İran Dosyası
04 Mart 2026, Çarşamba 10:04
ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan çatışmalar kamuoyunda tedirginlik ve çok sayıda fikir ayrılığını da beraberinde getirdi. TV’de ve sosyal medyada sevinenlerden, üzülenlere, kınayanlara kadar geniş bir spektrum oluştu. Meseleyi din kardeşliğinden, Müslüman devletler eleştirisine; Amerikan aleyhtarlığından, İsrail “sorununa” ve Molla rejimine; bölgesel savaştan, üçüncü dünya savaşına kadar ilerletenler oldu. Birbirinin içine girmiş bu bağlamlar arasında konuyu çözümleyerek açmaya çalışayım.
Bu savaşın anlamı ne?
Görünen o ki, dünyanın jandarmalığını üstlenen ABD, Trump’la birlikte Hollywood filmlerinden alıştığımız, kanunun arkasından dolaşarak “adaleti” kendi eliyle dağıtmaya çalışan “kahraman” polis rolüne büründü. Konu ABD hegemonyasının devamı ve Çin’in geri püskürtülmesi olunca, Trump yönetimi ne Birleşmiş Milletler sözleşmesi ne de Uluslararası Hukuk dinlemeyerek küresel hâkimiyetini bölgesel taktiklerle yeniden tesis etme peşinde. ABD’nin bu zaafını kendi lehine kullanmak isteyen İsrail ise kurulduğu günden bu yana en avantajlı stratejik pozisyonunu yakaladığını düşünerek bu Amerikan polisinin “body” rolüne büründü. Yıllarca Hitler ve Holokost mağduriyetine sığınarak sempati toplamaya çalışan İsrail’in Filistin’de yaptıklarından sonra İsrail hakkında hiçbir şey şaşırtıcı gelmez sanırım.
Dünya sadece bir küresel aktör aymazlığına değil, aynı zamanda yeni bir savaş konseptine de şahitlik ediyor. Bir süredir ABD, savaş ilan etmeden savaşmaya ve savaş hukukunda riayet edilmesi gereken kuralları atlayarak sonuca ulaşmaya çalışıyor. Bu konseptin görünen özelliği hava kuvvetleri üstünlüğüyle stratejik tahrip ve istihbarat örgütleri ile sıkı işbirliği halinde dekapitasyon (kafa koparma).
İlan edilmiş bir harp olmaksızın doğrudan saldırarak, kendilerini savunma fırsatı vermeden bir ülkenin üst düzey yönetimini ortadan kaldırmak cinayettir.
İran neden yalnız kaldı?
Bu bağlamda pek çok kişi İslam ülkelerinin parçalanmışlığından ve liderlerinin aymazlığından dem vurarak ağır eleştiri yapıyor. Haksız sayılmazlar. Fakat İran bölgede komşularını bezdirmiş, ittifak ortaklarını ise bölge dışından seçmiş bir ülke. Bunlar da Rusya ve Çin.
İran komşu ülkelere devrim ihraç etmeyi bir politik misyon olarak belirlediği için neredeyse tüm Ortadoğu ülkeleri ile sorunlu. İranlı hacıların 1987’de Kâbe’de yaptığı devrim gösterilerinden ve 400 hacının ölümünden bu yana Suudi Arabistan İran hacılarına bile kapalı.
Bağımsız kuruluşlar ve İnsan Hakları Gözlemcileri Raporu’na göre Suriye savaşı sırasında Suriye’de sivil ölümlerin %90’ı Esad rejimi, İran destekli milisler ve Rusya tarafından gerçekleştirilmiştir. Hizbullah, İslami-Cihat gibi örgütler ile bölge üzerinde hakimiyet tesis etmeye çalışan İran, hiç de öyle merdane savaşı benimseyen bir ülke gibi davranmıyor.
İran teokratik bir devlettir. Ayetullah Humeyni daha devrimin başında yaptığı bir konuşmada, “İslam devleti İslam’ın en önemli hükmüdür, diğer hükümlerin önüne geçilebilir” diyerek oldukça pragmatik ve haliyle güvenilmez bir profili ülkesine giydirdi. Buna göre İran İslam devletinin selameti için feda edilmeyecek hiçbir değer veya kişi yoktur. Velev bu kişi devrim rehberi bir Ayetullah bile olsa. Bu nedenle içeride yönetime karşılık en ufak bir itirazı en ağır biçimde cezalandırıp ibret olsun diye vinçlerin ucunda sallandıran bir yönetimden söz ediyoruz.
