24 Haziran, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Betonlaşan Vicdanların Unuttuğu Şehir: Malatya

24 Ekim 2025, Cuma 18:20
Betonlaşan Vicdanların Unuttuğu Şehir: Malatya

Bir şehir düşünün… Kimi yazılarda adı geçiyor, kimi dualarda sessizce zikrediliyor ama kimsenin yüreğinde hak ettiği kadar yer bulamıyor. Taşlarında tarih, sokaklarında kimlik, ama ruhunda derin bir yorgunluk var. Geçtiğimiz günlerde Malatya üzerine kaleme aldığım “Sodom ve Gomore Yolunda Sürüklenen Şehir: Malatya” başlıklı yazı, bir sarsıntı yaratır mı diye bekledim. Çünkü o yazı bir kehanet değil, bir tespit; bir karalama değil, bir uyarıydı. Fakat beklenen olmadı.

Birkaç gün önce Malatyalı olup Kayseri’de ikamet eden, eli kalem tutup dili kelam eyleyen ve bir sivil toplum kuruluşunun da temsilcisi yanıma geldi. “Beni sizin bir yazınız buraya getirdi” dedi. Şaşırdım. “Hangi yazı?” dedim. “Sodom ve Gomore yolunda sürüklenen şehir: Malatya” diye cevap verdi. Bu yazıdan rahatsız olduğunu söyledi; rahatsızlığı hakaretten değil, sarsılmış bir vicdandan doğuyordu. “Gerçekten Malatya bu kadar mı kötüye gidiyor?” diye sorduğunda, ben de yazının arkasındaki sessiz gerçekleri anlattım: kayıtlarla sabit, gözle görülen ama dille söylemekten ar ettiğimiz çürümeleri, ahlaki çöküntüyü, yok olan gençliği, kirlenmiş ilişkileri, kaybolan adalet hissini, susturulmuş vicdanları.

O an fark ettim ki, dışarıda yaşayan bir Malatyalı, içeridekilerden çok daha fazla endişe duyuyor. Çünkü dışarıdan bakanın gözünde artık bu şehir bir “vaka” hâline gelmiş. Ne acıdır ki içeridekiler için her şey olağan, sıradan, alışılmış… Asıl tehlike de bu: kötülüğün sıradanlaşması.

FARKINDA OLMAYANLARIN ŞEHRİ

Malatya, sadece bir coğrafya değil; bir idrakin, bir ahlakın, bir medeniyetin aynası olmalıydı. Ancak bugün bu ayna tozla değil, gafletle hatta ihanetle kaplanmış durumda… diye ifade ettim.

Misafirim gözlerimin içine bakarak şu soruyu sordu:
“Bu kadar sarsıcı bir yazıdan sonra seni hiç arayan olmadı mı? Hiçbir yönetici, hiçbir idareci bu feryadın kaynağını sormadı mı?”

Yutkundum. Çünkü cevabım, bir şehrin en acı gerçeğini özetliyordu:
Hayır, kimse aramadı.
Hiçbir yönetici, hiçbir sorumlu “Bu şehir nereye gidiyor?” diye sormadı.

Bir tek idareciden, siyasetçiden veya kanaat önderinden “Ne oluyor bu şehre?” diye bir ses gelmemesi, sadece bir duyarsızlık değil; bir ölüm belirtisidir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurur: “Kalpler paslanır, tıpkı demirin paslandığı gibi. Onu cilalayan ise zikirdir.” (Tirmizî, Zühd, 62). Malatya’nın kalbi paslanmış, çünkü bu şehir artık kendi zikrini, kendi muhasebesini, kendi hakikatini unuttu. Herkes günü kurtarma, makamını koruma, çıkarını sürdürme derdinde. Vicdanlar susmuş, diller cilalanmış, yüzler maskelenmiş.

Yönetenler şehri değil, koltuklarını yönetiyor. İdareciler Malatya’nın derdini değil, protokol listesini ezberlemiş. En acısı, bu hâle halkın bile alışmış olması. Artık kimse sarsılmıyor, öfkelenmiyor, “Ne oluyor bize?” demiyor. Toplumun en basit tepkisi bile “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” korkaklığına dönüşmüş durumda.

MALATYA’NIN İDARECİLERİ VE TAŞRADA UNUTULAN SORUMLULUK

Malatya’da görev yapan idareciler, sanki bu şehir bir film sahnesiymiş gibi uzaktan izliyorlar.
Belediye başkanları reklamlarla, valiler protokollerle, müdürler törenlerle meşgul.
Oysa Malatya’nın derdi tabelada değil, tabanda.

Bu şehir, gençlerini kaybediyor; çünkü gençler adalet, liyakat ve umut göremiyor.
Kurumlar sadece bina duvarlarından ibaret; içleri boşalmış, ruhları çekilmiş.
Yönetenlerin önceliği görev değil, görünmek olmuş.

İşte tam bu noktada “taşra” artık bir coğrafya değil, bir zihniyet hâline dönüşüyor.
Taşralılaşmak, geri kalmak değil; sorumluluğunu unutmaktır.

