Timur İnce
@timemalatya

"Malatya Time siz değerli Malatyalı okurlara gerçek bir internet haber sitesi keyfi sunmak amacıyla yeni hali ile yayında"

Suriye'de yeni kırılma

Timur İnce yazdı...

 

Küçüktük, yılda bir iki kez sırtlarında kocaman bohçalarla dolaşan “bohçacılar” gelirdi bizim buralara. Farklı resim işlemeli duvar halıları satarlardı o zamanlar. Bir ormanda otlayan geyik sürüsü, kahve içen harem kadınları, kız kaçıran iki süvari, Mekke gravürü, Tavus kuşları, Gece ve yıldızlı gökyüzü desenleri en çok revaçta olsa da; düz, haki, portakal renklerde mevcuttu çeşitler arasında.

Bu duvar halıları Suriye'den kaçak yollarla Türkiye'ye gelir, oradan tüm yurda dağlımı sağlanırdı. Zaten bohçacılarda Urfalıydı. En çok SuruçCeylanpınarHalfeti bölge insanları yani…

Suriye dediklerinde nedense aklıma hep bu duvar halıları gelir.

Çocukluğumuzun o mazbut desenlerin naifliğinde tanıdığımız; zengin, bereketli, Fırat'ın suladığı, geniş bir tarih kültürü üzerine kurulmuş kadim bir medeniyet…

1980'lerin vazgeçilmez ev aksesuarı olan duvar halıları o dönem nasıl bir teknoloji ile dokunuyordu bilinmez ama bize Suriye ismini öğretmiş ilk argümanlardı.

Hafızalarımızda böylesine yer edinmiş değerli motifler, renkler, desenlerle yer edinen Suriye 2011 Mart ayından itibaren savaş, göç, ağıt, zillet, kan, gözyaşı, sârin gazları, kimyasal silahlar, toplu tehcirler, katliamlarla anılması yeni bir Suriye devleti tanımlaması getirmişti beraberinde. Başçı lider Esad ülkesine savaş açarak başlayan iç savaş kargaşası; şimdilerde “Suriye meselesi” diye tüm dünyayı ilgilendiren ciddi bir sorun olarak tarih sayfalarında ki yerini aldı.

2,5 milyon vatandaşı ülke içinde meydana gelen savaşta hayatını kaybetti. 10 milyon nüfus başta Türkiye olmak üzere farklı dünya ülkelerine doğru yola çıktı. Birçoğu gitmek istedikleri ülkelere ulaşamadan yolda telef oldular. Büyük şehirleri haritadan silinecek noktasında yerle bir oldu. Tabi “öküz düştü mü bıçak çok olur” misali bu hengâme içinde bize de bir kemik düşer mi diyen ülkelerin en başında ABDRusyaİran geliyordu. Ayrıca Daeş, Ahrar, Hizbullah, ÖSO, PYD, PKK, Peşmerge, Esad, İsrail, Suud, Katar, son olarak Fransa zaman kaybetmeden bölgeye akın ettiklerini izledik. Türkiye iyi niyetli bir komşu olarak mültecilerin tüm yükünü sırtladığı halde ısrarla Suriye'den uzak tutulması süreciyle zaman kaybettiğini anlaması üzerine en azından kendi sınırlarımı garanti altına alırım düşüncesiyle önce Fırat Kalkanı, ardından Zeytin Dalı operasyonuyla Suriye'de önemli bir aktör haline geldi.

2,5 milyon Suriyeli mülteciye kapılarını hesapsızca açan Türkiye yaklaşık 50 milyar USD'lik mevcut masrafla dünyada Suriye meselesine aktardığı en büyük insani yardımı yaptığını gösterdi.

Ve bu destek paketini devreye geçirmesi boyutu Suriye meselesinin neresinde onu da ayrı bir yazımızda tartışmak gerekir.

Takvim böyle işlerken SUÇİ, ASTANA süreçlerinde Türkiye; İran ve Rusya'yla birlikte başrolde yer alması ayrıca Türkiye'nin bölgede ne denli popüler bir prestije sahip olduğunu bir daha gösterdi.

Tüm bu anlattığımız “acı” tablo yıllar içinde enkaza dönüştürdüğü Suriye'nin kaderini değiştirmeye yetmedi elbet. Ufaktan ufağa ABD-Rusya restleşme sahası haline de geldi Suriye toprakları. Diğer yandan kara bayraklı terör grubunun güç gösterme alanı haline dönüştü. Ya da ABD'nin İran'a “akıllı ol ha burada patron benim!” İmasıyla pasif tehdit dikte ettiği sosyopolitik saha şeklinde de açıklayabiliriz. 15 bin tır silahla donattığı PYD ordusu ise ABD'nin Suriye'de bir kaç devletçik çıkarmak istediğinin yegâne kanıtıydı.

 Ve IŞİD!

Suriye'de dış güçlerin yer almasını meşru kılacak en kestirme ve geçerli araçtı IŞİD. “Işid'le mücadele ediyoruz” maskesiyle kamufle ettikleri bölgede var olma sebebini sonradan Suriye'yi istila etmekle tamamladıkları aşikâr.

