18 Temmuz, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Yapaylar yapmış abii!

30 Kasım 2025, Pazar 14:10
Yapaylar yapmış abii!

 

BİR KARGO HİKAYESİ

Bir arkadaşım anlattı. İlginç bir kargo macerası yaşamış. Pandemiden sonra kargo macerası yaşamayanımız yok gibi. Kargo hayatımıza bir girdi, pir girdi. Hoş son dönemlerde fiyatları çok uçsa da kargoya iyice alıştık.

Arkadaşım 18 Kasım'da internetten bir ürün siparişi vermiş. Bir gün sonra, 19 Kasım'da, önce ürünün kargoya verildiği mesajı gelmiş. Sonra kargo şirketinden “kargonuz alındı muhtemelen 21 Kasım'da teslim edilecektir” bilgisi gelmiş.

Buraya kadar her şey normal.

Normal olanı, ertesi gün yani 20 Kasım ve arkadaşım evinde yok, hastaneye gitmiş. Evde de başka bir kimse yokken kargo şirketinden bir mesaj geliyor:

-“Kargonuz dağıtıma çıktı 2 saate kadar evinizde olacağız”

Saat 11.30 gibi.

Arkadaşım atlıyor bir taksiye evine gidiyor. Saat 12’de evinin önünde taksiden inerken bir mesaj daha geliyor: “Geldik yoktunuz.” Mesaj 11.59 da gönderilmiş. 

Arkadaşım kargo şirketini, şubesini çağrı merkezini arıyor kuryeye ulaşmak için, arkadaş 1 dakika içinde ışınlanmış “ben başka bir yerdeyim dönemem” demiş.

Arkadaşım da iade edin o zaman kargoyu diyor ama kafasına da takılıyor. Haftada birkaç gün evine kargo gelen bir kişi. Diğer şirketler bu konuda biraz daha hassas gibi.  Geliyorlar, arıyorlar bir şekilde kargo sahibine ulaşıyorlar.

Oturup kargo şirketinin üst düze yöneticilerinden birine bir yazı yazıyor sonra kalkıp şirketin şubesine gidiyor.

Şubede biraz daha sorumlu gibi gördüğü bir kişiye kısaca durumu anlatıp 19 Kasım'da gelen ilk mesajı gösteriyor. Ve soruyor “size böyle bir mesaj gelse n’apardınız”

Görevli yarım yamalak dinliyor ve “evde olsaydınız” diyor. Arkadaşım üzerinde şirket yetkilisinin adı yazan elindeki zarfı gösterip “ben yarın sabah geleyim” diyor ama görevli olayın çok dışında kaldığından ilgilenmiyor bile. Arkadaşım zarfı postaya veriyor.

Sonra arkadaşımı son derece duyarlı, nazik yetkililer arıyor, özür diliyorlar. 

Ama hiç kimse muhtemelen 21 Kasım'da dağıtıma çıkacağını belirttikleri kargonun neden bir gün önce yani 20 Kasım'da dağıtıma çıktığını açıklamıyor. 

RTÜK GERÇEKTEN VAR MI?
DOMUZ YER MİSİNİZ?

RTÜK olarak bildiğimiz, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemekle görevli. Özerk ve bağımsız bir kurul, TBMM tarafından seçilen 9 üyeden oluşuyor ve Anayasanın 133. Maddesine dayanıyor.

Pekiii, bu kurul gerçekten radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenliyor ve denetliyor mu?

Bir şeyler yapmaya çalışıyor, ara sıra politik olarak sivrilmiş bazı yayın kuruluşlarına ceza veriyor veya yayınlarını karartıyor ama yeterli değil. 

Belgesel, gezi, yemek gibi tematik yayınlar yapan bazı dış kaynaklı TV kuruluşları sanki hiç denetlenmiyor, izlenmiyor gibi.

Kendi yaşam tarzlarını ve biçimlerini bu kanallar vasıtası ile bütün dünyaya baskın bir şeklinde yansıtan bu TV kuruluşları, ceza verilen diğer bazı sivrilmiş politik kuruluşlardan daha fazla izlenmek ve denetlenmek zorunda.

Mutlaka “izliyoruz, denetliyoruz” denecektir.

Ne var ki, pek öyle olduğunu sanmıyoruz. Türkler İslam’dan önce de, sonra da, domuz eti yemeyen nadir milletlerin başında gelir.

Eti de sevilmez, sohbeti de.

Ayrıca, içki ile yapılan yemekler de eni konu anlatılıyor.

Sözünü ettiğimiz yabancı kaynaklı TV’lerde yayınlanan yemek programlarında domuz eti ile yapılan yemeklerin büyük bir iştiha ile anlatılması da büyük kabalık.

