19 Temmuz, 2026, Pazar
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

SÖYLEMDE DÜŞMAN, SAHADA ORTAK/ İran Denklemi

03 Mart 2026, Salı 07:09
SÖYLEMDE DÜŞMAN, SAHADA ORTAK/ İran Denklemi

1979'dan beri İran rejimi meydanlarda “Amerika’ya ölüm”, “İsrail haritadan silinecek” sloganları atıyor. Devrim retoriği üzerinden anti-Amerikan ve anti-Siyonist bir kimlik inşa etti. Ancak sahadaki tabloya baktığımızda ortaya çıkan gerçek bambaşkadır.

Söylem ile eylem arasındaki makas artık gizlenemeyecek kadar açıktır.

Benim kanaatim, İran rejimi görünürde ABD ve İsrail karşıtı bir ideolojik cephe sunarken, fiiliyatta bölgesel denklemde her iki aktörün de stratejik işlevine hizmet eden bir pozisyondadır.

Ancak dünyanın gözü önünde cereyan eden bir ABD-İsrail-İran savaşı var. Füzeler atılıyor, gemiler imha ediliyor, devletin başı öldürülüyor, çocuklar ölüyor.

Bunu geçmiş yazılarımda uzun uzun hep yazdım. Bu savaşın benzerini geçmişte de, yakın zaman içinde de gördük.

İran son anda ABD ile yapılacak müzakere masasının Türkiye’de kurulmasını istemedi. Acem oyunu burada başladı. Eğer o masa Türkiye’de kurulsaydı belki de bugünkü sonuç olmayacaktı.
Ama İran rejimi, bu işten Türkiye prestij sağlar, güç ve itibar devşirir diye tarihi düşmanlığını diplomatik bir yolla yine yaptı.

Hiçbir rejim için halklar önemli değildir. İran Molla rejimi için halkı önemli olsaydı on binlerce insanını öldürmezdi. Her gün Müslümanları darağacında sallandırmazdı.

ABD ve İsrail için de, dünyanın hiçbir halkı önemli değildir. Kim ölmüş, kim kalmış umurlarında bile olmaz. Kendilerine itaat eden yöneticiler, çıkarlarını koruyan bir rejim önemlidir.

Dünya değişti, Orta Doğu'da dengeler değişti, bugün ABD’nin de Orta Doğu politikası değişti. Kolunu bacağını iyi oynatamayan, son kullanma tarihi gelmişleri birer birer oyundan atmaya başladı.

Orta Doğu'da ABD çıkarları için çalışan ve deşifre olan herkes tek tek ortadan kaldırılıyor. Sahaya baktığımızda da, ne kadar Müslüman katili varsa hepsi İran rejiminin adamları.

İran 47 yıldır çevresiyle, komşularıyla, Müslümanlarla savaştığı için bugün yalnız kalmıştır. Rejime yine bir şey olmaz, olan fakir, gariban sivil halkına olur.

İran 47 yıldır İslam coğrafyasında Müslüman kanı akıtıyor. Tarihi boyunca da tek bir kâfir devletle savaşmamıştır. En büyük düşmanı Türkiye, en büyük cihad ise Sünni Müslümanları öldürmektir.

İran’ın yardımıyla ABD Irak’a girdi. “Biz yardım etmeseydik Amerika Irak’a giremezdi.” diye resmi beyanları vardı.

Peki, Amerika Birleşik Devletleri Irak’a girdikten sonra ne oldu?
Devlet yapısı çöktü. Yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Ülke mezhep temelli paramiliter yapılanmalar üzerinden fiilen İran etkisine açıldı. Irak’ın güvenlik mimarisi Tahran eksenine kaydı. Devlet Mecusi Şiî yapıya teslim edildi.

Eğer ABD gerçekten bir gün İran’ı bölgesel tehdit olarak görseydi, Irak’ı neden İran nüfuzuna açık hâle getirsin?

Suriye’de 14 yıl boyunca Beşar Esad rejimini kim ayakta tuttu?
Rusya ile birlikte İran.
Bir milyondan fazla insan hayatını kaybetti. 15 milyondan fazla insan yerinden edildi. Şehirler yıkıldı. Demografik yapı değişti. Bu, sıradan bir iç savaş değil; dış destekle sürdürülen bir iktidar projesiydi.

Bunun için Suriye halkı Hamaney’in ölümünden dolayı bayram yapıp helva dağıtıyor. Suriye’de her evde İran’ın geride bıraktığı bir acı vardır. Katil Beşar Esad devrildi, Suriyeliler yeniden devletlerini kurdular ama hafızalarında İran’ın rolü silinmiş değildir.
Bir milyondan fazla insanın kanı ortadayken Suriye halkı İran’a sahip çıkar mı?

Yemen’de Husilere silah, eğitim ve stratejik yönlendirme sağlayan kim? İran.