Daha dün, yani Kasım-Aralık 2025’te başlayan ve 2026’ya kadar sarkan, ABD ve Batı politikalarına karşı protestolarla başlayan ve aynı zamanda rejim aleyhine gösterilere dönüşen olaylar neticesinde resmi kayıtlara göre 3100, bağımsız gruplara göre 7000 civarı kişi rejim tarafından öldürülmüş. Bunların arasında çocuklarının gözleri önünde sallandırılan babalar, annelerinin gözleri önünde sallandırılan gençler var. İran’da rejimin tarif ettiği şeklin dışında bir özgürlük talebinin karşılığı sadece özgürlüğünüzü değil, aynı zamanda hayatınızı kaybetmenizdir.
İran’ın nükleer kapasitesi Irak’a yapılanlarda olduğu gibi asılsız bir iddia mı?
Hayır, İran’da nükleer tesisler var; Batı bunu iyi biliyor. Çünkü kendileri yaptı. Üstelik ABD Şah Rıza zamanında SSCB’yi çevreleme politikası bağlamında İran’da ilk reaktörü kuran ve zenginleştirilmiş uranyumu veren ülke. İran’ın nükleer yapılanması bunlarla kalmamış; 1977 yılında ABD İran’la nükleer işbirliği anlaşması imzalayarak sekiz santral daha kurulması kararlaştırılmıştır. Kısa bir süre sonra bu çalışmalara İran’da iki nükleer santral kurmayı taahhüt eden Fransa da katılmıştır. Buşher’de 1974 yılında yapımına başlanan ilk nükleer santral ihalesini Alman Siemens Grubu kazanmış.
İran-Irak Savaşı sırasında Buşher’de yer alan santraller tahrip olduğundan, 1990 yılında İran nükleer altyapısının tamamlanması için bu kez Rusya ile anlaşmıştır. Yine İran’da bulunan Natanz Nükleer Merkezi özellikle silah yapımında kullanılabilecek yüksek oranlı uranyum zenginleştirme işinde gerekli uzmanlık birikimine sahip olan bir yer olarak bilinmektedir.
Batı için o zaman sorun teşkil etmeyen bu nükleer tesisler, Humeyni rejimi ile İran köklü bir değişime uğrayınca işler değişti. O günden bu yana, dini liderin nükleer silah kullanmanın haram olduğuna dair fetvaları dâhil, İran’ın nükleer teknolojiyi barışçıl amaçlarla kullandığı iddiası kimse için inandırıcı gelmedi. Takiyye’yi itikat edinen bir İran’ın sözlerinden şüphe duymamak elde değil.
Kürecik radarı?
Kamuoyunda merak ve tepki uyandıran bir başka olay da Malatya Kürecik’te bulunan radar tesisi. Acaba İran, Körfez ülkelerinde bulunan Amerikan üslerine saldırdığı gibi buraya da saldırabilir mi?
Kürecik'te bulunan radar tesisi bir Amerikan üssü değil, NATO tesisidir. Bu tesis saldırı yeteneği bulunmayan erken ihbar amaçlı bir radardan ibaret. Önemi X bandında olmasında, yani uzun menzil taraması yapabilen bir radar olmasından ve bulunduğu yerin irtifasından dolayı İran dahil eski Sovyetler coğrafyasının güney bölgesini gözlemleyebilmesinden kaynaklanıyor. Yani bu radar uzakları görebilen bir göz sadece. Değil saldırmak kendisini bile koruyamaz.
İran’ın şimdi Ortadoğu’da vurduğu yerler Amerikan askerlerinin bulunduğu ve İran’a yönelik harekâtın bir parçası olan/olabilen yerler. İran savaşın başından itibaren kendisine yönelik saldırıların olacağı yerleri hedef kabul ettiğini söylemişti zaten. Ayrıca Türkiye’ye saldırmak tüm NATO ülkelerine saldırmak anlamına gelir.
Bu tür radarlar Türkiye dışında Japonya, Güney Kore, Romanya, Polonya, İngiltere’de de bulunuyor. Kürecik radarı NATO füze savunma zincirinin bir halkası; yani buradan elde edilen gözlem bilgilerinin İsrail’e verilmesi gibi bir durum yok. Zaten radar teknolojisi konusunda oldukça iyi olan İsrail’in Diamona’da kendisine ait X band radarı bulunmakta, buradan gelecek bir bilgiye ihtiyacı yok yani.
