yağan bir karın örttüğü pisliklerin gün yüzüne çıkması gibi değil, aksine o pisliğin üzerine projektör tutulup herkesin izlemesi zorunlu kılınan bir şov gibi sunuluyor.
Buradaki en büyük ironi ise, bu "rezilliklerin" tam merkezinde duran sunucunun, bir ahlak muhafızı gibi koltuğuna kurulup insanlara hayat dersi vermesidir. Toplumdaki ahlaksızlıkları normal birer vakaymış gibi her gün milyonların evine sokan bir yapım, hangi hakla toplumsal etik üzerine söz söyleyebilir?
Kültürel Seviye ve Sosyal Medyadaki Haklı İsyan
Dikkat çeken bir diğer nokta ise, bu programlara konuk olarak seçilen profillerdir. Ne hikmetse, genellikle eğitim ve kültür seviyesi düşük, kendisini ifade etmekte zorlanan insanlar stüdyoya taşınarak bir tür "panayır" sergileniyor. Bu insanların hayatları üzerinden reyting almak, onları milyonların önünde küçük düşürürken ekran başındakilere "bakın neler var" dedirtmek, bir yayıncılık başarısı değil, toplumsal bir ayıptır.
Gelinen noktada sosyal medya, bu yozlaşmaya dur demek için ayağa kalkmış durumda. "Esra Erol kaldırılsın" etiketleri altında toplanan tepkiler, halkın artık bu tür kurgulanmış hayat dramlarından ve sahte kanaat önderlerinden yorulmuş olduğunun en net kanıtıdır. İnsanların zaaflarını, cahilliklerini ve acılarını pazarlayan bu tür programlar, toplumsal yapıyı içten içe kemirmektedir.
Eğer bir televizyon programı, toplumun sinir uçlarıyla oynuyor, kültürel değerleri aşağılıyor ve ahlaksızlığı sıradanlaştırarak üzerinden prim yapıyorsa, o programın kapatılması artık bir tercih değil, kamu sağlığı için bir zorunluluktur. Kadın programı adı altında sunulan bu "kaos ve itiraf" seansları, ne aile yapısını korur ne de adaleti sağlar. Sadece ekran başındaki kitlenin zamanını çalar ve toplumsal çürümeyi hızlandırır. Esra Erol ve benzeri formatların miadı çoktan dolmuştur; şimdi sıra bu ekran kirliliğine son verecek iradededir.
Bu noktada şunu açıkça ifade etmem gerekir: Televizyon izlemeye ayıracak vaktimizin kısıtlı olması bir yana, dünya kadar boş vaktimiz olsaydı dahi bu tür programlar bir saniye bile izlenmeyi hak etmiyor.
Sevgiyle Kalın.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.