Malatya’nın taşra teşkilatları, sadece evrak taşıyan, emir bekleyen, korkak bir bürokrasiye dönüşmüş durumda. Bir bürokrat, “şehrin ruhu ölüyor” diyen bir yazıya bile kulak vermiyorsa, o şehir artık bürokrasiyle değil, gafletle yönetiliyor demektir.

MİSİ, SİYASET VE ŞEHRİN KAYBOLAN VİCDANI

Bugün Malatya’da MİSİ (Malatya İnanç, Siyaset, İdare) üçgeni, bir vicdan değil; bir çıkar şebekesi gibi işliyor. Siyasiler, Malatya’nın sorunlarını değil; birbirlerinin hesaplarını konuşuyor. İdareciler, sorumluluk yerine suskunluk zırhına bürünmüş. Herkes “aman bana dokunmasın” derdinde.

Malatya artık cesur adamların değil, konforuna sığınanların şehri. Bir yazının altındaki çığlığı duymayanlar, yarın enkazın altında kalan şehir için “biz ne yaptık” diye ağlayacak. Ama o zaman iş işten geçmiş olacak.

Hz. Ömer (r.a.) der ki: “Bir millet, zulme sessiz kaldığı gün helak olur.” Zulüm sadece birini dövmek ya da yargısız tutuklamak değildir; zulüm, susulmaması gereken yerde susmaktır da.

SODOM VE GOMORE’NİN GÖLGESİNDE MALATYA

Sodom ve Gomore’nin helakı, sadece ahlaki bir çözülmenin değil, duyarsızlığın zirvesidir. Halk kötülüğün farkındaydı ama onu kabullenmişti; günahı normalleştirmiş, çirkinliği güzelleştirmişti. Malatya da bugün tam o kavşaktadır.

“Sodom ve Gomore Yolunda Sürüklenen Şehir: Malatya” yazısını kaleme aldığımda, işte bu tehlikeyi işaret etmek istedim. Çünkü bu şehirde yozlaşma artık bireysel değil, kolektif bir ruh hâline dönüşmüş durumda. Liyakatsizlik, adam kayırma, menfaat ilişkileri, makam hırsı… Hepsi bir çember gibi şehri sarmış, nefes alacak vicdan alanı bırakmamış.

En tehlikelisi, artık kimsenin bundan rahatsız olmaması. Ne bir yönetici, ne bir kanaat önderi, ne de halk bu çürümenin farkında. Tıpkı Sodom halkı gibi; felaketin kıyısında eğlenen, kahkahalar atan ama yıkımın ayak seslerini duymayan bir şehir görünümü var ortada.

Bugün Malatya’da yaşananlar sadece bir yönetim zaafı değil; ruhi bir felaketin başlangıcıdır.
Sodom ve Gomore halkı, helak olmadan önce defalarca uyarıldı ama aldırmadı. Tıpkı bugün olduğu gibi…
Uyarılar geldi, yazılar yazıldı, gerçekler söylendi ama değişen hiçbir şey olmadı.

“Sodom ve Gomore Yolunda Sürüklenen Şehir: Malatya” yazısı da bu çağrının bir parçasıydı. Fakat toplumun ve yönetenlerin tepkisizliği, bu yazının ne kadar haklı bir zeminde durduğunu kanıtladı. Çünkü Sodom halkı da kendini güvende sanıyordu; tıpkı bugün yönetenlerin, törenlerde poz verirken güvende sandıkları gibi.

Oysa helak bazen bir depremle değil; vicdanın tamamen susmasıyla gelir.
Malatya bugün bu sessiz helakin içindedir.
Bu şehir, Sodom’dan da Gomore’den de büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır; çünkü onlar hiç bilmemişti, ama biz bu tarihi vakayı bile bile aynı yola girdik.
Ve bu bilinçli körlük, ahlaki çöküşlerin en tehlikelisidir.

BETONLAŞAN VİCDANLAR VE KIRILAMAYAN TOPRAK

Bir zamanlar  “üzerine ölü toprağı serpilmiş” diyordum bu şehir için.
Ama artık o toprak ölü değil, beton. Yani o incecik toprak, betonlaştı.
Kırılmıyor, çatlamıyor, su almıyor, merhamet tutmuyor.

Bu yüzden Malatya’da en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, bir inşaat değil, bir inşa:
Bir vicdan inşası, bir ahlak devrimi, bir uyanış çağrısı.

Bir şehir, kendini sorgulamadıkça çürür.
Sodom ve Gomore halkı da çürürken gülüyordu; çünkü helakı fark etmemişlerdi.
Bugün Malatya’nın düğünlerinde, açılışlarında, panellerinde o gülüşleri görüyorum.
Ama o kahkahaların altında bir sessizlik yatıyor: vicdanın sessizliği.

ŞEHRİN KAYBOLAN RUHUNUN YENİDEN DOĞUŞU MÜMKÜN MÜ?

