dore okulları
Malatya
18 Nisan, 2024, Perşembe
  • DOLAR
    32.50
  • EURO
    34.82
  • ALTIN
    2490.4
  • BIST
    9546.37
  • BTC
    61628.81$

İsrail-Filistin Meselesinin Doğru Sanılan Yanlışları

09 Ekim 2023, Pazartesi 23:39
İsrail-Filistin Meselesinin Doğru Sanılan Yanlışları

Filistin-İsrail sorunu hakkında konuşmak çok zordur. Zira yanlış bilinenler, doğrulardan fazla. Ayrıca duygular ve önyargılar da işin içine girince sorunu objektif biçimde kavramak daha da zorlaşıyor. 

Filistinliler ile Yahudilerin yurt kavgası İsrail’in kurulmasına yol açan Balfour deklerasyonundan önce başlamış aslında.  Eski Ahitte (Tevrat) ve Yeni Ahitte (İncil) Filistinlileri sistematik katleden Yahudilerden ve Yahudilere acılar çektiren Filistin Krallığından söz edilir.  

Hülasa bölgenin iki kadim halkı Filistinliler ve İsrailliler. 

Biz Filistinlileri Arapça konuştukları için Arap sanırız, ama değiller. Filistinlilere eziyet edenlerin sadece Yahudiler olduğunu düşünürüz ama değil. Örneğin Filistinliler en büyük kayıplarından birini Kara Eylül olayları olarak bilinen Ürdün’le yaşanan çatışmada verdiler.

Filistin meselesinin sadece bir toprak ve kutsal mekânlar meselesi olduğunu düşünürüz ama tam olarak öyle de değil. Geri planda Yahudilerin bulundukları tüm toplumlardan dışlanmalarının neden olduğu entegrasyon ve asimilasyon sorunları da var. Yahudilere yurt arayışı laik Yahudilerin girişimiyle Güney Amerika ve Orta Afrika ile başlamış Hibbat Zion derneğinin işe karışmasıyla Filistin’de karar kılmış. Neticede dini duygular kitleleri daha fazla motive edebiliyor. 

Tüm Yahudilerin Siyonist olduğunu düşünürüz ama bu da doğru değil. Rahmetli Erbakan’ın mitingine katılan melon şapkalı ve perçemli Yahudileri hatırlayanınız oldu mu?

Batılıların topyekûn Yahudileri savunduğunu düşünürüz ama tersine Yahudiler tarihleri boyunca en büyük zulmü Batı’da yaşamıştır. Yahudilerin en büyük düşmanları Müslümanlar da değildir. Hristiyanlara göre Yahudiler kendi peygamberlerini öldüren katiller; Yahudilere göre Hristiyanlar ise heretik sapkınlardır.

Yüzyılın en büyük Yahudi soykırımını Hitlerin yaptığını sanırız ama Yahudileri bir yurt arayışı içine iten asıl soykırım 1881/1884 ve 1905’de Rusların yaptığı Yahudi soykırımıdır. Fakat her defasında Ruslar kendilerini perde gerisinde tutmayı becerebiliyor.

İngilizlerin Filistin’de bir Yahudi devletini başından beri savundukları ve onları destekledikleri düşünülür. Oysaki Balfour deklarasyonuna kadar Filistin’de bulunan Britanya Yüksek Komiserleri genellikle Filistinliler lehinde raporlar yazmışlardır. İngiliz parlamentosunda Yahudiler lehine hareket etmeye karar veren Lord Balfour’u ikna eden ise İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı Haim Weizman olmuştur. Kendisi aseton üretmeyi başaran bir kimyacı olarak İngiliz Deniz Kuvvetleri laboratuvarının yöneticiliğini yapmıştır. Dolayısıyla savaşta çok işe yarayan bu icat nedeniyle siyaset bürokrasiyi dinlemezlikten gelip bir çıkar hesabı içinde İsrail fikrini desteklemeye karar vermişler.  

Ayrıca İngilizlerin Yahudileri tutmaya başlamalarının arkasında günümüzde Amerikalıların PYD’yi desteklemeye karar vermeleri gibi bir neden yatar. Birinci Dünya Savaşı sırasında Bölgede Türklere karşı müttefik arayan İngilizler Osmanlılar içinde Şerif Hüseyin’i, Araplar içinde de Siyonistleri desteklemeye karar verir. Böylelikle bir taşla iki kuş. 
Ortadoğu’da milliyetçilik fitilinin ateşlenmesiyle Filistin milliyetçiliği Arap milliyetçiliğine rakip olarak görülmüştür. Dolayısıyla Arapları Filistinlilerin yanındaymış gibi tutan şey aslında Yahudi aleyhtarlığıdır. Bu kuzenlerin neden birbirinden bu kadar nefret ettikleri ise daha uzun bir konu. 

