dore okulları
Malatya
18 Nisan, 2024, Perşembe
  • DOLAR
    32.51
  • EURO
    34.81
  • ALTIN
    2485.6
  • BIST
    9563.85
  • BTC
    61520.24$

Özgür irade, devlet ve demokrasi

16 Ekim 2021, Cumartesi 17:50
Özgür irade, devlet ve demokrasi
 





Tarih boyunca insanlığın en büyük iki icadından biri para diğeri ise devlettir. Her ikisinin de en önemli ortak yönü var olabilmek için bir otoriteye dayanmak zorunda olmalarıdır.

Otorite ise sosyal bilimlerin en tartışmalı kavramlarından biridir. Fakat buradaki tartışma, kavramın ne anlama geldiğinden çok otoritenin kaynağının ne olduğu konusundadır. Türk Dil Kurumu’na göre otorite: “yaptırma gücü, hükmetme gücü, zor kullanma yetkesi” gibi anlamlara gelir. Yani otorite dediğimiz şey irade + güç demektir. Buna göre bir otoritenin kaynağını sorgularken otoritenin dayanağı olan irade ve güç nereden geliyor buna da cevap vermek gerekir. 

Güç fizik bilimine ait bir kavram olarak iş yapma kapasitesi, yani birim zamanda görülen iş anlamına geliyor. Haliyle, belli bir zaman dilimi içinde ne kadar iş görebiliyorsanız o kadar güçlüsünüz demektir. İrade ise harekete geçirmeye hazır istek anlamına gelir. Felsefeciler ve kelamcılar iradeye eğilim anlamı da vermişler. Neticede nice tartışmadan sonra irade için “bir zorunluluk söz konusu olmaksızın yapılması ya da yapılmaması mümkün olan iki taraftan birini tercih etmeyi gerektiren sıfat” demişlerdir. Bu tanıma göre irade bir şeyi seçmek ya da seçmemek konusunda muhayyer yani serbest olduğu için iradenin insan özgürlüğünün gerçek kaynağı olduğuna karar verilmiştir. Bu nedenle iradeyi sadece psikolojik bir fonksiyon olmayıp bilinçli bir seçme gücü ve bundan dolayı da kişiyi davranışlarından sorumlu tutan ahlaki bir ilke olarak görmek gerekir.

Burada dikkatten kaçmaması gereken diğer nokta ise iradenin arzu, ihtiyaç ya da ümit gibi nedenlere dayalı olarak harekete geçmesi söz konusu iken bu motivasyonlar arasında bilginin/ilmin yer almamasıdır. Aksi takdirde bilgisi olmayanın iradesi olmaz denilebilirdi. Oysa ki bilgi sonradan kazanılan bir şey iken, iradeyi yönlendiren arzu, istek, ihtiyaç ve ümit gibi şeyler doğuştandır, fıtridir. Bu nedenle kişinin iradesini kullanması gerçek bir özgürlük olarak görülmüştür. 

İşte irade ve özgürlük arasında kurulan bu bağ demokrasiyi diğer yönetim biçimleri arasında tercih edilen bir sistem haline getirmiştir. Çünkü diğer yönetim biçimleriyle kıyaslandığında demokrasi özgürlüklere yani iradenin serbestçe kullanımına en geniş yer açan bir sistemdir. Bu nedenle demokraside kişinin dağdaki çoban mı yoksa üniversitedeki profesör mü olduğuna bakmaksızın eşit oy hakkına sahip olması genel bir prensip olarak kabul edilir. Çünkü insanların yaşadıkları hayatın sorumluluğunu başkalarına atmayıp kendileri yüklenmeleri için en önemli koşul, kişinin seçim yapabilme özgürlüğüne sahip olması, yani iradesini kullanabilmesi gerekir. 