Gerçekleri yazmak, nefret etmek değildir; sevmekten doğan bir ızdıraptır.
Ben Malatya’yı eleştirmiyorum; ben Malatya’yı kaybetmekten korkuyorum.

Bir şehir, sadece yollarla, binalarla, köprülerle değil; vicdanla, adaletle, dürüstlükle, farkındalıkla ayakta kalır.
Bu şehir, kendi vicdanını kaybederse, kimse onu haritada bulamayacak kadar silikleşir.

Malatya’nın yöneticileri, bürokratları, siyasileri… Hepsi birer seyirci hâline gelmiş.
Kendi koltuğunu korumak için susan herkes, bu sessiz çöküşe ortak.
Halkın içinde büyüyen bu umursamazlık, şehrin en büyük düşmanıdır.
Çünkü düşman artık dışarıda değil; içeride, aramızda, hatta içimizdedir.

Bugün Malatya, kendi kaderini yeniden yazmak zorunda.
Herkesin bir adım geri çekilip kendi vicdanıyla yüzleşmesi gerekiyor.
Yoksa bu şehir, Sodom ve Gomore’nin harabeleri gibi, geleceğin ders kitaplarında sadece bir ibret vesikası olarak kalacak.

Bir yazının bir şehri sarsmasını beklemek belki saflık… 
Ama bir şehrin kendi çürümesini fark etmemesi, işte o felaketin ta kendisi.

Malatya artık kendine dönmek zorunda.
Kendini duymayan bir şehir, geleceğini de duyamaz.
Her şeyin yolunda olduğunu sanan idareciler, aslında sessiz bir çöküşün yöneticileridir.

Bugün Malatya’da susan her yönetici, ertesi gün yıkılacak bir binanın duvarına harç taşıyor.
Bu şehir, kurtuluşunu dışarıdan değil, içinden bulmalı.
Bir belediye başkanının, bir emniyet müdürünün, bir valinin, bir kanaat önderinin kendi iç sesiyle yüzleşmesi gerekiyor:
“Ben bu şehre ne kattım? Yoksa ben de bu sessizliğin ortağı mıyım?”

Bir şehirde herkes aynı yanlışa alıştıysa, orada artık en büyük eksik farkındalıktır.
Ve ben, farkındalık eksikliğinden daha tehlikeli bir hastalık tanımıyorum.

UNUTMAYIN,

Bir şehir, binalarıyla değil, vicdanıyla ayakta kalır;
Vicdan öldüğünde, şehir mezar olur.

SAYGILARIMLA!

AVUKAT MEHMET ALİ KÖROĞLU

Yorumlar

  • yorum avatar
    Kazım
    26-10-2025 23:55

    Yazıda bahsedilen sıkıntılar tüm şehirler için geçerli. Çünkü siyaset aynı tarzda yapılıyor. Ehliyet ve liyakat aynı şekilde göz ardı ediliyor. Ahlaki ve kültürel erozyona uğramayan bir ilimiz kalmadı. Yani Malatya diye yakınmaya gerek yok. Çünkü ülke olarak aynı uçuruma sürükleniyoruz. Malatya ya özgü bir sıkıntı yok.

  • yorum avatar
    Malatyalı
    26-10-2025 09:51

    Hep körümserlik, hep tenkit, hep kötüyü çağırma. Bu vatandaş, kendisi ile ilgili farkındalık oluşturmaya çalışmış. Allaha şükredilir, insanlara teşekkür. Burası 10 senede ayağa kalkamaz diyorduk, şehrimizi gezin görün neler yapılıyor. Evet, ahlaki çürümüşlük ve yozlaşma haddinden fazla, ama bunda herkesin payı var. Suçu başkalarına yüklemeye çalışarak sorumluluktan kaçamayız. Umut dileyelim, iyimser olalım ki huzurlu yaşayalım.

  • yorum avatar
    İsrafil ÇATALKAYA
    24-10-2025 22:26

    Sayın Mehmet Ali Köroğlu Canım kardeşim Epeydir Yazılarını Takip Ediyorum son Yıllarda MALATYA ya Yapılan Zulüm İnsanları Sessiz Hâle Getirdi,Saygılarımla

  • yorum avatar
    Mesut Hoca
    24-10-2025 21:31

    Nasrettin Hoca'nın evinin bahçesinde kaybettiği anahtarı sokaktaki lambanın altında aramakta olmasından daha vahim bir durum. Aramızdaki Canlı Cenazeler yüzünden Rabbim bizi azaba duçar eylemesin, İnşaallah.

  • yorum avatar
    Yamadağlı
    24-10-2025 21:28

    Çaresi varmı? Bunu söyleyen varmı? Her şey mal mülk Herşey para pul.En kötüsü de talkını verenleriSalkımı yutarken gördük..Kanaat önderi mi kaldıMücahitler MüteaahitÜlkücüler TürkücüSolcular burjuvaKöylüler VaroşOldu...KAP kaçır mangizi al muterberAhlaklı dürüst sen geberAllah dan korkuyu unuttuKuldan utanmak yok oldu

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.