Filistinlilerin İsrail’e karşı direnişlerinin başarısız olmasının arkasında da çok nedenler var. En baştaki neden Filistinlilerin kendilerini aile, köy ya da din temelinde tanımlamaları. Yani Filistinlerin hepsi Müslüman değil, Müslümanların hepsi de tek vücut değil.  

Yahudilerin bölgedeki toprak kazanımları genellikle kurak, para etmeyen mülklerini eder fiyatının otuz kırk katına kadar Yahudi girişimcilere satan Filistinlilerle başlar. Bu hatayı yanlış adamların yanında durmak gibi bir siyasetsizlik de takip eder. Meşhur Filistin Müftüsü ve Filistinlilerin temsilcisi Muhammed Emin El-Hüseyni İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitlerin ve Nazilerin yanında dururken, Yahudiler Britanya ordusuna gönüllü yazıldılar. Demek ki düşmanımın düşmanı dostumdur politikası doğru bir politika değil.  Bu yanlış siyaset nedeniyle Nazilerle birlikte Filistinlilerin uluslararası davası da çökmüş oldu. 

Biz Filistinlileri severiz. Çünkü onların Osmanlı döneminin emanetleri olduğunu farz ederiz. Filistinlilerin entelektüelleri ise Osmanlı dönemini bir sömürü dönemi olarak görür. Yafa’da bana bunu söyleyen Filistinli bir dostuma Osmanlıyı beğenmiyorsunuz ama topraklarınızda Osmanlının bıraktıkları dışında bir eser de göremiyorum demiştim.
Filistinlilerin hepsi Filistin’de değil, genelde orta sınıf altı Filistinliler Filistinde kalarak bütün çileyi çeker, canlarını verir. Filistinlilerin zengin ve kodamanları Arap ülkelerinde keyif çatarlar.

Uzun yıllardır Ortadoğu’yu diken üstünde tutan Filistin-İsrail anlaşmazlığı konusunda en somut adım ve ilerleme de Hamas tarafından değil daha laik ve sola yakın El-Fetih tarafından sağlanmıştır. Hamas meydanları doldurmak, şehit ve intihar savaşçılarının sayısını artırmaktan başka Filistin davasına somut bir katkısı sağlayamamıştır. 

Gelelim Filistin’in komşularına. Filistin-İsrail çatışması Mısır için her zaman uluslararası politikada yerini sıcak tutmasına yardım eden bir katalizör görevi görmüştür. Suriye ise Filistinlilerin İsrail’le çatışmasını Golon tepeleri nedeniyle her zaman desteklemiş bunu yaparken Filistin’i aslında Güney Suriye olarak gördüklerini de onlara hissettirmemeye çalışmışlardır. Ürdün ise kendi varlığını İsrail’in ortaya çıkışında gördüğü için Filistin davasına sözde sahip çıkmaya devam etmiş fakat başta FKÖ olmak üzere Filistinlileri Ürdün’de görmek istemeyip Lübnan’a sürmüştür.  Lübnan ise bölgedeki her tür illegal örgütlenmenin güvenli cenneti haline geldiğinden Filistinli radikallerin arka bahçesi sayılır.

Hülasa İsrail Ortadoğuda varlığı zorunlu istenmeyen kötülük işlevi görür. Ortadoğu’daki otoriter yönetimler ne zaman iç politikada sıkışsalar bir İsrail krizi imdada yetişir. Bu daha çok İran’da tekrarlanan bir parodi/dramdır. 

Türkiye’ye gelince duygusal Türk halkının Filistin’e ilgisi çok, bilgisi ise Payitaht Abdülhamid dizisi kadardır. Biz meseleyi din iman meselesi olarak ele almayı seviyoruz. Gitmesek de, görmesek de o yerin bizim köyümüz olduğunda ısrarcıyız. 

Filistinlilerin İsraillilerle tek ortak yanı ise iki halkın da Türkleri seviyor olmasından ibaret. Fakat her iki tarafın sevgilerinin sıcaklığı kış güneşi gibidir. PKK ilk gerilla stratejilerini Filistin’deki kamplarda oluşturmuştur. İsrail ise PKK’ya istihbarat sağlamakla suçlanıyor. Hülasa Ortadoğu uzaktan sevilesi bir yer
 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.