Bu noktada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus  ise özgür iradeye dayalı yapılan seçimlerin mutlaka iyi sonuçlar vereceği yanılsamasıdır.  Çünkü iyi sonuçlar sadece iradenin serbestçe kullanımıyla elde edilmez. Tam bu noktada bilgiye/tecrübeye ihtiyaç var. İşte dağdaki, çoban ile üniversitedeki profesör arasındaki fark burada ortaya çıkar. Yani demek istediğim şey şu: sadece serbest seçimler yaparak demokrasinin iyi sonuçlar vereceğini beklemek yanıltıcı olur. Örneğin bir pilotun  demokrasi  adına uçağı hangi meydana indireceğini yolculara oylatması felaketten başka sonuç getirmez. Demokrasiyi işler hale getirmek ve ondan iyi sonuçlar alabilmek için ona daha farklı nitelikler ve mekanizmalar kazandırmak lazım. İşin sadece sandığa ve  halk iradesine dayandırılması hatta onun adeta kutsanması  farklı anlam ve niyetlere hizmet eder.   

Demokrasiye nitelik kazandıracak diğer bir konu da, madem işin kökünde esasında özgür irade var o zaman iradeyi propaganda, baskı, yıldırma yoluyla manipüle etmek de demokrasinin ruhuyla bağdaşmaz. Farabi insanların ideal olgunluğa ulaşabilmesi için iki koşul olduğunu ileri sürer. Birincisi özgür irade, diğeri  telahuk-u efkar yani diğer insanların bilgi ve becerilerinden de yararlanabilme. O nedenle bir insan ne kadar diğer insanlarla ihtilat edebilirse, yani sosyalleşme imkanı bulabilirse o kadar kendini geliştirebilme fırsatı yakalar. Bu nedenle  demokrasinin kalitesi farklı fikir ve düşünceleri usulünce ortaya koyabilme fırsat ve eşitliğiyle de ölçülür. Çünkü en haklı fikir ve düşünce farklı ve zıt düşüncelerle çarpışma imkanı bulmadıkça rüştünü ispat edemez. Böyle bir müsademe meydanına çıkmaktan korkan inanç ve düşüncenin kendisi beyt’ül ankebut yani örümceğin evi gibidir. Malına güvenen pazardaki rekabetten korkmamalı. 

Kaliteli bir demokrasi için olmazsa olmaz koşullardan bir diğeri ise azınlıkta kalanların talep ve arzularının da göz ardı edilmemesidir. Matematiksel olarak %51’in %49’a üstünlüğüne dayanmak hak nedir bilmemek anlamına gelir. Çünkü hak haktır. Küçüğü büyüğü, azı çoğu olmaz. O halde seçim mantığına uygun bir zorunluluk olarak elde edilen üstünlük, iktidarın sorumsuz kullanımına yol açmamalı. Hepimiz insanız, böyle bir sonucu iyi niyete bağlamak insanın tabiatından haberdar olmamak demektir. O nedenle siyaset bilimciler bunun çözümünün devletin sahip olduğu yasama, yürütme ve yargı güçlerini farklı ellere dağıtılmasında olduğunu düşünmüşler. Böylece her bir erkte yer alanlar kamu gücünün tümünü değil sadece bir kısmını kullanma yetkisine sahip olacaklar ve diğerlerinin de desteğini aramak zorunda kalacaklardır.

Büyüklerimizin “bizi nefsimizle başbaşa bırakma” tarzında ettikleri dua aslında iradenin bir dış kontrol tarafından denetlenmesi zorunluluğunun hikmetli ifadesidir. Bunu siyaset biliminde, devlet yönetiminde her şeyi tek elde toplamamak olarak tefsir edebiliriz. Böyle bir durum tüm sorumluluğu alan kişi için ağır bir yük olacağı gibi, takip edenler için de mesuliyeti ortadan kaldırmaz.  

Son olarak söyleyebileceğim şey ise şudur: pek çok şeyde hız ve acele arzu edilebilir ama devlet idaresinde teenni yani ihtiyatlı yavaşlık makbuldür. Çünkü devlet kahhar bir gücü elinde bulundurur ve bu güç insanların hayatını, toplumun ise geleceğini her yönüyle etkiler. Bu nedenle -istisnai durumlar hariç- devlet yönetiminde acele alınmış bir kararın vereceği zarar, getireceği hayırdan daha fazladır. 

Anayasa ve sistem tartışmalarının yeniden alevlendiği son günlerde yukarıdaki noktaları hatırda tutmanın faydası olacağını düşünüyorum.