Türkiye ise “bir gece ansızın geliriz” mesajıyla girdiği kuzey Suriye topraklarında Cerablus, El-bab, Afrin'de PKK'yla savaştı ve bazı merkezi küresel hesapların bozulmasında etkili bir güç olduğunun belirgin işaretlerini verdi. İran ise Ruslarla birlikte Esad'a açıktan verdiği destekle Suriye'de ki rollerini daha da pekiştirdi.

Suriye'de düşürdüğümüz Rus Mig 23'ü iki ülke arasında tüm ticari ilişkilerinin (tamamen) kesilmesine kadar etkili oldu Suriye meselesinde. Ticari ilişkileri bırakın nerdeyse iki ülkeyi savaşın eşiğine kadar getirmişti! Tüm meyve sebzemiz elimizde kaldı, tek bir domates dahi Rusya'ya satamaz olduk. Açıkçası diplomasi devreye girmez, ilişkilerimiz düzelmeseydi düşürdüğümüz Rus uçağı bize pahalıya mal olacağı kesindi.

Ha unutmadan dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu 'da Suriye meselesinden nasibini almış önemli isimlerden biriydi. Rus uçağın düşürülmesi emrini “bizzat verdim” basın açıklaması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından görevden alınınca koltuğunu Binali Yıldırım'a kaptırması takip etti.

Yani Suriye kocaman bir denklemdi. Ucu, sonu, gerisi, berisi olmayan karmaşık, çözümsüz bir denklem. Paradokslarla dolu bir durum. Komplikasyonlarla devam eden kesintisiz bir uluslararası facia!

Bu paradokslar o kadar çığırından çıktı ki en son ABD başkanı Trump'un tepesinin tasını attırmasına yetti ve “hadi bize eyvallah, buradan çekip gidiyoruz” deyip ABD ordusunun Suriye topraklarından geri çekmesi süreci dünyayı şoke etse de, coniler gerçekten Suriye'den gidiyordu.

Buraya kadar her şey tamam! Tamam da, ya gözden kaçırdığımız ayrıntılar. Son olarak Rus radyosu RS (Rusya'nın Sesi) FM'de bir programcı Esed'in zaferini resmen ilan etti ve AK Parti iktidarını Suriye'de yenildiğini kabul etmeye çağırıyordu. Türkiye Esad rejimi ile bire bir savaşmadığı halde Türkiye'yi Rusya'yla karşı karşıya getirmeye çalışanlar kim? ABD ordusunun çekilmesi karşı bir atak mı yoksa yeni oyun mu kuruluyor bölgede? ABD'nin boşalttığı noktalara Esad ordusu gelip yerleşmesi, tüm denklemi bir daha başa sarmasını nasıl açıklamak gerekiyor? Yani Suriye'de ne bir adım ne geri ne illeri giyilebilmiş. Tüm bu soruların cevabına uzak olduğumuzu düşünüyorum. Siyasi, askeri, psikolojik, lojistik, ütopik, küresel bir bumerang çıkmazı olarak karşımıza çıkan Suriye programlı politikalarımızı belki yeniden gözden geçirmeliyiz.

Türkiye yeni bir harekâtın arifesindeyken bu denklemin özünü net olarak kavramakta geciktiği takrirde zararımız katlanarak artabilir. Hazır ABD engeli önümüzden kalkmışken daha derinlere doğru harekât etmeliyiz. Hem PYDyapılanmasını ortadan kaldırmak için iyi bir fırsat olarak görmek lazım. Yarın öbür gün Rus ve İran'a rağmen elimiz daha zayıf düşme ihtimalini şimdiden düşünmemiz şart olmuştur. Tamam, Suriye'de her şey bir muamma, Arapsaçı hikâyesi, akıllıca bir cevabı yok ama Suriye'de meşru güç olarak bulunmamızın birçok nedeni var.

Tüm bu denklemin içinde ABD'nin gidişini iyi okumak gerekiyor. Kısa bir Noel tatili olmasın mı? Güçlenip tekrar gelecekleri varsayımı oldukça fazla. Rusya'nın ikili oynaya bilir ihtimalini de… İran'ın santrançvari hamlelerini ve Suudların bölgesel çıkarlarını da… O halde bizim yeni stratejiler geliştirmemiz lazım. Sert, kalıcı, uzun vadeli ve çözüm odaklı. Ne olursa olsun Suriye'de kalıcı olmalıyız. Aksi halde Türkiye'de ki Suriyelilere kendi topraklarımızda yeni bir yurt yapmakla baş başa kalabiliriz. Bu kadar net her şey! Ve ne olursa olsun Suriye'de yeni bir kırılma var. Bu KIRILMA birçok çıkarımızı içerisinde barındırıyor. Bunu mutlaka görmeliyiz. Ve ne olursa olsun Münbiç'te askeri bir üstünlük kurmanın tam vakti demek gerekiyor.

TİMUR İNCE

 



YORUMLAR

YORUM YAZ

*

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>