Tokluğun Yeni Formülü: Kabuğunda Hayat Var!
09 Mart 2026, Pazartesi 12:45
Malatya’nın sokaklarında, çarşısında ya da kalabalık semt pazarlarında yürürken kulağım hep vatandaştadır. Mesleğim gereği mi desem, yoksa içimdeki o bitmek bilmeyen insan merakı mı bilmem; nerede iki kişi yan yana gelse, ne konuştuklarına, hayata nasıl baktıklarına bir kulak kabartırım. İnanın, hiçbir haber ajansının geçmediği, hiçbir kitabın yazmadığı en sahici manşetler o ayaküstü sohbetlerde gizlidir.
Hafta sonu semt pazarındayım. Kalabalık, gürültü, "alana bedava" nidaları... Derken iki amca takıldı gözüme. Muhtemelen emekli, muhtemelen yılların yorgunluğu omuzlarında ama gözlerinde hala o eski toprak muzipliği var. Biri diğerine eğildi, elindeki tek tük portakalı gösterip dedi ki: "Portakalı kabuğuyla ye ki doyasın!"
Önce bir gülecek gibi oldum, sonra durdum. O bir cümle varya, aslında koca bir roman gibi.
Sadece Karın Doyurmak mı Mesele?
Amcamız orada sadece "miden dolsun" demiyor aslında. "Eksiliyoruz" diyor. Eskiden fileler dolardı, şimdi taneyle seçiyoruz. O kabuk, aslında artmayan maaşın, bitmeyen ay sonunun, pazardaki o ateş pahası etiketlerin bir simgesi olmuş. "Madem az alabildik, bari zerre harcamayalım" demenin en trajikomik yolu bu. İnsan bazen çaresizliğini öyle bir mizahla paketler ki, ağlayasın mı gülesin mi bilemezsin.
O Acı Tat, Hayatın Tadı
Portakal kabuğu acıdır, bilirsiniz. Dilinizi yakar, genzinizi sızlatır. Amcamın arkadaşına verdiği o "tavsiye", aslında hayatın o acı tadına alışma biçimi gibi geldi bana. "Bak" diyor, "bu hayat zaten acı, portakalın kabuğu yanında şekerleme kalır. Ye gitsin, en azından çiğneyecek bir şeyin olur, vaktin geçer."
İnsan Olmanın Zarafeti
Beni en çok etkileyen ne biliyor musunuz? O amcanın bu cümleyi kurarken arkadaşına attığı o bakış. Dalga geçmiyor, aşağılamıyor; sadece kader ortaklığı yapıyor. "Biz bu yükü beraber sırtlıyoruz, gel beraber gülelim halimize" diyor. İnsan eliyle, insan kalbiyle yazılmış en sahici dize belki de buydu o gün pazarda.
Haberciliğin En Saf Hali: Sokak
Dışarı çıktığımda vatandaş ne düşünüyor, neye gülüyor, neye içerliyor bilmek zorundayım. Çünkü gerçek gündem televizyonlarda değil, bazen o pazar tezgâhının, bazen bir otobüs durağının, bazen bir bankın arkasındaki fısıltılarda. Amcamın o cümlesi, aslında modern iktisat derslerine taş çıkartacak bir "hayatta kalma" dersiydi. "Madem az alabildik, bari zerre harcamayalım" demenin, çaresizliği mizahla paketleyip sunmanın en insancıl haliydi.
Mesleğim bana çok şey öğretti ama o gün pazardaki o kısa cümle, en büyük dersi verdi: İnsan bazen doymak için sadece mideye değil, birbirinin derdine ortak olan o ince mizaha da ihtiyaç duyuyor. Şimdi ne zaman bir portakal görsem, o amcanın sesi çınlayacak kulağımda. Ve biliyorum ki o kabuk sadece bir meyve artığı değil bizim insanın sabır taşıdır.
Sevgiyle Kalın.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.