İmdat! Aile ve Mahalle Ölüyor!
19 Haziran 2026, Cuma 08:36
Yine bir bayramın ardından hassasiyetimin süzgecine takılan bir sürü hal ve durum...
İşte size hal ve duruma dair bir tefekkür serzenişi...
Ve gönlüm mahzun!
Neler dinledik, dertleştik...
Telefon ile dertlestik uzak yakindostla, akrabayla, eşle dostla oturduk, konuştuk. Vallahi hepsi dertli, hepsi yanıyor!
Sorun hep aynı, şikayet hep aynı noktada düğümleniyor:
"Ne oluyor bizim evlere, ne oldu bizim şu mahalle kültürüne?"
İmdat! Aile ve mahalle ölüyor!
Evet, yanlış duymadınız...
Ankara’dan Malatya’ya, Adapazarı’ndan ülkenin dört bir yanına...
Herkes aynı dertten muzdarip ama kimse yangını söndürmeye yanaşmıyor.
Evlerimizdeki o sessiz işgal, aslında bizim son kalemizi, yani "biz" olma halimizi yok ediyor!
Eskiden evin bir ruhu vardı.
Kış günü soba yanar, çaydanlık fokurdar, üç kuşak aynı sofrada buluşurdu.
Bir büyük konuştu mu, akan sular dururdu.
Şimdilerde!?
Şimdi evin içi "otel" kıvamında. Herkes kendi odasında, herkes kendi ekranında.
Modernite, Bize "Konfor" Diye Bir Zehir Sundu
Kombiyi açtık, odaları ayırdık, her çocuğun eline bir tablet, bir telefon verdik...
"Modern hayat" dedik, "konfor" dedik.
Ama bir şeyi gözden kaçırdık:
O kombi, aslında evimizdeki o tek ve büyük "kalbi" söktü attı.
Salona bir bakıyorsunuz; anne burada, baba şurada, evlat ise kilometrelerce ötede bir "sanal âlemde" sürüklenip gidiyor.
Kapıya gelen pizzayı paylaşıyorlar, sonra herkes kendi hücresine...
Adına da "aile saadeti" diyorlar?
Oysa bu, sessiz bir tükeniş!
Peki, Çare Ne? "Üç Kuşak Sözleşmesi"...
Görüyoruz; mimari bizi böldü, ayrı binalara hapsetti. Ama "aile" bitti mi? Bitmemeli. Şimdi bir "direniş" vaktidir.
Birincisi!
Haftada en az bir akşam; "Üç Kuşak Sözleşmesi" ile dedenin, nenenin sofrasında buluşacağız. O sofrada ekran olmayacak.
O bir saatlik sofrada; sülalenin tarihi, ailenin "anayasa"sı konuşulacak. Dede anlatacak, baba teyit edecek, torun dinleyecek.
İkincisi! Ve o haftanın diğer 6 günü...
6 gün boyunca o evin içinde "biz" olmayı yeniden öğreneceğiz.
Birlikte yemek yiyeceğiz, birlikte kitap okuyacağız, birlikte namaza duracağız, tarihimizi, irfanımızı yudum yudum içeceğiz.
Ve Mahalle!
Degerlerimizle yaşanması ve yaşatılması gereken kale...
Aileyi dört duvar arasına hapsetmeyeceğiz.
Kapıyı açıp sokağa, mahalleye çıkacağız. Komşu ziyareti mi var? Gideceğiz. Hastamız mı var? Elinden tutacağız. Taziye mi var, doğum günü mü? Yanında olacağız...
Ve en önemlisi!
Bu ziyaretleri torunlarla, evlatlarla yapacağız. O çocuğa "komşu hakkı" nedir, bizzat göstereceğiz.
Bu, hem dünya huzurumuz hem de ahiret azığımızdır; büyük bir erdemdir.
Mahalleye aileye sahip olmak!
Asayiş Berkemal, Huzur ise yerinde demektir...
Unutmayın; mutlu aile, mutlu birey demektir. Mutlu birey ise güçlü toplumun anahtarıdır.
Biz bu erdemleri yaşattıkça asayiş berkemal, huzur tamam olur.
Ev; duvarlardan, kombi ısısından ve konaklamadan ibaret değildir.
Ev; içinde irfan olan, komşu hakkı olan, namazın, kitabın ve muhabbetin sesi olan yerdir.
Gelin, modernitenin o soğuk makasını; sofranın bereketi, mahallenin merhametiyle kıralım.
Ekranın tecrit ettiği gölgeler olmayalım; sözün, çayın ve komşuluğun birleştirdiği o büyük aile olarak yürüyelim.
Selam ve muhabbetle.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Murat Bulut
19-06-2026 09:54Doğan abi tek kelime ile harika bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık. Murat Bulut