Doğal olmayanı doğallaştırmak, meşru olmayanı meşrulaştırmanın yol ve yöntemleri uygulanarak domuz ve içkinin önce bilinçaltında sonra hayatın içinde yer almasının yolları açılıyor.

Kişisel zevk ve tercihlere saygı duyulur ama bunun güçlü bir propaganda ve baskı ile yaşam biçimi haline getirilmesine itiraz edilir ve RTÜK gerçekten var mı sorusu sorulur.

HER DAİM İLETİŞİM HER DAİM TEKNOLOJİ

Her devirde teknolojiyi en iyi kullanan alanların başında iletişim gelir.

Günümüzde sosyal medyaya, internete ve diğer iletişim araçlarına bakıp bakıp adeta küçük dilini yutanlara, gördüklerine duyduklarına koşulsuz inananları tanıyor olmalısınız.
İnsanlar kendi geliştirdikleri teknolojiye hayranlık duyuyor. Bazıları için bu hayranlık tapılacak düzeye kadar gidiyor ve “adamlar yapmış abi” mottosu yeni bir görüntü kazanıyor.

“YAPAYLAR YAPMIŞ ABİİİ”

Yapay zekadan bahsederken sanki yeni bir insan türünden söz ediyorlar. Bir övgü. Bir şaşkınlık bir kompleks. Eninde sonunda senin gibi görüntüsü olan ama demek ki senden daha çok çalışan bir başka insan evladının geliştirdiği bir araç program yapay zekâ. Noluyoruz yahu.

Ama aşağılık kompleksinden, aciz ve eziklikten dolayı kendi gücünü, çalışma azmini, gayret ve çabayı unutanlar için bu şaşkınlık normal.

Her devirde iletişim için teknoloji iyi bir fırsattı. Telgrafın bulunmasından, günümüzdeki buluşlara kadar her araç iletişimi bir ileriye götürdü ve insanlar her zaman yeni buluşlara merak ve gıpta ile baktılar.

Örneğin Balkan Savaşı (1912-13) sırasında kartpostallar, afişler, el ilanları keşfedildi ve bunlar zamanın yeni aracı uçaklardan atılarak büyük bir etki sağlandı. İnsanlar bu yeni teknolojik gelişim karşısında hayrete düştüler ve dağıtılan el ilanlarının etkisinde kaldılar.

Aynı şekilde Birinci Dünya savaşında da bu yöntem kullanıldı.

Bir tarafın övdüğünü diğer taraf yeriyor ince esprilerle halkın savaşa olan ilgisi yönlendirilmek isteniyordu.


Gazetelerde yayımlanan karikatürler, satılan kartpostallar, afiş ve el ilanlarında acımasız bir dil ve dönemin teknolojik gücünü sonuna kadar kullanma eğilimi vardı.
Bu yönteme ilişkin birkaç örneği sayfamızda görüyorsunuz.

Bu hafta kütüphanemden ilginç bir kitap tanıtıyorum. 

Türkiye İş Bankası tarafından 2017'de yayımlanan İzzettin Çalışlar ve Mesut Yaşar Tufan tarafından hazırlanan;

"YÜZ YIL SONRA SAVAŞAN ÇİZGİLER / KARİKATÜR VE KARTPOSTALLARLA 1. DÜNYA SAVAŞI"

Savaşın sadece cephede ve top-tüfekle olmadığı, savaşın her yerde ve her araçla yapıldığının güzel bir kanıtı.

HAY DİLİNİZİ EŞEK ARISI SOKSUN E Mİ?

Önde gelen haber kanallarımızdan birinde haber bülteninde spiker “gerçekleşecek namazdan sonra” diye okumuş haberi.

Tabii okuduğu haberin yazanı var, denetleyeni var, gözden geçireni var. Var oğlu var.

Buna rağmen sanki uzaydan gelmiş gibi “gerçekleşecek namaz” diyor.

Yaşamı başka bir dile öykünme ve çevirme üzerine kurulu insanlar için çok doğal bir sonuç bu. İngilizcede olup, Türkçede olmayan zaman ve kalıpları düşüncesizce kullanıyor ve hiç rahatsızlık duymuyorlar.

“Gerçekleştirmiş olacağım”, “yapmış olacağım” gibi garip bir konuşma tarzı yerleşiyor.

Buna ne Milli Eğitim ne Kültür Bakanlıkları ne de başka kuruluşlar veya STK’lar bir tepki göstermiyor.

Sık sık Cezayir, Tunus gibi eski Fransız sömürgelerine giden bir dostum anlatmıştı.  Kendi ana dilleri olan Arapçayı unutup Fransızcayı ana dili olarak benimseyen Cezayir ve Tunusluların Arapça düşünemedikleri de fark edilmişti.

Hadi oralardaki insanlar bunu silah zoru yaptılar, size noluyor da ana dilinizi katlediyorsunuz?

Sarper SAN


 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.