Lübnan’da 40 yıldır devlet içinde devlet gibi hareket eden Hizbullah’ı kim kurdu, büyüttü ve finanse etti? İran.

Sonuç ne oldu?
Lübnan ekonomik olarak çöktü. Yemen parçalandı. Devlet otoriteleri zayıflatıldı. Mezhep temelli fay hatları kalıcılaştırıldı.

İran bunca zulmü, gerçekten İsrail’i ortadan kaldırmak için mi yaptı? Yoksa kontrollü gerilim üreterek bölgesel dengeyi sabitleyip İsrail’e alan mı açtı?

Tahran’dan Bağdat’a, Şam’dan Beyrut’a uzanan hat, “Şii hilali” olarak adlandırılmadı mı?
Bu eksen, İran’ın tarihsel imparatorluk iddiasının yeniden canlanması gibi sunulmadı mı?

Ancak gerçekçi olmak gerekir.
İran, Sasani sonrası dönemde kalıcı bir imparatorluk kapasitesine sahip değildir. İslam tarihinde Kisra’nın yıkılışına atıfla aktarılan hadisler de, bu dönemin kapandığını ifade eder.
İranlı mollalar eğer iman etmişlerse bunun farkındadırlar.

Dolayısıyla mesele küresel bir Pers imparatorluğu kurmak değil; mezhep eksenli kriz üretimi üzerinden bölgesel fay hattını canlı tutmak, Arz-ı Mevûd için ortam hazırlamaktır. Bugün savaşın temel sebebi de budur.

Şimdi söyleyin bana, İran’ı kim savunacak?
Irak halkı, yüz binlerce kaybın ardından İran’ı savunur mu?
Suriye halkı İran’a sahip çıkar mı?
Yemen halkı, yaşadığı yıkımdan sonra İran’ı destekler mi?
Lübnan halkı, ekonomik çöküşün ortasında İran çizgisine sarılır mı?

Elbette İran’ın Hizbullah gibi vekil yapıları onu savunacaktır. Ancak halkların refleksi başka olacaktır.

Bütün bunlara rağmen, İran kalkıp Körfez ülkeleriyle bir gerilime giriyor. Balistik füzelerini İsrail’e, ABD donanmasına değil, Katar’a, Suudi Arabistan’a, Erbil’e atıyor.
Körfez ülkeleriyle yaşanan bu gerilimler, İran’ı daha da yalnızlaştırmaz mı?
Peki hangi akılla bunu yapıyor İran?

Türkiye boyutuna gelince;
Tarihsel olarak Osmanlı–Safevi rekabeti yeni değildir. Biz onların saltanatlarını yıkmış, Mecusi imparatorluğuna son vermişiz. İran yüzyıllardır yeniden imparatorluk hayali kuruyor.
İran bizi, biz de İran’ı sevmeyiz. Aslında aramızda mezhep değil, din farklılığı vardır. Bizim Şiî kardeşlerimizle bir problemimiz yoktur. Ama Mecusi Molla diniyle bizim dinimiz asla aynı değildir.
Bugünkü sorun İran halkıyla değil; 1979 sonrası kurulan molla rejimiyledir.

Bugün İran gerçekten sistem dışı bir tehdit olsaydı, neden bugüne kadar tasfiye edilmedi?
Neden rejim her krizde biraz daha baskılanarak ama ayakta tutularak ilerledi?

Benim kanaatim şudur:
Tam bir rejim değişimi, bölgesel denklemi, Siyonizmin Orta Doğu’daki hesabını altüst eder.
Doğacak riskler, vekil ağları, güvenlik mimarisi, küresel aktörler için yönetilebilir olmaktan çıkar, emekler boşa gider, 1979 yılına dönmüş olurlar.

Bu nedenle senaryo farklıdır:
Rejim tamamen devrilmez. Lider kadro revize edilebilir. Retorik ton düşürülebilir. Ancak işlevsel rol korunur. Yani söylemde anti-Amerikan, pratikte denklemin bir parçası.

İran bugün bölgede ciddi bir yalnızlık yaşamaktadır, yaşayacak da. Ancak rejim muhtemelen varlığını sürdürecektir. Daha terbiye edilmiş, patronlarının sözünden çıkmayan, gizli itaat yerine biraz daha açıktan, İsrail’e ölüm demeyecek, halkı yeniden rejimin etrafında toplanmış bir biçimde...

Fakat işlevi değişmeyecektir:
İslam dünyasında mezhep eksenli fay hattını diri tutan, kriz üreten ve bölgesel denklemi sabitleyen bir aktör olarak kalacaktır. Retoriğe değil, sahaya bakarak hüküm vermek gerekir.
İşte İran denklemi tam da budur:
Söylemde düşman, sahada ortak.

Fi emanillah.

Ebuzer AYDIN

"Ey Kalemim! Bir Gün Doğru Bildiklerini Yazmazsan Kolumla Beraber Kırar Atarım Seni"