ABD’nin bu saldırıdan amacı ne?
İran Şah döneminde bölgede ABD’nin en iyi müttefikiydi. ABD yeniden uluslararası sisteme entegre olmuş bir İran istiyor. Ayrıca İran’ın Çin ve Rusya ile olan iyi ilişkileri ABD için hedefin İran’dan çok Çin’i çevrelemek olduğunu ortaya koyuyor. Yoksa ABD İran halkının molla rejiminden duyduğu rahatsızlığı düşündüğü falan yok. Bu nedenle ABD’nin bu saldırı ile iki hedefi var. Birincisi, İran’ı ABD’den uzak tutup Rusya ve Çin ile yakın tutan molla rejimini devirmek; ikincisi, İran’ın nükleer kapasitesini tamamen yok etmek.
Birincisi ABD’nin istediği, ikincisi ise İsrail’in talepleri.
Bu noktada İran’a yapılan bir harekât başta İsrail olmak üzere bölge ülkelerinin hemen hemen tamamının çıkarlarına uygun geliyor. Bunu açıkça ifade etmeseler bile!
Türkiye’nin politikası?
Türkiye şimdiye kadar İran’ın Batı ile olan ilişkilerinde hep arabulucu rolü üstlenmişti. Hatta İran’a yönelik yaptırımları Halk Bankası üzerinden deldiği iddialarıyla ABD’nin hışmına bile uğradı. Buna karşın İran Türkiye’ye karşı çok vefakâr davranan bir ülke hiç olmadı. Başta PKK sorunu olmak üzere eline geçen fırsatları değerlendirmekten geri durmadığı biliniyor. Buna rağmen Türkiye bölgedeki bir savaşın nereye evirileceğinin belli olmayacağını bildiğinden, elbette ki savaş yerine diplomasi yanlısı. Sonuçta bu hareket bir yerde bitecek. Bu durumda Türkiye diplomasi masasına oturabilecek, İran’la Batı arasında iletişimi sağlayabilecek en uygun adaylardan biri olarak bölge barışını korumayı hedefliyor.
Bu savaş ne kadar sürer ve İran’da Molla rejimi yıkılır mı?
Bu savaşın sadece hava harekâtı olduğu dikkate alındığında, uzun sürmesi beklenemez. Eğer savaşan ülkeler komşu olsaydı ve kara harekâtı imkânı bulunsaydı, devam edebilirdi. Bu nedenle İran’la yapılan savaşın birkaç hafta ile sınırlı olacağını düşünüyorum. İran’da bu işin uzun sürmesinin rejimini tehlikeye atacağının farkında. O nedenle bir an önce masaya dönme taraftarı ve haliyle ateşi harlama isteği yok aslında.
Üst düzey yöneticiler öldürülünce İran’ın rejiminin yıkılacağını düşünmek, İran’ın şu anki siyasal yapısını bilmemek olur. Fakat otoriter yönetimlerde kitlelerin sadakatine de güvenilmez. O nedenle, eğer hareket sivil hedefleri içermeyecek şekilde ilerler ve yukarıda sözünü ettiğim hedeflerin gerçekleşmesi halinde sona ererse, İran’da rejimin hemen yıkılması gerçekleşmese bile oldukça yıpranacağı ve muhalefete daha fazla alan açacağı kesin. Şimdi değilse bile molla rejiminin uzun süre ayakta kalabileceğini sanmıyorum. Bunca yıl içinde oldukça aşınmış bir rejimden söz ediyoruz.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.


Yorumlar
Kemal Tamer ÖNEŞ
10-03-2026 12:09Hocam Yorumunuz üç boyuttan net ve tarafsız Dünyada bu teori ve pratikte net olsa hiç bir sorun yaşanmıcak.İnsan yaşamı sonsuz değilki bir gün herkesin yaşamı sona ereceğini unutuyoruz.Hocam Görüşmek üzere hoşça kalın.
Fevzi kırık
06-03-2026 20:20Sayın hocam teşekkürler
Ayşegül Karaca
05-03-2026 20:01Emeğinize sağlık hocam.
Samim Ters
05-03-2026 14:10Sayın Hocam Teşekkür ederiz. Olaya bir de sionizm vahşeti acısından da değerlendiren bir makale yazabilirsiniz iyi olur.